21 Mayıs 2013 Salı

Taraf Demirören iddilarını sürdürüyor!

Taraf, Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı, Milliyet ve Vatan gazetelerinin sahibi Erdoğan Demirören’in cinayetle suçlanmasıyla ilgili yayınına devam ediyor.

Ancak bu sefer gazetecilik açısından Taraf'ın pek yapmadığı bir şey de yapılmış durumda. Taraf'ın haberinde Erdoğan Demirören'in verdiği yanıt da yer aldı.

Daha önce yayınladığı haberlerde itham edilen, suçlanan kişilerin yanıtlarını yayınlamadığı için eleştirilen Taraf gazetesi bu kez Demirören'in tek cümlelik açıklamasına ve avukatlarının sözlerine haberde yer verdi. 


İŞTE DEMİRÖREN HABERİNDE İKİNCİ PERDE

28 Ocak 1982 tarihinde MİT’in, Genelkurmay’a Arşimidis cinayetiyle ilgili gönderdiği rapor bir süre sonra kayboldu. Taraf, müsteşar Burhanettin Bigalı imzalı bu rapora ulaştı


Taraf, Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı, Milliyet ve Vatan gazetelerinin sahibi Erdoğan Demirören’in cinayetle suçlanmasıyla ilgili yeni bilgi ve belgelere ulaştı. MİT’te kaybolan dosyanın yanı sıra Arşimidis olayının tüm belgeleri, öldürülen iş adamı Yorgi Papadopulos’un varislerinin yakınları tarafından dün Taraf ’a getirildi. Belgeler Taraf ’a geç saatlerde ulaştığı için, kaybolan MİT raporunun küçük bir bölümünü bugün sizlerle paylaşacağız.

Taraf’ın Erdoğan Demirören’le ilgili dünkü haberi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Taraf ’ın elde ettiği Genelkurmay Başkanlığı’na ait 20 Ağustos 1982 tarihli belgeye göre, Erdoğan Demirören’in, Arşimidis Şirketi’nin mallarının haksız yere ele geçirilmesinde ve tuğla fabrikatörü kayınbiraderinin ölümünde parmağı olduğu iddia edilmişti. Her iki şirket sahibinin şüpheli ölümlerinin ardından, Erdoğan Demirören bu şirketlerin tüm mal varlıklarına el koymuştu.

Skandal olay, o dönem Genelkurmay Başkanlığı’na iki kez ihbar mektubuyla bildirilmişti. Gelen bilgilerin ardından konu önce MİT’e, ardından 1. Ordu Komutanlığı’na değişik aralıklarla dört kez sorulmuştu. Her iki kurumdan gelen cevap yazılarında iddiaların yalan olmadığı belirtilmişti.

Konunun incelenmesi için Başbakanlığa gönderilen iki sayfalık yazı ve ekleri ise Semra Özal tarafından Başbakanlık masasından alınıp Demirören ailesine ulaştırılmıştı.

Taraf, bu cinayetlerin ve iddiaların izini sürerken Genelkurmay Başkanlığı’ndan da konuyla ilgili bilgi istemişti. Genelkurmay Başkanlığı, Taraf ’a gönderdiği resmî yazıda bilgi ve belge veremeyeceklerini ancak kayıtlarına göre Beyoğlu Savcılığı’nda 1982’den beri soruşturmanın sürdüğünü söylemişti.

Kayıp raporu bulduk

Taraf, Genelkurmay’ın açıklamadığı, MİT’te kaybolan 28 Ocak 1982 tarihli o dosyaya ulaştı. Aşağıda MİT raporundaki Arşimidis’le ilgili bilgilerin bir bölümünü okuyacaksınız. Arşimidis raporunun bir bölümünü sizlerle paylaşıyoruz çünkü belgeler Taraf ’a geç saatlerde geldi ve MİT raporunda kişilerin özel hayatlarıyla ilgili de bilgiler var. Bu bilgiler de konumuzla ilgili olmadığı için yayımlamıyoruz.

MİT’te kaybolan 11 sayfalık raporun özeti şöyle:

Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Korgeneral Burhanettin Bigalı, 28 Ocak 1982 tarihinde, Genelkurmay Başkanlığı’na Arşimidis Şirketi’yle ilgili istemiş oldukları inceleme sonucunu üst yazıyla gönderiyor. Şirket çalışanları, ortaklı yapısı dahil tüm bilgiler ayrıntılı bir şekilde raporda yer alıyor. Erdoğan Demirören’le ilgili de istihbarat notu rapora konmuş.

