yeni şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

Demokratikleşme Paketi için kim ne dedi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇIKLADIĞI “DEMOKRASİ PAKETİ” İÇİN 16 GAZETE HANGİ MANŞETLE ÇIKTI? BU GAZETELERDEKİ KAÇ KÖŞE YAZARI “PAKET”İ YAZDI? İŞTE GAZETELERİN “PAKET”E DAİR ATTIKLARI MANŞETLER VE 100 CİVARINDAKİ KÖŞE YAZARININ “PAKET” İÇİN YAZDIKLARI:
MİLLİYET – 18 yeni adım
Fikret Bila: Önemli ve ihtiyatlı adımlar
Güneri Civaoğlu: Güven artırıcı hamleler
Melih Aşık: 6 hafta önce söylenen
Aslı Aydıntaşbaş: Yeterli değil, ama olumlu
Serpil Çevikcan: Bir geçiş sürece metni
Abbas Güçlü: Eğitimde çok şey değişecek
Nihat Ali Özcan: Paketten aslında beklenen
Mehmet Tezkan: Tatmin etmedi eksik kaldı
VATAN – Yeni bir dönem
Güngör Mengi: Paketteni iyiler ve kötüler
Reha Muhtar: Üç seçim sistemi AKP’ye yarıyor
Okay Gönensin: Tabii ki yetmez, eksiğimiz çok…
Ruşen Çakır: Daha fazla, daha iyiye hazırdık
Murat Çelik: Asıl olan uygulama
HABERTÜRK – Demokrasiye bir adım daha
Fatih Altaylı: Kürt’e çiçek, Kandil’e ‘Hayır’ 
Umur Talu: Demokrasi pakete sığsaydı… 
Muharrem Sarıkaya: Paketin getirdiği
POSTA – Kamuda türban serbest
Candaş Tolga Işık: Paketiniz kargoya verildi…
Yalgülü Aldoğan: Paketlenmiş demokrasi!
SABAH – Yeni Türkiye için 20 adım
Mehmet Barlas: “Nefret” suçtur 
Yavuz Donat: Kürtçe propaganda 
Emre Aköz: En iyisi dar bölge 
Süleyman Yaşar: Büyümeye katkı 
Şeref Oğuz: Özgürlük reformu 
Mahmut Övür: Demokrasi şifreleri
Sevilay Yükselir: İnanılmaz bir reform
Okan Müderrisoğlu: Tarihi süreç 
Rasim Ozan Kütahyalı: İleri Türkiye 
Nazlı Ilıcak: Çağdaş Türkiye
HÜRRİYET– Öncü paket
Taha Akyol: Reformist sakin adım 
Sedat Ergin: Alevilerin adı yok 
Metehan Demir: O maddeler bekliyor 
Mehmet Y. Yılmaz: Yetmese de olumlu adım 
Yalçın Doğan: Kürtleri keser mi? 
Akif Beki: Şaşırdım ama ‘evet’ paketi 
Yalçın Bayer: Muhalefetsiz demokrasi 
Fatih Çekirge: Bu çabayı alkışlıyorum
BUGÜN – Özel okullarda Kürtçe eğitim
Erhan Başyurt: Özgürlükler Türkiye’ye kazandırır 
Gülay Göktürk: Emin adımlarla ilerliyoruz  
RADİKAL: Demokrasi 1.0 (Yeni sürüm gelecek)
Eyüp Can: Reform gazına basmak önemli 
Ezgi Başaran: Demokrasi için küçük adımlar 
Tarhan Erdem: Algının özeti: Evet, yola devam 
Ahmet İnsel: Temel haklarda azla kifayet 
Murat Yetkin: Bardağın ancak yarısı dolu 
Cüneyt Özdemir: Paketin Türkçe tercümesi 
Seyfettin Gürsel: Seçim sistemi kimin için risk 
Oral Çalışlar: Ruhban Okulu ve cemevi de olsaydı 
Koray Çalışkan: 15 milyona yok, 3 harfe var 
Deniz Zeyrek: Beklentiler karşılandı mı?
AKŞAM – Erdoğan devrimi
Mehmet Ocaktan: Demokrasi devrimi yapan diktatör
Cengiz Özdemir: Söz sırası muhalefette
Ufuk Ulutaş: Normalleşme paketi ve normalleşmeyenler
Kurtuluş Taviz: Değişim iradesi sürüyor
Emin Pazarcı: Ölümsüzlük iksiri ve fare
TARAF – Evet, devam edelim
Enver Sezgin: Olumlu, ama eksik
STAR – 30 Eylül devrimi
Mustafa Karaalioğlu: Daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak
Fehmi Koru: Korkulardan kurtuluyoruz galiba
Yalçın Akdoğan: Paketin kodları
Ahmet Kekeç: Beğenmiyorsan, daha iyisini yaparsın
Yağmur Atsız: Merak ve heyecan
Eser Karakaş: Bir kez daha “yetmez, ama evet”
Murat Kartoğlu: Hayat tarzına müdahaleyi “suç” yaptı
Sedat Laçiner: Özgür birey, güçlü Türkiye
Mensur Akgün: Bence de yetmez, ama evet
Fadime Özkan: Paketin sürprizi
Bekir S. Gür: Demokratik eğitim paketi
SÖZCÜ – Andınız kaldırıldı, türban va çarşaf serbest kaldı
Emin Çölaşan: Civciv çıktı, kuş çıktı, sadece sıkmabaş çıktı>
Rahmi Turan: Bu paket alkışlanmaz
Mehmet Türker: Paketten PKK ile türban çıktı
Saygı Öztürk: Paket koca bir aldatmacı
TAKVİM – Yeni Türkiye
Ergün Diler: Paket
Bülent Eradaç: Duvar yıkıldı
Mehmet Çetingüleç: Partilere müjde
Bekir Hazar: Yasaklar kalkıyor
TÜRKİYE- Hoşgeldin özgürlük
Nuh Albayrak: Reform nihayet halka inde
Melit Altınok: Balkon paketi
Mehmet Sağırlı: Demokratikleşme paketi kaç kişiye dağıtılacak
İsmail Kapan: Beğenenlere de, beğenmeyenlere de hayırlı olsun
ZAMAN – Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest
Ekrem Dumanlı: Reformlara devam
Bülent Korucu: Paketin dolu tarafları
Abdülhamit Bilici: AK Parti’nin en büyük hizmeti
İhsan Dağı: Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri
Şahin Alpay: Evet! Ama yetmez…
Mümtaz’er Türköne: Zafer anıtını nereye dikelim?
Leyla İpekçi: Paketlerin ruhumuza etkisi
YENİ ŞAFAK: Demokrasiye yüksek standart
Ali Bayramoğlu: Demokratikleşme paketini nasıl okumalı?
Salih Tuna: Erdoğan yanağımızdan makas aldı mı desinler
Ali Saydam: Beklenti yüksek olursa tatmin düşebilir
Akif Emre: And
Mehmet Metiner: Demokratikleşme derinleşerek sürüyor
Abdulkadir Selvi: Durmak yok, reformlara devam
İbrahim Karagül: Paket ve yeni dalga sempati
Osman Özsoy: Gözünüz aydın bacım…
Tamer Korkmaz: Dört Yüz On Bir paket kaosa kalktı!

