cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Ethem Sancak fikir gazetesi kurup Etyen Mahçupyan'ı başına geçirecek!

Medya kulisleri son günlerde bu haberi konuşuyor. İddiaların merkezinde Star ve Akşam gazetelerinin sahibi Ethem Sancak ile Zaman gazetesinde kendisine mobing uygulandığı için  ayrıldıktan sonra Akşam gazetesine transfer olan Etyen Mahçupyan var.

Kulislerde bir süredir konuşulan iddia aslında oldukça basit: "Ethem Sancak yeni bir gazete kurup başına Etyen Mahçupyan'ı getirecek."

ETHEM SANCAK KİMDİR?

İş adamı Ethem Sancak, İlk ve orta eğitimini Siirt'te tamamladı. Sancak üniversite eğitimini ise İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde aldı. 1976 yılında mezun olduktan sonra 1976-1978 yılları arasında gazetecilik yaptı.

68 kuşağından, Maocu, Perinçek'in liderliğini yaptığı TİKP üyesi ve Aydınlık gazetesi muhabiri olan Sancak, Hz. Muhammed'in soyundan gelme bin beş yüz kişilik Siirtli bir ailenin de reisi. Bir dönem CHP delegesi de olan Sancak, TÜSİAD içinde de aktif bir isimdi.

İlaç dağıtımı sektörünün yüzde 40'ını elinde bulunduran Hedef Alliance'ın sahibi olan Sancak'ın, tarım ve hayvancılık alanında da büyük yatırımları var.

Kendisini "Tayyip Erdoğan sevdalısı" olarak niteleyen Sancak, tarihe ve ineklere meraklı.  Star Gazetesi'nin ve Kanal 24'ün sahibi de olan Sancak, bir dönem medyadan uzaklaşmış,  "Erdoğan'ı desteklemek için medyaya girdim, bana ihtiyaç kalmadığı için de gazete ve televizyonumu sattım" diye açıklamıştı.

Sancak son olarak Sky360, 24 TV, Star gazetesi ve Akşam gazetesinin sahibi durumunda.
Ancak bu kısa cümlenin ardında pek çok tartışma ve ilginç düşünceler yatıyor.

FİKİR GAZETECİLİĞİNDEN RENKLİ MEDYAYA

Türkiye'de fikir gazetesi denilince akla gelen ilk gazete, çok uzun zamandır bu özelliğini yitirmiş olmasına rağmen Cumhuriyet'ti. 12 Eylül sonrasında Türkiye'nin serbest piyasa ekonomisiyle tanışması, televizyonun renklenmesi, tüketim toplumunun hükümetin yol verdiği "prensler" sayesinde inşaası medyayı da dönüştürdü.

Eskiden "renkli gazete" diye eleştirilen gazeteler merkez medyaya hakim olurken Cumhuriyet gibi siyah beyaz, uzun yazılarla kaplı gazeteler gözden düştü. 1991 yılında Hasan Cemal ve ekibinin İlhan Selçuk ve arkadaşlarına bayrak açarak Cumhuriyet'i liberal bir çizgiye oturtma çabası da bu dönemin ilginç olaylarından biriydi.

LIGHT CUMHURİYET SENDROMU

Ancak belli ki medya dünyasına yatırım yapan isimlerin aklında her daim "fikir"leri ile anılan, renkli fotoğrafları, slogan başlıkları ve bulmacaları dışında ürettiği düşünceler ile adından söz ettiren gazeteler kurmak düşüncesi vardı.

İzmir'den İstanbul'a gelip ucuz, renkli, erotik duygulara hitap eden bol resimli, bir gazete çıkaran ve bunu okura kabul ettirip en çok satan gazete haline getirmeyi başaran Dinç Bilgin bile bu fikre bir şekilde ikna olmuştu.

Cumhuriyet'ten ayrılan Hasan Cemal'in ikinci adamı Okay Gönensin Sabah tesislerinde, "Light Cumhuriyet" diye anılan bir gazete çıkartacaktı. 1994 yılında yayımlanmaya başlayan gazetenin adı da yeni dönem ile örtüşüyordu: Yeni Yüzıl.

İSMİ DIŞINDA RADİKAL OLMAYAN BİR GAZETE

Yeni Yüzyıl projesi Babıali'den İkitelli'ye taşınmış olan Türk medyasını çok etkiledi ve Dinç Bilgin'in en büyük rakibi Aydın Doğan hemen hazırlıklara başladı. Fikir gazeteciliği yapılacaksa Doğan Grubu bu alanda en iyisini yapar diyen Mehmet Y. Yılmaz, yanına İsmet Berkan'ı da alarak yeni bir gazete çıkarmak için kolları sıvadı: Radikal.

İsmi dışında hiç bir "radikal"liği olmayan gazete Yeni Yüzyıl'ın ardından piyasaya çıkınca önce fiyat kırarak tutunmaya çalıştı. Ancak en büyük şansı, piyasaya çıktıktan 1,5 ay kadar sonra  devletin tüm kirlerini gözler önüne seren Susurluk kazasının meydana gelmesiydi. Bu dönemde entelektüel birikimi ile değil "habercilik" ile okurların gözüne girdi Radikal.

Doğan Grubu basım tesislerine yaptığı yatırımın karşılığını alabilmek için sosyal demokrat/liberal okura seslenen Radikal'in yanına bir de İslamcı/muhafazakar okur için Yeni Ufuk isimli bir gazete daha çıkardı. Tüm bu gazetelerin amacı okura entelektüel bir fikir ortamı sunabilmekti.

GAZETEDEN DAHA ÇOK SATAN EK

Gazetelerin hedeflediği bu amaca ulaşamadığı satış rakamlarından belli oluyordu ancak ilginçtir bir dergi formatında çıkan Radikal'in pazar eki Radikal 2 hepsinden daha çok ilgi çekti. Akademisyenlerden gazetecilere, entelektüellerden siyasetçilere pek çok kişi için hem gündeme dair söz söyleme hem de demokratik bir tartışma ortamı sağlayan Tuğrul Eryılmaz yönetimindeki Radikal 2, doğrusu ya Radikal'in kendisinden daha çok satıyordu.

ÖLÜMÜNE YÜRÜYEN FİKİR GAZETECİLİĞİ

Yeni Yüzyıl ölü doğmamıştı gerçi ama uzun yaşamadı. Dinç Bilgin medyadan çekilince 1998 yılında Korkmaz Yiğit'e satıldı. Yiğit'in Mafyatik ilişkileri ortaya çıkınca 11 Haziran 1999 tarihinde Tadilat Nedeniyle Kapalıyız adlı başlıkla son sayısı yayımlandı. 2000 yılında aynı ekiple yerine kurulan Yeni Bin yıl ise 1 yıl bile yaşamadı Ocak 2001'de kapandı.

Yeni Ufuk gazetesinin macerası da çok uzun sürmezken, Radikal uzun süre direnir. Önce Referans gazetesi ile birleşir, boyutu küçülür. Son olarak da 2014 yılında kağıda veda ederek bir internet gazetesine dönüşür.

Görünen o ki Türkiye'de okur, fikir gazeteciliğine çok da ilgi duymamaktadır. Ya da fikir gazeteciliği diye yapılanlarda bir yanlışlık vardır.