Raporda şirket ve ilgili kişilerin faaliyetleri, kişisel menfaatlere dayalı döviz kaçakçılığının yanı sıra Arşimidis şirketinin geçirdiği mali yapı tüm ayrıntılarıyla yer almış. Şirketin kurulduğu 6 Mart 1939 yılından, Erdoğan Demirören’e geçtiği yıla kadar tüm mali tablo, hisse durumları ilk üç sayfada anlatılmış.

Yorgi’nin nerede ne zaman öldüğü belli değil

Ardından raporda kişilerle ilgili bilgilere yer verilmiş. Raporda konu edilen ilk kişi İsviçre’de ölen şirket sahibi Yorgi Papadopulos. MİT’in raporuna göre ölüm tarihi 12 Aralık 1967 İsviçre. O dönem gazetelere yansıyan bilgilere göre de Papadopulos Cenevre’de ölmüş, Ancak Taraf ’ın elindeki dosyada Yunanistan Başkonsolosluğu’nun Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir yazı daha var. Burada ise ölüm tarihi 4 Aralık 1967 Atina olarak görünüyor. Bu da bu belgelerden birinin ya da her ikisinin sahte olarak düzenlendiğini, ölümün kapatılmaya çalışıldığını ortaya koyuyor. Ayrıca MİT’in Arşimidis Olayı başlıklı istihbarat notunda dikkat çeken bir ayrıntı da Papadopulos’un mezarının olmadığının vurgulanması. Tüm bu ayrıntılardan kendisini öldüren kişi ya da kişilerin sahte ölüm belgeleri düzenlediği gibi bir şüphe doğuyor.

Raporda tüm mâli işlemler var

Bu ayrıntıların ardından tekrar MİT raporuna dönersek, raporda Arşimidis şirketi ve sahibinin ölümüne kadar yaşanan tüm mâli işlemler, Erdoğan Demirören ve ortağı Necdet Çobanlı’nın şirkete el koymak için yaptıkları işler, sahte evrak düzenleyerek İşviçre’de şirkete el koymaları gibi ayrıntılı bilgiler yer alıyor.

Yorgi Papadopulos’un ardından Feridun Necdet Çobanlı’yla ilgili bilgilere yer vermiş MİT. Çobanlı’nın kısa hayat hikâyesinden sonra Arşimidis şirketinin diğer ortaklarına şantaj yaparak hisselerini kendi üzerine aldığı bilgisine de yer verilmiş. Necdet Çobanlı ve Erdoğan Demirören arasında husumet başladığına da yer verilen raporda, Çobanlı’nın 1977 yılında Arşimidis hisselerinin tamamını Erdoğan Demirören’e sattığı da belirtiliyor.

MİT raporunda Çobanlı’nın ardından Erdoğan Demirören’le ilgili kişisel ve mali bilgilere yer veriliyor. Ardından da Arşimidis dosyasıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’na ilk ihbar mektubunu gönderen İnayet Esen’in portresi raporda yer alıyor.

MİT’in Arşimidis İstihbarat raporu

MİT, Arşimidis Başlıklı üç sayfalık raporunda ise ilginç bilgiler veriyor. (Bu rapordaki özel hayatla ilgili kısımlar çıkartıldı)

“ARŞİMİDİS Şirketi, Yorgo PAPADOPULOS adlı Rum asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuştur. Özellikle OTOMOTİV Sanayinde etkili olan bu kuruluş Oto Light bujilerinin patenti gibi birçok yabancı şirket ile önemli anlaşmalar yapmış mal varlığını yükseltmiştir. Bu şirketin ortakları ve ilişki kurduğu kişilerin çoğunluğu Rum, Ermeni ve Yahudi asıllı kişilerdir. Diğer Türk asıllı gözüken ortak ve ilgililerinde aynı azınlıklar ile kan bağları yada duygusal bağları olduğu sanılmaktadır. Konuyla ilgili anılan kişiler ve bazı olaylar hakkında derlenebilen özel bilgiler şunlardır.

1. Yorgi PAPADOPULOS: Rum asıllı ve Ermenilerle çok samimi olduğu, şirketteki hisselerini kendi isteği ile devretmediği, bu hisselerin hile ile gasp edildiği, şüpheli ölüm olayının bu gasp olayı ile ilgili olabileceği sanılmaktadır. Mezarı yoktur.