[Ali Eyüboğlu derlemiş. Ben de ondan aldım. 
Bence "en yandaş yazar" ödülünü Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir, "İnanılmaz bir reform" diyerek haketmiş.  "En yandaş gazete" ödülü ise Star'dan ithal Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın Akşam gazetesi'ne gidiyor: "Erdoğan devrimi" ]

9 Temmuz 2013 Salı

Türkiye'nin en büyük medya patronu Yalçın Akdoğan mı?

Cüneyt Ülsever Odatv'deki yazısında ilginç bir Yalçın Akdoğan analizi yapıyor. Halen Başbakan Erdoğan'ın başdanışmanı ünvanını taşıyan, Ankara Milletvekili ve Star'da kendi imzasıyla, Yeni Şafak'ta ise Yasin Doğan müstear ismiyle yazan Yalçın Akdoğan'ın Türkiye'nin en büyük medya patronu olduğunu ileri süren Ülsever bir zamanlar yer aldığı Hürriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve Ankara Temsilcisini de çarpıcı bir dille eleştiriyor. 
İşte Ülsever'in kaleminden Yalçın Akdoğan: 

Akdoğan’ın Enis Berberoğlu, Metehan Demir (ben iyi bildiklerimi yazıyorum ancak sayı çok yüksek) gibi gazetecileri etkisi ve hatta emri altına almakta usta olduğunu inkâr edemem.
 Ancak, “Akdoğan projeleri” Hürriyet, Milliyet gibi en etkin gazeteleri etkisizleştirmiş, koskoca Sabah’ı kendisine benzetmiştir. Aydın Doğan, Ferit Şahenk, Turgay Ciner’i iğdiş etmiş, ellerindeki TV ve gazeteleri emir kulu haline getirmiştir.
Ancak, bu gazetelerin hiçbiri RTE propagandası yapmakta başarılı değiller.
RTE’ye bir hayırları dokunmamaktadır.
Hatta “Gezi Direnişi” sırasındaki vurdumduymazlıkları sadece kendilerine değil, RTE’ye de negatif puan yükledi.

21 Haziran 2013 Cuma

Medya üçe bölündü: Çoğunluk, ikinci çoğunluk ve azınlık...