Ama gazete patronlarının gözünde fikir gazetecilği kavramı değerini hiç kaybetmez.

AÇIK GÖRÜŞ'TEN YENİ GAZETEYE

Star gazetesinin eki Açık Görüş de biraz bu düşünceyle çıkarılmış bir ek. Özellile İslami çevrelerden entelektüellerin fikir tartışması yapabileceği, konuların derinlikli yazılıp, çarpıştırılacağı bir ortam olsun diye çıkıyor. Bir diğer amacı da gazeteye yazar devşirmek.

İşte Açık Görüş ekinden devşirilecek yazarlar, bundan böyle Etyen Mahçupyan'ın genel yayın yönetmeni olduğu gazetede yazacaklar. Kulislerde konuşulanlara göre, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası, proje hayata geçirilecek ve sonbaharda okurla buluşacak.

Aslen kimya mühendisi olan ancak 1997'de Radikal Gazetesi'nde köşe yazarı olarak çalışmaya başlayan Mahçupyan, 2000'de Radikal gazetesinden ayrılıp bir süre Yeni Binyıl gazetesinde yazmıştı. Ardından Mayıs 2001'de Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığına geçti. 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından bu gazetedeki sürekli yazılarını sonlandırmış ve Agos gazetesinin genel yayın yönetmenliğini üstlenmişti. Bu görevini 2010 Kasım'da bırakmış, Mayıs 2014'te ise Zaman gazetesinden ayrılmıştı. Halen Akşam gazetesinde yazan Mahçupyan tüm bu tecrübesini yeni patronunu kendisini başına getirdiği gazetede bakalım nasıl gösterecek.

FARKLI GÖRÜŞLERE İZİN VERİLECEK Mİ?

Zaman zaman gazete yazarlarınını gazete yönetiminden farklı düşündüğü için köşelerinden olduğu da düşünülürse, entelektüel birikimi dolayısıyla alınan ve fikirlerin çarpıştırılması için köşe verilen yazarlar yeni gazetede farklı fikirleri nasıl dile getirecek sorusu da akıllara takılıyor. Bu durumun son örneklerinden biri de Mustafa Akyol'du. Halen İnternethaber'de yazan Akyol'un Star gazetesindeki köşesine farklı görüşleri nedeniyle geçtiğimiz aylarda son verilmişti.
  
Ayrıca yukarıda da söz ettiğimiz gibi "fikir gazeteciliği ile Türkiye'de bir gazete ne kadar satar ?" sorusunun yanıtı çok da olumlu değil. Bakalım Sancak ve Mahçupyan bu olumsuz genellemeyi kırabilecek mi?

10 Ocak 2014 Cuma

Neden "Gazeteciler" değil de "Çalışan Gazeteciler"?

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü basın meslek örgütleri tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanırken her yıl olduğu gibi bu yıl da, akıllara gelen bir soru sosyal medyada geniş yer buldu: Neden "gazeteciler" değil de "çalışan gazeteciler" günü?

NEDEN "ÇALIŞAN GAZETECİLER" GÜNÜ?

Çalışan Gazeteciler Günü çarpıcı bir öyküye dayanıyor. 1961 yılınında 10 Ocak günü resmi gazetede yayınlanan bir kanun ile basın çalışanlarının bazı hakları yasal güvenceye kavuştu. Şimdi ''212 sayılı yasa'' olarak bilinen düzenleme, iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümleri içeriyor. 

PATRONLAR KAZAN KALDIRDI!

Ancak 212 sayılı yasanın çıktığı süreç başta ''babıali'de dokuz patron olayı'' olmak üzere türk basın tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini tetikledi. İlgili yasanın gazetecilere getirdiği haklar patronlara da bazı sorumluluklar yüklüyordu. Bunun üzerine adeta kazan kaldıran patronları 10 Ocak günü gazetelerinde okuyucularını şaşkına çeviren bir ortak bildiri yayınladılar ve ''gazetemizi üç gün kapatıyoruz'' duyurusunu yaptılar. Bildirinin altında, 9 gazete patronunun imzası vardı. Yayınlanan bildiride ise 212 sayılı yasa ile Basın İlan Kurumu'nun oluşturulmasıyla ilgili 195 sayılı yasaya yönelik tepkilerin dile getirilirken yasaların mesleki sakıncalar doğuracağı iddia edilmişti. Bidiriye imza atan 9 patronun sahibi oldukları gazeteler ise Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah'tı.

GAZETECİLER DE PATRONLARA KAZAN KALDIRDI!

Gazete sahiplerinin bu ortak tepkisi karşısında, çalışanlar da bir araya geldiler. İstanbul İazeteciler Sendikası, çalışanlara ait bir ortak bildiri yayınlayarak, kapanma kararının gazete sahipleri tarafından verildiğini, diğer çalışanların ise bu durumu tasvip etmediklerini açıkladılar. Gazeteciler aynı gün, sendika önünden başlayan sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdiler. ayrıca, sendikada gerçekleştirilen olağanüstü toplantıda, patronların üç günlük boykotu sırasında ''Basın'' adlı bir gazete yayınlanmasına karar verildi. 

"ÇALIŞAN GAZETECİLER" BASIN GAZETESİ'Nİ ÇIKARDILAR

Gerekli girişimlerin ardından çalışanların ortak ürünü olan ''Basın gazetesi'', 11 ocak günü yayınlandı. basın gazetesi, gazete patronlarının üç günlük boykotu sırasında düzenli olarak yayın hayatını sürdürdü. Patronların boykotuna karşılık, ankara ve izmir'de de çalışanlar, gerçekleştirdikleri yürüyüşler ve yayınladıkları bildirilerle tepki gösterdiler.

Basın Gazetesi'nin son sayısında yer alan başyazıda, basın emekçilerinin elde edilen hakların korunması amacıyla elbirliğiyle mücadele edecekleri kaydediliyordu. 14 ocak 1961'de boykot sona ererek, gazeteler yeniden yayına başladı ancak üç günde yaşanan olaylar, Türk basın tarihinde yerini aldı. Patronların boykotuna karşın 11 Ocak'tan itibaren üç gün boyunca çok zor şartlarda çalışıp "Basın Gazetesi" çıkartan gazeteciler "Çalışan Gazeteciler Günü"nün de temeli oldu. 

PEKİ GAZETECİLERİN BUGÜNKÜ DURUM NE?

212 sayılı yasanın çıkması hayli çalkantılı bir sürecin ürünü olsa da 2013 yılı itibariyle gazeteciler açısından 212 sayılı yasa hala bir kazanıma dönüşmüş değil. Bugün Doğan Grubu, Doğuş Grubu, Turkuvaz Grubu gibi endüstriyel medya klübündeki grupların çalışanları arasında 212'li olanların oranı yüzde 10'un bile altında kalıyor. Gazete ve televizyon kanallarında çalışan binlerce gazetecinin ezici çoğunluğu ne 212'li ne de Basın Kartı sahibi. Sektörün yeni istihdam alanı olan internet medyası ise 212 bir yana hala herhangi bir yasal zemine bile sahip değil.


