gülen cemaati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gülen cemaati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Kasım 2015 Pazar
Türkiye Medya Raporu Ekim 2015
Etiketler:
ahmet altan,
ahmet hakan,
Bülent Arınç,
Çetin Alltan,
gözaltı,
gülen cemaati,
Hasan Cemal,
Hrant Dink,
hürriyet,
internet,
Kayyum,
nokta,
öldürülen gazeteciler,
RTÜK,
TRT,
tutuklu gazeteciler
19 Aralık 2013 Perşembe
"O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklı..."
"Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir."Bu seferki bir medya kritiği değil... Yine medya var işin içinde ama eleştirimin hedefinde değil. Kimileri tarafından Türkiye tarihinin en büyük Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonu olarak anılmaya başlanan ancak Cemaat-AK Parti (hatta daha doğru bir analizle Cemaat-Erdoğan) savaşının (şimdilik) sondan bir önceki adımı olan operasyondan söz edeceğim.
Önce yukarıdaki alıntının kimden olduğunu söyleyeyim. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cemaatin operasyonu sonrasında Emniyet'te ve Yargıda çeteleşmiş bir cunta girişiminden söz ettiği basın açıklamasında dün (18/12/2013) söyledi yukarıdaki cümleyi.
Açıklamasında sadece bu cümleyi etmedi tabi. Bağlamından koparmamak için biraz daha uzun bir alıntıya bakalım:
"Elbette bu iddialar üzerine hükümeti eleştirmek, hükümette yer alan bakanlar üzerinden hükümetin yıpratılmasını istemek, hükümetin önümüzdeki mahalli seçimlere kırık bir şekilde gitmesini temin etmek, ondan sonraki süreci de bu olay sebebiyle belki tersine döndürmek isteyebilirler. Muhalefetin meşru hakları vardır, gayrımeşru haklarının olmaması gerekir. Bu olay, bugüne kadar cereyan etmiş pek çok iddiada olduğu gibi dikkatle takip edilmelidir. Eleştiriler her zaman yapılmalıdır. Ama bunu bahane ederek peşin hükümle karar vermek, masumiyet ilkesini bertaraf etmek ve henüz ispatlanmış hiçbir şey yokken sadece basına ve internet medyasına servislerle vakit geçiriliyorken peşinen hükümlü saymak, suçlu saymak muhalafete yakışmaz.
Sadece iddialar üzerine bu yolsuzluk iddialarının süratle araştırılmasını isteyebilirler, hükümetin kendi içerisinde bir tavır almasını isteyebilirler, bu tür olaylara yol açtığı iddia ediliyorsa hükümetin siyasi anlamda en çok eleştirilerini yapabilirler. Ama ne bakanlarla, ne burada ismi geçen kişilerle ilgili bir peşin hükümle suçlama noktasına gitmek ve hükümeti bu olay sebebiyle sorumlu tutmak doğru bir davranış olamaz, insaflı olsunlar, hakkaniyete uygun hareket etsinler ve kamuoyunda kendilerini de hükümeti de zor durumda bırakacak bir iş yapmasınlar."
Soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin, hukukun evrensel pernsiplerinden birisi olduğuna vurgu yapan Arınç, gizliliği ihlal etmenin Türk Ceza Kanunu'na göre de suç olduğunu dile getirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne var ki biz hükümet olarak daha dosyada neler olduğunu bilmiyoruz. Bize getirin bakalım bunları demek imkanından da mahrumuz ama boy boy fotoğraflar, kime ait olduğu belli olmayan resimler, onlara konulan altyazılar işadamlarını, gazetecileri, sanatçıları suçlayacak bir psikolojik savaşın içerisine sokmak hukukla bağdaşmaz. İkincisi adli görevi etkilemek, adli yargılamaya teşebbüs de Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bu noktada verilecek beyanatların, yargıya verilecek talimatların da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bize düşen sabırla ama bir an önce de yargının elindeki delillerle suçladığı kişilerle yüzleşmesi, ciddi bir adli yargılama süreci sonunda da burada gerçekten ne var, kimin suçu nedir, kim neyle suçlanıyor, deliller yeterli midir, bu konuda bir karar verilmesidir. Bu kararı sabırla bekleyeceğiz ama bu karar çıkarken de hükümetimiz belki siyasi anlamda bazı çalışmaları da ayrıca yapacaktır. Bunları da Sayın Başbakanımız kamuoyuna yeri geldiğinde ifade edecek, açıklayacaktır."
Soruşturma sürecinin gizli olduğunu belirten Arınç, muhalefetin de basının da siyasetin de gizliliğe uymadığını bildirdi. Arınç, "Lütfen insanları karalamayın, insanlar hakkında peşin hükümler vermeyin. Beraat-ı zimmet asıldır. Bir insan kesin hükümle mahkum oluncaya kadar masum sayılır. Bu hukuk herkes için geçerlidir. Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir. Bizim beklediğimiz yargı sürecinin açık, şeffaf ve hakkaniyete uygun bir biçimde mutlaka süratle gerçekleştirilmesidir" diye konuştu.
Kendisi de hukukçu olan bir siyasetçinin hukuku nasıl eğip büktüğünün en iyi örneği bu konuşma bence. "O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır" şeklinde bir cümle kurmak hukuku çekiştirmek, parçalamak, kanırtmak anlamına gelmiyorsa, ne anlama gelir. Bana açıklayabilecek biri var mı?
12 Ağustos 2013 Pazartesi
Nazlı Ilıcak'ın asker sevgisi!
Medyada kavgalar, sıradan okurun işine yarar. Neden mi? Çünkü kavga eden gruplar, birbirlerinin o güne kadar dile getirmedikleri özelliklerini bir bir sıralar.
Şu sıralar Cemaat ile Ak Parti hükümeti arasındaki gerilim, pek dile getirilmeyen gerçeklerin gözler önüne serilmesine yarıyor aslında.
Örneğin hükümet'ten yana tavır alan Ersoy Dede, Yeni Akit'teki köşesinde, ağabeyi Ömer Çavuşoğlu'nun son dönemde tutkusu Gülen Cemaati olan Nazlı Ilıcak'ın eski defterlerini açıverdi.
İşte Ersoy Dede'nin yazdıklarından çarpıcı bir bölüm:
MAKALELER 1980
Kervan Yayınları Nazlı Hanım’ın köşe yazılarını yıl yıl toplamış.. “Makaleler 1979”, “Makaleler 1980” gibi isimlerle arşivlik bir set oluşturmuş.. Benim için en az Meydan Larousse kadar önemlidir o kitaplar arşiv değeri bakımından. Ama bugüne kadar hep dönemi anlamak için okuduğum yazıları bu defa doğrudan yazar hakkında fikir sahibi olmak için okudum.. Yani o gözle okudum.. Ve dehşete kapıldım. Ben yanılıyor olabilirim belki diye, yorum yapmadan nakledeceğim yazıların ilgili kısımlarını. Kararı siz verirsiniz..
İŞTE O YAZILARI
Aralık 1978’de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Nazlı Hanım’ın gazetesi Tercüman’da haber şöyle duyuruldu: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker...”
“…… 27 Mayıs mensup bulunduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Hâlbuki 12 Eylül’de açıklanan hedeflerle, yıllardır bizim yazdıklarımız arasında geniş bir mutabakat mevcuttur. … Aslında açıklanan hedeflerle, sadece biz değil, kavgadan bezmiş, terörden yılmış kamuoyunun büyük bir bölümü, Sayın Demirel ve arkadaşları da mutabakat halindedir…..” (16 Eylül 1980, Tercüman)
“……..’12 Eylül bir darbe değildir’, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilâl.” (18 Eylül 1980, Tercüman)…….
“….12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür” (16 Ekim 1980, Tercüman)
“…..1978’de bin kişi ölmüş, mezhep ve ırk çatışmaları Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eder boyutlara erişmiştir. Ecevit çapında bir başbakanın gemiyi selamete çıkaramayacağı ise iyice anlaşılmıştır. buna rağmen iç hizmet kanunu’nun 35. maddesindeki “cumhuriyeti korumak ve kollamak” hükmü işletilmemektedir. (demokrasi yolunda...; 16 ocak 1979 - Tercüman)”
“..elbette sivil idare her zaman askerden yardım istemek zorunda kalacaktır. bir, iki, üç...ama bir gün gelir ordu, madem tek başına beceremiyorsun, şöyle çekil kenara çekil de gölge etme deyiverir.. (anarşi, sıkıyönetim, hükümet ; 17 haziran 1979)..”
