Haramzadeler tarafından sosyal medyada paylaşılmış sonunda.
sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şubat 2014 Pazartesi
9 Ocak 2014 Perşembe
Rasim Ozan Kütahyalı dün ne diyordu şimdi ne diyor?
Sabah yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, son üç - dört yıl içerisinde birbirine zıt görüşleriyle dikkat çekiyor. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosunu dün OdaTv’ye bağlarken, bugün sorumlunun Gülen cemaati olduğunu iddia ediyor. Dün “Kahraman” olduklarını iddia ettiği Ergenekon savcı ve hakimlerini şimdi “cunta” oluşturmakla suçluyor. Radikal muhabiriİsmail Saymaz, Rasim Ozan'ın şaşkına çeviren değişim öyküsünü yazdı.
İşte Saymaz'ın Rasim Ozan Kütahyalı analizi:
RASİM OZAN DÜN NE DİYORDU ŞİMDİ NE DİYOR?
Dört yıl önce “Çok net bir darbe planı” dediği Balyoz Davası hakkında “Temizlenme süreci temiz olmadı” yorumunu yapıyor. TSK’nın AK Parti ile Gülen Cemaati’ni karşı karşıya getirmek istediğini savunduğu günlerden, “Paşa Vesayeti'nden Hoca Vesayeti’ne mi geçtik?” diye şaşkınlık yaşadığı bugünlere, işte Rasim Ozan’dan seçkiler...
DENİZ BAYKAL TORNİSTANI
6 Ekim 2011: “Bugün Ergenekon soruşturması bağlamında teknik takibe takılan bazı konuşmalardan anlıyoruz ki (Soner) Yalçın ve CHP yönetimi sürekli temas içinde, Baykal’ı tuzağa düşürmeye çalışıyorlar. İşte bu tuzakların en organize olanlarından biri bu İklim Bayraktar olayı.”
4 Ocak 2014 - “Başbakan da son dönemdeki her konuşmasında şu gerçeği vurguluyor: Türk siyasetini dışarıdan dizayn etmek isteyen karanlık yapılanmanın kurduğu tezgâhlar Baykal’a yapılan kalleş komployla başladı. Alçakça bir komployla montaj bir kasetle Baykal’ı indirme operasyonu başarıya ulaştı... 12 Eylül 2010’da güçlü bir “Evet” tercihinin çıkması bu operasyonu yapan devlet içi güçler için çok hayatiydi. O devlet içi güçlerin kendini hukuksal garanti altına almasını ifade ediyordu 12 Eylül 2010. Nitekim o tarihten sonra çok daha pervasız yargısal operasyonlara giriştiler. Çünkü bu devlet içi yapı 12 Eylül 2010’la beraber dokunulmazlık kazandı. Bizler de bu gerçeğin farkına sonradan vardık.”
ERGENEKON SAVCILARI: DÜN KAHRAMAN BUGÜN CUNTA!
6 Nisan 2011: “Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007’den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler. Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da “işin başı” olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi.”
17 Aralık 2013: “Ey adı bende saklı polis şefleri. Devlet adamı değil devlet memurusunuz. Haddini bilmeyen generallere seslendiğim şekilde şimdi de aynen size sesleniyorum: Herkesi susturabilirsiniz ama ben susmam. Kafamı da kesseniz ben sivil siyasetin yanında olacağım. Dağıtın şu kurduğunuz Emniyet-Yargı cuntasını.”
GÜLEN CEMAATİ NEYDİ NE OLDU?
1 Eylül 2010: “2008’den itibaren Ergenekon soruşturması hız kazanınca Genelkurmay karargâhı strateji değiştirdi... “AKP ile yumuşak ilişkiler kurarak, cemaati yalnızlaştırma” stratejisi İlker Başbuğ dönemiyle birlikte uygulamaya kondu Hanefi Avcı’nın kitabında da ısrarla hükümeti eleştirmekten kaçınarak her şeyi doğrudan “cemaat”e yükleme kaygısı var. Dolayısıyla şu an bu kitap yukarıda bahsettiğim 2008’den beri uygulamaya konmak istenen Gülen hareketiyle AK Parti arasına nifak sokma operasyonunun bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Emniyet içinde İslami bir hayat tarzına sahip olduğu halde sırf kişisel çekişmelerden ötürü Gülen hareketine karşı Genelkurmay’a yaklaşan bir ekip var.”
31 Temmuz 2013: “Eski Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Genelkurmay’a giderdi. “Paşam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” derlerdi. Yeni Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Pensilvanya’ya gidip “Hocam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” mı diyor yani? “Paşa vesayeti”nden “Hoca vesayeti”ne mi geçtik? İyice kafam karıştı.”
REFERANDUM ÇARKI!
11 Eylül 2010: “Bu halk oylamasında tüm ezilenlerle birlikte kendi kültürel kimliğini önemseyen Türkler, Türkçüler ve milliyetçiler de EVET demeli. 13 eylül sabahı ya yeni bir umutla güne uyanacağız, ya da barbarlığın galip geldiği bir güne. Karar hepimizin...”
28 Aralık 2013: “2010 yılını hatırladıkça içim parçalanıyor. Kendime de çok ama çok kızıyorum. 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında demokrasiyi hedef alan kumpası görememiş olmaktan utanıyorum. 12 Eylül 2010’da cemaatin kapı kapı gezerek Erdoğan’ı desteklediği büyük bir yalandır. O referandumda Recep Tayyip Erdoğan meydan meydan gezerek cemaati desteklemiştir. O yüzden mezardan kalkıp oy atılması istendi.”
RASİM OZAN'IN ŞİKE DAVASI İLE İMTİHANI
31 Ağustos 2013: “3 Temmuz bağlamında Gülen Hareketi’ne de haksız biçimde saldırıldı. Fethullah Gülen’e çok çirkin ve yalan ithamlar yapıldı. Şike davası haklı bir davaydı ve Hizmet de Hizmet’in medyası da çok doğru bir tavır aldı. O süreçte gözü dönmüş bir fanatizmle Gülen Hareketi’ne bu saldırıyı yapanların başında Cengiz Çandar ve Ertuğrul Özkök geliyordu.”
28 Aralık 2013: “Fakat bugün geldiğimiz noktada Ergenekon ve Balyoz davaları da usulden bozulmalı ve yeniden yargılama yapılmalıdır. Şike ve KCK için de aynı durum geçerlidir. Gayrimeşru yöntemlerle meşru işler yapılamaz.”
İşte Saymaz'ın Rasim Ozan Kütahyalı analizi:
RASİM OZAN DÜN NE DİYORDU ŞİMDİ NE DİYOR?
Dört yıl önce “Çok net bir darbe planı” dediği Balyoz Davası hakkında “Temizlenme süreci temiz olmadı” yorumunu yapıyor. TSK’nın AK Parti ile Gülen Cemaati’ni karşı karşıya getirmek istediğini savunduğu günlerden, “Paşa Vesayeti'nden Hoca Vesayeti’ne mi geçtik?” diye şaşkınlık yaşadığı bugünlere, işte Rasim Ozan’dan seçkiler...
DENİZ BAYKAL TORNİSTANI
6 Ekim 2011: “Bugün Ergenekon soruşturması bağlamında teknik takibe takılan bazı konuşmalardan anlıyoruz ki (Soner) Yalçın ve CHP yönetimi sürekli temas içinde, Baykal’ı tuzağa düşürmeye çalışıyorlar. İşte bu tuzakların en organize olanlarından biri bu İklim Bayraktar olayı.”
4 Ocak 2014 - “Başbakan da son dönemdeki her konuşmasında şu gerçeği vurguluyor: Türk siyasetini dışarıdan dizayn etmek isteyen karanlık yapılanmanın kurduğu tezgâhlar Baykal’a yapılan kalleş komployla başladı. Alçakça bir komployla montaj bir kasetle Baykal’ı indirme operasyonu başarıya ulaştı... 12 Eylül 2010’da güçlü bir “Evet” tercihinin çıkması bu operasyonu yapan devlet içi güçler için çok hayatiydi. O devlet içi güçlerin kendini hukuksal garanti altına almasını ifade ediyordu 12 Eylül 2010. Nitekim o tarihten sonra çok daha pervasız yargısal operasyonlara giriştiler. Çünkü bu devlet içi yapı 12 Eylül 2010’la beraber dokunulmazlık kazandı. Bizler de bu gerçeğin farkına sonradan vardık.”
ERGENEKON SAVCILARI: DÜN KAHRAMAN BUGÜN CUNTA!
6 Nisan 2011: “Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007’den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler. Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da “işin başı” olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi.”
17 Aralık 2013: “Ey adı bende saklı polis şefleri. Devlet adamı değil devlet memurusunuz. Haddini bilmeyen generallere seslendiğim şekilde şimdi de aynen size sesleniyorum: Herkesi susturabilirsiniz ama ben susmam. Kafamı da kesseniz ben sivil siyasetin yanında olacağım. Dağıtın şu kurduğunuz Emniyet-Yargı cuntasını.”
GÜLEN CEMAATİ NEYDİ NE OLDU?
1 Eylül 2010: “2008’den itibaren Ergenekon soruşturması hız kazanınca Genelkurmay karargâhı strateji değiştirdi... “AKP ile yumuşak ilişkiler kurarak, cemaati yalnızlaştırma” stratejisi İlker Başbuğ dönemiyle birlikte uygulamaya kondu Hanefi Avcı’nın kitabında da ısrarla hükümeti eleştirmekten kaçınarak her şeyi doğrudan “cemaat”e yükleme kaygısı var. Dolayısıyla şu an bu kitap yukarıda bahsettiğim 2008’den beri uygulamaya konmak istenen Gülen hareketiyle AK Parti arasına nifak sokma operasyonunun bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Emniyet içinde İslami bir hayat tarzına sahip olduğu halde sırf kişisel çekişmelerden ötürü Gülen hareketine karşı Genelkurmay’a yaklaşan bir ekip var.”
31 Temmuz 2013: “Eski Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Genelkurmay’a giderdi. “Paşam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” derlerdi. Yeni Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Pensilvanya’ya gidip “Hocam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” mı diyor yani? “Paşa vesayeti”nden “Hoca vesayeti”ne mi geçtik? İyice kafam karıştı.”
REFERANDUM ÇARKI!