30 Mayıs 2013 Perşembe

Taraf'tan İş Bankası ve Cumhuriyet belgeleri

Sabah gazetesinin ekonomi müdürüyken Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak'ı "Benim gazetemin birinci sayfası da  aynı tutum içinde... Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin en iyi gazetesinde, Türkiye'nin en iyi ekonomi ve gazete sayfalarını yapmaya devam edeceğiz... İşimizi yapacağız... Balık bilmezse Halik bilir... Patron görür değerimizi anlar..." diyerek patrona şikayet eden bir isimdi Oğuz Karamuk. 

Ardından gazetenin okur temsilcisi Yavuz Baydar ile köşesinde kavga eden "bize gazetecilik dersi veriyor" diyerek tepkisini gösterdi ve "Siz de bilirsiniz ki, bu tip başarılar, genelde diğer yayın organlarında ödüllendiriliyor. Çelme takılmıyor." diyerek özür beklediğini ilan etti. 

Bir süre sonra Karamuk'un Sabah gazetesindeki görevlerine son verildi. İddialara göre Karamuk, patronu Serhat Albayrak'ı Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet ettiği için kovulmuştu.

Gerçek Gündem'in  haberine göre kovulmanın ardında yatan gelişmeler şöyle meydana geldi:
Karamuk, gazetenin CEO'su Serhat Albayrak'ı "kimi hisse senetlerinde spekülasyon yaptığı" gerekçesiyle Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet etti.  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın da kardeşi olan Serhat Albayrak'ın gazete yöneticilerinden biri tarafından Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet edilmesi Sabah yönetiminde soğuk duş etkisi yarattı. Çalık Grubu, Karamuk'un SPK'ya yaptığı şikayeti öğrenince Karamuk'un işine son verdi.
Bu iddia ne kadar doğrudur bilinmez. Ancak kısa süre sonra Karamuk, Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar'ın eşi Neşe Düzel'in Taraf genel yayın yönetmeni olmasıyla beraber Taraf'a transfer oldu. Karamuk, Nisan ayının sonundan itibaren Taraf'ın gedikli isimleri Demiray Oral, Tuncer Köseoğlu, Ümit Aslanbay ile "Yazıişleri Müdürü" olarak künyede yer aldı.

Karamuk dün ve bugün İş Bankası ile ilgili bir dizi belgeyi köşesine taşıdı. İlginç olan belgelerin medya ile ilgili içeriği... Onun için kaybolmasın dijital çöplükte diyerek bir kopyasını da buraya alıyorum.

İŞ'te Ergenekon belgeleri


Oğuz Karamuk / TARAF
29.05.2013 

İş Bankası Yönetim Kurulu Toplantı tutanakları yakın tarihe ışık tutuyor. Belgeler Tuncay Özkan’a yönelik soruşturma kapsamında savcılık tarafından bankadan alınmış. Ak Parti’ye karşı medya eleştirilerinin en yoğun olduğu dönemde, CHP kontenjanından yönetimde yer alan Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman, bankanın kaynaklarının partisine yakın medyaya kullandırılması için baskı yapıyor. Sadece siyaset değil ekonomide, her alanda safların belirlenmesi gerektiğini söylüyor. O günkü Genel Müdür Ersin Özince direniyormuş gibi gözüküyor. Sonra onun da tavrı değişiyor

Yer İş Bankası Kuleleri, tarih 28 Aralık 2005... Banka Yönetim Kurulu’na CHP kontenjanından giren CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman, Genel Müdür Ersin Özince’ye hesap soruyor. Ak Parti aleyhine keskin muhalefet yapan Tuncay Özkan’ın Kanaltürk adlı televizyonuna reklam verilmesi için baskı yapıyor. Banka Yönetim Kurulu’ndan itiraz sesleri yükseliyor: “Kanaltürk bizim aleyhimizde haberler yapıyor, vermeyelim.”
Sonuç değişmiyor, CHP’li üyenin dediği oluyor. Üç ay sonra banka reklam politikasını değiştiriyor ve bir süre sonra Ergenekon davasından dolayı hapse girecek olan Tuncay Özkan’ın Kanaltürk’üne İş Bankası reklam muslukları açılıyor. Konuşmalar ilerledikçe CHP’li Nail Gürman’ın sadece reklam değil hemen her alanda, hatta İş Bankası’nın çocuklar için yaptığı yayınlara kadar istediklerini yaptırdığı ortaya çıkıyor... Ve İş Bankası’nın olay Yönetim Kurulu toplantı tutanakları başlıyor...

Tarih: 28.12. 2005
Nail Gürman konuşuyor:

“Cumhuriyet gazetesi az tiraja sahip diye daha az reklam vermek doğru değildir, bunun gerekçesi yoktur. Bununla ilgili olarak bir başka konu şu. Banka geçmişte bazı yayın organları ve televizyon kanalları ile bir çekişmede olmuştur. Bunun bir sıkıntısı vardır. Biz yakın geçmişte bir gazeteyle bir grupla bu çekişmeyi yaşadık. Sonra sorunlar halledildi. Biz de reklamımızı veriyoruz, iş yürüyor. Eğer ölçü buysa, bu zararı veren gazeteyle de hiçbir zaman bir reklam ilişkisine girmemek lazım. Ama Kanaltürk televizyonunu ihmal etmek mümkün mü? Samanyolu televizyonuna reklam verirken Kanaltürk’ü nasıl ihmal edersiniz? Bunlar düzenlenmelidir, düzgün bir şekilde yapılmalıdır.

KANALTÜRK VE VATAN İŞ BANKASI’NA SALDIRDI

Ersin Özince cevap veriyor:
Vatan Grubu da Kanaltürk de bize 2005 yılı içinde çirkin şeklide saldırılarda bulunan iki yayın organı. (...) Bu yayın organlarının bunu iyi niyetle yaptıklarını ve bankada mevcut olan bir hatayı, yanlışlığı ortaya çıkartmak amacıyla yaptıklarını söylemek mümkün değil. Bunu kendileri bile söyleyemiyorlar. (...) Yalnız bazı ufak farklılıklar var. Bir tanesine açıklama gönderdik, derhal yayınladı (Vatan). Öbürüne mahkeme kararıyla zorlukla yayınlatabildik (Kanaltürk). Bir tanesi bankaya değil daha ziyade hissedarına sataştı. Öbürü her yönüyle bankaya ve iştiraklerine hakaret etti.

(...) Bunun reklam politikamızla ilgili yönü nedir? Aslında hangisine önceden reklam veriyorsak o reklam almaya devam etti. Çünkü onun bir tirajı vardı. Reklam vermeyle teknik yönden ilintisini hiçbir şekilde arkadaşlarıma kurmadım. Onlar tamamen belirledikleri ilkeler doğrultusunda, öteden beri olduğu gibi sürdürmeye devam etti. Onda da bütün çabam, bugün Nail Bey’in ifade ettiği gibi sonunda Samanyolu gibi yerlere reklam vermek değil. Reklamı verirken asla kişisel değerlendirmelerle hareket etmiyoruz. Tiraj vs. hususlar bu kararlarda etkili oluyor.