2. Afradifi PAPADOPULOS: Eşi Yorgi PAPADOPULOS’ tan önce öldüğü iddia edilmekle birlikte nerede ve ne zaman öldüğü belli değildir. Büyük bir olasılıkla yaşamaktadır (Ölüm olayının zamanı şirketteki hisselerin miras yolu ile devri nedeniyle önemlidir)

3. Av. Necdet Çobanlı: Bu olaylarda en önemli kişidir. (MİT istihbarat notunun bu bölümünde Çobanlı’nın özel hayatına geniş yer verilmiş. Konuyla ilgili olmadığı için bu bölümü yayımlamıyoruz.)

ÖZET:

ARŞİMİDİS Şirketinin gaspı, Yurtdışında ve içinde kaçakçılık, Yurtdışında ve içinde oluşturduğu maddi güçle ermeni militanlarına yardım etme olayları ile ilgilidir. Eşi ile birlikte kaçakçılık suçundan Yurda dön çağrısı yapılmış, Yurda dönmüş fakat yargıyı rüşvetle kandırarak tekrar çıkmıştır.

MGK bu yazıhanede kuruldu

4. Av. Erdoğan DEMİRÖREN: Avukat Necdet ÇOBANLI’nın yardımcısı ve suç ortağıdır. Özellikle ÇAMGAZ şirketi sahibi Metin ÇAM’ın ve Tuğla Fabrikatörü olan kayınbiraderinin ölüm olayları ile ilgilidir. Ölüm olayları sonrası bu şirketleri ele geçirmiştir. ARŞİMİDİŞ Şirketinin gaspı olayında görev almıştır. Bu sonuçtan mağdur olan varislerin ‘Sizi Milli Güvenlik Konseyine şikayet ederiz’ demeleri üzerine ‘Hiç önemli değil zaten Milli Güvenlik Konseyi bu yazıhanede kuruldu’ demiştir. Ayrıca bu sözcükleri çok sık olarak değişik kişilere de söylemektedir.

5. Avukat Şükran ERGİN: Olaylardan haberdar ve suç ortağıdır.

6. Lembo FİLİBİDİŞ: ARŞİMİDİŞ Şirketleri ortaklarından ve suçlara iştirak eden kişilerdendir.

7. Hüseyin Yersuvat : Erdoğan Demirören’in de avukatlığını yapmaktadır. Olaylarla yüksek derecedeki kişilerle kurulan kontratlarla ilgilidir. Sadece Yahudi asıllı kişilerin girebildiği ATLAS Mason Loca’sında 30’uncu dereceden gibi yüksek bir dereceden masondur. Yarsuvat Hukuk Bürosunun sahibidir ve Prof. Duygu Yersuvat’ın ağabeyidir.

Sonuç: Bu bilgilerin sağlığının kontrolünün, Londra Divan Oteli ve Süper Marketin Ermeni olaylarıyla ilgisinin, Bu kişilerin üst yönetimlerle ilgisinin incelenmesinde büyük yarar olduğu düşünülmektedir.

NOT: Bu olayların hukuki detayları hakkında Danışma Meclis Üyesi Sayın Prof. Şener Akyol’unda çalışması olduğu sanılmaktadır.”


Beyoğlu’ndaki dosya da ortadan kayboldu

GENELKURMAY Başkanlığı, Taraf ’a gönderdiği “Arşimidis dosyası ve cinayetlerle ilgili” adlı resmî yazıda “Kayıtlarımızda, konu ile ilgili Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma yürütüldüğü bilgisi bulunmaktadır” demişti. Taraf, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’ndaki dosyanın da izini sürdü. Elde ettiğimiz bilgilere göre, dosyanın hazırlık soruşturma numarası 1984/1101. Bu dosya, Beyoğlu’ndan Sultanahmet Adliyesi’ne gönderilmiş. Tıpkı MİT’te olduğu gibi bu dosya da 1991 ya da 1992 yılında ortadan kaybolmuş.