11 Eylül 2010: “Bu halk oylamasında tüm ezilenlerle birlikte kendi kültürel kimliğini önemseyen Türkler, Türkçüler ve milliyetçiler de EVET demeli. 13 eylül sabahı ya yeni bir umutla güne uyanacağız, ya da barbarlığın galip geldiği bir güne. Karar hepimizin...”
28 Aralık 2013: “2010 yılını hatırladıkça içim parçalanıyor. Kendime de çok ama çok kızıyorum. 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında demokrasiyi hedef alan kumpası görememiş olmaktan utanıyorum. 12 Eylül 2010’da cemaatin kapı kapı gezerek Erdoğan’ı desteklediği büyük bir yalandır. O referandumda Recep Tayyip Erdoğan meydan meydan gezerek cemaati desteklemiştir. O yüzden mezardan kalkıp oy atılması istendi.”
RASİM OZAN'IN ŞİKE DAVASI İLE İMTİHANI
31 Ağustos 2013: “3 Temmuz bağlamında Gülen Hareketi’ne de haksız biçimde saldırıldı. Fethullah Gülen’e çok çirkin ve yalan ithamlar yapıldı. Şike davası haklı bir davaydı ve Hizmet de Hizmet’in medyası da çok doğru bir tavır aldı. O süreçte gözü dönmüş bir fanatizmle Gülen Hareketi’ne bu saldırıyı yapanların başında Cengiz Çandar ve Ertuğrul Özkök geliyordu.”
28 Aralık 2013: “Fakat bugün geldiğimiz noktada Ergenekon ve Balyoz davaları da usulden bozulmalı ve yeniden yargılama yapılmalıdır. Şike ve KCK için de aynı durum geçerlidir. Gayrimeşru yöntemlerle meşru işler yapılamaz.”
26 Aralık 2013 Perşembe
İkinci operasyon dalgası medya ile de ilgili(ymiş)
Türkiye Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu ardından hükümetteki istifa depremi ve yeni hükümet revizyonunun yanı sıra, Ankara ve
İstanbul’da yolsuzluk operasyonlarının ikinci dalgasının hazırlandığı
iddiasıyla çalkalandı.
Emniyet kaynaklarından sızdırılan bilgiler doğrultusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Mart 2012’den bu yana yürütülen, ilk operasyondan çok daha kapsamlı, uluslararası çapta çok büyük bir karapara aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk dosyasının bulunduğu, ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları aşan bu dosyanın, Başbakanlık’tan dört ayrı bakanlığa ve Başbakan Erdoğan’ın iki oğluna kadar uzandığı öne sürüldü. Ankara’da ise Yüksek Hızlı Tren projesi ile ilgili soruşturma yürütüldüğü ortaya çıktı.
SORUŞTURMADA ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VAR
BirGün gazetesinde yer alan habere göre, hazırlanan büyük soruşturmada, adı geçtiği öne sürülen kritik isimler, kaynaklar şöyle sıralandı:
SABAH-ATV'NİN SATIŞI
İddiya göre, Turkuaz Medya Grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Binali Yıldırım’ın koordinesiyle Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Hayrettin Özaltın, Muzaffer Nasıroğlu ve Abdullah Tivnikli’den 100’er milyon dolar para toplandı.
Toplam 550 milyon dolara satış gerçekleşti. Bu medya grubunun başına Zirve Holding’i kuran Ömer Faruk Kalyoncu getirildi. İşadamlarının Sabah ve ATV’nin satın alınmasında verdikleri bu yüksek meblağlı paraları, aldıkları devlet ihaleleri karşılığında rüşvet olarak verdikleri öne sürüldü.
SAVCI GÖZALTINA ALIN DİYOR POLİS YAPMIYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TCDD ile ilgili soruşturma iddiasını doğruladı. Cumhuriyet gazetesinin haberi üzerine ortaya çıkan soruşturma için başsavcılık, ‘dosyanın basına nasıl yansıdığının anlaşılamadığı’ bilgisine yer verdi.
İstanbul’da ise 100 milyar dolarlık yolsuzluk iddiasıyla oluşturulan dosya için Savcı Muammer Akkaş’ın dün sabah operasyon başlatılmasını istediği ancak polisin operasyonu yapmaya direndiği öne sürüldü. Operasyon talimatından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’nın haberinin olmadığı, Çolakkadı’nın haber almasının ardından operasyona engel olundu da iddia edildi. Başsavcı Turan Çolakkadı akşam saatlerinde bir açıklama yaparak operasyon iddialarının doğru olmadığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bu kapsamda bir soruşturma bulunmadığını ifade etti. Akşam saatlerinde İstanbul Mali Şube Müdürü, savcılarla toplantı yapmak üzere Çağlayan Adliyesi’ne geldi. Toplantı geç saatlere kadar sürdü.
MALİ ŞUBE'NİN ÇAYCISINI DA SÜRDÜLER
İstanbul’da mali şubede bulunan 400 polisin yerlerinin değiştirildiği bilgisi, ikinci operasyon depreminin bir başka sarsıcı haberi oldu. Yetkililerce doğrulanmasa da polislerin yanı sıra Mali Şube’de görevli çaycıların da görev yerleri değiştirildiği bildirildi.
Emniyet kaynaklarından sızdırılan bilgiler doğrultusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Mart 2012’den bu yana yürütülen, ilk operasyondan çok daha kapsamlı, uluslararası çapta çok büyük bir karapara aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk dosyasının bulunduğu, ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları aşan bu dosyanın, Başbakanlık’tan dört ayrı bakanlığa ve Başbakan Erdoğan’ın iki oğluna kadar uzandığı öne sürüldü. Ankara’da ise Yüksek Hızlı Tren projesi ile ilgili soruşturma yürütüldüğü ortaya çıktı.
SORUŞTURMADA ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VAR
BirGün gazetesinde yer alan habere göre, hazırlanan büyük soruşturmada, adı geçtiği öne sürülen kritik isimler, kaynaklar şöyle sıralandı:
Başbakan Erdoğan’ın oğulları Necmettin Bilal ve Burak Erdoğan, Erdoğan’ın danışmanı Hasan Doğan, Başdanışman İbrahim Kalın, Latif Topbaş, İBB Genel Sekreteri Adem Baştürk, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, Binali Yıldırım’ın danışmanı Ömer Sertbaş, İsmet Yıldırım, işadamları Yasin El Kadı, Celal Koloğlu, Mehmet Cengiz, Fatih Saraç, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Abdullah Tivnikli, Üsame Kutup, Orhan Cemal Kalyoncu.
Soruşturulan kurum, şirket ve kuruluşlar için ise şu isimler öne sürüldü: Turkuaz Grup (Sabah ve ATV), Bosphorus 360, BİM, Başbakanlık Kalkınma Ajansı, Kolyoncu Grup, KİPTAŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Al Baraka Türk, TÜRGEV.Peki soruşturmanın medya ile ilgili kısmı ne? Haberde şöyle deniliyor:
SABAH-ATV'NİN SATIŞI
İddiya göre, Turkuaz Medya Grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Binali Yıldırım’ın koordinesiyle Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Hayrettin Özaltın, Muzaffer Nasıroğlu ve Abdullah Tivnikli’den 100’er milyon dolar para toplandı.
Toplam 550 milyon dolara satış gerçekleşti. Bu medya grubunun başına Zirve Holding’i kuran Ömer Faruk Kalyoncu getirildi. İşadamlarının Sabah ve ATV’nin satın alınmasında verdikleri bu yüksek meblağlı paraları, aldıkları devlet ihaleleri karşılığında rüşvet olarak verdikleri öne sürüldü.
SAVCI GÖZALTINA ALIN DİYOR POLİS YAPMIYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TCDD ile ilgili soruşturma iddiasını doğruladı. Cumhuriyet gazetesinin haberi üzerine ortaya çıkan soruşturma için başsavcılık, ‘dosyanın basına nasıl yansıdığının anlaşılamadığı’ bilgisine yer verdi.
İstanbul’da ise 100 milyar dolarlık yolsuzluk iddiasıyla oluşturulan dosya için Savcı Muammer Akkaş’ın dün sabah operasyon başlatılmasını istediği ancak polisin operasyonu yapmaya direndiği öne sürüldü. Operasyon talimatından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’nın haberinin olmadığı, Çolakkadı’nın haber almasının ardından operasyona engel olundu da iddia edildi. Başsavcı Turan Çolakkadı akşam saatlerinde bir açıklama yaparak operasyon iddialarının doğru olmadığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bu kapsamda bir soruşturma bulunmadığını ifade etti. Akşam saatlerinde İstanbul Mali Şube Müdürü, savcılarla toplantı yapmak üzere Çağlayan Adliyesi’ne geldi. Toplantı geç saatlere kadar sürdü.
MALİ ŞUBE'NİN ÇAYCISINI DA SÜRDÜLER
İstanbul’da mali şubede bulunan 400 polisin yerlerinin değiştirildiği bilgisi, ikinci operasyon depreminin bir başka sarsıcı haberi oldu. Yetkililerce doğrulanmasa da polislerin yanı sıra Mali Şube’de görevli çaycıların da görev yerleri değiştirildiği bildirildi.