 

SAMANYOLU’NA REKLAM YARARLI DEĞİL

Tarih: 30 Mart 2006
Nail Gürman:

2006 bütçesi görüşülürken bazı basın yayın organlarına reklam ve ilan verilmesinin yararlı olmadığını ifade etmiştim. Bunun tersine bazı organlara da neden verilmediği konusunda zihnimde bir soru belirmişti . (... ) Samanyolu televizyonuna 150 milyar lira (150 Bin) reklam bedeli veriyoruz. Bu doğru değildir, bu uygulamadan kesinlikte vazgeçilmesi lazımdır. Kanal Türk televizyonuna Akbank, Yapı Kredi, Oyakbank gibi bankalar reklam veriyor da biz hangi gerekçeyle vermiyoruz? O konuda bir gelişme var mı bilmiyorum, onun için ezbere konuşmuş olmayayım. Çünkü Sayın Özince’nin bakacağız, inceleyeceğiz diye bir beyanı vardı, öyle anımsıyorum. Oyle bir hazırlık varsa mesele yok. Ama yoksa da bu hazırlığın süratle yapılmasını ve gündeme taşınmasını uygun gördüğümü ifade edeyim. ... Bana göre yapılan yanlışların ve eksiklerin artık süratle sonunun alınması lazımdır.”

 

ERSİN ÖZİNCE REKLAM POLİTİKASINI DEĞİŞTİRİYOR

Ersin Özince:
Reklam işini daha önce de bilgi verdiğim gibi çok istatistiki ve aritmetik değerlere dayamıştık. Burada yapılan konuşmalar, tartışmalar doğrucusunda bu işi yeniden sorguladık ve mantık değil de sektör uygulamaları nasıl diye baktık. (...) Esasen biz bugüne kadar kitabi davranmayıp bunların bir şekilde reklam gelirleriyle desteklenmesi yoluna gitseydik belki tam tersine destekleyip lehimize lobi yapabilirlerdi.

(...) Burada herkesin beklentisi aynı, herkes İş Bankası icrasından para bekliyor. Biz bu konuda sadece istatistiklere bakarak değerlendirme yapmayacağız. Kanaltürk’e, Haber Türk’e veya diğerlerine, öbür bankalar nasıl reklam veriyorsa biz de o kadar bulunalım düşüncesindeyiz.”

Nail Gürman: Bu uygulama ne zaman başlayacak?

Ersin Özince: Hemen. Bugün basında bizim bilanço ilanlarımız yayınlanacak, onlarla başlayabilir.

Caner Çimenbicer (Yönetim Kurulu Başkanı): Bize hakaret eden, bize kin kusan kurumlara, yayın organlanna reklam verilmesine karşıyım. Kanaltürk de bunlardan birisi ve kişisel olarak reddediyorum ve muhalifim.

Nail Gürman: Hiç kuşkusuz bir basın organının İş Bankası hakkında yaptığı yalan ve yanlış yayınları desteklemek olanak dışıdır ve bu hiç kimsenin içine sinmez. Ancak benim içerideki dosyamda var, bunu aramızdaki bir fikir alışverişinin kanıtı olarak söylemek istemiyorum, ama bunun en taze örneğini Vatan’da yaşadık. Niye Vatan’a reklam vermeye devam ediyoruz? Basisen, Tiryakioğlu, İş Bankası, Evcil diye karmakarışık yayınlar olunca biz Vatan’ın reklamlarını kestik

Ersin Özince: “Kesmedik, onlar kestiğimizi iddia ettiler.”

 

BEDAVADA BASSA ZAMAN’DA ÇIKAN İLANIN ÖNEMİ YOK

Nail Gürman:
Ben bu tür haberleri dosyamda biriktiriyorum. Fatih Ataylı’nın Hürriyet gazetesindeyken, ‘Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince’nin bu görevde ne kadar kalacağını merak ediyorum’ mealinde, bundan yaklaşık bir sene evvel yayınlanmış bir yazısı var. O zaman niye Hürriyet’e, Milliyet’e reklam veriyoruz? Bunun sonu gelmez. Diğer taraftan nasıl büyük ortak için yalan yanlış haber yazıldıysa Cumhuriyet Halk Partisi için de basında pek çok yalan haberler çıkıyor. Eğer öyle bakarsak, CHP de bu bankanın bir parçası. Ben size daha evvel kişisel konuşmalarımızda da o görüşümü aktarmıştım, dediklerinizin hepsine katılıyorum. Kolay iş değildir. Konuşmalarınızda belirtiniz, Cumhuriyet gazetesinin geçmişten itibaren Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yayın organı gibi davranmadığı tam tersine zaman zaman alıp yere vurduğu da bir gerçektir. Durum böyleyken bedava da bassa, bir kuruşa da bassa, Zaman’da, Yeni Şafak’ta bizim bankanın bilançosunun ilan edilmesinin onu okuyanlar tarafından hiçbir kıymeti olmadığı kanısındayım.

 

ARTIK EKONOMİDE, SİYASETTE TAVIR BELİRLEME ZAMANI

Onun için Türkiye ekonomide, siyasette, her yerde yeniden kesin tavırların, fikirlerin belirlenmesi düzeni içine girmiştir. Biz de bunun tarafıyız. Onun için benim de hepsine birden kızdığım noktalar var. Ona bakarsanız hepimiz ona göre davranalım.

Ersin Özince: Biz aşırı tutucu veya cumhuriyet aleyhtarları yayın organlanna neden reklam veriyoruz, ne kadar veriyoruz? Mesela bugün bilanço ilanımız çıkacak. 1 milyar TL’ye (Bin TL) alırsa Yeni Şafak gazetesinde de çıksın düşüncesindeyiz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük bilançosunu görsünler istiyoruz. Fakat katiyen ne televizyonlarına ne gazetelerine verdiğimiz rakamlar ciddi tutarlara varmıyor.

 

ONLARA REKLAM VERMEYE BEN DE RAZI DEĞİLİM

Arkadaşlanmdan aldığım bilgiler 6 milyar TL (6 bin) civarında olduğu şeklinde. İsterseniz bu rakamları bir dahaki toplantıda kime kaç para vermişiz açıklarım. Benim kesinlikle bunlara bu tutarlarda iş verilmesine bir rızam yok, böyle bir bilgi de yok. Bütün aleyhtarlığına rağmen Zaman’da yeri geldiğinde iki cins ilan çıkabiliyor. Çünkü Zaman’ın belli bir tirajı var. Böyle olduğu için firma destekli Maximum Kart ilanları çıkıyor. Örneğin İstikbal Kanepe’nin reklamları olabiliyor ve zaten bunun önemli bir bölümünü İstikbal sağlıyor. Bizim müşteriye şu gazetede çıksın, bu gazetede çıksın şeklinde yönlendirmemiz olamayacağı için bu tür reklamları mazur görmek lazım. Sadece İş Bankası olarak verdiğimiz reklamlar ise son dereca mahduttur ve diğerlerine vermemiz söz konusudur.