Demirören: Palavra, palavra

DEMİRÖREN Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören, haber hakkında The Wall Street Journal Türkiye’ye konuştu ve “Bunlar palavra. Palavracılara söyleyecek, verecek cevabım yok” dedi. Dün öğleden sonra ise Erdoğan Demirören’in avukatı Cemalettin Mutlu, müvekkili hakkındaki iddiaları yalanladı. Mutlu, yaptığı yazılı açıklamada, Demirören, hayatının hiçbir döneminde böyle bir soruşturmaya muhatap olmamıştır” dedi. Ancak Genelkurmay Başkanlığı, Taraf’a gönderdiği resmî yazıda Beyoğlu Savcılığı’nın konu hakkında bir soruşturma yürüttüğünü söylemişti. Avukat Mutlu’nun açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Türk iş dünyasında yarım yüzyılı aşkın süredir saygın bir yere ve isme sahip Erdoğan Demirören’i haberde öne sürüldüğü gibi cinayetle suçlamak, akıl ve izandan yoksun, büyük bir vicdansızlık ve sorumsuzluktur. Demirören, hayatının hiçbir döneminde böyle bir soruşturmaya muhatap olmamıştır. Sayın Erdoğan Demirören’in verilmeyecek hiçbir hesabı yoktur.”


Halkalı’da kim yakıldı

DÜNKÜ haberimizde Arşimidis şirketi sahiplerinden birinin Halkalı’da yakılarak öldürüldüğünü söylemiştik. Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin de yazısından bir alıntı yapmıştık. Eygi yazısında, “Çocukluğumda ve gençliğimde İstanbul’un büyük zenginlerinden Rum asıllı bir Arşimidis vardı. Bu zat, Üzeyir Garih gibi bir cinayete kurban gitmişti. Üç saygın kişi onu öldürmüşler, cesedini Halkalı’da gözden uzak bir yerde yakmışlar ve servetinin üzerine oturmuşlardır” diye yazmıştı. Dün Taraf’a konuyla ilgili dosyayı getiren varis yakınları, bu cinayetle ilgili de bizlerle bazı bilgi ve belge paylaşıp, MİT raporunda yer alan bir paragrafa dikkat çektiler. MİT raporunda Afroditi Papadopulos’la ilgili şu bilgilere yer verilmişti: “Eşi Yorgi PAPADOPULOS’ tan önce öldüğü iddia edilmekle birlikte nerede ve ne zaman öldüğü belli değildir. Büyük bir olasılıkla yaşamaktadır (Ölüm olayının zamanı şirketteki hisselerin miras yolu ile devri nedeniyle önemlidir)”

Halkalı’da yakılarak öldürülen kişinin eş Afroditi Papadopulos olduğunu iddia eden Arşimidis şirketinin varis yakınları, Afroditi’nin kimlik bilgilerini ve Atina’ya gitmiş gibi gösterilen sahte pasaport ve yurt dışı kayıtlarını da bizlerle paylaştılar. Varis yakınları ayrıca, kamuoyuna ve basına da Afroditi’nin Yunanistan’a gittiği yalan bilgisinin sızdırıldığını aktardılar.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Erdoğan Demirören'e cinayete suçlaması


Erdoğan Demirören cinayetle suçlanıyor

Taraf gazetesinin olaylı haberleriyle ünlenen Mehmet Baransu, bu kez de Vatan ve Milliyet gazetelerinin sahibi Demirören'in cinayet ve nitelikli yağma ile suçlandığını, ancak Semra Özal'ın yardımları ile hakkında hiç soruşturma açılmadığını ileri sürdü.

İşte Baransu'nun imzasını taşıyan o haber...



Milliyet ve Vatan gazetelerinin sahibi, Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören’in cinayetle suçlandığı ortaya çıktı. Genelkurmay kayıtlarına göre, cinayet soruşturması 1982’den beri devam ediyor. Taraf ’ın elde ettiği Genelkurmay Başkanlığı’na ait 1982 tarihli belgeye göre, Erdoğan Demirören’in, Arşimidis Şirketi’nin haksız yere mallarının ele geçirilmesinde ve bir tuğla fabrikatörünün ölümünde parmağı var. Her iki şirket sahibinin şüpheli ölümlerinin ardından, Erdoğan Demirören, bu şirketlerin tüm mal varlıklarına el koymuş.

17 Mayıs 2013 Cuma

Doğuş Galataport ihalesini (de) kazandı!

Galataport olarak bilinen Salıpazarı Liman Sahası' nın özelleştirme ihalesi dün (16 Mayıs) gerçekleştirildi. İhalede en yüksek teklifi 702 milyon dolarla Doğuş Holding A.Ş verdi.

Açık artırmaların başlama fiyatı 701 milyon Amerikan doları olarak belirlendi. Artırma aralığı ise 1 milyon dolar olarak açıklandı.