“..bir müdahalenin objektif şartları hazırdır..silahlı kuvvetler içinde iki eğilim çarpışmış, 12 mart’ta yüksek rütbeli komutanlar “devrimci” kanadı ezerek, Demirel idaresine son vermişlerdir. her iki seferde de ordu, “hükümet bunalımı” değil, “devlet bunalımı” varken müdahale etmiştir. (devlet buhranı ve ara rejim; 11 ekim 1979)
“….kırmızı ışık, bütün kuvveti ve kudretiyle terörizm noktasında yanmalı, darbeler, devletin kişiliğine karşı suç işleyenlerin, silah kullanıp can ve mal güvenliğini tehdit edenlerin sırtına, bütün şiddeti ile inmeli….. iktidarların alternatifi her zaman bulunur ama silahlı kuvvetlerimiz tek ve alternatifsizdir. (silahlı kuvvetlerin kırmızı ışığı, 8 aralık 1979 - Tercüman)
Şu sıralar Cemaat ile Ak Parti hükümeti arasındaki gerilim, pek dile getirilmeyen gerçeklerin gözler önüne serilmesine yarıyor aslında.
Örneğin hükümet'ten yana tavır alan Ersoy Dede, Yeni Akit'teki köşesinde, ağabeyi Ömer Çavuşoğlu'nun son dönemde tutkusu Gülen Cemaati olan Nazlı Ilıcak'ın eski defterlerini açıverdi.
MAKALELER 1980
Kervan Yayınları Nazlı Hanım’ın köşe yazılarını yıl yıl toplamış.. “Makaleler 1979”, “Makaleler 1980” gibi isimlerle arşivlik bir set oluşturmuş.. Benim için en az Meydan Larousse kadar önemlidir o kitaplar arşiv değeri bakımından. Ama bugüne kadar hep dönemi anlamak için okuduğum yazıları bu defa doğrudan yazar hakkında fikir sahibi olmak için okudum.. Yani o gözle okudum.. Ve dehşete kapıldım. Ben yanılıyor olabilirim belki diye, yorum yapmadan nakledeceğim yazıların ilgili kısımlarını. Kararı siz verirsiniz..
İŞTE O YAZILARI
Aralık 1978’de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Nazlı Hanım’ın gazetesi Tercüman’da haber şöyle duyuruldu: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker...”
“…… 27 Mayıs mensup bulunduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Hâlbuki 12 Eylül’de açıklanan hedeflerle, yıllardır bizim yazdıklarımız arasında geniş bir mutabakat mevcuttur. … Aslında açıklanan hedeflerle, sadece biz değil, kavgadan bezmiş, terörden yılmış kamuoyunun büyük bir bölümü, Sayın Demirel ve arkadaşları da mutabakat halindedir…..” (16 Eylül 1980, Tercüman)
“……..’12 Eylül bir darbe değildir’, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilâl.” (18 Eylül 1980, Tercüman)…….
“….12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür” (16 Ekim 1980, Tercüman)
“…..1978’de bin kişi ölmüş, mezhep ve ırk çatışmaları Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eder boyutlara erişmiştir. Ecevit çapında bir başbakanın gemiyi selamete çıkaramayacağı ise iyice anlaşılmıştır. buna rağmen iç hizmet kanunu’nun 35. maddesindeki “cumhuriyeti korumak ve kollamak” hükmü işletilmemektedir. (demokrasi yolunda...; 16 ocak 1979 - Tercüman)”
“..elbette sivil idare her zaman askerden yardım istemek zorunda kalacaktır. bir, iki, üç...ama bir gün gelir ordu, madem tek başına beceremiyorsun, şöyle çekil kenara çekil de gölge etme deyiverir.. (anarşi, sıkıyönetim, hükümet ; 17 haziran 1979)..”
“..bir müdahalenin objektif şartları hazırdır..silahlı kuvvetler içinde iki eğilim çarpışmış, 12 mart’ta yüksek rütbeli komutanlar “devrimci” kanadı ezerek, Demirel idaresine son vermişlerdir. her iki seferde de ordu, “hükümet bunalımı” değil, “devlet bunalımı” varken müdahale etmiştir. (devlet buhranı ve ara rejim; 11 ekim 1979)
“….kırmızı ışık, bütün kuvveti ve kudretiyle terörizm noktasında yanmalı, darbeler, devletin kişiliğine karşı suç işleyenlerin, silah kullanıp can ve mal güvenliğini tehdit edenlerin sırtına, bütün şiddeti ile inmeli….. iktidarların alternatifi her zaman bulunur ama silahlı kuvvetlerimiz tek ve alternatifsizdir. (silahlı kuvvetlerin kırmızı ışığı, 8 aralık 1979 - Tercüman)
10 Haziran 2013 Pazartesi
‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor'
Görüşlerini önce Star, ardından Ahmet Altan döneminde Taraf’ta paylaşan; Altan’ın istifasının ardından Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Oral Çalışlar’ın Taraf’tan "editoryal bağımsızlığa müdahale" gerekçesiyle ayrılması üzerine gazetedeki köşesini kapatan Hidayet Şefkatli Tuksal, Mayıs ayının başından beri medyadan uzak.
T24'ten Hazal Özvarış, muhafazakâr kesimi yakından tanıyan ve Türkiye’nin vicdan mahallerinden biri olan Hidayet Şefkatli Tuksal’in kapısını çaldı ve çarpıcı bir röportaj yaptı. Tamamını değil ama Gülen Cemaati ile ilişkili bölümünü buraya almak gerektiğini düşünüyorum...
İşte Tuksal'ın Cemaat ve medyası ile ilgili olarak anlattıkları:
‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor’
- Yaşananları yansıtmaması nedeniyle medya eylemciler tarafından eleştirildi. Muhafazakâr medya kategorisine konulan Zaman gazetesi ise süreçte farklı bir pozisyon aldı ve AKP’nin tavrına muhalif yayınlar yaptı. Sizce Gülen cemaati medyası süreçte Erdoğan’ın tutumuna karşı “dengeleyici” bir rol mü oynadı?Onları da anlamakta zorlanıyorum. Bu olayda bu tavrı koymuş olabilirler ama Kürtlerle barış meselesinde daha sertlik yanlısı durumdalar ve hükümetin PKK ile anlaşmasını hazmedebilmiş değiller mesela. Her zaman bu ilke üzerinden davransalar, dengeleyici unsur diyebilirdim, ama duruma göre değişiyor. Buna rağmen, yine de hükümeti eleştirilmesi gereken noktada eleştiriyorlarsa bunu artı olarak görmek lazım.
- Sizce cemaat kendi çıkarlarına uygun olduğunda mı demokratik?
Cemaatin genel hareket tarzı bir sorunu daha çok diplomasi yollarıyla çözmek, maceralara girişmemektir. Örneğin, AK Parti’nin dış politikası cemaate göre macera. Onlar, maceracılığın, denenmemiş yöntemlerin denenmesinin akılcı olmadığını söylerler, rasyonalisttirler. Bu yüzden de AK Parti’yi eleştiriyorlar. Ama bazen onlar da politik davranmak yerine ağırlık koyma siyasetini tercih edebiliyorlar.
- Hangi konularda sizce ağırlıklarını koyma yolunu tercih ediyorlar?
Değişiyor. Bazen “Türkiye’nin yararına olacaklar” konusunda kendi perspektiflerini göstermek için, bazen de bizzat kendi varlıklarıyla, çıkarlarıyla alakalı olabiliyor. Dolayısıyla tavırları değişebiliyor.
‘Gülen cemaati her alanda güçlenmeye çalışıyor’
- Sizce Gülen cemaatinin çıkarı ne? Türkiye’de her kesim güçlenmek üzerine siyaset yapıyor bence. Çünkü güçlü olmak aktörleşmeyi sağlıyor ve size alan açıyor, imkânlar sunuyor. Dolayısıyla ben cemaatin de güçlü, kalabalık olmayı önemsediğini düşünüyorum.- Bu güç sadece dini içerikle mi sınırlı sizce?