Etiketler:
atv,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
cemaat,
emniyet,
gözatlı,
gülen,
hükümet,
kalyon holding,
Orhan Cemal Kalyoncu,
polis,
sabah,
satıldı,
savcı,
Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu
3 Ekim 2013 Perşembe
Demokratikleşme Paketi için kim ne dedi?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇIKLADIĞI “DEMOKRASİ PAKETİ” İÇİN 16 GAZETE HANGİ MANŞETLE ÇIKTI? BU GAZETELERDEKİ KAÇ KÖŞE YAZARI “PAKET”İ YAZDI? İŞTE GAZETELERİN “PAKET”E DAİR ATTIKLARI MANŞETLER VE 100 CİVARINDAKİ KÖŞE YAZARININ “PAKET” İÇİN YAZDIKLARI:
MİLLİYET – 18 yeni adım
Fikret Bila: Önemli ve ihtiyatlı adımlar
Güneri Civaoğlu: Güven artırıcı hamleler
Melih Aşık: 6 hafta önce söylenen
Aslı Aydıntaşbaş: Yeterli değil, ama olumlu
Serpil Çevikcan: Bir geçiş sürece metni
Abbas Güçlü: Eğitimde çok şey değişecek
Nihat Ali Özcan: Paketten aslında beklenen
Mehmet Tezkan: Tatmin etmedi eksik kaldı
Fikret Bila: Önemli ve ihtiyatlı adımlar
Güneri Civaoğlu: Güven artırıcı hamleler
Melih Aşık: 6 hafta önce söylenen
Aslı Aydıntaşbaş: Yeterli değil, ama olumlu
Serpil Çevikcan: Bir geçiş sürece metni
Abbas Güçlü: Eğitimde çok şey değişecek
Nihat Ali Özcan: Paketten aslında beklenen
Mehmet Tezkan: Tatmin etmedi eksik kaldı
VATAN – Yeni bir dönem
Güngör Mengi: Paketteni iyiler ve kötüler
Reha Muhtar: Üç seçim sistemi AKP’ye yarıyor
Okay Gönensin: Tabii ki yetmez, eksiğimiz çok…
Ruşen Çakır: Daha fazla, daha iyiye hazırdık
Murat Çelik: Asıl olan uygulama
Güngör Mengi: Paketteni iyiler ve kötüler
Reha Muhtar: Üç seçim sistemi AKP’ye yarıyor
Okay Gönensin: Tabii ki yetmez, eksiğimiz çok…
Ruşen Çakır: Daha fazla, daha iyiye hazırdık
Murat Çelik: Asıl olan uygulama
HABERTÜRK – Demokrasiye bir adım daha
Fatih Altaylı: Kürt’e çiçek, Kandil’e ‘Hayır’
Umur Talu: Demokrasi pakete sığsaydı…
Muharrem Sarıkaya: Paketin getirdiği
Fatih Altaylı: Kürt’e çiçek, Kandil’e ‘Hayır’
Umur Talu: Demokrasi pakete sığsaydı…
Muharrem Sarıkaya: Paketin getirdiği
POSTA – Kamuda türban serbest
Candaş Tolga Işık: Paketiniz kargoya verildi…
Yalgülü Aldoğan: Paketlenmiş demokrasi!
Candaş Tolga Işık: Paketiniz kargoya verildi…
Yalgülü Aldoğan: Paketlenmiş demokrasi!
SABAH – Yeni Türkiye için 20 adım
Mehmet Barlas: “Nefret” suçtur
Yavuz Donat: Kürtçe propaganda
Emre Aköz: En iyisi dar bölge
Süleyman Yaşar: Büyümeye katkı
Şeref Oğuz: Özgürlük reformu
Mahmut Övür: Demokrasi şifreleri
Sevilay Yükselir: İnanılmaz bir reform
Okan Müderrisoğlu: Tarihi süreç
Rasim Ozan Kütahyalı: İleri Türkiye
Nazlı Ilıcak: Çağdaş Türkiye
Mehmet Barlas: “Nefret” suçtur
Yavuz Donat: Kürtçe propaganda
Emre Aköz: En iyisi dar bölge
Süleyman Yaşar: Büyümeye katkı
Şeref Oğuz: Özgürlük reformu
Mahmut Övür: Demokrasi şifreleri
Sevilay Yükselir: İnanılmaz bir reform
Okan Müderrisoğlu: Tarihi süreç
Rasim Ozan Kütahyalı: İleri Türkiye
Nazlı Ilıcak: Çağdaş Türkiye
HÜRRİYET– Öncü paket
Taha Akyol: Reformist sakin adım
Sedat Ergin: Alevilerin adı yok
Metehan Demir: O maddeler bekliyor
Mehmet Y. Yılmaz: Yetmese de olumlu adım
Yalçın Doğan: Kürtleri keser mi?
Akif Beki: Şaşırdım ama ‘evet’ paketi
Yalçın Bayer: Muhalefetsiz demokrasi
Fatih Çekirge: Bu çabayı alkışlıyorum
Taha Akyol: Reformist sakin adım
Sedat Ergin: Alevilerin adı yok
Metehan Demir: O maddeler bekliyor
Mehmet Y. Yılmaz: Yetmese de olumlu adım
Yalçın Doğan: Kürtleri keser mi?
Akif Beki: Şaşırdım ama ‘evet’ paketi
Yalçın Bayer: Muhalefetsiz demokrasi
Fatih Çekirge: Bu çabayı alkışlıyorum
BUGÜN – Özel okullarda Kürtçe eğitim
Erhan Başyurt: Özgürlükler Türkiye’ye kazandırır
Gülay Göktürk: Emin adımlarla ilerliyoruz
Erhan Başyurt: Özgürlükler Türkiye’ye kazandırır
Gülay Göktürk: Emin adımlarla ilerliyoruz
RADİKAL: Demokrasi 1.0 (Yeni sürüm gelecek)
Eyüp Can: Reform gazına basmak önemli
Ezgi Başaran: Demokrasi için küçük adımlar
Tarhan Erdem: Algının özeti: Evet, yola devam
Ahmet İnsel: Temel haklarda azla kifayet
Murat Yetkin: Bardağın ancak yarısı dolu
Cüneyt Özdemir: Paketin Türkçe tercümesi
Seyfettin Gürsel: Seçim sistemi kimin için risk
Oral Çalışlar: Ruhban Okulu ve cemevi de olsaydı
Koray Çalışkan: 15 milyona yok, 3 harfe var
Deniz Zeyrek: Beklentiler karşılandı mı?
Eyüp Can: Reform gazına basmak önemli
Ezgi Başaran: Demokrasi için küçük adımlar
Tarhan Erdem: Algının özeti: Evet, yola devam
Ahmet İnsel: Temel haklarda azla kifayet
Murat Yetkin: Bardağın ancak yarısı dolu
Cüneyt Özdemir: Paketin Türkçe tercümesi
Seyfettin Gürsel: Seçim sistemi kimin için risk
Oral Çalışlar: Ruhban Okulu ve cemevi de olsaydı
Koray Çalışkan: 15 milyona yok, 3 harfe var
Deniz Zeyrek: Beklentiler karşılandı mı?
AKŞAM – Erdoğan devrimi
Mehmet Ocaktan: Demokrasi devrimi yapan diktatör
Cengiz Özdemir: Söz sırası muhalefette
Ufuk Ulutaş: Normalleşme paketi ve normalleşmeyenler
Kurtuluş Taviz: Değişim iradesi sürüyor
Emin Pazarcı: Ölümsüzlük iksiri ve fare
Mehmet Ocaktan: Demokrasi devrimi yapan diktatör
Cengiz Özdemir: Söz sırası muhalefette
Ufuk Ulutaş: Normalleşme paketi ve normalleşmeyenler
Kurtuluş Taviz: Değişim iradesi sürüyor
Emin Pazarcı: Ölümsüzlük iksiri ve fare
TARAF – Evet, devam edelim
Enver Sezgin: Olumlu, ama eksik
Enver Sezgin: Olumlu, ama eksik
STAR – 30 Eylül devrimi
Mustafa Karaalioğlu: Daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak
Fehmi Koru: Korkulardan kurtuluyoruz galiba
Yalçın Akdoğan: Paketin kodları
Ahmet Kekeç: Beğenmiyorsan, daha iyisini yaparsın
Yağmur Atsız: Merak ve heyecan
Eser Karakaş: Bir kez daha “yetmez, ama evet”
Murat Kartoğlu: Hayat tarzına müdahaleyi “suç” yaptı
Sedat Laçiner: Özgür birey, güçlü Türkiye
Mensur Akgün: Bence de yetmez, ama evet
Fadime Özkan: Paketin sürprizi
Bekir S. Gür: Demokratik eğitim paketi
Mustafa Karaalioğlu: Daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak
Fehmi Koru: Korkulardan kurtuluyoruz galiba
Yalçın Akdoğan: Paketin kodları
Ahmet Kekeç: Beğenmiyorsan, daha iyisini yaparsın
Yağmur Atsız: Merak ve heyecan
Eser Karakaş: Bir kez daha “yetmez, ama evet”
Murat Kartoğlu: Hayat tarzına müdahaleyi “suç” yaptı
Sedat Laçiner: Özgür birey, güçlü Türkiye
Mensur Akgün: Bence de yetmez, ama evet
Fadime Özkan: Paketin sürprizi
Bekir S. Gür: Demokratik eğitim paketi
SÖZCÜ – Andınız kaldırıldı, türban va çarşaf serbest kaldı
Emin Çölaşan: Civciv çıktı, kuş çıktı, sadece sıkmabaş çıktı>
Rahmi Turan: Bu paket alkışlanmaz
Mehmet Türker: Paketten PKK ile türban çıktı
Saygı Öztürk: Paket koca bir aldatmacı
Emin Çölaşan: Civciv çıktı, kuş çıktı, sadece sıkmabaş çıktı>
Rahmi Turan: Bu paket alkışlanmaz
Mehmet Türker: Paketten PKK ile türban çıktı
Saygı Öztürk: Paket koca bir aldatmacı
TAKVİM – Yeni Türkiye
Ergün Diler: Paket
Bülent Eradaç: Duvar yıkıldı
Mehmet Çetingüleç: Partilere müjde
Bekir Hazar: Yasaklar kalkıyor
Ergün Diler: Paket
Bülent Eradaç: Duvar yıkıldı
Mehmet Çetingüleç: Partilere müjde
Bekir Hazar: Yasaklar kalkıyor
TÜRKİYE- Hoşgeldin özgürlük
Nuh Albayrak: Reform nihayet halka inde
Melit Altınok: Balkon paketi
Mehmet Sağırlı: Demokratikleşme paketi kaç kişiye dağıtılacak
İsmail Kapan: Beğenenlere de, beğenmeyenlere de hayırlı olsun
Nuh Albayrak: Reform nihayet halka inde
Melit Altınok: Balkon paketi
Mehmet Sağırlı: Demokratikleşme paketi kaç kişiye dağıtılacak
İsmail Kapan: Beğenenlere de, beğenmeyenlere de hayırlı olsun
ZAMAN – Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest
Ekrem Dumanlı: Reformlara devam
Bülent Korucu: Paketin dolu tarafları
Abdülhamit Bilici: AK Parti’nin en büyük hizmeti
İhsan Dağı: Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri
Şahin Alpay: Evet! Ama yetmez…
Mümtaz’er Türköne: Zafer anıtını nereye dikelim?