Doğuş Holding'in verdiği 702 milyon dolarlık teklif üzerine 2 firma da ihaleden çekilince teknik olarak ihale sona erdi.

DAHA ÖNCE OFFER ALMIŞTI

İhale ilk kez 8 önce yapılmıştı.  3 milyar Avroya Offer Grubu ortaklığı tarafından kazanılan ihale Danıştay tarafından iptal edilmişti. Global-Ofer ortaklığı Grubu 49 yıllığına 3.5 milyar Euro'luk bir teklif vermişti.

ANCAK BU İLK İHALE DEĞİL! 


Medya sektöründe sahibi olduğu NTV'deki muhalifleri birer birer kapının önüne koyması ile dikkatleri çeken Doğuş Grubunun kazandığı ilk ihale değil elbette bu.


Doğuş İnşaat’ın kazandığı 564 milyon euro ihale bedelli, 17 km uzunluğundaki Üsküdar-Ümraniye-Çekmeköy-Sancaktepe Metrosunun temeli yakında atılıyor.


  Doğuş İnşaat

Tamamlandığında Olimpiyat Stadı’na ulaşımın Ümraniye’den 64 dakika ve Çekmeköy’den de 78 dakikada olması hedeflenen metro hattı üzerindeki duraklar; Üsküdar, Fıstıkağacı, Bağlarbaşı, Altunizade, Kısıklı, Libadiye, Çarşı, Ümraniye, İnkilap, Çakmak, Ihlamurkuyu, Altınşehir, Lise, Dudullu, Toplu Konut ve Çekmeköy olacak.

DOĞUŞ İNŞAAT KENDİSİNİ NASIL TANITIYOR?

Mega proje yaklaşımı ile hem kendi ülkesinde hem de uluslararası piyasada üstlendiği altyapı ve üstyapı projeleriyle Doğuş İnşaat, kendi sektörünün kilit şirketlerinden bir tanesidir. En saygın yapım şirketleri arasında yer alan Doğuş İnşaat, kuruluşu olan 1950 yılından bugüne kadar 12 milyar doları aşan 170 projeyi tamamlamıştır.

Yapmış olduğu işler arasında ana hatlarıyla, 19 adet baraj ve hidroelektrik santralı, 415 km’si otoyol olmak üzere 1150 km yol yapımı, 2.000.000 metrekare bina yapımı, altyapı işleri, toplam 35.000 m köprü, viyadük, alt ve üst geçitler, 96.000 m’den daha uzun tünel ve derivasyon tünelleri, limanlar, marinalar, sulama projeleri, kanalizasyon sistemleri, ofis binaları, alışveriş ve yaşam merkezleri, konut ve endüstriyel binalar sayılabilir. Bugün Doğuş’un içinde yer aldığı projelerin toplam tutarı 4,5 milyar doları bulmakta olup, bu rakam içinde Doğuş’un payına düşen miktar 3,5 milyar dolardır. Doğuş, dünya çapında da aktif inşaat çalışmalarını yürüten şirketlerin katılımıyla kurduğu ortak girişim veya konsorsiyumlarla Türkiye’de çeşitli raylı toplu taşıma sistemleri projelerinin yapımında yer almaktadır.

Yurtiçinde İstanbul’un ulaşım sorununa çözüm getirecek olan önemli metro projelerinden Üsküdar-Ümraniye-Çekmeköy-Sancaktepe Metrosu İnşaat ve Elektromekanik işleri ihalesi çok yakın zamanda kazanılan yeni bir projedir. Ayrıca, Boyabat Barajı ve HES İnşaatı ile Artvin Barajı ve HES Projesi de Doğuş İnşaat tarafından yapımına devam edilen çok önemli projelerdir.

Yapımı devam eden; Ukrayna’da Boryspil Uluslararası Havaalanı Geliştirme Projesi, Bulgaristan’da Sofya Metrosu Genişletme Projesi LOT 1 işleri ve 2011 yılı başında Libya’da yaşanan olaylar nedeniyle geçici olarak durdurulan Sirte Üniversitesi Kompleksi 1. Kısım inşaatı uluslararası piyasada göze çarpan işlerimiz arasındadır.

Doğuş İnşaat “Yaşam, mal varlığı ve çevre koruma” ile risk yönetimi konularında hizmet veren Lloyd’s Register Quality Assurance tarafından belgelenmiştir. Belgelendirme firması Doğuş İnşaat için ISO 9001:2008 Kalite, OHSAS 18001:2007 İş Sağlığı ve Güvenliği, ve ISO 14001:2004 Çevre Yönetimi sertifikalarını düzenlemiştir.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Gazetecilik flash disk ile geleni haber diye yayınlamak mı?