Hıdır Geviş köşesinde diyor ki:

Erdoğan Türkiye’deki medya sektörünün sahibi değil belki ama kontrol eden kişi. Gezi’yle birlikte bu etkiyi açıkça gördük. Medya üçe bölündü, her biri hükümetin propaganda kalaşnikofuna dönen çoğunluk, habercilik hissini kaybetmiş ikinci çoğunluk, ve gerçekleri göstermekten sakınmayan azınlık medya...

Başlayalım mı saymaya: Star gazetesi AK Parti’nin Pravdası gibi... AK Parti’yi az ya da çok destekleyen bütün isimlerin yazar kadrosuna alındığı bir gazete... Grubun kanalı 24 ise sözkonusu Pravda’nın televizyon versiyonu. Oranın başında atanmış bir anchor-vali var. Sabah grubu- atv- a haber, “günaydın efenim, hizmetinizdeyiz” der gibi güne başlıyor. Kanal 7 yine öyle, CİNE5 öyle... Yeni Şafak çok iyi yazar ve gazetecilere sahip olmakla birlikte masabaşı delilsiz haberleriyle iktidar politikalarının en kuru savunucularından biri olmuş durumda. TRT’nin bütün kanalları ile Anadolu Ajansı’na ise zaten diyecek laf bulamıyorum... Show TV ve Habertürk gubu üzerindeki iktidar etkisini biliyoruz. Show’a bir anchor-vali atadılar. Bereket bu diğeri gibi değil, haysiyetli ve beyefendi... Bunun dışında Doğan ve Milliyet grubu içine aralara sıkıştırılan Akif Beki gibi kaymakam düzeyinde hükümeti temsil eden denge figürler var... Daha saymadığım varsa da siz ekleyin, ben yoruldum...

Medyanın iktidar tarafından bu kadar domine edilmesi uzun vadede medyaya ciddi zararlar verecektir. Bir kere halk daha şimdiden onlardan umudunu kesmiş durumda... Bu durum belki iyi bir gelişmeye vesile olacak ve dijital medya, dijitali habercilikte atılım yapacak... Bu konuda küçük şirketler ortaya çıkacak ve büyüyecek.

Gezi olayları sırasında her biri birer gazeteciye dönen yurttaşları gördünüz. İletişim konusunda büyük medya kurumlarına ihtiyaç bile duyulmadı... Twitter üzerinden bilenler bilmeyenlere, şahit olanlar olmayanlara her şeyi iletti... Telefonuyla resim çeken, video çeken, iki satır bilgi yazıp kitlelerle paylaşan sıradan insanlar gazetecilik yaptı... Kimbilir, yeni medya da belki yurttaş gazetecilik üzerine kurulacak. İnşallah da öyle olur...

Yurttaş gazeteciliği ile ilgili tespitler doğru. "Konvansiyonel" medya tespitleri ise geliştirmeye muhtaç... Üzerinde düşünüp devam edeceğim...

4 Şubat 2013 Pazartesi

Mitingler haber değil mi?

Sevgili Faruk Bildirici Ağabeyimiz (hem aynı okuldan mezun olmamız hasebiyle hem de vakti zamanında uzun uzun sohbet edip, sorularımızı yanıtladığı için gönül rahatlığı ile "Ağabey" diyorum kendisine) bugün köşesinde ilginç bir soru ve yanıtsız bir yoruma yer vermiş.

Köşesi dediğim yıllarca haber müdürlüğü de dahil emek verdiği Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi köşesi elbet. Ombudsman'lar, ya da bizdeki ismiyle okur temsilcileri, gazetelerin sevilmeyen adamları. Çünkü, muhabirlerin, hatta yazarların yanlışlarını, eksiklerini yüzlerine vurmak gibi bir görevleri var. Gerçi her zaman işe yaradığı söylenemez ama görevlerini çoğu başarıyla yapıyor. Kimisi ise kendi gazetesine bakmak yerine rakiplerine "sarkmayı" tercih ediyor.

Neyse uzatmayalım lafı... Bildirici Ağabeyimiz  aslında yanıtını iyi bildiği bir soruyu köşesine taşımış, hatta yetinmemiş dersini iyi çalışan bir öğrenci gibi diğer gazetelerden de kontrol etmiş... Ama yanıt vermek yerine "bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı..." şeklinde ucu açık bir yorum yapmayı tercih etmiş...

İşte Bildirici'nin Mitingler haber değil mi? başlıklı yazısı: 

15 bin kadar maden işçisi, 27 Ocak’ta Zonguldak’ta meydana çıkıp, taşeron şirketleri protesto etti. Son maden kazalarının hemen tamamının taşeron şirketlerin işlettiği madenlerde meydana gelmesi üzerine düzenlenmişti miting.