Cemaat bu konuda çok rasyonalist çalışan bir grup. Her alanda güçlenmeye çalışıyorlar bence. Aslında bunu sadece Gülen cemaatiyle sınırlı tutmak da yanlış. Türkiye’de her grup güçlenme siyaseti yapıyor. Büyük küçük her grup, sağlık, medya, eğitim alanında kendi kurumlarını oluşturmaya çalışıyorlar.
Geçmiş dönemde illegal yapı olarak algılanan cemaatler şimdi sosyolojik bir tanıma kavuştu ve aralarında bir rekabet var. Bu rekabet ve var olma stratejileri üzerinden bir tür demokratikleşmenin gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Dini çoğulculuk diyebileceğimiz bir yapı görüyorum.
- Gülen cemaati kadınları nerede?
Temsil makamları dışında Gülen cemaati kadınları her yerde aktif olarak çalışıyorlar.
- Neden Gülen cemaatini temsil mevkiinde kadınlar yok?
Gülen cemaatine mensup erkek denildiğinde verilecek cevap var mı?
‘Hocaefendi’nin ‘başörtüsü teferruat’ sözü travma yaşattı’
- Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinde sarf ettiği “Başörtüsü teferruattır” sözleri Gülen cemaati kadınlarının gönlünü kırdı mı?
Kırmadı çünkü bağlılıkları çok kuvvetli. Ama travma yaşadılar. Buna bizzat şahit oldum.
- Kırılmadılarsa, gerekçelendirmeyi nasıl yaptılar?
Bunu cemaatten gelen bir şey olarak görmediler. Türkiye’de yasaklar olmasaydı travma yaşamayacaklardı. Bunu bir yok etme operasyonuna karşı savunma operasyonu olarak karşıladılar, fedakârlık olarak gördüler. Ama bu fedakârlık, hayatta kolay karşılığı olan bir şey değil. Cemaatten bir arkadaşım başını açtıktan sonra saçları ağardı. Diğerleri sınıfla mescit arasında bir yaşama sıkıştı, mecbur olmadıkça açık alana çıkmadılar. Ama zaman içinde birçok şeye alışılıyor.
- Başörtülerini 28 Şubat döneminde bırakan cemaat mensubu kadınlar daha sonra yeniden örtündü mü? Travma bugün atlatıldı mı?
Açık kalan da oldu, kapatan da. Travmayı atlattıklarını düşünüyorum. Ayrıca sadece cemaatten kadınlar da değil, pek çok kadın o dönem başını açtı ve birçok arkadaşımın göğsünde o dönemde kist çıktı.
- Gülen’in 28 Şubat döneminde Necmettin Erbakan’a dair dile getirdiği “istifa etmeli” sözlerini bugün sorguladığını GYV Başkanı Mustafa Yeşil aracılığıyla biliyoruz, ancak başörtüsüne ilişkin tavrına dair ne düşündüğü meçhul. Sizce kadınlar kendilerini başlarını açmak zorunda hissederken Gülen, “teferruat” açıklamasını yapmak zorunda mıydı?
Güç siyaseti böyle bir şey. Hocaefendi’nin 28 Şubat sürecinde televizyona çıkıp Erbakan aleyhine konuşması, askerlere karşı çok saygılı dil kullanması, Çevik Bir’e mektuplar aslında Gülen cemaatinin siyasi iş yapma yöntemleri hakkında fikir veriyor. Ama bahsettiğiniz sorgulamayı, sadece “İstifa et demekle hata ettik” diye algılamıyorum. Askere karşı bu kadar teslimiyetçi bir dil kullanılmasını sorunsallaştırmış olabilecekleri anlamına da geliyor bu…
‘Cemaatin güç siyaseti ‘doğru ve ilkeli davranma’yı yaralıyor’
- Bu güç siyaseti Gülen cemaatinin neleri feda etmesine sebep oldu sizce?
Totalde bunlar niçin yapılıyor? Cemaat, kurumları, gazetesi zarar görmesin diye yapılıyor. Kriz durumundan yara almadan çıkmak istiyorlar. Baktığınızda en azıdan başını açan öğrenciler okullarını bitirdiler, devletle karşı karşıya gelmeden yetişti o çocuklar. Burada cemaatin varlığı yara almıyor ama “doğru ve ilkeli davranma meselesi” yara alıyor. Onlar cemaatin toplam çıkarını bireysel çıkarların önünde tutan bir anlayışı önceliyor bu durumda.
- Sizce Gülen cemaati ilkeli bir cemaat mi?
Kendilerine göre ilkeleri olan bir cemaat diyebilirim…
- Bugün Gülen cemaat üyesi olmanın bir artısı, kazancı var mı?
Bilmiyorum, ama Anadolu’da “Devlet memurluğu garanti olsun diyorsan cemaatin okuluna git, yurdunda kal. Memur olman kolaylaşır” denildiğini bazı insanlardan duydum. Bu eğer gerçekse üye olmanın bir kazanç olduğu düşünülebilir. Ama cemaatten benim tanıdığım insanlar, maddi anlamda kazançtan çok kayıp olarak görülebilecek hayatlar yaşıyor. Parasını sürekli cemaate harcıyor, iyi okul bitirmişler gönüllü çalışıyor, kimsenin gitmek istemeyeceği bölgelere hizmet için gidiyorlar.
- Cemaatin bugün başörtüsüne bakışı ne?
Cemaatte bildiğim kadarıyla bu konuda bir kriz durumu yok. İsteyen başörtülü, isteyen açık…
10 Mayıs 2013 Cuma
Yine Taraf, yine Gülen, yine Cemaat!
Daha bir kaç gün önce, Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi? diye bir yazı yazmış, Taraf ile Gülen Cemaat'i arasında kurulan ilişkiye dikkat çekmiştim.
Cemaate dahil olduğunu çeşitli yerlerde açıklayan isimlerin köşe yazarlığı yapması, Taraf'ın abonelik sisteminin Cemaatin gazetesi Zaman'ın desteği ile kurulması gibi kimi organik, kimi inorganik bir çok bağlantı var Cemaat ile Taraf arasında. Tabi gazetenin logosundaki yeşilin Cemaati imlediğin söyleyecek kadar düşürmeye gerek yok düzeyi.
Ancak dile getirilen ilişki iddiası belki de ilk kez bu kadar net ortaya kondu. Pennsylivania'da Gülen'i ziyeret eden isimlerden biri olan Amberin Zaman, bir süre önce Habertürk'ten patron kararı ile kovulmuştu. Aynı zamanda The Economist dergisinin Türkiye temsilcisi olan ve yazıları ile hükümete yönelik eleştirileri -kovulmasından sonra da- yabancı basında dile getiren Zaman, ABD gezisi sonrasında "yuvaya geri döndü".
İlk yazısında Barış Yarkadaş'ın dile getirdiği "Taraf'a Gülen ile görüştükten sonra döndü" iddiasını -ve diğer iddaları- sert bir dille yalanladı. Neler yazdı önce ona bakalım, ardından o cümleler içinde en çarpıcı olan bölüme ayrıntılı şekilde bakalım:
Gelin görün ki görüşmeye tanık olan aramızdan birileri bir internet sitesine görüşmeye dair hayal ürünü bir dizi çirkin iddialarda bulundu. Örneğin Mehmet Altan Hoca'nın elini öpmüş. Yalan. Gülen kanepeye oturmuş, Altan da. Bizler ise yerde bağdaş kurmuşmuşuz. Yalan. Hiç birimiz yerde oturmadık. Gülen'in Başbakan'a yönelik sarf ettiği iddia edilen birtakım sözler karşısında ben "Hele şükür, bunları birinin söylemesi gerekirdi" demişim. Yalan. Mehmet Altan bu sözlerime onay vermiş. Yalan. Gülen'den de "daha ateşli konuşmalar" yapmış. Yalan. Yavuz Oğhan Gülen konuştukça "başıyla onaylama hareketi" yapmış. Yalan.
TARAF'A GÜLEN İLE GÖRÜŞTÜĞÜM İÇİN DÖNMÜŞÜM
Bu arada Taraf'a dönüşüm de Gülen'le yaptığım görüşmeyle ilişkilendiriliyor. Yalan. Gittiğimde Taraf'tan herhangi bir teklif henüz gelmemiş olduğu gibi sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. Ümit Aslanbay şahidimdir.