Yazan bir avukat.  Yegane Güley... Twitterda önce yazıyor, sonrasında da, "çok RT aldı, muhabirin başı derde girer" diyerek siliyor...

Muhabirin başını derde sokacak şey neymiş peki?

Kanal 7 çalışanı bir muhabir bana birebir: "Balyoz davasında flaşbellekte geliyordu haberler bize. Vicdanen rahatsızım ama yaptık maalesef."






Sözlük jargonunda bir cümle kalıbı var... "Şakaysa komik değil ciddiyse çok komik!" diye. Eğer Avukat hanım ciddiyse gazetecilik açısından yaşadığımı durumu ilk ağızdan ispatlıyor. Eğer asparagas bir iddia ise yalanlamak pek mümkün değil çünkü çok insan tam da böyle düşünüyor zaten.

Aynı kanal değil elbet. Ama Samanyolu TV'nin Ergenekon davası ile ilgili uygulamalarını daha önce yazmıştım. Hatırlatmakta fayda var:

...6 Ocak 2012'de yaptıkları ... hem yaşanan durumu ifade etmek açısından önemliydi hem de bugün kullandıkları sloganın neden gerçekten bir "lapsus" örneği olduğunu ortaya koyuyor.

MAHKEME KARARINI 21 DAKİKA ÖNCESİNDE DUYURDULAR

STV Haber, 6 Ocak 2012 günü, OdaTV davasında mahkeme kararını, sanık avukatlarından bile önce öğrnedi. Resmi açıklanmadan 21 dakika önce kararı izleyicilerine duyuran STV Haber  eleştirilere gözlerini kapayıp yoluna devam etti. O günlerde yaşananları şöyle haberleştirmiştim:

Mahkeme heyetinin, sanıkların tahliye talebini görüşmek üzere toplanmasının ardından tutukluluğun devamı kararı 21.48'de sanık avukatlarına bildirildi. Ancak Samanyolu TV, tam 21 dakika önce mahkemenin kararını son dakika olarak izleyicilerine duyurdu. Diğer haber kanalları ise saat 21:50'den sonra haberi son dakika olarak ekrana taşıdı. TV 24 ise haberi bırakın 21 dakika önce, saatlerce sonra bile görmemeyi tercih etti.
Twitterda bir kullanıcı ise şöyle diyordu o gün: STV nin yeni sloganı "Nur Hızında Habercilik". Tüm haber ajanslarıdan 20 dk önce olacak olanları açıklıyorlar....

'Laik' gazetelerin çaresizliği...

'Laik' gazeteler... 'Laikçi' gazeteler... Bu tanımlamaları sevmiyorum. Ama eksik de olsa tanımlama yapmak lazım. Ulusal yaygın medyanın önemli bir kısmı hükümete yakınlaşınca (yandaş medya olunca...) kalanlar diğer uçlara savruluyor. Gazetecilik değil siyaset üzerinden tanımlama yapmak mecburiyeti de daha belirginleşiyor.

Güneş, Akşam gazetesinin muhabirsiz yayını. Tıpkı Posta'nın Milliyet (şimdi Hürriyet oldu gerçi), Takvim'in Sabah'ın editöryal desteği ile yayınlanan gazetesi olduğu gibi muhabiri olmadan, ajans haberlerine takla attırmak yoluyla çıkartılan, ancak magazin ve bulmacası kuvvetli bir gazete Güneş de. Bir zamanların önemli gazetelerinden birinin ismini taşıyor ama şu aralar, muhalif çizgide yayın yapan bir gazete.

Peki az mı satıyor? Hayır tam aksine neredeyse grubun ana gazetesi Akşam kadar çok satıyor. Akşam'ın 102 bin satışı var, Güneş'in ise 101 bin civarında.

Haberler hafif, söylem popülist, tarz muhalif, ancak arkası dolu değil. Fotoğraflar büyük, başlıklar şişirilmiş, metinler dolgu...

Peki Güneş'in özelinde Laik gazetelerin çaresizliği nasıl vücut buluyor?