Leyla İpekçi: Paketlerin ruhumuza etkisi
Ekrem Dumanlı: Reformlara devam
Bülent Korucu: Paketin dolu tarafları
Abdülhamit Bilici: AK Parti’nin en büyük hizmeti
İhsan Dağı: Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri
Şahin Alpay: Evet! Ama yetmez…
Mümtaz’er Türköne: Zafer anıtını nereye dikelim?
Leyla İpekçi: Paketlerin ruhumuza etkisi
YENİ ŞAFAK: Demokrasiye yüksek standart
Ali Bayramoğlu: Demokratikleşme paketini nasıl okumalı?
Salih Tuna: Erdoğan yanağımızdan makas aldı mı desinler
Ali Saydam: Beklenti yüksek olursa tatmin düşebilir
Akif Emre: And
Mehmet Metiner: Demokratikleşme derinleşerek sürüyor
Abdulkadir Selvi: Durmak yok, reformlara devam
İbrahim Karagül: Paket ve yeni dalga sempati
Osman Özsoy: Gözünüz aydın bacım…
Tamer Korkmaz: Dört Yüz On Bir paket kaosa kalktı!
Ali Bayramoğlu: Demokratikleşme paketini nasıl okumalı?
Salih Tuna: Erdoğan yanağımızdan makas aldı mı desinler
Ali Saydam: Beklenti yüksek olursa tatmin düşebilir
Akif Emre: And
Mehmet Metiner: Demokratikleşme derinleşerek sürüyor
Abdulkadir Selvi: Durmak yok, reformlara devam
İbrahim Karagül: Paket ve yeni dalga sempati
Osman Özsoy: Gözünüz aydın bacım…
Tamer Korkmaz: Dört Yüz On Bir paket kaosa kalktı!
[Ali Eyüboğlu derlemiş. Ben de ondan aldım.
Bence "en yandaş yazar" ödülünü Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir, "İnanılmaz bir reform" diyerek haketmiş. "En yandaş gazete" ödülü ise Star'dan ithal Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın Akşam gazetesi'ne gidiyor: "Erdoğan devrimi" ]
30 Temmuz 2013 Salı
Patron yazarlarını yola getirmek için medya sitesi kurar mı?
Gazete patronlarının bir kısmı iktidardan çeker, bir kısmı ise yazarlarından. Akşam Gazetesi'nin eski sahiplerinden Malik Yolaç mesela "beni köşe yazarlarım batırdı..." dermiş. Tıpkı Kemal Ilıcak'ın gazetesi Tercüman'ın batışından eşi ve gazetenin yazarı Nazlı Ilıcak'ı suçlaması gibi.
Yazarlarından memnun olmayan patron onları bir fırsatını bulup kovar. Yani genelde böyle olur. Ama bazen de başka yollara gidilir.
Son günlerde yaz sıcağından muzdarip medya kulislerinde böyle bir durum dile getiriliyor. Sabah gazetesinin sahibi Çalık Grubunun CEO'su Serhat Albayrak'ın yazarlarını "dize getirmek" için başvurduğu söylenen yol çok dikkat çekici.
Post Medya sitesinden bir alıntı ile patronun yazarları denetleme çabası ile kurdurduğu medya sitesine bakalım o zaman.
MEDYA SİTESİ DEĞİL PR AJANSI
Taraf yazarı Emre Uslu’nun sahibininTutkun Akbaş olduğunu açıklaması ve finansörünün de Serhat Albayrakolduğu iddialarının ardından,medyagundem.com adlı internet sitesinin arşivinde yaptığımız taramada yeni bulgular elde ettik.
Odatv’ye taş çıkartan seviyesiz kara propaganda yayınlarıyla tüm kesimlerin tepkisini çeken medyagundem.com adlı internet sitesi, Serhat Albayrak’ın başında olduğu Turkuvaz Medya Grubuile ilgili yüzlerce PR haberi yapmış.
Star Gazetesi ve Kanal 24 ’ün dışındaki tüm gazete ve televizyonlara hakaretlerle sözde analizler yayınlayan medyagündem, Turkuvaz Medya Grubu’nda yer alan Sabah Gazetesi, ATV ve A Haber’in adeta PR ajansı gibi çalışmış. Medyagündem, Sabah’ta ATV’de ve A Haber’deki en basit haberleri bile ‘Yılın gazetecilik olayı’ diye parlatmış.
İşte o PR haberlerinden bazıları:
İlk zam haberi Turkuvaz Medya’dan (Ocak 22, 2013) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya'nın iletişim müdüründen radyo programı (17/01/2012) TIKLAYIN
SABAH vitrinini yeniledi (Aralık 03, 2012) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya'dan gayrimenkulde dev buluşma! (20/01/2012) TIKLAYIN
Radyo Turkuvaz hangi ünlü radyocu ile anlaştı? (Aralık 26, 2012) TIKLAYIN
China Today Turkuvaz’la Türkiye’de (Eylül 28, 2012) TIKLAYIN
Sabah Gazetesi genç eleştirmen arıyor! (Mart 19, 2013) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya hedef gösteriliyor (30.06.2013) TIKLAYIN
SABAH ve ATV için 1 milyar doları aşan teklif! (30/01/2012) TIKLAYIN
ATV-Sabah 1,7 milyar dolardan aşağı olamaz! (Haziran 22, 2012) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya'nın iletişim müdüründen radyo programı (17/01/2012) TIKLAYIN
SABAH vitrinini yeniledi (Aralık 03, 2012) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya'dan gayrimenkulde dev buluşma! (20/01/2012) TIKLAYIN
Radyo Turkuvaz hangi ünlü radyocu ile anlaştı? (Aralık 26, 2012) TIKLAYIN
China Today Turkuvaz’la Türkiye’de (Eylül 28, 2012) TIKLAYIN
Sabah Gazetesi genç eleştirmen arıyor! (Mart 19, 2013) TIKLAYIN
Turkuvaz Medya hedef gösteriliyor (30.06.2013) TIKLAYIN
SABAH ve ATV için 1 milyar doları aşan teklif! (30/01/2012) TIKLAYIN
ATV-Sabah 1,7 milyar dolardan aşağı olamaz! (Haziran 22, 2012) TIKLAYIN
Peki, medyagündem’in Turkuvaz Medya Grubu ve Serhat Albayrak’la irtibatı sadece grubun PR’ını yapmaktan mı ibaret? Elbette HAYIR!!!
Turkuvaz Medya Grubu’nda Serhat Albayrak’ın canını sıkan kim olduysa karşısında medyagündem’i bulmuş. Bunun son örneği, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve Sabah Gazetesi’nin Gezi olaylarındaki duruşunu eleştirmesi nedeniyle gazeteden kovulan Sabah’ın eski Ombudsmanı Yavuz Baydar ile ilgili ‘haber’ oldu.
Medyagündem, Yavuz Baydar’ın Sabah’tan kovulmasını 23 Temmuz’da, “SABAH azılı çapulcuyu kovdu!” başlığı ile haberleştirdi. TIKLAYIN
Medyagündem’in gazabından Sabah yazarı Nazlı Ilıcak da kurtulamadı. Medyagündem’in arşivinde Nazlı Ilıcak’la ilgili onlarca kara propaganda maksatlı analiz var. Medyagündem’in Nazlı Ilıcak’ı hedef alan yayınlarından bir tanesi, 24 Mart’taydı. Analiz, “Ilıcak’ı Sabah’tan atılma korkusu sardı!” başlığını taşıyordu. TIKLAYIN
Medyagündem’in hedef tahtasına oturttuğu bir diğer Sabah yazarı ise Rasim Ozan Kütahyalı idi. Kütahyalı, 2012 yılının Ocak ve Şubat aylarında, o sırada henüz Takvim ve Sabah Pazareki yazarıyken, eşi Nagehan Alçı ile birlikte Aydın Doğan’ı evinde misafir etti. Kütahyalı bu davet için Serhat Albayrak’tan izin almıştı ama yine de medyagündem’in seri atışlarına hedef oldu. Bunlardan biri, 30 Ocak 2012’de “Yalıdaki buluşma bugün gerçekleşmiş!” başlığı ile yayınlandı. TIKLAYIN Diğer haber ise 1 Şubat 2012 tarihinde “İşte arşiv! 'Aydın Doğan da suçlu' diyen kimdi?” ile yayınlandı. TIKLAYIN
Rasim Ozan Kütahyalı, medyagündem’in gazabından, 3 Kasım 2012’de Serhat Albayrak için yazdığı “Başbakan’ın siyasette yaptığını medyada o yapacak” başlıklı yazısı ile kurtulabildi.TIKLAYIN
Yazı arşivinden de anlaşılacağı üzere medyagündem adeta Psikolojik Harekat (PH) Ajansı gibi çalışmış.
Asıl trajik olan bu değil!
Eğer medyagündem’i Serhat Albayrak’ın finanse ettiği iddiası doğru ise, dünya basın tarihinde bir ilk olarak, bir medya patronunun kendi grubundaki yazarları hizaya getirmek için medya sitesi kurdurup kara propaganda yaptırdığı gerçeği ile karşıyayız.
İşte kara kara düşünülmesi gereken bu!
17 Haziran 2013 Pazartesi
Ergun Babahan otoparkçı oldu...
[Oda TV'nin haberi... Alıntılamakta fayda var...]
Bir dönemin genel yayın yönetmeniydi.
Sonra koltuğundan oldu; olmamak için bugün Star gazetesindeki köşesinden küfür ettiği Doğan Grubu'nun kapısından hiç ayrılmadı.
Sonra iktidara yakınlaştı; yandaş oldu.
Yandaşlık günümüzde hayli ekonomik getirisi olan bir siyasal terminolojinin adıydı.
Kimi tv'lerde program yaptı kimi gazetemlerde yazarlık yaptı.
Bugüne kadar yandaşlığın medya dışında gazetecilere gelir kapısı yarattığını duymamıştık.
meğer o da oluyormuş...
Ergun Babahan otoparkçı olmuş.
Ergun Babahan lokantacı olmuş.
Bilgi Üniversitesi'nin otoparkını Ergun Babahan işletiyor.
Bilgi Üniversitesi'nin lokantasını Ergun Babahan'ın sahibi olduğu şirket çalıştırıyor.