BATSIN BÖYLE GAZETECİLİK
Üstelik Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarına ilişkin süreçte Cemaat'i sertçe eleştirdim. En çok eleştirdiğim yanları da bu eleştirilerin karşısında sergiledikleri kibre varan tahammülsüzlükleriydi. Cemaat'e yakın gazetelerde, özellikle de Today's Zaman da bu kez beni hedef alan yazılar yayımladı.
Bu iğrenç yalanları kim ve hangi maksatla yaydı inanın aklım almıyor. Ama her kimseniz batsın böyle gazetecilik.
Amberin Zaman'ın Cemaat'i çok eleştirdim şeklinde dile getirdikleri doğru. Bu konuda Google taraması bile yeterli sonucu verir. Sonrasında hükümete yönelik eleştirileri de ortada...
Ama söylediği bir cümle var ki, ona anlam vermek çok zor.
(Gülen ile) sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi.Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Neşe Düzel'in çağrısı ile Taraf'a giden Amberin Zaman görüşme sırasında Ümit Aslanbay'ın da şahit olduğu sözleri ile -hiç Political correctness olmayacak biliyorum ama- "merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" durumu.
Taraf genel yayın yönetmenine neden yeni bir yazar "Cemaati de eleştirme" izni alır? Bu bir soru olarak ortada duruyor.
8 Mayıs 2013 Çarşamba
Mehmet Altan Fethullah Gülen'in elini öptü mü?
Gülen'i ziyaret eden gazetecilerin kimliği ve yapılan konuşmalar medya gündemini meşgul ediyor. Yarkadaş, sitesinde Mehmet Altan'ın Gülen'in elini öptüğünü, "yeter artık Erdoğan'a karşı yumruğunuzu masaya vurun" dediğini yazmıştı.
Mehmet Altan, ABD'de Fethullah Gülen'i ziyaret eden grupla ilgili olarak Yarkadaş'ın öne sürdüğü iddiaları yalanladı.
Altan, Gülen'in elini öptüğü iddiasını da içeren Yarkadaş'ın yazısı için "deli saçması" ifadesini kullandı ve "Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti" dedi.
Mehmet Altan, Yarkadaş’ın yazısındaki iddialara ilişkin olarak T24'e şu açıklamayı yaptı:
Mehmet Altan, ABD'de Fethullah Gülen'i ziyaret eden grupla ilgili olarak Yarkadaş'ın öne sürdüğü iddiaları yalanladı.
Altan, Gülen'in elini öptüğü iddiasını da içeren Yarkadaş'ın yazısı için "deli saçması" ifadesini kullandı ve "Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti" dedi.
Mehmet Altan, Yarkadaş’ın yazısındaki iddialara ilişkin olarak T24'e şu açıklamayı yaptı:
"Birincisi bir gazetecilik tekniği açısından yanlış. İsmi verilmeyen bir kişinin verdiği bilgi olarak söz ediliyor. Biz oradaki Balkan göçmen derneklerinin daveti üzerine gittik. Davetin programlarından birinde de Gülen ile görüşme vardı. Orada bulunan gazetecilerden hiçbiri bunu yazmadı. Yazmaya çalışan ise adı verilmeyen bir gazeteciye göre bunu anlatıyor.
Benim üzerimden bir yalan dolan ürüyor. En baştan alırsak zaten isimler yalan. O toplantıda Harun Tokak ve Mustafa Yeşil yoktu. İlk yalan dolan buradan başlıyor. Sonra yok efendim el öpmüşüm filan. Deli saçması bir durum. El öpmek, el öptürmek adetim değildir. Ben 60 yıldır bu ülkede yaşıyorum. Beni bilen bilir. İftira kampanyası… Üstelik ben demişim ki, yumruğunuzu vurun... Benim derdim iktidar kavgaları değil, sistemin demokratikleşmesi. Ben gerçek demokrasinin peşinde birisiyim. Bunu söyleyeceksem kendim söylerim.
Sonra Taraf’ta yaşananları Fethullah Gülen görüşmesine bağlıyor. Yani ben iktidar savaşını kışkırtıyorum, sonra Taraf’ta operasyon yapıyorum… Abuk sabuk şeyler… Akşama da Obama’ya telefon edeceğim!
Bu Türkiye’de barış ve demokrasi isteyenlere karşı hamam böceği operasyonu. Ürküntüm gazeteciğin ne hale geldiği… Bunun engeli yok, bunun denetimi yok… İsimlerden başlayan yalan baştan aşağı yalan, katılanlar bile yalan ama yazılabiliyor… Bu nasıl bir gazeteciliktir. Bu nasıl karakterdir. Kim bu kadar yalandan medet umuyor? Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti?
Benim üstümden neden bir iftira kampanyası üretiliyor? Ben Türkiye’de kalıcı barış ve demokrasi istiyorum. Diktatörlük peşinde olanlar var. Benim derdim iktidar kavgaları değil, bu 12 Eylül anlayışının değişmesi."
Gülen'i ziyaret edip elini öpen gazeteciler kim?
Son günlerde Gülen'in, kendisini ziyaret eden bir dizi gazeteciye Başbakan Erdoğan'ın "güç zehirlenmesine uğradığı"nı söylemesi AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin yeniden konuşulmasına neden oldu.
Peki kim o gazeteciler ve neler konuşuldu?
İddiaya göre o gazeteciler Mehmet Altan, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Amberin Zaman, Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk.
İddiayı ortaya atan Barış Yarkadaş, Taraf gazetesinde yaşananların ardında Mehmet Altan'ın olduğunu öne sürdü. "Mehmet Altan'ın Fethullah Gülen'in elini öptüğünü" söyleyen Yarkadaş, "Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, 'Artık yeter, elinizi masaya vurun' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor" dedi.
Yarkadaş, yazısında, "Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor" ifadelerini kullandı.
Barış Yarkadaş'ın www.gercekgundem.com sitesinde yayınlanan (07.05.2013) yazısı şöyle:
Pazar günü kaleme aldığım ''Milli Merkez ve Fethullah Gülen'in sohbeti...'' başlıklı yazı gündemi sarstı. Yazıda yer alan analiz ile kulis bilgileri, ulusalcı kesimlerden Atatürkçülere, Fethullah Gülen Hareketi'nden AKP tabanına uzanan geniş bir yelpazede tartışıldı. Medyadaki gelişmeleri haber veren internet siteleri ise özellikle yazıda yer alan "Fethulah Gülen'in sohbeti'' başlıklı kısmı öne çıkardı. Birçok internet sitesi, "Gülen'in toplantısına hangi gazeteciler katıldı?'' diye sordu.
Gülen'in daveti üzerine ABD'ye götürülen bu dokuz gazeteci, yaklaşık 15 gün önce gerçekleşen bu ziyarete ilişkin hiçbir şey yazmadı! Belli ki; Fethullah Gülen'in "Türkiye bir diktatörlüğe gidiyor'' tespitini yazmak istemediler... Çünkü; bunu en başta Ekrem Dumanlı'nın istemediği biliniyor.
Hatırlarsanız, bir önceki yazıda, Dumanlı'nın Fethullah Gülen'in yanında, "Bu sözler yazılmasın'' dediğini aktarmıştım. Dumanlı, mevcut statükosunu koruma adına, Gülen'in sözlerini kamuya duyurmamaya ve ''AKP'yle yaşanan çelişkiyi derinleştirmemeye'' çalışıyor.
Oysa ki; Fethullah Gülen'in medyadan sır gibi saklanan sözlerine yansıyan öfke, işlerin Zaman Gazetesi ve çevresinin anlattığı gibi gitmediğini gösteriyor. Toplantıya katılan ancak buna ilişkin tek satır bile yazamayan gazeteciler, yakın çevrelerine "Gülen, AKP ile gönül bağını tamamen koparmış'' diyor. Tabii aynı kişilerin, bu gerçeği bilmelerine rağmen, köşelerinde tam tersini yazdıklarını da not düşmek gerekiyor...