Zonguldak’tan yazan Tunca Banat adlı bir okur, miting haberinin ertesi gün Hürriyet’te çıkmamasını eleştirdi. “O madenlerde yeni ölümler olursa artık sizin de sorumluluğunuz var” diyordu o kızgınlıkla.

Eleştiriyi değerlendirmeden önce diğer gazeteleri taradım. Tahmin ettiğim gibi, sadece Hürriyet değil, ana akım medyanın çoğu maden işçilerinin eylemini görmemişti. Sabah, Habertürk, Akşam, Vatan, Star, Yeni Şafak, Taraf ve Akit’te de hiç yoktu haber. Sadece Posta, Sözcü, Milliyet, Birgün, Cumhuriyet, Radikal, Aydınlık, Yurt, Sol gazetelerinde haber olabilmişti protesto eylemi. Mitingde konuşan Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın, “Hiç kimse emekçileri görmezden gelemeyecek” sözlerine nazire yaparcasına görmezden gelindiğine göre bu durum sadece Hürriyet’in sorunu değil. 
Bir gözlem olarak, son yıllarda ana akım medyanın kitlesel eylemlere uzak durduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Sadece maden işçileri değil, örneğin ODTÜ öğretim üyelerinin yürüyüşü, Karayolları işçilerinin Ankara’da toplanması, HES’leri protesto eylemleri de haber olamıyor Hürriyet ve diğer gazetelerde. Bu eylemlerin haber olabilmesi için ya olay çıkması (ki olay çıkması da polisin müdahale etmesi ve polisle çatışılması demek) ya da birilerinin soyunmak gibi “medyatik” bir harekette bulunması gerekiyor.
Aynı şekilde bu eylemleri düzenleyen örgütlerin haberleri de itibar görmüyor. Medya Takip Ajansı Interpress’in araştırmasına göre, 2012 yılında gazetelerin ekonomi sayfalarında en çok haber olan birlik TOBB, en çok haber olan dernek ise MÜSİAD. Sivil toplum örgütlerine bakış bu, ana akım medyada.
Kitlesel eylemler haber değeri taşımıyor mu? Bence kuşku yok haber değeri taşıdığına. “Kitle” diye adlandırdığımız da sonuçta binlerce insan. Biz de insanlar için yapıyoruz bu mesleği. Zonguldak örneğinde işin içinde ölümleri önleme sorumluluğu da var üstelik.
Ayrıca Türkiye’deki kitlesel gösterileri haber yapmayan gazeteler, dünyanın başka köşelerindeki eylemleri verebiliyor. Örnek mi? 2011’de ABD’deki Wall Street eylemleri Türkiye’de gazetelerde geniş yer bulmuştu. Oysa Zuccotti parkında toplananların sayısı birkaç yüzü geçmiyordu bile. Hindistan’daki tecavüz karşıtı eylemleri ve Femen üyelerinin soyunarak protesto etmeleriyle ilgili haberler de yayımlanıyor. Öyleyse bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı...


Bunun açıklamasını elbette Faruk Ağabey de bilir, bilmesine de... "Başbakan bu haberlerden rahatsız oluyor diyemiyor" işte...

28 Aralık 2012 Cuma

Birinci yılında Uludere/Roboski faciası ve medya

Önce küçücük bir meseleyi yazayım...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili 15 Aralık'ta yaptığı son açıklamada,  "Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?" dedi. 

Halbuki 2009 yılında Cumhurbaşkanı Gül Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesinden Kürtçesi ile Norşin diye söz edince sanmıştık ki ismi zorla Türkçeleştirilen yerlerden resmen olmasa bile artık gerçek isimleri ile söz edebilecektik. 

Hatta Başbakan Erdoğan baba ocağı Rize'nin Güneysu ilçesinde kendisi yöneltilen eleştirleri ''Cumhurbaşkanımızı, Bitlis'te Güroymak İlçesi'yle alakalı 'Norşin' dedi diye eleştirdiler. Aç o zaman Atatürk'ün Nutuk kitabını o kitabın içinde Norşin sakinlerine nasıl hitap ettiğini gör. 'Norşin' diyor, 'Norşin halkı' diyor'' şeklinde yanıtlamıştı.

Ama ne olduysa oldu Şırnak ilinin Qılaban (Uludere) ilçesinin Roboski (Ortasu) köyünün adını Kürtçesiyle diye kullanmak mümkün olmuyor bir türlü...

*  *  *

Gelelim 1. yılının dolduğu gün medyanın Uludere/Roboski'de olanları geçen yıl nasıl gördüğüne:

Bombardıman
saat 21:37 ile 22:24 arasında meydana gelmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da özellikle BDP'li yöneticilerin hesaplarından duyurduğu ve 30'dan fazla ölünün olduğunu söylediği mesajları medyanın olayı haberleştirmemesine gösterilen tepki eklenmişti.