Ersin Özince: Hümanistim Tuncay Özkan: Ben vururum

ERSİN ÖZİNCE: Kanaltürk, gibi kanallara öteden beri sempatiyle baktık. Fakat Tuncay Özkan Bey’in, bu kanalı kurmadan önce Akşam gazetesinin yayın grubunun başındayken, Bankamız aleyhine doğrudan yaptırdığı yayınlar olmuştu ve ben bunu astlarıyla da üstleriyle de, kendisiyle de konuştum. Zaten kendisi de doğruluyor ve “Hayat böyle Sayın Özince, hayat bir mücadele” diyor. Ben hümanistim dediğimde, “Ben insanların hümanistliğine, iyiliğine inanmam. Ben size vururum, siz kendinizi korursunuz.. Benim sorunum İş Bankası’yla değil, yönetimiyle. İş Bankası yönetimi değişmelidir” diyor. Bunu bazı kişilerle paylaşıyor. Söylediğine göre İş Bankası Genel Müdürü’nü değiştirecekmiş. Geçen genel kurulda olmamış, bu genel kurulda değiştireceğini söyleyebiliyor. Direkt bu ifadeyi değil ama buna benzer ifadeleri benim yüzüme karşı da söyledi. Ben de kendisine, hayatta sizin gibi kimselerden yoruldum, size başarılar dilerim dedim. Bu konuşmalar gayet nezaket içinde geçti ve sonunda tokalaşıp ayrıldık. Ama hakikaten böyle insanların, bu makamlarda, böyle yerlerde oturan insanların ve bu tür siyasetin beni çok yorduğunu ifade etmek isterim...

NAİL GÜRMAN, İş Bankası’nın Atatürk’ten kalan yüzde 28’lik hissesini temsilen yönetim kuruluna giren üyelerden sadece biri. Ancak banka yönetim kurulu adeta ona hizmet için toplanıyor. Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Özince sürekli olarak Gürman’a hesap veriyor. Bankanın Yönetim Kurulu Başkanı Caner Çimenbiçer ise sessiz. Toplantıda neredeyse bütün üyeler Gürman’a biat eder gibi... 

----------------------------------------------------

Bu bankacıların İŞ’i gücü Cumhuriyet’miş

Oğuz Karamuk / TARAF
30.05.2013
İş Bankası yönetimine CHP kontenjanından giren Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman takıntılı bir ısrarla Cumhuriyet gazetesine ilan verilmesini istiyor. Yeni Şafak ve Zaman’a ilan verilmesine ise karşı. Bankanın o zamanki Genel Müdürü, şimdiki Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Cumhuriyet’in reklamlarını yüzde 57 artırdıklarını, ilan yükseltmenin dışında gazeteyi satın almak için ciddi ciddi uğraştıklarını, kendisinin bu konuyla ilgili birkaç kez İlhan Selçuk’la görüştüğünü anlatıyor. Özince Yeni Şafak ve Zaman’a ilan verilmesini yasakladığını kendisi itiraf ediyor. Konuşulanlar bankanın yönetim kurulunun ideolojik bir yapılanma içinde olduğunu kanıtlıyor
Dün, İş Bankası Yönetim Kurulu’na CHP adına giren Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman’ın, Ergenekon davasından tutuklu olan ve o dönem Ak Parti hükümeti hakkında yaptığı aleyhte yayınlarla dikkat çeken Tuncay Özkan’a ait Kanaltürk kanalına reklam verilmesi için, yönetime nasıl baskı yaptığını gösteren konuşmalarını yayımladık. Nail Gürman’ın baskısına dönemin İş Bankası Genel Müdür Ersin Özince önce direniyor gibi gözüküp, ardından istenilenleri adeta gönüllü olarak yerine getiriyordu. Bugün İş Bankası’nın 2005-2007 dönemindeki yönetim kurul toplantı tutanaklarında bir başka önemli konu olan Cumhuriyet gazetesiyle ilişkileri içeren konuşmaları yayımlıyoruz.

Toplantılarda geçen konuşmalar, halen İş Bankası’na ait Milli Reasürans’ın yönetiminde olan Nail Gürman’ın Cumhuriyet gazetesine daha fazla reklam verilmesi isteğinin nasıl bitip tükenmek bilmeyen bir ısrara dönüştüğünü gösteriyor. Ersin Özince’nin ise bankacı halinden pek eser kalmamış. Cumhuriyet’in reklamlarını bir yılda yüzde 57 artırdığını, Zaman’a, Samanyolu’na, Yeni Şafak’a adeta reklam verilmesini yasak ettiğini ‘övünerek’ anlatıyor. Tutanakları okudukça, Ersin Özince’nin Cumhuriyet’e ortak bulmak için uğraştığını, danışmanlıklar verdiğini görüyorsunuz. Ak Parti Hükümeti’nin iktidara gelişini “Genç subaylar rahatsız” manşetiyle karşılayan Cumhuriyet gazetesi, arada bankayla ilgili aleyhte yayınlar yapsa da Özince’nin deyimiyle çok ciddi ‘müzaheret’ yani arka çıkma görmüş. Öyle ki, İş Bankası Yönetim Kurulu, Cumhuriyet gazetesini nasıl satın alabiliriz diye ciddi ciddi konuşmuş, plan bankacılık mevzuatı izin vermediği için hayata geçirilememiş.


» 30 mart 2006

NAİL GÜRMAN: ...Özellikle Cumhuriyet gazetesine uzun yıllardan beri hiçbir şekilde ne kendimiz ne de iştiraklerimiz aracılığıyla bir yardımda, katkıda bulunmuyoruz.

ERSİN ÖZİNCE: ... Bu mealde Cumhuriyet gazetesinin çok ciddi müzaheret gördüğünü ifade etmek isterim. Ben iş prensiplerimle ve bankamızın prensipleriyle ters düşmeyecek noktalara kadar Cumhuriyet gazetesine fazla reklam verilmesini veya destek verilmesini savundum. Hatta geçmişte bu gazetenin sahiplik sorununa çare aranmasında dahi bazı çabalar gösterdim. Cumhuriyet gazetesi her zaman tirajına göre diğerlerinden daha farklı pay almıştır. Bunun gerekçesi de okurun niteliğidir. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi ile Hasan Ali Yücel dizisinin basılması ve ücretsiz dağıtılması gibi müşterek bazı kampanyalar yapılmıştır. Daha birçok konuda kendilerine fikir verilmiştir, danışmanlık yapılmıştır. Ama onların ihtiyaçlarını tümüyle karşılamak bizim imkânlarımız dâhilinde değil. Özellikle Gürbüz Çapan ve Turgay Ciner beylerle ortaklık yapmaya karar vermelerinden sonra biz onlara biraz daha mesafeli durduk. Reklam kampanyalarımızda her zaman tirajdan bağımsız, ayrı bir müşteri kitlesinin gazetesi olarak destekliyoruz.

ZAMAN İLE YENİŞAFAK’IN OKURU CUMHURİYET’İNKİYLE KIYAS EDİLMEZ

Beklentilerini diğer yayın organlarına yaptığımız esaslarla karşılamamız mümkün değil, ihtiyaç duydukları desteklerin miktarı onların hissesine düşecek miktarların her zaman kat be kat üzerinde oldu. Tabii, ki kabili kıyas değil ama Yeni Şafak gazetesine veya Samanyolu televizyonuna verdiğimizden çok daha fazlasını Cumhuriyet’e öteden beri verdik. Ama Cumhuriyetin mali problemleri çok büyük. Bu konu tabii çok tartışılacak bir konu.