Bir eski genel yayın yönetmeninin düştüğü duruma bakınız; bir yanda makale yazıyor diğer yanda otoparkçılık yapıyor.
Fazla yoruma gerek var mı?
Bir dönem bir reklam vardı; "sağolasın izocam" diye bağırıyordu apartman kapıcısı.
Ergun Babahan "sağolasın" diye kime şükranlarını sunuyordur acaba şimdi? "Sağolasın yandaşlık" olabilir mi?
İşte Ergun Babahan'ın Bilgi Üniversitesi işletmelerinin belgesi:


http://www.odatv.com/n.php?n=ergun-babahan-otoparkci-oldu
Bir dönemin genel yayın yönetmeniydi.
Sonra koltuğundan oldu; olmamak için bugün Star gazetesindeki köşesinden küfür ettiği Doğan Grubu'nun kapısından hiç ayrılmadı.
Sonra iktidara yakınlaştı; yandaş oldu.
Yandaşlık günümüzde hayli ekonomik getirisi olan bir siyasal terminolojinin adıydı.
Kimi tv'lerde program yaptı kimi gazetemlerde yazarlık yaptı.
Bugüne kadar yandaşlığın medya dışında gazetecilere gelir kapısı yarattığını duymamıştık.
meğer o da oluyormuş...
Ergun Babahan otoparkçı olmuş.
Ergun Babahan lokantacı olmuş.
Bilgi Üniversitesi'nin otoparkını Ergun Babahan işletiyor.
Bilgi Üniversitesi'nin lokantasını Ergun Babahan'ın sahibi olduğu şirket çalıştırıyor.
Bir eski genel yayın yönetmeninin düştüğü duruma bakınız; bir yanda makale yazıyor diğer yanda otoparkçılık yapıyor.
Fazla yoruma gerek var mı?
Bir dönem bir reklam vardı; "sağolasın izocam" diye bağırıyordu apartman kapıcısı.
Ergun Babahan "sağolasın" diye kime şükranlarını sunuyordur acaba şimdi? "Sağolasın yandaşlık" olabilir mi?
İşte Ergun Babahan'ın Bilgi Üniversitesi işletmelerinin belgesi:
31 Mayıs 2013 Cuma
Hıncal Uluç bunu hep yapıyor ama ne fayda...
Sabah gazetesinin "kerameti kendinden menkul" yazarlarından değil elbet Hıncal Uluç.
17 yaşında Yenigün gazetesinde spor sayfasında çalışmaya başlamış Uluç. 1967 yılında, askerlik dönüşü Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke, Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olunca haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamış; TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmış... 1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı'nın çağırması üzerine dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiş, ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 yılında Sabah'ta yazmaya başlamış...
75 yaşına merdiven dayadığı sırada kendinde özellikle gazetecilik konusunda ahkam kesmeyi de kendisinin hakkı olarak görüyor herhalde. Sık sık, Türkiye'de gazetecilik yapılmadığını, gazeteci kalmadığını filan yazıyor. Sabah arşivi bu tarz yazıları ile dolu.
Önceki gün (29 Mayıs) Gazeteler niye satsın ki? diye bir yazı kaleme aldı Uluç. Her zamanki tepeden bakan tavrı ile yazdığı yazıda, yıllardır sık sık tekrar ettiği ve yanlış olduğunu artık internete giren herkesin bildiği bir iddiayı da yeniden yazmakta beis görmedi.
17 yaşında Yenigün gazetesinde spor sayfasında çalışmaya başlamış Uluç. 1967 yılında, askerlik dönüşü Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke, Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olunca haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamış; TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmış... 1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı'nın çağırması üzerine dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiş, ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 yılında Sabah'ta yazmaya başlamış...
75 yaşına merdiven dayadığı sırada kendinde özellikle gazetecilik konusunda ahkam kesmeyi de kendisinin hakkı olarak görüyor herhalde. Sık sık, Türkiye'de gazetecilik yapılmadığını, gazeteci kalmadığını filan yazıyor. Sabah arşivi bu tarz yazıları ile dolu.
Önceki gün (29 Mayıs) Gazeteler niye satsın ki? diye bir yazı kaleme aldı Uluç. Her zamanki tepeden bakan tavrı ile yazdığı yazıda, yıllardır sık sık tekrar ettiği ve yanlış olduğunu artık internete giren herkesin bildiği bir iddiayı da yeniden yazmakta beis görmedi.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
RedHack gazetecilere verilen çekleri de açıkladı!
RedHack tarafından Egemen Bağış ve eşi Beyhan Yıldırım'a ait olduğunu
iddia edilen mailler ve bazı belgelerin yayınlanması kafaları karıştırdı. Bugüne kadar emniyet, içişleri, TÜBİTAK, YÖK vb. devlet kurumlarına ve okul sütü skandalı sonrasında süt üreticilerine yönelik eylemleri ile kamuoyunda ciddi bir "hayran" kitlesi yaratan RedHack'in bu son eylemi "kişisel hayatı" ihlal suçlaması ile tepki de çekti.
MAİLLER VE BELGELER GERÇEK
RedHack tarafından kırılan, ardından Bakan Bağış'ın “özel yaşama müdahale” gerekçesiyle mahkemeden sansür istemesi belgelerin içeriğinin gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Zaten RedHack üyeleri de, “Egemen Bağış, RedHack'i Mahkemeye Vererek, hakkındaki belgeleri doğruladı. AKP milletvekili ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın adam kayırma, torpil gibi özelliklerini ve ahlak bekçiliği yaparken, kendi "ahlakini" ortaya serdiğimiz, yine kendi mail yazışmaları, başvurdukları mahkeme kararıyla blogger yönetimi tarafından kal dirilmiştir. Bu sayede belgeleri doğrulandığını da öğrenmiş olduk. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına hazırlanan Egemen’lerin başı bu gidişle çok ağrıyacak gibi” dedi.
“http://redleaks.blogspot.com” sayfasında yer alan ve Egemenleri Bağışlamayacağız sloganı ile açıklanan belgeler, Bağış'ın talebi ve Ankara 3. Sulh Mahkemesi’nin kararıyla doğrultusunda Google tarafından kaldırıldı. Grup, belgeleri bu kez “http://redleaks.blogspot.nl/” adresinde yayınlanlamaya başladı.
BELGELER İÇİNDE NELER VAR?
Bakan Bağış ve eşinin mailleri ve ("belgeler sahte" diyenleri ikna edecek fotoğrafların) yanısıra Bağış’ın 2008 yılı vergi bildirimi ve telefon arama listesi ile Egemen Bağış'ın eşi Beyhan Bağış'ın temsilcisi olduğu Vakko'nun hediye çeklerini kimlere gönderdiğinin listesi de açıklanan belgeler arasında. Çekler içinde ismi geçen gazetecilerin varlığı da dikkat çekici.
EN BÜYÜK ÇEK ERDOĞAN'A İKİNCİSİ İSE BARLAS'A
Vakko'nun hediye çekleri listesinde en yüksek meblağın 5 bin TL ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verildiği anlaşılıyor.
Toplamı 90 bin lirayı bulan listede, Erdoğan’dan sonra en yüksek miktar 4.750 TL ile Mehmet Barlas ve eşi Canan Barlas'a gitmiş.
Listede özellikle gazetecilerin bu hediye çeklerinden faydalandığı görülüyor. Taraf, Posta, Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Habertürk, Türkiye, Star, Dünya, Bugün, Zaman, Kanal 24. Çeklerdeki miktarlar 150 TL ile 5 bin arasında değişiyor.
İşte listede yer alan gazeteciler ve yollanan çeklerin TL karşılığı:
HANGİ GAZETENİN YÖNETMENİ İLE YAŞIYOR BİZİ ALAKADAR ETMEZ
RedHack, “Bir defa sunun altını çizelim "özel hayat" meselesi olsaydı bizlerin "neler yayınlayabileceğini" Egemen çok iyi biliyor, bizlerin yani sosyalistlerin ahlaki yapısı onların yaptığı gibi "yandaş" medyada insanların özel hayatını çarşaf çarşaf yayınlamalarına benzemez. Kim kimin sevgilisi, kim kimi ne yapmış, hangi gazetelerin yönetmeniyle ne yaşıyorlar bizi alakadar etmez. Bu arada belirli bir kesimin hümanizminin sadece "kendi tecavüzcülerine" olması da ayrıca incelenmesi gereken pedagojik bir olay” diye ekledi.
LİSTEDEKİ İSİMLER NE DİYOR?
Candaş Tolga Işık: Vallaha bana ulaşan bir hediye çeki yok ama siz isterseniz bir de Tolga Candaş'a sorun!
Yıldıray Oğur: Beyhan-Egemen Bağış'ı tanımam, hayatımda kimseden hediye çeki almadım,almam, avanta hiçbirşeyi kabul etmem, etmedim. Bu iftirayı haber yapanlar/yapacaklar hakkında açacağım tazminat davası paralarıyla Vakko'dan alışveriş yapmayacak kadar da zevk sahibiyim.. ülkerin yılbaşı kutusundan abur cuburla karnımı doyurmuşluğum vardır tabi.
Cemil Barlas (Mehmet ve Canan Barlas'ın oğlu): piyasada dolaşan "hediye çeki" listesi uyduruktur.. iftiradır.. ayrıca yayınlanan isimler yayınlandıktan sonra bile değişmektedir..
Esin Gedik (Ertuğrul Mavioğlu aracılığı ile) Esin Gedik aradı: "kimseden hediye çeki almadım, gönderseler iade ederdim" dedi
GAZETECİ HEDİYE KABUL EDER Mİ?
Basın mensuplarına toplantı ve değişik sebeplerle hediye verilmesi eskiden beri etik bir problem olmuştur. Çok bilinen birt tartışma bu aslında. Gazeteci hediye kabul eder mi etmez mi? Yanıt net: Etmez. Yılbaşı hediyesi de mi kabul etmez? Yanıt aynı: Etmez.
Çağdaş Gazeteciler Derneği üyelerinin uyması öngörülen gazetecilik ilkeleri başlığı ile ilan edilen ilkelerin ilk maddesi şöyle diyor mesela:
Gerçekten ne yapacağız? Bir bakanın eşi çalıştığı kurumdan pek çok gazeteciye hediye çeki gönderiyor. Almadım diyen de var elbet ama sesini çıkartmayan (dolaylı yoldan aldığını kabul eden de) var. Meslek Kuruluşlarından pek ses seda çıkmıyor. Bakalım gazetecilerin aldığı hediyeler yanlarına kar kalmaya devam mı edecek?