Bugün manşette "İçkiye büyük yasak!" haberi var. Gazetenin Ankara kulislerinden gelen bilgilerle yaptığı manşete göre, Alkol reklamlarını kısıtlamak için getirilen yasa teklifi aslında bir içki yasağı. Teklif yasalaşırda, ne Çiçek Pasajı kalacak, ne Nevizade... Hatta bakkalarda içki satılamayacak. Meyhane, büfe, lokantaların ruhsatları iptal edilecek, yenilerini almak çok zor olacak... 100 metre çevrede sürücü kursu bile olsa ruhsat alınamayacak... İçki satan dükkanlar camlarını içkiler görülmesin diye boyamak zorunda kalacak... 

Kısaca manşet haberi o çok iyi bilinen "Eyvah şeriat geliyor" temalı bir haber.

Haber bugün Güneş'e böyle yansıdı ama dün, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan yasa teklifi Alt Komisyon’a geri gönderildi. Alt Komisyon teklif üzerindeki çalışmaları bu hafta bitirecek, haftaya tekrar üst komisyon’da ele alınacak.

Teklif sahibi Ak Partili Recai Berber de teklifin turizm işletme belgesi olan tesisler için yeniden gözden geçirilmesi gerektiği görüşünde olduklarını vurguladı. Ayrıca mevcut ruhsat sahipleri için ‘müktesep haklar’, kazanılmış hakların da göz önüne alınması gerektiğini söyledi.

Berber, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında gözden geçirilerek, hem turistik tesislerin istisna kapsamına alınması hem de kazanılmış hakların korunması için düzenleme yapılacağını açıkladı.

Şimdi gelelim çaresizlik bölümüne...

Manşet haberinin hemen altında bir kutu haber var. Batan güneş... Cami silueti... "Regaip Kandiliniz Mübarek Olsun" başlığı. Çünkü bugün Regaip Kandili. Peki Güneş'in okuru ile Regaip Kandili nasıl ilişkilendiriliyor?

Okur içki satışının yasaklanmasından rahatsızlık duyacak diye düşünüyor ki gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Büyükçelebi, manşetinde "İçkiye Büyük Yasak" deniyor. Ama Regaip Kandilini kutlamamak da eksiklik olarak görünüyor olmalı ki "çaresizlik" içinde "mübarek olsun" deniliyor.

Elbette "sana ne kardeşim, içkimi de içerim, kandilimi de kutlarım" diyenlere itirazım yok. İçki yasağına Kandil kutlamasına katılanlar da karşı çıkabilir. Hatta en çok onlar karşı çıkmalı belki de... Ama ikisinin bir arada olması, birinin diğeri için olmazsa olmaz konumunda görünmesi de çarpıcı bir çelişki...

15 Mayıs 2013 Çarşamba

NTV, THY Grevini bir gördü bir görmedi!

Reyhanlı katliamı üzerine haberleri an be an yayınlayan, ardından da yayın yasağı ile birlikte tüm haberleri sisteminden silen, NTVMSNBC şimdi de THY'nin grev haberini "uçurdu".





SABAH HABER VARDI ŞİMDİ İSE...

Sabah sitenin manşetinde yer alan Grev haberi, sitenin Türkiye sayfasında bile yayınlanmıyor. Sitede THY, Grev anahtar kelimeleri ile yapılan arama ile zorlukla bulunan haberde Hava-İş: Grevdeyiz, THY: Uçuşlar sürüyor başlığı kullanılmış ve şöyle denilmişti:
"Türk Hava Yolları yönetimi ile toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşamayan Hava-İş Sendikası, aldığı grev kararını uygulamaya başladı. Sendikaya bağlı çalışanlar, gece saat 3'ten itibaren greve başlarken Türk Hava Yolları'ndan "Seferlerde bir aksama yok" açıklaması geldi."

İSTEDİĞİ HABERİ YAYINLAR İSTEMEDİĞİNİ YAYINLAMAZ 

Elbette, internet sitesinde haberin nerede yer alacağını ya da yer alıp almayacağına yayıncı kuruluş kendisi karar verir. Ancak var olan bir haberin bir anda bulunamaz olmasının dikkat çekici olduğu da ortada.

THY ÖNEMLİ BİR REKLAMVEREN DİYE Mİ?

NTV'nin haberi sitenin manşetten, ana sayfadan ve Türkiye kategosinin ana sayfasından düşürmesinin ardındaki gerekçenin THY'nin önemli bir reklam veren olması olduğu sanılıyor.

MANŞETTE OBAMA İÇİN "ÜÇ MAYMUN" DİYOR AMA...