» Tarih: 23.01.2007

YAVUZ EGE (CHP kontenjanından atanan yönetim kurulu üyesi):

(...) Raporda yayın faaliyetleri konusunda bilgi var. Bu bağlamda, geçenlerde dikkatimi çekmiş olan, 14 Ocak tarihi Cumhuriyet gazetesinde çıkan Hikmet Çetinkaya imzalı bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Cumhuriyet, POAŞ ve Türk solu başlığını taşıyor. O yazıda bankamızla ve Sayın Genel Müdürümüz’le ilgili bir takım ifadeler var. “Yıllar önce İş Bankası, Cumhuriyetin yakın tarihimizle ilgili kitaplarına destek veriyordu. Fethullah Gülen Atatürk’ün kurduğu bankaya bir rest çekti, destek bir anda kalktı” diyor ve arkasından “Biliyorum Aydın Doğan’ın İş Bankası Genel Müdürü Ensin Özince ile arası çok iyiydi” diye bir ifade ile devam ediyor.

NAİL GÜRMAN: Benden evvel söz alan arkadaşlardan Sayın Ege, 14 Ocak tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazıdan söz etti. Buna bir yanıt verdik mi veya bir açıklama gönderdik mi veya bir mektupla bunun doğru olmadığını söyledik mi bilmiyorum.

Bunun yanı sıra, ben verdiğimiz TV reklamlarını ve gazete reklamlarını izliyorum. Bu sorunun da yanıtını ilgili arkadaşlarımdan rica ediyorum. Neden Cumhuriyet gazetesine reklam vermiyorsunuz? En son örnek olarak söylüyorum, Vatan gazetesi son yayınlarında ileri geri bir sürü haber yazdı, açıklamalar gönderildi, sonra Vatan gazetesiyle ilgili yayın problemimiz düzeldi. Neden Cumhuriyet gazetesine reklam verilmiyor? Bir kişisel karar mıdır, bir toplu karar mıdır, yoksa bu resmi banka politikamız mıdır? Eğer bir gazete İş Bankası ile ilgili yalan yanlış haber veriyor diye reklam kesiliyorsa o zaman ben çizelgesini çıkarayım, bir sürü gazete getireyim önünüze, hepsinin reklamını keselim.

 

CUMHURİYET’İN REKLAMINI BİR YILDA YÜZDE 57 ARTIRDIK

ERSİN ÖZİNCE: Sayın Gürman’ın, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili sorusunu da bu vesile ile cevaplamak isterim. Biz prensip olarak hem görsel medyada hem yazılı medyada hedef kitle ve erişim temel prensipleri üzerine, tamamen matematik bir model üzerinden yatırım kararını veriyoruz. Bu kapsamda Cumhuriyet gazetesinin 2005 yılında 74 bin 500 TL, 2006 yılında da 117.200 TL payı oldu ve yaklaşık yüzde 57’lik bir artış söz konusu. Her yıl periyodik olarak bu mecralarla da temas kuruluyor. Bu bağlamda, önceki hafta kendileri ile bir temas kurulmuş ve gelen kişiler bu toplantıda memnuniyetlerini ifade etmişler. Onu da belirtmek isterim.”

NAİL GÜRMAN: Bu dönem içinde Zaman Gazetesine, Samanyolu televizyonuna verilen reklam bedeli nedir?

ÖZCAN TÜRKAKIN (İş Bankası iştiraklerinden Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası’nın şimdiki Genel Müdürü. O dönem İş Bankası’nda Genel Müdür Yardımcısıy’dı): Şu anda yanımda yok ama iletebiliriz. Prensip olarak yoğun olarak planladığımız imaj kampanyası şeklînde yıllık iki büyük kampanyamız var, ki bunların birisi bilanço döneminde, birisi de kuruluş yıl dönümünde yayınlanıyor. Sınırlı erişimi olan söylediğiniz tür kanallardan, genel olarak bu iki kampanyada faydalanıyoruz. Onun dışında, ağırlığı oluşturan kredi kartı ve bireysel ürünlerle ilgili reklamlarda pek bu tür kanalları kullanmıyoruz.

NAİL GÜRMAN: Söylediğiniz matematik dağıtım ölçüsü Zaman gazetesi ile Cumhuriyet gazetesinin tirajı karşılaştırıldığında nasıl bir sonuç veriyor diye öğrenmek için sormuştum.

 

GENEL MÜDÜR ZAMAN’A, YENİ ŞAFAK’A REKLAM VERMEYİ YASAK ETTİ ASLINDA!

ERSİN ÖZİNCE: Ben Cumhuriyet gazetesi ile ilişkileri detayı ile anlatacağım, fakat Zaman Gazetesi ile Cumhuriyet’in mukayesesi söz konusu olamaz. Özcan Bey (Türkakın) usule uygun cevap veriyor, ama Genel Müdürün o gazetelere reklam vermeyi yasak ettiğini söylemesi lâzım aslında.
ÖZCAN TÜRKAKIN: “Yeni Şafak, Samanyolu, Zaman Gazetesi gibi kanalları kullanmıyoruz.
ERSİN ÖZİNCE: Aritmetik modeller onlara da reklam vermek gerektiğini gösteriyor. Fakat bunlara bir tek bilanço büyüklüğü ile ilgili reklam veriyoruz.
NAİL GÜRMAN: Sonuçta aritmetik hesabın dışına çıkılabiliyor demek ki.

ERSİN ÖZİNCE: Bilançonun büyüklüğünü, İş Bankası’nın Türkiye’nin en büyük bankası olduğunu herkes duysun diye, çok cüz’i birtakım reklamlar onlara da verildi. Zaten onların reklamları daha ucuz. Fakat onun dışındaki kampanyalarda bu gazetelere reklam vermedik.

 

CUMHURİYET VE BRT’Yİ ALABİLİR MİYİZ DİYE BAKTIK

(...) Nitekim geçmişte basın sektörüne girmek dahi değerlendirilmiştir. Bu heyette bugün söz konusu olduğu gibi geçmişte basınla ilgili değerlendirmeler yapılmış ve BRT televizyonunu çalıştırabilir miyiz veya Cumhuriyet gazetesine hissedar olabilir miyiz gibi konuşmalar dahi yapılmıştır. Geçmiş dediğim de çok uzak geçmiş değil, yakın bir süre öncesidir.

(...) Buna rağmen Cumhuriyet gazetesiyle zaman zaman çeşitli yakınlaşmalar denedik. Hatta İş Bankası Cumhuriyet Gazetesini satın alabilir mi seviyesine kadar, konu bazı kimselerce değerlendirildi. Hatta geçmişte, Cumhuriyet gazetesi çok büyük problemler içindeyken sayın yönetim kurulu üyelerimizden de ‘bu konuları değerlendirelim, acaba biz Cumhuriyet gazetesini alabilir miyiz diye bakalım’ şeklinde temenniler dile geldi. Fakat Türkiye’deki yasal mevzuata baktığımızda bunun imkânsız olduğunu gördük.
NAİL GÜRMAN, İş Bankası yönetim kurulunda Ersin Özince’den hesap sormaya devam ediyor. Toplantılar boyunca hep aynı soruyu soruyor: “Cumhuriyet’e neden ilan vermiyorsunuz?” Ersin Özince kayırma, kollama, arka çıkma yaptıklarını anlatsa da Gürman tatmin olmuyor. İş Bankası’nın 360 milyon liralık reklam ve tanıtım bütçesine ilişkin görüşmelere Cumhuriyet gazetesi damga vuruyor.