MAİLLER VE BELGELER GERÇEK
RedHack tarafından kırılan, ardından Bakan Bağış'ın “özel yaşama müdahale” gerekçesiyle mahkemeden sansür istemesi belgelerin içeriğinin gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Zaten RedHack üyeleri de, “Egemen Bağış, RedHack'i Mahkemeye Vererek, hakkındaki belgeleri doğruladı. AKP milletvekili ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın adam kayırma, torpil gibi özelliklerini ve ahlak bekçiliği yaparken, kendi "ahlakini" ortaya serdiğimiz, yine kendi mail yazışmaları, başvurdukları mahkeme kararıyla blogger yönetimi tarafından kal dirilmiştir. Bu sayede belgeleri doğrulandığını da öğrenmiş olduk. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına hazırlanan Egemen’lerin başı bu gidişle çok ağrıyacak gibi” dedi.
“http://redleaks.blogspot.com” sayfasında yer alan ve Egemenleri Bağışlamayacağız sloganı ile açıklanan belgeler, Bağış'ın talebi ve Ankara 3. Sulh Mahkemesi’nin kararıyla doğrultusunda Google tarafından kaldırıldı. Grup, belgeleri bu kez “http://redleaks.blogspot.nl/” adresinde yayınlanlamaya başladı.
BELGELER İÇİNDE NELER VAR?
Bakan Bağış ve eşinin mailleri ve ("belgeler sahte" diyenleri ikna edecek fotoğrafların) yanısıra Bağış’ın 2008 yılı vergi bildirimi ve telefon arama listesi ile Egemen Bağış'ın eşi Beyhan Bağış'ın temsilcisi olduğu Vakko'nun hediye çeklerini kimlere gönderdiğinin listesi de açıklanan belgeler arasında. Çekler içinde ismi geçen gazetecilerin varlığı da dikkat çekici.
EN BÜYÜK ÇEK ERDOĞAN'A İKİNCİSİ İSE BARLAS'A
Vakko'nun hediye çekleri listesinde en yüksek meblağın 5 bin TL ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verildiği anlaşılıyor.
Toplamı 90 bin lirayı bulan listede, Erdoğan’dan sonra en yüksek miktar 4.750 TL ile Mehmet Barlas ve eşi Canan Barlas'a gitmiş.
Listede özellikle gazetecilerin bu hediye çeklerinden faydalandığı görülüyor. Taraf, Posta, Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Habertürk, Türkiye, Star, Dünya, Bugün, Zaman, Kanal 24. Çeklerdeki miktarlar 150 TL ile 5 bin arasında değişiyor.
İşte listede yer alan gazeteciler ve yollanan çeklerin TL karşılığı:
HANGİ GAZETENİN YÖNETMENİ İLE YAŞIYOR BİZİ ALAKADAR ETMEZ
RedHack, “Bir defa sunun altını çizelim "özel hayat" meselesi olsaydı bizlerin "neler yayınlayabileceğini" Egemen çok iyi biliyor, bizlerin yani sosyalistlerin ahlaki yapısı onların yaptığı gibi "yandaş" medyada insanların özel hayatını çarşaf çarşaf yayınlamalarına benzemez. Kim kimin sevgilisi, kim kimi ne yapmış, hangi gazetelerin yönetmeniyle ne yaşıyorlar bizi alakadar etmez. Bu arada belirli bir kesimin hümanizminin sadece "kendi tecavüzcülerine" olması da ayrıca incelenmesi gereken pedagojik bir olay” diye ekledi.
LİSTEDEKİ İSİMLER NE DİYOR?
Candaş Tolga Işık: Vallaha bana ulaşan bir hediye çeki yok ama siz isterseniz bir de Tolga Candaş'a sorun!
Yıldıray Oğur: Beyhan-Egemen Bağış'ı tanımam, hayatımda kimseden hediye çeki almadım,almam, avanta hiçbirşeyi kabul etmem, etmedim. Bu iftirayı haber yapanlar/yapacaklar hakkında açacağım tazminat davası paralarıyla Vakko'dan alışveriş yapmayacak kadar da zevk sahibiyim.. ülkerin yılbaşı kutusundan abur cuburla karnımı doyurmuşluğum vardır tabi.
Cemil Barlas (Mehmet ve Canan Barlas'ın oğlu): piyasada dolaşan "hediye çeki" listesi uyduruktur.. iftiradır.. ayrıca yayınlanan isimler yayınlandıktan sonra bile değişmektedir..
Esin Gedik (Ertuğrul Mavioğlu aracılığı ile) Esin Gedik aradı: "kimseden hediye çeki almadım, gönderseler iade ederdim" dedi
GAZETECİ HEDİYE KABUL EDER Mİ?
Basın mensuplarına toplantı ve değişik sebeplerle hediye verilmesi eskiden beri etik bir problem olmuştur. Çok bilinen birt tartışma bu aslında. Gazeteci hediye kabul eder mi etmez mi? Yanıt net: Etmez. Yılbaşı hediyesi de mi kabul etmez? Yanıt aynı: Etmez.
Çağdaş Gazeteciler Derneği üyelerinin uyması öngörülen gazetecilik ilkeleri başlığı ile ilan edilen ilkelerin ilk maddesi şöyle diyor mesela:
1. Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez.Medya Etiği Platformu, "Gazeteciler iltimas, hediye veya para için bilgi vermeyi öneren kaynaklardan uzak durmalıdır." dedikten sonra şöyle devam ediyor:
Hediyeler, özel muamele veya para almak kabul edilemez.TGC'nin Gazetecilik Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi de benzer bir tepki gösteriyor hediye olayına:
Hediye: Yayın Öncesi kararlarla ve yayınlarla ilgili önyargı, kuşku yaratacak her cinsten kişisel hediye ve maddi menfaat reddedilmelidir.Bir başka meslek kuruluşu Ekonomi Muhabirleri Derneği, etik ilkelerinde şöyle diyor:
EMD Üyesi kamu ya da özel sektör kuruluşlarından, bunların yetkililerinden ve bunlar adına basınla ilişkileri sağlayan birim ve kuruluşlardan herhangi bir gerekçeyle hediye kabul edemez.PEKİ NE YAPACAĞIZ?
Gerçekten ne yapacağız? Bir bakanın eşi çalıştığı kurumdan pek çok gazeteciye hediye çeki gönderiyor. Almadım diyen de var elbet ama sesini çıkartmayan (dolaylı yoldan aldığını kabul eden de) var. Meslek Kuruluşlarından pek ses seda çıkmıyor. Bakalım gazetecilerin aldığı hediyeler yanlarına kar kalmaya devam mı edecek?
Etiketler:
bugün,
Dünya,
egemen bağış,
habertürk,
hürriyet,
Kanal 24,
mehmet barlas,
milliyet,
posta,
Radikal,
redhack,
sabah,
Star,
taraf,
türkiye,
vatan,
Zaman
16 Mayıs 2013 Perşembe
'Laik' gazetelerin çaresizliği...
'Laik' gazeteler... 'Laikçi' gazeteler... Bu tanımlamaları sevmiyorum. Ama eksik de olsa tanımlama yapmak lazım. Ulusal yaygın medyanın önemli bir kısmı hükümete yakınlaşınca (yandaş medya olunca...) kalanlar diğer uçlara savruluyor. Gazetecilik değil siyaset üzerinden tanımlama yapmak mecburiyeti de daha belirginleşiyor.
Güneş, Akşam gazetesinin muhabirsiz yayını. Tıpkı Posta'nın Milliyet (şimdi Hürriyet oldu gerçi), Takvim'in Sabah'ın editöryal desteği ile yayınlanan gazetesi olduğu gibi muhabiri olmadan, ajans haberlerine takla attırmak yoluyla çıkartılan, ancak magazin ve bulmacası kuvvetli bir gazete Güneş de. Bir zamanların önemli gazetelerinden birinin ismini taşıyor ama şu aralar, muhalif çizgide yayın yapan bir gazete.
Peki az mı satıyor? Hayır tam aksine neredeyse grubun ana gazetesi Akşam kadar çok satıyor. Akşam'ın 102 bin satışı var, Güneş'in ise 101 bin civarında.
Haberler hafif, söylem popülist, tarz muhalif, ancak arkası dolu değil. Fotoğraflar büyük, başlıklar şişirilmiş, metinler dolgu...
Peki Güneş'in özelinde Laik gazetelerin çaresizliği nasıl vücut buluyor?
Bugün manşette "İçkiye büyük yasak!" haberi var. Gazetenin Ankara kulislerinden gelen bilgilerle yaptığı manşete göre, Alkol reklamlarını kısıtlamak için getirilen yasa teklifi aslında bir içki yasağı. Teklif yasalaşırda, ne Çiçek Pasajı kalacak, ne Nevizade... Hatta bakkalarda içki satılamayacak. Meyhane, büfe, lokantaların ruhsatları iptal edilecek, yenilerini almak çok zor olacak... 100 metre çevrede sürücü kursu bile olsa ruhsat alınamayacak... İçki satan dükkanlar camlarını içkiler görülmesin diye boyamak zorunda kalacak...
Kısaca manşet haberi o çok iyi bilinen "Eyvah şeriat geliyor" temalı bir haber.
Haber bugün Güneş'e böyle yansıdı ama dün, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan yasa teklifi Alt Komisyon’a geri gönderildi. Alt Komisyon teklif üzerindeki çalışmaları bu hafta bitirecek, haftaya tekrar üst komisyon’da ele alınacak.
Teklif sahibi Ak Partili Recai Berber de teklifin turizm işletme belgesi olan tesisler için yeniden gözden geçirilmesi gerektiği görüşünde olduklarını vurguladı. Ayrıca mevcut ruhsat sahipleri için ‘müktesep haklar’, kazanılmış hakların da göz önüne alınması gerektiğini söyledi.
Berber, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında gözden geçirilerek, hem turistik tesislerin istisna kapsamına alınması hem de kazanılmış hakların korunması için düzenleme yapılacağını açıkladı.
Şimdi gelelim çaresizlik bölümüne...