NTV'nin internet sitesinde manşette yer alan Obama haberine attığı "üç maymun" başlığı ise ironik bir duruma yol açtı.
Deneme

REYHANLI BOMBALARI ARDINDAN DA AYNISINI YAPMIŞTI


NTV Reyhanlı haberlerine yayın yasağı konması üzerine de aynı şeyi yapmış, haberlerin tamamını arşivinden silmiş; ardından gelen eleştiriler üzerine de bir açıklama ile suçlamaları reddetmişti.
Açıkmalada şöyle denilmişti:

"NTV'nin Reyhanlı saldırısı ile ilgili haberleri görmediği ve yayınlamadığı bilgisi gerçek dışıdır. NTV olayın olduğu andan itibaren canlı yayın ekipleri muhabir bağlantıları ve uzman konuklarla gelişmeleri kapsamlı bir şekilde ekrana yansıtmıştır, yansıtmaya da devam etmektedir. Ancak soruşturmanın gizliliği ile ilgili gece yarısı gelen mahkeme kararı doğrultusunda yayın yasağı kapsamına giren görüntü ve bilgiler haber metinlerinde yer almamıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Savaş Ay eski günleri anlatıyor!

Savaş Ay Türkiye'nin az sayıdaki "iyi" savaş muhabirlerinden biri. Birand'ın arkasından kendisini nasıl savaş muhabiri yaptığını anlatan bir yazı kaleme almıştı. Bugün ise köşesinde başka bir dönemi, savaş muhabirliği öncesinde yaptığı gazeteciliği yazdı.

Basın Tarihi açısından çarpıcı bir anı/ayrıntı... Yok olmasın istedim...

Günün modası yıkılıp-yapılacak İnönü Stadı'yla ilgili anılardan söz etmek, malum. Eksik kalmayayım diye lafa girecek oldum, gazetedeki Beşiktaşlı genç tayfa susturdu hemen. "Abi senin ne işin var Beşiktaş'la, İnönü Stadı'yla?"

Bak şu yeni yetmelere. 40 yıl önce mesleğe çaylak stajyer olarak orada başladım desem hangisi inanır ki?

Eskiler hatırlar. Gazeteler daha o gün sona ermeden; "meyhane baskısı", "kaldırım baskısı", "akşam baskısı" diye basılır, "Hayde yazıyoooo yazıyooo" diye bağrışan gençler tarafından vapur iskeleleri, tren istasyonları, çarşı içleri gibi kalabalık yerlerde satılırdı o devirlerde

İşte korkunç cinayetlerin, büyük kazaların ya da mühim maç günlerinin olduğu akşamlar kaldırım baskılarının en çok sattığı zamanlar olurdu.
Maçların tümü İstanbul'un tek stadı "Mithatpaşa"da (İnönü) oynanırdı öğleden sonraları. Art arda 2 maç oynandığını çok gördük.
İşte o maçların ilk devrelerinde atılan goller çok önemsenirdi. Çünkü devre arasında o fotoğraflar hemen gazeteye gidecek, seçilen kareler klişehanede kotarılacak, "İşte Kral Metin'in muhteşem volesi" türünden şimşir başlıklarla sayfaya "nal kadar" büyük girecek.


Basın kartı olmayan stada nasıl girecek ki ben gibi bir toy girsin. Çaresi şoför kartıyla bulundu. Devre arasında gol fotoğraflarını almaya giden şoförlerin özel kartı vardı çünkü. Ben onlardan birini kapar, şoför kadrosuyla stada girer, usta foto muhabiri abilerin de hoş görüsüyle kale arkasında yerimi alır beklerdim.
İşin matrağı, gönderilecek filmler sahadan tribüne elle atılır, gerçekten film almaya gelen gazete şoförleri kaleci antrenmanı yapar gibi havalara zıplayıp yakalardı bobinleri. Sonradan çelik tel, 1-2 dişli çark ve bobin koyacak kutu marifetiyle ilkel bir teleferik düzeneği kurulmuştu da hayran kalmıştık icada.

Akabinde, polis muhabirliğine geçene kadar tam 1.5 yıl müdavimi oldum stadın. Her maça gidip, yüzlerce kez deklanşör basardım. En büyük keyfim de Fener maçları için geceler boyu kapılarda bekleyip zor bela stada girdiğimiz eski mahalle arkadaşlarıma sahanın ortasında çektirdiğim fotoğrafları gösterip, onları kıskandırmak olurdu.