Cumhuriyet’i tarafsız biliyorduk taraflı çıktı!

Ersin Özince: ...Heyette bu konuda bir eğilim belirtilip (Cumhuriyet’in satın alınması) cumhuriyetin kurduğu gazete gibi değerlendirmeler yapılınca, ben Sayın ilhan Selçuk’la birkaç kez bir araya geldim. Basında da galiba sonradan çıktığı şekilde Esas Holding ile İş Bankası’nın, Cumhuriyet gazetesini birlikte almaları ya da hissedar olarak girmeleri gazete tarafından çok istendi. Fakat gerek söylediğim nedenlerden ötürü ve gerekse Cumhuriyet gazetesi hisselerinin bir vakfın elinde olması nedeniyle bunu gerçekleştirmek mümkün olmadı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesi maalesef bir dönem bizim ikinci büyük ortağımıza (CHP) karşı da bazı yayınlara girdi. Bu durum muhtemelen genel başkan değişikliği sırasındaydı. Politik bir gelişme olduğu için o dönemde özellikle uzak durduk. Gazete ile ilk yakınlaşma önceki sayın genel başkanın döneminde olmuştu ve Sayın Deniz Baykal’ın yönetime geleceği sıralarda Cumhuriyet gazetesi çok ilginç bir yayın yapmaya başladı. Bu bizi şu nedenle ilgilendirdi, tarafsız diye düşündüğümüz Cumhuriyet Gazetesinin birdenbire ciddi bir taraf olduğunu gördük.

5 Şubat 2013 Salı

Medya Mahallesi bitti mi?

CNN Türk'te yayınlanan ve Ayşenur Arslan ile Akif Beki'nin hazırlayıp sunduğu Medya Mahallesi programı dün olduğu gibi bugün de yayınlanmadı.

Konuyla ilgili olarak ne CNN Türk'ten ne de programı hazırlayıp sunan Ayşenur Arslan ile Akif Beki'den bir açıklama yapılmadı.


Ayşenur Arslan Cuma günü son olarak Nazlı Ilıcak'ı konuk olarak almış ve programını "Pazartesi görüşmek üzere" diyerek kapatmıştı.

Dün ve bugün saat 11.00'de Medya Mahallesi için ekran karşısına geçen izleyiciler Başak Şengül'ün sunduğu haber bülteni ile karşılaştı. Şengül de Medya Mahallesi'nin ekrana gelmemesi konusunda bir açıklama yapmadı.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Mitingler haber değil mi?

Sevgili Faruk Bildirici Ağabeyimiz (hem aynı okuldan mezun olmamız hasebiyle hem de vakti zamanında uzun uzun sohbet edip, sorularımızı yanıtladığı için gönül rahatlığı ile "Ağabey" diyorum kendisine) bugün köşesinde ilginç bir soru ve yanıtsız bir yoruma yer vermiş.

Köşesi dediğim yıllarca haber müdürlüğü de dahil emek verdiği Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi köşesi elbet. Ombudsman'lar, ya da bizdeki ismiyle okur temsilcileri, gazetelerin sevilmeyen adamları. Çünkü, muhabirlerin, hatta yazarların yanlışlarını, eksiklerini yüzlerine vurmak gibi bir görevleri var. Gerçi her zaman işe yaradığı söylenemez ama görevlerini çoğu başarıyla yapıyor. Kimisi ise kendi gazetesine bakmak yerine rakiplerine "sarkmayı" tercih ediyor.

Neyse uzatmayalım lafı... Bildirici Ağabeyimiz  aslında yanıtını iyi bildiği bir soruyu köşesine taşımış, hatta yetinmemiş dersini iyi çalışan bir öğrenci gibi diğer gazetelerden de kontrol etmiş... Ama yanıt vermek yerine "bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı..." şeklinde ucu açık bir yorum yapmayı tercih etmiş...

İşte Bildirici'nin Mitingler haber değil mi? başlıklı yazısı: 

15 bin kadar maden işçisi, 27 Ocak’ta Zonguldak’ta meydana çıkıp, taşeron şirketleri protesto etti. Son maden kazalarının hemen tamamının taşeron şirketlerin işlettiği madenlerde meydana gelmesi üzerine düzenlenmişti miting.

Zonguldak’tan yazan Tunca Banat adlı bir okur, miting haberinin ertesi gün Hürriyet’te çıkmamasını eleştirdi. “O madenlerde yeni ölümler olursa artık sizin de sorumluluğunuz var” diyordu o kızgınlıkla.

Eleştiriyi değerlendirmeden önce diğer gazeteleri taradım. Tahmin ettiğim gibi, sadece Hürriyet değil, ana akım medyanın çoğu maden işçilerinin eylemini görmemişti. Sabah, Habertürk, Akşam, Vatan, Star, Yeni Şafak, Taraf ve Akit’te de hiç yoktu haber. Sadece Posta, Sözcü, Milliyet, Birgün, Cumhuriyet, Radikal, Aydınlık, Yurt, Sol gazetelerinde haber olabilmişti protesto eylemi. Mitingde konuşan Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın, “Hiç kimse emekçileri görmezden gelemeyecek” sözlerine nazire yaparcasına görmezden gelindiğine göre bu durum sadece Hürriyet’in sorunu değil. 
Bir gözlem olarak, son yıllarda ana akım medyanın kitlesel eylemlere uzak durduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Sadece maden işçileri değil, örneğin ODTÜ öğretim üyelerinin yürüyüşü, Karayolları işçilerinin Ankara’da toplanması, HES’leri protesto eylemleri de haber olamıyor Hürriyet ve diğer gazetelerde. Bu eylemlerin haber olabilmesi için ya olay çıkması (ki olay çıkması da polisin müdahale etmesi ve polisle çatışılması demek) ya da birilerinin soyunmak gibi “medyatik” bir harekette bulunması gerekiyor.
Aynı şekilde bu eylemleri düzenleyen örgütlerin haberleri de itibar görmüyor. Medya Takip Ajansı Interpress’in araştırmasına göre, 2012 yılında gazetelerin ekonomi sayfalarında en çok haber olan birlik TOBB, en çok haber olan dernek ise MÜSİAD. Sivil toplum örgütlerine bakış bu, ana akım medyada.
Kitlesel eylemler haber değeri taşımıyor mu? Bence kuşku yok haber değeri taşıdığına. “Kitle” diye adlandırdığımız da sonuçta binlerce insan. Biz de insanlar için yapıyoruz bu mesleği. Zonguldak örneğinde işin içinde ölümleri önleme sorumluluğu da var üstelik.
Ayrıca Türkiye’deki kitlesel gösterileri haber yapmayan gazeteler, dünyanın başka köşelerindeki eylemleri verebiliyor. Örnek mi? 2011’de ABD’deki Wall Street eylemleri Türkiye’de gazetelerde geniş yer bulmuştu. Oysa Zuccotti parkında toplananların sayısı birkaç yüzü geçmiyordu bile. Hindistan’daki tecavüz karşıtı eylemleri ve Femen üyelerinin soyunarak protesto etmeleriyle ilgili haberler de yayımlanıyor. Öyleyse bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı...