Manşet haberinin hemen altında bir kutu haber var. Batan güneş... Cami silueti... "Regaip Kandiliniz Mübarek Olsun" başlığı. Çünkü bugün Regaip Kandili. Peki Güneş'in okuru ile Regaip Kandili nasıl ilişkilendiriliyor?
Okur içki satışının yasaklanmasından rahatsızlık duyacak diye düşünüyor ki gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Büyükçelebi, manşetinde "İçkiye Büyük Yasak" deniyor. Ama Regaip Kandilini kutlamamak da eksiklik olarak görünüyor olmalı ki "çaresizlik" içinde "mübarek olsun" deniliyor.
Elbette "sana ne kardeşim, içkimi de içerim, kandilimi de kutlarım" diyenlere itirazım yok. İçki yasağına Kandil kutlamasına katılanlar da karşı çıkabilir. Hatta en çok onlar karşı çıkmalı belki de... Ama ikisinin bir arada olması, birinin diğeri için olmazsa olmaz konumunda görünmesi de çarpıcı bir çelişki...
Peki az mı satıyor? Hayır tam aksine neredeyse grubun ana gazetesi Akşam kadar çok satıyor. Akşam'ın 102 bin satışı var, Güneş'in ise 101 bin civarında.
Haberler hafif, söylem popülist, tarz muhalif, ancak arkası dolu değil. Fotoğraflar büyük, başlıklar şişirilmiş, metinler dolgu...
Peki Güneş'in özelinde Laik gazetelerin çaresizliği nasıl vücut buluyor?
Bugün manşette "İçkiye büyük yasak!" haberi var. Gazetenin Ankara kulislerinden gelen bilgilerle yaptığı manşete göre, Alkol reklamlarını kısıtlamak için getirilen yasa teklifi aslında bir içki yasağı. Teklif yasalaşırda, ne Çiçek Pasajı kalacak, ne Nevizade... Hatta bakkalarda içki satılamayacak. Meyhane, büfe, lokantaların ruhsatları iptal edilecek, yenilerini almak çok zor olacak... 100 metre çevrede sürücü kursu bile olsa ruhsat alınamayacak... İçki satan dükkanlar camlarını içkiler görülmesin diye boyamak zorunda kalacak...
Kısaca manşet haberi o çok iyi bilinen "Eyvah şeriat geliyor" temalı bir haber.
Haber bugün Güneş'e böyle yansıdı ama dün, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan yasa teklifi Alt Komisyon’a geri gönderildi. Alt Komisyon teklif üzerindeki çalışmaları bu hafta bitirecek, haftaya tekrar üst komisyon’da ele alınacak.
Teklif sahibi Ak Partili Recai Berber de teklifin turizm işletme belgesi olan tesisler için yeniden gözden geçirilmesi gerektiği görüşünde olduklarını vurguladı. Ayrıca mevcut ruhsat sahipleri için ‘müktesep haklar’, kazanılmış hakların da göz önüne alınması gerektiğini söyledi.
Berber, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında gözden geçirilerek, hem turistik tesislerin istisna kapsamına alınması hem de kazanılmış hakların korunması için düzenleme yapılacağını açıkladı.
Şimdi gelelim çaresizlik bölümüne...
Manşet haberinin hemen altında bir kutu haber var. Batan güneş... Cami silueti... "Regaip Kandiliniz Mübarek Olsun" başlığı. Çünkü bugün Regaip Kandili. Peki Güneş'in okuru ile Regaip Kandili nasıl ilişkilendiriliyor?
Okur içki satışının yasaklanmasından rahatsızlık duyacak diye düşünüyor ki gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Büyükçelebi, manşetinde "İçkiye Büyük Yasak" deniyor. Ama Regaip Kandilini kutlamamak da eksiklik olarak görünüyor olmalı ki "çaresizlik" içinde "mübarek olsun" deniliyor.
Elbette "sana ne kardeşim, içkimi de içerim, kandilimi de kutlarım" diyenlere itirazım yok. İçki yasağına Kandil kutlamasına katılanlar da karşı çıkabilir. Hatta en çok onlar karşı çıkmalı belki de... Ama ikisinin bir arada olması, birinin diğeri için olmazsa olmaz konumunda görünmesi de çarpıcı bir çelişki...
Etiketler:
akşam,
güneş,
hürriyet,
içki yasağı,
kandil,
laik medya,
laikçi,
milliyet,
posta,
regaip,
reklam,
sabah,
takvim,
tiraj
4 Şubat 2013 Pazartesi
Mitingler haber değil mi?
Sevgili Faruk Bildirici Ağabeyimiz (hem aynı okuldan mezun olmamız hasebiyle hem de vakti zamanında uzun uzun sohbet edip, sorularımızı yanıtladığı için gönül rahatlığı ile "Ağabey" diyorum kendisine) bugün köşesinde ilginç bir soru ve yanıtsız bir yoruma yer vermiş.
Köşesi dediğim yıllarca haber müdürlüğü de dahil emek verdiği Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi köşesi elbet. Ombudsman'lar, ya da bizdeki ismiyle okur temsilcileri, gazetelerin sevilmeyen adamları. Çünkü, muhabirlerin, hatta yazarların yanlışlarını, eksiklerini yüzlerine vurmak gibi bir görevleri var. Gerçi her zaman işe yaradığı söylenemez ama görevlerini çoğu başarıyla yapıyor. Kimisi ise kendi gazetesine bakmak yerine rakiplerine "sarkmayı" tercih ediyor.
Neyse uzatmayalım lafı... Bildirici Ağabeyimiz aslında yanıtını iyi bildiği bir soruyu köşesine taşımış, hatta yetinmemiş dersini iyi çalışan bir öğrenci gibi diğer gazetelerden de kontrol etmiş... Ama yanıt vermek yerine "bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı..." şeklinde ucu açık bir yorum yapmayı tercih etmiş...
İşte Bildirici'nin Mitingler haber değil mi? başlıklı yazısı:
Köşesi dediğim yıllarca haber müdürlüğü de dahil emek verdiği Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi köşesi elbet. Ombudsman'lar, ya da bizdeki ismiyle okur temsilcileri, gazetelerin sevilmeyen adamları. Çünkü, muhabirlerin, hatta yazarların yanlışlarını, eksiklerini yüzlerine vurmak gibi bir görevleri var. Gerçi her zaman işe yaradığı söylenemez ama görevlerini çoğu başarıyla yapıyor. Kimisi ise kendi gazetesine bakmak yerine rakiplerine "sarkmayı" tercih ediyor.
Neyse uzatmayalım lafı... Bildirici Ağabeyimiz aslında yanıtını iyi bildiği bir soruyu köşesine taşımış, hatta yetinmemiş dersini iyi çalışan bir öğrenci gibi diğer gazetelerden de kontrol etmiş... Ama yanıt vermek yerine "bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı..." şeklinde ucu açık bir yorum yapmayı tercih etmiş...
İşte Bildirici'nin Mitingler haber değil mi? başlıklı yazısı:
15 bin kadar maden işçisi, 27 Ocak’ta Zonguldak’ta meydana çıkıp, taşeron şirketleri protesto etti. Son maden kazalarının hemen tamamının taşeron şirketlerin işlettiği madenlerde meydana gelmesi üzerine düzenlenmişti miting.
Zonguldak’tan yazan Tunca Banat adlı bir okur, miting haberinin ertesi gün Hürriyet’te çıkmamasını eleştirdi. “O madenlerde yeni ölümler olursa artık sizin de sorumluluğunuz var” diyordu o kızgınlıkla.
Eleştiriyi değerlendirmeden önce diğer gazeteleri taradım. Tahmin ettiğim gibi, sadece Hürriyet değil, ana akım medyanın çoğu maden işçilerinin eylemini görmemişti. Sabah, Habertürk, Akşam, Vatan, Star, Yeni Şafak, Taraf ve Akit’te de hiç yoktu haber. Sadece Posta, Sözcü, Milliyet, Birgün, Cumhuriyet, Radikal, Aydınlık, Yurt, Sol gazetelerinde haber olabilmişti protesto eylemi. Mitingde konuşan Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın, “Hiç kimse emekçileri görmezden gelemeyecek” sözlerine nazire yaparcasına görmezden gelindiğine göre bu durum sadece Hürriyet’in sorunu değil.
Bir gözlem olarak, son yıllarda ana akım medyanın kitlesel eylemlere uzak durduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Sadece maden işçileri değil, örneğin ODTÜ öğretim üyelerinin yürüyüşü, Karayolları işçilerinin Ankara’da toplanması, HES’leri protesto eylemleri de haber olamıyor Hürriyet ve diğer gazetelerde. Bu eylemlerin haber olabilmesi için ya olay çıkması (ki olay çıkması da polisin müdahale etmesi ve polisle çatışılması demek) ya da birilerinin soyunmak gibi “medyatik” bir harekette bulunması gerekiyor.
Aynı şekilde bu eylemleri düzenleyen örgütlerin haberleri de itibar görmüyor. Medya Takip Ajansı Interpress’in araştırmasına göre, 2012 yılında gazetelerin ekonomi sayfalarında en çok haber olan birlik TOBB, en çok haber olan dernek ise MÜSİAD. Sivil toplum örgütlerine bakış bu, ana akım medyada.
Kitlesel eylemler haber değeri taşımıyor mu? Bence kuşku yok haber değeri taşıdığına. “Kitle” diye adlandırdığımız da sonuçta binlerce insan. Biz de insanlar için yapıyoruz bu mesleği. Zonguldak örneğinde işin içinde ölümleri önleme sorumluluğu da var üstelik.Bunun açıklamasını elbette Faruk Ağabey de bilir, bilmesine de... "Başbakan bu haberlerden rahatsız oluyor diyemiyor" işte...
Ayrıca Türkiye’deki kitlesel gösterileri haber yapmayan gazeteler, dünyanın başka köşelerindeki eylemleri verebiliyor. Örnek mi? 2011’de ABD’deki Wall Street eylemleri Türkiye’de gazetelerde geniş yer bulmuştu. Oysa Zuccotti parkında toplananların sayısı birkaç yüzü geçmiyordu bile. Hindistan’daki tecavüz karşıtı eylemleri ve Femen üyelerinin soyunarak protesto etmeleriyle ilgili haberler de yayımlanıyor. Öyleyse bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı...