Altan'ın ''ateşli'' tavrı, kuşkusuz bununla sınırlı değil... Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, "Artık yeter, elinizi masaya vurun'' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor. Diğer gazeteciler ise hem Altan'ı, hem de Gülen'i sessiz sedasız izliyor. (Geri döndüklerinde tek bir satır dahi yazmadıklarını hatırlatmama gerek yok sanırım...)
Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor. Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan, Ardan Zentürk, Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman ise bunları biraz da şaşkınlıkla dinliyor. Ekrem Dumanlı, ''hocaefendi''nin sözlerinin dışarı yansıyacağını anlayınca, "Bunlar yazılmasın'' diyerek müdahale ediyor. Mahmut Övür ise "Tabii ki; zaten aile içi sohbet ediyoruz'' karşılığını veriyor.
Bu görüşmenin hemen ardından, Taraf Gazetesi'nde ilginç gelişmeler yaşanıyor. TV Net'teki Muhalif programında da anlattığım üzere, ''Taraf Gazetesi'ndeki operasyonun, Mehmet Altan tarafından gerçekleştirildiği'' söyleniyor. Altan'ın gazetenin yeni yayın çizgisini belirlediği ve yeni dönemde kimlerin yazacağına karar verdiği iddia ediliyor. Cemaate yakın bir isim, bana bu gelişmeyi değerlendirirken, "Taraf'ın yeni misyonu, AKP'yi yerel seçimler öncesi terbiye etmek'' sözlerini sarf ediyor. Görüşmeye katılan Amberin Zaman'ın Taraf'a yazar olması, Mehmet Altan'ın demeçlerinin birinci sayfaya taşınması, ilginç gelişmeler olarak değerlendiriliyor.
Ayrıntılarına dün ulaşabildiğim bu görüşme ve sohbet, AKP'ci ve cemaatçi yazarların, hem kendi tabanlarına, hem de kamuya doğru bilgi vermediklerini gösteriyor. Bunun medyadaki karşılığı, ''karartma''dır. Ekrem Dumanlı, bu tavrıyla, hiç kimseye medya etiği dersi veremeyeceğini bir kez daha gösteriyor! Zira; Ekrem Dumanlı haberi saklıyor ve kamuya karşı olan görevini yerine getirmiyor. Aynı tespit, diğer yazarlar için de geçerli...
Gazetecinin görevinin kamuya doğru bilgi vermek olduğunu hatırlatmaya gerek duymak çok acı... Dokuz gazetecinin bulunduğu bir ortamda, haberin saklanması ve gerçeğin üzerinin örtülmesi, medyamızın içine düşürüldüğü durumu göstermesi açısından net bir tablo olarak karşımızda duruyor...
Neyse ki; ben pazar günü bu görüşmenin bir kısmını yazdıktan 24 saat sonra internet sitesine bir video yükleyen Fethullah Gülen, düşüncelerini artık içinde saklamayacağını ilan ediyor.
Fethullah Gülen, benim önceki yazımda yer alan ifadeleri doğrularcasına, "Küstahlaşma ve edindiği güç yüzünden kendini kaybetme'' üzerine esaslı bir vaaz veriyor. Gülen'in sözlerinin hedefinin kim olduğu çok açık... Egemen Bağış bu yüzden, Gülen'in ismini vermeden, Başbakan'ı koruyan bazı tweetler atmak zorunda kalıyor. Mehmet Baransu ise Bağış'ın sözlerinin yer aldığı tweetlerin, Fethullah Gülen'e karşı yazıldığı tespitini yapıyor. Baransu, tweetinde bunu açıkça söylüyor.
Bu meseleye; gerek duyarsak önümüzdeki günlerde yeniden devam ederiz...
Peki kim o gazeteciler ve neler konuşuldu?
İddiaya göre o gazeteciler Mehmet Altan, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Amberin Zaman, Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk.
İddiayı ortaya atan Barış Yarkadaş, Taraf gazetesinde yaşananların ardında Mehmet Altan'ın olduğunu öne sürdü. "Mehmet Altan'ın Fethullah Gülen'in elini öptüğünü" söyleyen Yarkadaş, "Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, 'Artık yeter, elinizi masaya vurun' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor" dedi.
Yarkadaş, yazısında, "Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor" ifadelerini kullandı.
Barış Yarkadaş'ın www.gercekgundem.com sitesinde yayınlanan (07.05.2013) yazısı şöyle:
Pazar günü kaleme aldığım ''Milli Merkez ve Fethullah Gülen'in sohbeti...'' başlıklı yazı gündemi sarstı. Yazıda yer alan analiz ile kulis bilgileri, ulusalcı kesimlerden Atatürkçülere, Fethullah Gülen Hareketi'nden AKP tabanına uzanan geniş bir yelpazede tartışıldı. Medyadaki gelişmeleri haber veren internet siteleri ise özellikle yazıda yer alan "Fethulah Gülen'in sohbeti'' başlıklı kısmı öne çıkardı. Birçok internet sitesi, "Gülen'in toplantısına hangi gazeteciler katıldı?'' diye sordu.
Dört gazeteciyi yazmıştım
Zira; ben o yazıda, Gülen'in ABD'deki evinde bir süre önce gerçekleşen ziyarete, dokuz gazetecinin katıldığını, bunların dördünün Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman olduğunu yazmıştım. Diğer beş gazetecinin isimlerini ise öğrenememiştim!Bakın kimler varmış?
Dün gece sohbet ettiğim Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen bir tanıdığım, "Keşke bana sorsaydın...'' dedi. "Sorsaydın, herkesin bir sır gibi sakladığı isimleri ve sohbeti anlatırdım'' diye de ekledi. Hemen ardından ise, benim eksik bıraktığım isimleri sıraladı: ''Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk...''Çok sert sözler
Gülen'in daveti üzerine ABD'ye götürülen bu dokuz gazeteci, yaklaşık 15 gün önce gerçekleşen bu ziyarete ilişkin hiçbir şey yazmadı! Belli ki; Fethullah Gülen'in "Türkiye bir diktatörlüğe gidiyor'' tespitini yazmak istemediler... Çünkü; bunu en başta Ekrem Dumanlı'nın istemediği biliniyor.
Hatırlarsanız, bir önceki yazıda, Dumanlı'nın Fethullah Gülen'in yanında, "Bu sözler yazılmasın'' dediğini aktarmıştım. Dumanlı, mevcut statükosunu koruma adına, Gülen'in sözlerini kamuya duyurmamaya ve ''AKP'yle yaşanan çelişkiyi derinleştirmemeye'' çalışıyor.
Gülen'in sözleri kamudan saklanıyor
Zira; Dumanlı ve çevresi, AKP ile açıktan girilecek bir kavganın, mevcut statükolarını sarsacağını görüyor. Bunun yerine, kendi tabanlarına "Her şey yolunda, AKP güzel şeyler yapıyor, merak etmeyin'' mesajı veriliyor. Gülen'in "barış ve çözüm süreci''ne ilişkin dile getirdiği kaygılar ile çok sert eleştirileri ise ısrarla saklanıyor.Oysa ki; Fethullah Gülen'in medyadan sır gibi saklanan sözlerine yansıyan öfke, işlerin Zaman Gazetesi ve çevresinin anlattığı gibi gitmediğini gösteriyor. Toplantıya katılan ancak buna ilişkin tek satır bile yazamayan gazeteciler, yakın çevrelerine "Gülen, AKP ile gönül bağını tamamen koparmış'' diyor. Tabii aynı kişilerin, bu gerçeği bilmelerine rağmen, köşelerinde tam tersini yazdıklarını da not düşmek gerekiyor...
Altan'ı dinlerken şaşırmışlar
O toplantıdan dişarıya sızan bilgilere göre, sohbetteki en ateşli ismin Mehmet Altan olduğu görülüyor. İddiaya göre, Mehmet Altan, Gülen'in odasına girerken, "Hocaefendi''nin elini öpüyor! Yıllardan bu yana "Birey, birey, birey'' ve "2. Cumhuriyet...'' deyip başımızın etini yiyen Mehmet Altan'a ilişkin anlatılan bu iddia eğer doğruysa, Altan'ın bundan sonraki sözlerinin hiçbir hükmü kalmıyor...Gülen'e sesleniyor
Altan'ın ''ateşli'' tavrı, kuşkusuz bununla sınırlı değil... Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, "Artık yeter, elinizi masaya vurun'' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor. Diğer gazeteciler ise hem Altan'ı, hem de Gülen'i sessiz sedasız izliyor. (Geri döndüklerinde tek bir satır dahi yazmadıklarını hatırlatmama gerek yok sanırım...)
Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor. Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan, Ardan Zentürk, Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman ise bunları biraz da şaşkınlıkla dinliyor. Ekrem Dumanlı, ''hocaefendi''nin sözlerinin dışarı yansıyacağını anlayınca, "Bunlar yazılmasın'' diyerek müdahale ediyor. Mahmut Övür ise "Tabii ki; zaten aile içi sohbet ediyoruz'' karşılığını veriyor.
Taraf birdenbire karıştı
Bu görüşmenin hemen ardından, Taraf Gazetesi'nde ilginç gelişmeler yaşanıyor. TV Net'teki Muhalif programında da anlattığım üzere, ''Taraf Gazetesi'ndeki operasyonun, Mehmet Altan tarafından gerçekleştirildiği'' söyleniyor. Altan'ın gazetenin yeni yayın çizgisini belirlediği ve yeni dönemde kimlerin yazacağına karar verdiği iddia ediliyor. Cemaate yakın bir isim, bana bu gelişmeyi değerlendirirken, "Taraf'ın yeni misyonu, AKP'yi yerel seçimler öncesi terbiye etmek'' sözlerini sarf ediyor. Görüşmeye katılan Amberin Zaman'ın Taraf'a yazar olması, Mehmet Altan'ın demeçlerinin birinci sayfaya taşınması, ilginç gelişmeler olarak değerlendiriliyor.
ABD'deki görüşmelere tekrar dönersek...
Ayrıntılarına dün ulaşabildiğim bu görüşme ve sohbet, AKP'ci ve cemaatçi yazarların, hem kendi tabanlarına, hem de kamuya doğru bilgi vermediklerini gösteriyor. Bunun medyadaki karşılığı, ''karartma''dır. Ekrem Dumanlı, bu tavrıyla, hiç kimseye medya etiği dersi veremeyeceğini bir kez daha gösteriyor! Zira; Ekrem Dumanlı haberi saklıyor ve kamuya karşı olan görevini yerine getirmiyor. Aynı tespit, diğer yazarlar için de geçerli...
Gazetecinin görevinin kamuya doğru bilgi vermek olduğunu hatırlatmaya gerek duymak çok acı... Dokuz gazetecinin bulunduğu bir ortamda, haberin saklanması ve gerçeğin üzerinin örtülmesi, medyamızın içine düşürüldüğü durumu göstermesi açısından net bir tablo olarak karşımızda duruyor...
Fethullah Gülen kime 'küstahlaşıyor' dedi?
Neyse ki; ben pazar günü bu görüşmenin bir kısmını yazdıktan 24 saat sonra internet sitesine bir video yükleyen Fethullah Gülen, düşüncelerini artık içinde saklamayacağını ilan ediyor.
Fethullah Gülen, benim önceki yazımda yer alan ifadeleri doğrularcasına, "Küstahlaşma ve edindiği güç yüzünden kendini kaybetme'' üzerine esaslı bir vaaz veriyor. Gülen'in sözlerinin hedefinin kim olduğu çok açık... Egemen Bağış bu yüzden, Gülen'in ismini vermeden, Başbakan'ı koruyan bazı tweetler atmak zorunda kalıyor. Mehmet Baransu ise Bağış'ın sözlerinin yer aldığı tweetlerin, Fethullah Gülen'e karşı yazıldığı tespitini yapıyor. Baransu, tweetinde bunu açıkça söylüyor.
Bu meseleye; gerek duyarsak önümüzdeki günlerde yeniden devam ederiz...
Etiketler:
amberin zaman,
Ardan Zentürk,
barış yarkadaş,
Ekrem Dumanlı,
Erkam Tufan Aytav,
fethullah gülen,
gülen cemaati,
Harun Tokak,
Mahmut Övür,
mehmet altan,
Mustafa Yeşil,
taraf,
Yavuz Oğhan
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi?
Taraf gazetesi kurulduğundan bu güne Gülen Cemaatinin açık desteğini almak, hatta cemaatin yayın organı olmak ile itham edildi.
Gazetenin kurucu babası Ahmet Altan'ın "çantacı" ve "fırıncı" diye tanımladığı "abi"leri ile yaptığı görüşme dışında Taraf ile Cemaatin arasındaki ilişkinin çok farklı boyutları vardı.
İlişki sadece Cemaat'e mensup olduğunu gizleyen ya da gizlemeyen pek çok yazarı olmasından kaynaklanmıyor. Gerçi bu ilişkilendirme Cemaat dahail pek çok kişiyi de rahatsız ediyor. Öyle ki Zaman gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı 2012 başında kaleme aldığı bir yazı ile Taraf gazetesinin üç yazarının ismini vererek "Cemaatin kalemleri" olarak nitelenmelerinden rahatsızlığını dile getirmişti:
Taraf gazetesinin "abone olun gazeteniz kapınıza gelsin" sloganı ile başlattığı abonelik sistemine en büyük desteğin Zaman gazetesinden geldiği de biliniyor.
Tüm bunları ardarda koyduktan sonra gelelim Taraf gazetesinin Oral Çalışlar'ın istifaya zorlanması sonrasında Cemaat ile ilişikli yorumlara.
Kavga ve bölünmenin arkasında "barış" mı "demokrasi" mi dualizmi yatıyor. Cemaat de yorumlara göre bu ikileme içinde kendine göre bir 'taraf' tutuyor. Peki orası neresi?
İlk ilginç yorum Milliyet'in yeni yazarı Nagehan Alçı'dan geldi. Alçı'nın eşi Rasim Ozan Kütahyalı'nın da Taraf'ın eski yazarı olduğunu hatırlayalım. Alçı, Taraf'tan olaylı bir şekilde ayrılan Melih Altınok [Melih Altınok için ayrı ve uzun bir değerlendirme yazmayı da planlıyorum... Şimdiden yazma sözünü vereyim...] ile görüşmüş ve söylediklerini köşesinde okurlarıyla paylaşmıştı.
Taraf'taki ayrışmayı "barış" istemeyen Gülen Cemaati'ne bağlayan Altınok'un iddialarını aktarmakla yetinmeyen Alçı, Cemaat adına konuşmaya kendini yetkin gören bir isim (kim olduğu belli değil) ile de görüşmüş ve o iddialara yanıt da almıştı.
Alçı'nın köşesinden okuyalım:
Bu yorumlamalar ve yanıtları çarpıcı elbette ama Alçı'nın iddiasının bir kaç saat içinde boşa çıktığını da ekleyelim. Metin Altınok twitter hesabından Negehan Alçı'nın yazısındaki sözleri söylemediğini belirterek şöyle yazdı:
Gazetenin kurucu babası Ahmet Altan'ın "çantacı" ve "fırıncı" diye tanımladığı "abi"leri ile yaptığı görüşme dışında Taraf ile Cemaatin arasındaki ilişkinin çok farklı boyutları vardı.
İlişki sadece Cemaat'e mensup olduğunu gizleyen ya da gizlemeyen pek çok yazarı olmasından kaynaklanmıyor. Gerçi bu ilişkilendirme Cemaat dahail pek çok kişiyi de rahatsız ediyor. Öyle ki Zaman gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı 2012 başında kaleme aldığı bir yazı ile Taraf gazetesinin üç yazarının ismini vererek "Cemaatin kalemleri" olarak nitelenmelerinden rahatsızlığını dile getirmişti:
"Mehmet Baransu, Emre Uslu, Önder Aytaç, hatta bazı Zaman yazarları... Bazı gazeteciler ne yazsa ne söylese hepsi 'cemaat'ten biliniyor. Aslında o gazeteciler defalarca açıkladı, "Biz cemaat sözcüsü değiliz; kendi düşüncelerimizi yazıyor, konuşuyoruz." dediler. Maalesef bazılarının umurunda bile değil. Varsa, yoksa cemaat! Tam bir paranoya ile karşı karşıyayız.