Bunun açıklamasını elbette Faruk Ağabey de bilir, bilmesine de... "Başbakan bu haberlerden rahatsız oluyor diyemiyor" işte...

16 Ocak 2013 Çarşamba

Laçiner, Cumhuriyet ve sosyal medyanın tehlikeleri

Sosyal medya oldukça tehlikeli bir mecra. Yazılanların hızla ve kontrol edilmeden yayılmasına yol açıyor sosyal medyanın anlık olma hali.  Sadece "sokaktaki insan"ın twitter, facebook ya da ekşi sözlük gibi sosyal medya ajanlarından okuduğunu öğrenip bir takım düşüncelere kapılmasına neden olmuyor, mesleği haber yapmak olan gazeteciler için de çok tehlikeli...

Şİİ OLMAK HIRİSTİYAN OLMAKTAN KÖTÜ

Örneğimiz Star yazarı ve Rektör Sedat Laçiner'in başına gelenler ile ilgili.  Bundan yaklaşık 1 yıl önce TRT Haber’de yayımlanan ‘Açı’ programında Suriye ve Irak’taki mezhep çatışmalarına değinen Prof. Dr. Laçiner, "Sadece Irak’ta değil Körfez’de de Şiiler var. Kuveyt için, Ürdün için, Mısır için, bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü, çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesindendir. Allah onu selamete de erdirebilir, belki cennete de koyabilir. Şii ise sapkınlık var orada dini bozmaya çalışmak var" demişti.

30 Aralık 2012 Pazar

Ahmet Altan gitti Taraf'ın tirajı neden arttı?


Önce bundan 20 yıl öncesine gidelim ve Cumhuriyet gazetesinin başına gelenlere bakalım. Sonra da Taraf gazetesindeki istifa depremine...

CUMHURİYET'TE NELER OLDU?

Nadir Nadi'nin ölümünden sonra 1991 yılında Cumhuriyet'te yaşanan kriz Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal ile İlhan Selçuk çizgisinin kavgasından başka bir şey değildi aslında.

Ankara Temsilciliğinden sonra genel yayın yönetmenliğini Nadir Nadi'den neredeyse zorla alan ve bu görevini 11 yıl sürdüren Hasan Cemal yazı işlerinde Okay Gönensin ile birlikte kendi ekibini oluşturmuş, patronajdan annesinin hisselerini de denetleyen Emine Uşaklıgil'den de destek görmeye başlamış, ancak yazarların neredeyse tamamı İlhan Selçuk'un çevresinde örgütlenmişlerdi.


Taraflar DYP ve SHP'nin ANAP'ı yendiği seçimlerin ardından merkez sağın koalisyon kurmasını isteyen Osman Ulagay'ın  haftada kaç gün yazı yazacağı meselesi yüzünden son kez karşı karşıya geldiler. Çünkü İlhan Selçuk ve pek çok yazar SHP'nin koalisyona katılmasını istiyorlardı. Hatta Uğur Mumcu, daha sonra yakın arkadaşı Emin Çölaşan'ın açıklayacağı gibi SHP ile DYP'nin koalisyon kurması için el birliği ile çalışıyorlar, evlerinde toplantılar düzenliyorlardı.

YAZARLAR TOPLUCA İSTİFA ETTİ

6 Aralık 2011 Salı

AK Parti iktidarında tirajlar ne kadar değişti?


Medyanın AK Parti hükümeti dönemindeki tirajını kendine has söylemle sayfalarına taşımış ODATV. Analiz açısından önemli rakamlar... Oturup uzun uzun yorumlamak lazım ancak şimdilik, OdaTV'nin rakamlarını ekleyeyim siteye...

"Tiraj raporunu 09.12.2002-15.12.2002 tarihleriyle başlatıp 31.10.2011-06.11.2011 ile karşılaştırdık." diyorlar ve şu sayısal sonuçlara ulaşıyorlar.

HÜRRİYET: 461 bin 504 tirajı varmış. Şimdi tirajı 404 bin 142. Fazla bir kayıp yok gibi gözüküyor. Ancak Hürriyet bu süreçte bir dönem 600 bin tiraja ulaştığını anımsatalım.

POSTA: 414 bin 382 olan tirajı 423 bin 400’e çıkmış görünüyor. Posta’nın da, Hürriyet gibi bu süreçte bir dönem 700 bin tiraja çıktığını hatırlatalım.

MİLLİYET: 280 bin 202’den 128 bin 891’e düşerek büyük bir tiraj kaybına uğradığı görülüyor. Bunun temel sebebi yayın çizgisinde son 10 yılda bir türlü istikrar gösterememesi olabilir mi?

SABAH: 384 binden 325 bin 554’e düştüğü görülüyor. Ancak bu rakamın bile şişirildiği iddia ediliyor. Bu nedenle bu gazeteyle ilgili doğru bir değerlendirme yapılamaz.

VATAN:  En büyük kayıplardan biri bu gazeteye ait. 273 bin 798’den 105 bin 822’ye gerilemişti. AKP hükümetine ilk yıllarda muhalefet olup son dönemde parti organı gibi çıkması bu büyük düşüşe neden olabilir mi?

AKŞAM: Sürekli kan kaybeden gazetelerden. 206 bin 966’dan 104 bin 913’e kadar gerilemişti. Bu gazetenin de son yıllarda yayın çizgisi konusunda kafa karışıklığı yaşaması bu tiraj kaybına neden olmuş olabilir mi?

STAR: Uzanların Star gazetesinin tirajı 353 bin 783 idi. Yandaş Star gazetesinin onca masrafa rağmen tirajı 119 bin 599.

SÖZCÜ: “Babası” Gözcü AKP’ye muhalif olduğu için öldürülmüştü. Tirajı 121 bin 129 idi. Sözcü’nün tirajı ise 217 bin 045.

AKİT: Herkese saldırması nedeniyle çarptırıldığı tazminat paralarını ödememek için “Vakit” kapatılınca çıktı. Vakit’in tirajı 55 bin 191 idi. Akit’in tirajı ise 3 bin düşük, 52 bin 727. AKP hükümeti bu gazeteye yaramamış görünüyor.

CUMHURİYET: 41 bin 014’ten 48 bin 804’e çıkmış tirajı. Ama böyle olağanüstü dönemlerde tirajını hep ikiye, üçe katlatan bu gazetenin 7 bin tiraj fazlası başarı sayılabilir mi?

RADİKAL: İsmet Berkan’ın Radikal’inin 46 bin 597 tirajı vardı. Eyüp Can’ın Radikal’i 31 bin 170.

MİLLİ GAZETE: Şaşırtıcı bir çıkış yapmış; 13 bin 153’den 50 bin 755 tiraja ulaştı.

YENİ ASYA: O da tiraj şampiyonu; 7 bin 688’den 52 bin 830’a yükseldi.

ZAMAN: Bu gazetenin bayi satışı 25 bin dolaylarında hala. Ama bir abone oyunuyla tirajlarıyla sürekli oynadıkları için sağlıklı bir değerlendirme yapmak güç, bu neden bir yorum yapmıyoruz.

TÜRKİYE: 122 bin 081’den 134 bin 975’e çıkmış.

TAKVİM: 131 bin 892’den 109 bin 155’ düşmüş.

EVRENSEL: 3 bin 537’den 5 bin 732’ye çıkmış.