Etiketler:
akit,
akşam,
Aydınlık,
BirGün,
cumhuriyet,
faruk bildirici,
habertürk,
hürriyet,
milliyet,
okur temsilcisi,
posta,
Radikal,
sabah,
Sol,
sözcü,
Star,
taraf,
vatan,
yeni şafak,
Yurt
28 Aralık 2012 Cuma
Birinci yılında Uludere/Roboski faciası ve medya
Önce küçücük bir meseleyi yazayım...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili 15 Aralık'ta yaptığı son açıklamada, "Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?" dedi.
Halbuki 2009 yılında Cumhurbaşkanı Gül Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesinden Kürtçesi ile Norşin diye söz edince sanmıştık ki ismi zorla Türkçeleştirilen yerlerden resmen olmasa bile artık gerçek isimleri ile söz edebilecektik.
Hatta Başbakan Erdoğan baba ocağı Rize'nin Güneysu ilçesinde kendisi yöneltilen eleştirleri ''Cumhurbaşkanımızı, Bitlis'te Güroymak İlçesi'yle alakalı 'Norşin' dedi diye eleştirdiler. Aç o zaman Atatürk'ün Nutuk kitabını o kitabın içinde Norşin sakinlerine nasıl hitap ettiğini gör. 'Norşin' diyor, 'Norşin halkı' diyor'' şeklinde yanıtlamıştı.
Ama ne olduysa oldu Şırnak ilinin Qılaban (Uludere) ilçesinin Roboski (Ortasu) köyünün adını Kürtçesiyle diye kullanmak mümkün olmuyor bir türlü...
Gelelim 1. yılının dolduğu gün medyanın Uludere/Roboski'de olanları geçen yıl nasıl gördüğüne:
Bombardıman
saat 21:37 ile 22:24 arasında meydana gelmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da özellikle BDP'li yöneticilerin hesaplarından duyurduğu ve 30'dan fazla ölünün olduğunu söylediği mesajları medyanın olayı haberleştirmemesine gösterilen tepki eklenmişti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili 15 Aralık'ta yaptığı son açıklamada, "Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?" dedi.
Halbuki 2009 yılında Cumhurbaşkanı Gül Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesinden Kürtçesi ile Norşin diye söz edince sanmıştık ki ismi zorla Türkçeleştirilen yerlerden resmen olmasa bile artık gerçek isimleri ile söz edebilecektik.
Hatta Başbakan Erdoğan baba ocağı Rize'nin Güneysu ilçesinde kendisi yöneltilen eleştirleri ''Cumhurbaşkanımızı, Bitlis'te Güroymak İlçesi'yle alakalı 'Norşin' dedi diye eleştirdiler. Aç o zaman Atatürk'ün Nutuk kitabını o kitabın içinde Norşin sakinlerine nasıl hitap ettiğini gör. 'Norşin' diyor, 'Norşin halkı' diyor'' şeklinde yanıtlamıştı.
Ama ne olduysa oldu Şırnak ilinin Qılaban (Uludere) ilçesinin Roboski (Ortasu) köyünün adını Kürtçesiyle diye kullanmak mümkün olmuyor bir türlü...
* * *
Gelelim 1. yılının dolduğu gün medyanın Uludere/Roboski'de olanları geçen yıl nasıl gördüğüne:
Bombardıman
saat 21:37 ile 22:24 arasında meydana gelmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da özellikle BDP'li yöneticilerin hesaplarından duyurduğu ve 30'dan fazla ölünün olduğunu söylediği mesajları medyanın olayı haberleştirmemesine gösterilen tepki eklenmişti.
26 Aralık 2012 Çarşamba
Babahan Darbeler Komisyonunda nasıl günah çıkarttı?
Babahan'ın medyatik incilerine değinince, bunları da hatırlamadan olmaz...
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, PKK terör örgütü üyesi Şemdin Sakık'ın, Mehmet Ali Birand ve Cengiz Candar'ın isminin de geçtiği ''Sahte ifadesi'' ile ilgili haberi manşet yapan Ergun Babahan'ı 19 Ekim'de görüşlerine başvurmak için çağırmıştı.
Sabah Gazetesi eski Genel Yayın yönetmeni Zafer Mutlu komisyonda, ''Şemdin Sakık ifade vermiş. Birand ve Çandar'a para verildiğini söylüyor. İkisi de o dönemde bizde çalışıyordu. Deli saçmasıydı. Ertuğrul Özkök'ü aradım. 'Allah aşkına girme' dedim Sonra benim yerime Ergun Babahan'ı (Dönemin Sabah Gazetesi yöneticisi) aramış, "Uğur Dündar'a da gitti o veriyor" demiş. Akşam bangır bangır haber sunuldu'' demişti.
25 ve 26 Nisan 1998 günü Sabah ve Hürriyet Gazetelerinde ''Korkunç ifşaat-Dehşet itiraflar'' başlığı ile ifadesi yayınlanmış ve gazetede şunlar yazılmıştı:
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, PKK terör örgütü üyesi Şemdin Sakık'ın, Mehmet Ali Birand ve Cengiz Candar'ın isminin de geçtiği ''Sahte ifadesi'' ile ilgili haberi manşet yapan Ergun Babahan'ı 19 Ekim'de görüşlerine başvurmak için çağırmıştı.
Sabah Gazetesi eski Genel Yayın yönetmeni Zafer Mutlu komisyonda, ''Şemdin Sakık ifade vermiş. Birand ve Çandar'a para verildiğini söylüyor. İkisi de o dönemde bizde çalışıyordu. Deli saçmasıydı. Ertuğrul Özkök'ü aradım. 'Allah aşkına girme' dedim Sonra benim yerime Ergun Babahan'ı (Dönemin Sabah Gazetesi yöneticisi) aramış, "Uğur Dündar'a da gitti o veriyor" demiş. Akşam bangır bangır haber sunuldu'' demişti.
25 ve 26 Nisan 1998 günü Sabah ve Hürriyet Gazetelerinde ''Korkunç ifşaat-Dehşet itiraflar'' başlığı ile ifadesi yayınlanmış ve gazetede şunlar yazılmıştı:
6 Aralık 2011 Salı
AK Parti iktidarında tirajlar ne kadar değişti?
Medyanın AK Parti hükümeti dönemindeki tirajını kendine has söylemle sayfalarına taşımış ODATV. Analiz açısından önemli rakamlar... Oturup uzun uzun yorumlamak lazım ancak şimdilik, OdaTV'nin rakamlarını ekleyeyim siteye...
"Tiraj raporunu 09.12.2002-15.12.2002 tarihleriyle başlatıp 31.10.2011-06.11.2011 ile karşılaştırdık." diyorlar ve şu sayısal sonuçlara ulaşıyorlar.
HÜRRİYET: 461 bin 504 tirajı varmış. Şimdi tirajı 404 bin 142. Fazla bir kayıp yok gibi gözüküyor. Ancak Hürriyet bu süreçte bir dönem 600 bin tiraja ulaştığını anımsatalım.
POSTA: 414 bin 382 olan tirajı 423 bin 400’e çıkmış görünüyor. Posta’nın da, Hürriyet gibi bu süreçte bir dönem 700 bin tiraja çıktığını hatırlatalım.
MİLLİYET: 280 bin 202’den 128 bin 891’e düşerek büyük bir tiraj kaybına uğradığı görülüyor. Bunun temel sebebi yayın çizgisinde son 10 yılda bir türlü istikrar gösterememesi olabilir mi?
SABAH: 384 binden 325 bin 554’e düştüğü görülüyor. Ancak bu rakamın bile şişirildiği iddia ediliyor. Bu nedenle bu gazeteyle ilgili doğru bir değerlendirme yapılamaz.
VATAN: En büyük kayıplardan biri bu gazeteye ait. 273 bin 798’den 105 bin 822’ye gerilemişti. AKP hükümetine ilk yıllarda muhalefet olup son dönemde parti organı gibi çıkması bu büyük düşüşe neden olabilir mi?
AKŞAM: Sürekli kan kaybeden gazetelerden. 206 bin 966’dan 104 bin 913’e kadar gerilemişti. Bu gazetenin de son yıllarda yayın çizgisi konusunda kafa karışıklığı yaşaması bu tiraj kaybına neden olmuş olabilir mi?
STAR: Uzanların Star gazetesinin tirajı 353 bin 783 idi. Yandaş Star gazetesinin onca masrafa rağmen tirajı 119 bin 599.
SÖZCÜ: “Babası” Gözcü AKP’ye muhalif olduğu için öldürülmüştü. Tirajı 121 bin 129 idi. Sözcü’nün tirajı ise 217 bin 045.
AKİT: Herkese saldırması nedeniyle çarptırıldığı tazminat paralarını ödememek için “Vakit” kapatılınca çıktı. Vakit’in tirajı 55 bin 191 idi. Akit’in tirajı ise 3 bin düşük, 52 bin 727. AKP hükümeti bu gazeteye yaramamış görünüyor.
CUMHURİYET: 41 bin 014’ten 48 bin 804’e çıkmış tirajı. Ama böyle olağanüstü dönemlerde tirajını hep ikiye, üçe katlatan bu gazetenin 7 bin tiraj fazlası başarı sayılabilir mi?
RADİKAL: İsmet Berkan’ın Radikal’inin 46 bin 597 tirajı vardı. Eyüp Can’ın Radikal’i 31 bin 170.
MİLLİ GAZETE: Şaşırtıcı bir çıkış yapmış; 13 bin 153’den 50 bin 755 tiraja ulaştı.
YENİ ASYA: O da tiraj şampiyonu; 7 bin 688’den 52 bin 830’a yükseldi.
ZAMAN: Bu gazetenin bayi satışı 25 bin dolaylarında hala. Ama bir abone oyunuyla tirajlarıyla sürekli oynadıkları için sağlıklı bir değerlendirme yapmak güç, bu neden bir yorum yapmıyoruz.
TÜRKİYE: 122 bin 081’den 134 bin 975’e çıkmış.
TAKVİM: 131 bin 892’den 109 bin 155’ düşmüş.
EVRENSEL: 3 bin 537’den 5 bin 732’ye çıkmış.
Etiketler:
akit,
akşam,
cumhuriyet,
hürriyet,
milli gazete,
milliyet,
posta,
Radikal,
sabah,
sözcü,
Star,
tiraj,
vatan,
yeni asya,
Zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)