Hal böyle olunca bu yanlış algıya muhatap insanlara da büyük sorumluluk düşüyor. Keşke onlar üzerinden yürütülen psikolojik harbin değirmenine su taşımasalar ve bazı art niyetli kişilere fırsat vermeseler; sonuçta büyük bir kitlenin zan altında bırakılması da büyük bir vebaldir..."
Taraf gazetesinin "abone olun gazeteniz kapınıza gelsin" sloganı ile başlattığı abonelik sistemine en büyük desteğin Zaman gazetesinden geldiği de biliniyor.
Tüm bunları ardarda koyduktan sonra gelelim Taraf gazetesinin Oral Çalışlar'ın istifaya zorlanması sonrasında Cemaat ile ilişikli yorumlara.
Kavga ve bölünmenin arkasında "barış" mı "demokrasi" mi dualizmi yatıyor. Cemaat de yorumlara göre bu ikileme içinde kendine göre bir 'taraf' tutuyor. Peki orası neresi?
İlk ilginç yorum Milliyet'in yeni yazarı Nagehan Alçı'dan geldi. Alçı'nın eşi Rasim Ozan Kütahyalı'nın da Taraf'ın eski yazarı olduğunu hatırlayalım. Alçı, Taraf'tan olaylı bir şekilde ayrılan Melih Altınok [Melih Altınok için ayrı ve uzun bir değerlendirme yazmayı da planlıyorum... Şimdiden yazma sözünü vereyim...] ile görüşmüş ve söylediklerini köşesinde okurlarıyla paylaşmıştı.
Taraf'taki ayrışmayı "barış" istemeyen Gülen Cemaati'ne bağlayan Altınok'un iddialarını aktarmakla yetinmeyen Alçı, Cemaat adına konuşmaya kendini yetkin gören bir isim (kim olduğu belli değil) ile de görüşmüş ve o iddialara yanıt da almıştı.
Alçı'nın köşesinden okuyalım:
Geçtiğimiz günlerde gazetesinden istifa eden Taraf yazarlarından Melih Altınok da yukarıdaki değerlendirmeyi destekliyor.
Hatta daha da ileri giderek bu yaşananların arkasında Pensilvanya'nın olduğunu söylüyor:
"Barış ve çözüm sürecine destek veren bizleri tasfiye planının arkasında Fethullah Gülen ve cemaat var. Gülen çözüm sürecine karşı çok mesafeli. Yaşananlardan memnun değil. PKK'ya karşı mücadeleye devam edilmesinden yana. (...)
Fethullah Gülen'in endişeleri
Taraf ve Pensilvanya iddialarını sormak için muhatapları aradım. (...) Gülen Hareketi ile ilgili iddialar için de hareketin ileri gelenlerinden birine sordum. Şu yorumu yaptı:
"Bunlar spekülasyon. Taraf'ta yaşananlarla hiç alakamız yok. Hocaefendi 'Sulhta hayır vardır' düşüncesiyle barış ve çözüm sürecine destek vermişti, hatırlarsanız. Hala o desteğin arkasında. Ancak bazı endişeleri var. Burada endişe kelimesinin altını çizmek istiyorum... Hocaefendi geçtiğimiz hafta bazı gazetecilerle görüştü. Mehmet Altan da oradaydı. Ben de bu görüşmenin tanığıyım. Asla Taraf'a dair bir şey konuşulmadı. Biz Oral Çalışlar'ı severiz, Taraf'ta yaşananlara çok üzüldük. Neşe Düzel, Çalışlar'dan daha iyidir demeyiz. İkisi de ayrı ayrı önemlidir. İddialar 'Her Taşın Altında Cemaat Var' paranoyasının bir ürünü."
Bu yorumlamalar ve yanıtları çarpıcı elbette ama Alçı'nın iddiasının bir kaç saat içinde boşa çıktığını da ekleyelim. Metin Altınok twitter hesabından Negehan Alçı'nın yazısındaki sözleri söylemediğini belirterek şöyle yazdı:
"Bugün Nagehan Alçı'nın yazısında yer alan "taraf operasyonun arkasında Gülen var" sözleri bana ait değil. Nagehan gerekli açıklamayı yapacak Taraf olayıyla ilgili çok çeşitli iddialar ortalıkta biz siz de duyuyorsunuz, ama benim "bu işin arkasında cemaat var" demem mümkün değil. Nagehan'la konuştum, cemaatle ilgili bana atfettiği sözlerle ilgili tekzibimi yayınlayacağını. programında da anlatacağını söyledi"
14 Ocak 2013 Pazartesi
Samanyolu 20 yaşında "bizi izliyor" (!)
1993 yılında yayın hayatına başlayan Samanyolu Yayın Grubu bugünlerde 20. yaşını kutluyor. Bir süredir İstanbul'un çeşitli noktalarında, özellikle otobüs duraklarında kanalın 20. yıl için hazırladıkları afiş ve posterler göze çarpıyor.
Geçen ay Kadıköy'e giderken görmüş, biraz da dalga geçmiştim... Ama bugün bunun oldukça sistemli bir kampanya olduğunu farkettim. Samanyolu Yayın Grubu'nun 20. yıl için kullandığı slogan bilinçaltının dışa vurumu gibi: "Sizi İzliyoruz"
Latince "Lapsus" hata, yanlış demekmiş. Psikoloji'de bu, dil sürçmesi, istemeden söylenene şeyler ile örtüşüyor. Freud'a göre lapsus linguae ve lapsus calami'nin nedenleri genelde bilinçaltında gizliymiş. O an söylemek istemediğimiz, aklımızdan geçirdiğimiz veya konuyla alakası olmayan ama anılarımızda konu araclığı ile ilişkilendirdiğimmi bir fikir, nesne veya isim bu olaya neden olabilirmiş.
Samanyolu'nun "sizi izliyoruz" sloganını ve reklam kampanyasını kim hazırlamış bilemiyorum. Ama doğrusu ya Grubun yöneticilerini nasıl olup da ikna etmişler çok merak ediyorum. Ne de olsa Samanyolu'nun dahil olduğu Gülen Cemaati, özellikle Hanefi Avcı'nın kitabı "Haliç'de Yaşayan Simonlar" sonrasında kamuyounun büyük bir kısmı için usulsüz dinleme/izleme ile ilişkilendirilmişti.
Latince "Lapsus" hata, yanlış demekmiş. Psikoloji'de bu, dil sürçmesi, istemeden söylenene şeyler ile örtüşüyor. Freud'a göre lapsus linguae ve lapsus calami'nin nedenleri genelde bilinçaltında gizliymiş. O an söylemek istemediğimiz, aklımızdan geçirdiğimiz veya konuyla alakası olmayan ama anılarımızda konu araclığı ile ilişkilendirdiğimmi bir fikir, nesne veya isim bu olaya neden olabilirmiş.
Samanyolu'nun "sizi izliyoruz" sloganını ve reklam kampanyasını kim hazırlamış bilemiyorum. Ama doğrusu ya Grubun yöneticilerini nasıl olup da ikna etmişler çok merak ediyorum. Ne de olsa Samanyolu'nun dahil olduğu Gülen Cemaati, özellikle Hanefi Avcı'nın kitabı "Haliç'de Yaşayan Simonlar" sonrasında kamuyounun büyük bir kısmı için usulsüz dinleme/izleme ile ilişkilendirilmişti.
2 Ocak 2013 Çarşamba
Emrullah Uslu o yazıyı neden yazdı?
Taraf yazarı, eski polis Emre (Emrullah) Uslu, 26 Aralık'ta köşesinde “Başbakan Erdoğan’ın giderek Ergenekoncu çizgiye doğru kaydığını” yazdı.
İlk bakışta çok kafa karıştırıcı bu iddia için Uslu'nun gerekçeleri de var tabi:
Peki Başbakan Erdoğan'ı "son bir yılda Ergenekoncu çizgiye kaydı" diyen Emre Uslu bugün köşesinde ne yazdı? Alıntılar ile yazının bir kısmını burada paylaşalım:
Ancak bir süredir kendisi ile ilgili yürütülen kampanya yazısında andığı bu suçlamalardan çok daha çarpıcı. Kendisinin İsrail ve CİA bağlantılı bir organizasyonun elemanı olduğu iddiasını (herhalde) yanıtlayacak kadar bile ciddiye almıyor olacak ki, o eleştirilere değinmek yerinde "Erdoğan'a Mr.%10 demedim" yazısı yazıyor.
Bakalım gelen günler, medya kulislerinde nelere gebe?
İlk bakışta çok kafa karıştırıcı bu iddia için Uslu'nun gerekçeleri de var tabi:
“Başbakan’ın ofisinde dinleme böcekleri bulunmuş. Medyaya yansıyan bilgilere bakılırsa bu böcekler geçen şubat ayında bulunmuş. Benim merakım şu: Acaba böcek aramasının kamera kaydı var mı? Kamera kaydı yoksa, pekâlâ o aramayı yapan kurum da olmayan böcekleri çıkarıp Erdoğan’ı maniple etmek isteyebilir. Dünya siyaset tarihi bunun yüzlerce örneğiyle dolu.
Erdoğan umarım varsa o video kaydını incelemiştir. Yoksa bir başbakanı, odanda böcek bulduk deyip maniple etmek kadar kolay bir şey yoktur. Bunu dış istihbarat servisleri de yapar Başbakan’ı bir yöne kanalize etmek isteyen başka servisler de…
Bu bağlamda sorulması gereken soru şu: Böceklerin çıktığı tarih ile Erdoğan’daki değişimin tarihi örtüşüyor mu? Erdoğan’da son bir yılda görülen tuhaf değişimin, giderek Ergenekoncu çizgiye doğru kayışının ofislerinde çıkan böceklerle ilişkisi olabilir mi? Varsa nasıl?”Uslu'nun Emniyet'in Gülen Cemaati'ne yakın duran kanadında olduğu ve MİT'e yönelik sert bir tavrı olduğu biliniyor. "Başbakan'ı manüple ediyor olabilirler" dediği kurum da şu sıralar Başbakan Erdoğan'ın eski müsteşarı Hakan Fidan'ın başında olduğu MİT.
Peki Başbakan Erdoğan'ı "son bir yılda Ergenekoncu çizgiye kaydı" diyen Emre Uslu bugün köşesinde ne yazdı? Alıntılar ile yazının bir kısmını burada paylaşalım:
Ergun Babahan bana “Today’s Zaman’da ‘Mr. %10’ diye bir yazı yazdın, Erdoğan’ın her gelen ihaleden yüzde 10 pay aldığını yazdın” diye iftira atmasa belki de hiç haberim olmayacaktı.6 gün önce Erdoğan'ı Ergenekoncu olmak ile itham ediyordu. Bugün ise Akif Beki ve şu sıralar gözden düşmüş olan Babahan'ı fitnecilik ile suçluyor.
Meğer Tayyip Erdoğan’a yakın kişiler benim Erdoğan’la ilgili “Bay %10” diye bir yazı yazdığımı, ve Erdoğan’ı ihalelerden yüzde 10 pay almakla itham ettiğim fitnesini yayıyormuş. Bu fitne ile AKP kaynıyormuş, yazmadığım bir yaz AKP ile Cemaat arasında kavga çıkarmış, ama haberim yok. (...)
7 Mayıs 2012’de, AKP-Cemaat kavgasının en zirvede olduğu dönemde, yazdığım ve Erdoğan’ı Atatürk’le kıyaslayıp baştan sona övdüğüm bu yazının Erdoğan’ın çevresince nasıl bir fitne malzemesine dönüştürüldüğünü öğrenince şok oldum.
Meğer bu yazının üstüne Akif Beki ile Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni arasında Medya Derneği’nin toplantısında büyük kavga çıkmış.
Babahan ve orada bulunan diğer gazetecilerden öğrendiğim kadarıyla, Akif Beki Bülent Keneş’e gelip “Emre Uslu, ‘Erdoğan ihalelerden yüzde 10 rüşvet alıyor’ yazıyor siz de bu yazıları yayımlıyorsunuz” diye çıkışmış. Keneş “Bizde böyle bir şey olmaz böyle bir yazı bizde çıkmaz” deyince herkesin önünde Beki “Ben aptal mıyım, ne okuduğumu ve nerede okuduğumu bilmez miyim, İngilizce yazmış ve o yazıyı Today’s Zaman’da okudum” demiş. (...)
Fitne çarkı dönmeye başlayınca Erdoğan’ı övdüğüm bir yazı bile Erdoğan’ın en yakınları tarafından fitne aracı olarak kullanılıyor, kavga sebebi yapılıyor. Adı aklımdan bile geçmeyen adam hakkında yazılar yazdığım iftirası atılıyor.
Erdoğan’ın çevresindeki fitne çarkı böyle çalışıyor: Cemaat-AKP kavgasının heyheyli günlerinde, yazdığım ve baştan sona Erdoğan’ı övdüğüm o yazıyı bile Erdoğan’ın çevresindeki insanlar tarafından çarpıtılıp fitne çıkarmak için yayıyorlar.
Gazetecilerin önünde kendi uydurdukları yalanlar ve fitne için kavga ediyorlar. Yazıyı okuma ihtiyacı bile hissetmiyorlar. Çünkü fitneye o kadar inanmışlar ve şartlanmışlar ki benden, o heyheyli günlerde, Erdoğan’ı övecek bir yazı beklemiyorlar. Görünce abandone olup yeni yalanlar uydurup manipülasyon yapıyorlar.
Orada olan tüm gazeteciler de benim Erdoğan’ı yüzde 10 rüşvet almakla itham ettiğim yönünde bir yazı yazdığımı düşünüyor. Bu fitne sadece Akif Beki tarafından değil Erdoğan’ın en yakın çevresi tarafından anlatılıyor. Muhtemelen Erdoğan’a da böyle aktarılmış. Ergun Babahan gibiler de bu fitnenin üstüne sörf yapıp hem Cemaat ve AKP’yi birbirine düşürmeye çalışıyor.
Ancak bir süredir kendisi ile ilgili yürütülen kampanya yazısında andığı bu suçlamalardan çok daha çarpıcı. Kendisinin İsrail ve CİA bağlantılı bir organizasyonun elemanı olduğu iddiasını (herhalde) yanıtlayacak kadar bile ciddiye almıyor olacak ki, o eleştirilere değinmek yerinde "Erdoğan'a Mr.%10 demedim" yazısı yazıyor.
Bakalım gelen günler, medya kulislerinde nelere gebe?
26 Aralık 2012 Çarşamba
Ergun Babahan'dan medyatik inciler
O dönemde sık sık medya savaşları patlak veriyordu ve taraflar birbirleri hakkında çok ağır suçlamalara yer veriyorlardı. İstanbul Bilgesi Aydın Boysan şöyle demişti; “Bunların birbirleri hakkında söyledikleri her şeye inanın, kendileri hakkında söyledikleri hiçbir şeye inanmayın.” [Haluk Şahin (2012) Kim Korkar Soruşturmacı Gazeteciden...]
Ergun Babahan, AK Parti iktidara geldikten sonra, yazdıklarıyla kendini ispatlamak için uğraşan yazarlardan biriydi. Sabah gazetesindeki yöneticiliği sona erdikten sonra Star gazetesinde yazmaya başladı. Ardından da Gülen Cemaati'nin İngilizce gazetesi Today's Zaman'da...
Yazdığı yazılardaki imalar nedeniyle Star gazetesinin MHP'li bir grup tarafından basılmasına neden olan Babahan, Mayıs ayında Fenerbahçe-Galatasaray maçının hemen ardından attığı "Bu kupa Amerika'ya girsin" Tweet'i yüzünden köşelerinden oldu.
Her ne kadar "o kelimeyi ben yanlış yazdım" diye özür dilese de, hatta Fethullah Gülen'in “Kat’iyen kırgın değilim. Sizin incinip üzülmenizi de istemem. Sizi medyada yazılıp çizilen şeylerle değil beraber çay içtiğimiz ve iyi dilekler teatisinde bulunduğumuz bir arkadaş olarak hatırlayacağım” cümleleriyle son bulan bir mektup yazsa da Babahan köşelerine geri dönemedi.
Etiketler:
19 aralık,
BirGün,
blog,
darbeleri araştırma komisyonu,
ergun babahan,
gülen cemaati,
hayata dönüş opersasyonu,
hürriyet,
katliam,
mektup,
Star,
tbmm,
ümit alan,
Zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)