türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2014 Cuma

'Taksim karıştı!' mı karışmadı mı? Ya da ideolojik atgözlüklü gazetecilik...

Taksim karıştı!

Bir grup öğrenci Cebeci Kampüsünde toplanandıktan sonra "Üniversitemize, geleceğimize sahip çıkalım" yazılı pankartlar ile Cemal Gürsel Caddesi'ni trafiğe kapatıp Kızılay istikametine yürümeye gitti. Polis grubu Kurtuluş Kavşağında durdurdu.
Uyarılara rağmen grup dağılmak istemeyince polis tazyikli su ile müdahale etmek zorunda kaldı. Grup daha sonrasında dağıldı.

TAKSİM'DE YÖK KARŞITI EYLEM

100 kişilik bir grup Taksim Tünel Meydanı’nda toplanarak "Özgürlük ve yaşam için örgütleniyoruz; müşteri değil öğrenciyiz" yazılı pankartlar ile İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. Galatasaray Meydanı’nda grup adına açıklama yapan Nurbanu Güner, "Üniversitelerde sayısız lüks mekan varken, ne yeterli sayıda yurt var ne de öğrencilerin ihtiyaçlarını giderebileceği uygun mekan var. Okulların dört bir yanı inşaat halinde ve bu inşaatlar YÖK eliyle taşeron firmalara verilmektedir. Taşeron, Soma katliamında ve diğer her yerde olduğu gibi, üniversitelerde de işçileri öldürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Ordu Üniversitesi’nde 2, İTÜ’de 1 işçi iş cinayetlerine kurban gitmişti. YÖK, üniversiteleri piyasaya açtıkça, üniversitelerdeki sömürü kat be kat artmaktadır" ifadelerine yer verdi. Ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı. 

Yukarıdaki haber "Yeni Türkiye" söylemi ile birlikte yenilenen ama ne yenisi, bildiğin en eski kalıplarla, gazetecilik görünümü altında ideolojik atgözlüğü ile gazetecilik yapmayı sürdüren Türkiye gazetesinden bir haber

Malum 6 Kasım, YÖK'ün kuruluş yıldönümü olarak devlet katında eğitim bürokrasisi tarafından kutlanılmıyor. Ancak öğrenciler her 6 Kasım'da eylemliklerin en güzeliyle sahneye çıkıyorlar. Dünya Yerinden Oynar, YÖK'ten Adam Çıksa diye bağırılırdı bizim zamanımızda '6 Kasım'larda. Herhalde yine güzel sloganlar atıyorlardır öğrenciler kendilerini sarmalayan en görünür zinciri, YÖK'ü parçalama isteğiyle. 

Peki Türkiye gazetesinin, yukarıdaki haberine... 
Gazete, haber filan gibi kelimleri kullandığıma bakmayın... Sırf adet yerini bulsun diye. Çünkü görünen o ki ne Türkiye bir gazete, ne yazdıkları haber, ne de çalışanları gazeteci. Tamam biliyorum basın devletin ideolojik aygıtıdır elbette. "Egemen düşünceler egemenlerin düşünceleridir..." tamam onu da biliyorum. Ama hiç olmazsa oyunu kuralına göre oynayan, mesleğin kendisini ambalajlamak için sarıp sarmaladığı etik, ahlak, vs. gibi ilkelere uyuyormuş gibi görünen bir şey yapılsın. Büyük büyük konuşmalar yapanların arkasında "uluslararası kuralları var bu işin" diye ahkam kesenler boşa çıkmasın hiç olmazsa. 

Gelelim şu yukarıdaki haber görünümlü yalana...  Parça parça analiz edelim:

Başlık ne? Taksim karıştı!
Yer Neresi: Taksim, İstanbul.
Ne olmuş: Karışmış! (ünleme dikkat)
Ne zaman: Belli değil geniş zaman kipi kullanılmış...
Nasıl: O da belli değil (en azından başlıkta) 

Ne olmuş, nasıl olmuş haberden okuyalım diye bakıyoruz metne: "100 kişilik bir grup Taksim Tünel Meydanı’nda toplanarak "Özgürlük ve yaşam için örgütleniyoruz; müşteri değil öğrenciyiz" yazılı pankartlar ile İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. Galatasaray Meydanı’nda grup adına açıklama yapan Nurbanu Güner, "Üniversitelerde sayısız lüks mekan varken, ne yeterli sayıda yurt var ne de öğrencilerin ihtiyaçlarını giderebileceği uygun mekan var. Okulların dört bir yanı inşaat halinde ve bu inşaatlar YÖK eliyle taşeron firmalara verilmektedir. Taşeron, Soma katliamında ve diğer her yerde olduğu gibi, üniversitelerde de işçileri öldürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Ordu Üniversitesi’nde 2, İTÜ’de 1 işçi iş cinayetlerine kurban gitmişti. YÖK, üniversiteleri piyasaya açtıkça, üniversitelerdeki sömürü kat be kat artmaktadır" ifadelerine yer verdi. Ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı.

Burada en önemli bölüm haberin son cümlesi bence: "GRUP OLAYSIZ BİR ŞEKİLDE DAĞILDI."
E hani Taksim karışmıştı? Öğrenciler gelmişler, sloganlarını atmış, açıklamalarını yapmış ve dağılmışlar. 
Burada  karışan Türkiye gazetesinin muhabiri, editörü, vs.nin aklı da değil. Onlar bizim zihnimizi karıştırmak, bulandırmak istiyorlar sadece... Öğrenciler geldi, ortalık karıştı... Bir şey olmamış olmasının da hiç önemi yok.  İdeolojik atgözlükleri bir olay olmasa bile Taksim Karıştı! diye başlık atabilir habere... Çünkü öğrenciler var, Kürtler var, YÖK ve dolayısıyla hükümet protestosu var.
Hani "Reis"in  kızdığı zaman söylediği bir şey vardı ya: "Batsın sizin gazeteciliğiniz..."
Onu "Batsın sizin Yeni Türkiye gazeteciliğiniz" diye revize etmemiz lazım bence...

3 Ekim 2013 Perşembe

Demokratikleşme Paketi için kim ne dedi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇIKLADIĞI “DEMOKRASİ PAKETİ” İÇİN 16 GAZETE HANGİ MANŞETLE ÇIKTI? BU GAZETELERDEKİ KAÇ KÖŞE YAZARI “PAKET”İ YAZDI? İŞTE GAZETELERİN “PAKET”E DAİR ATTIKLARI MANŞETLER VE 100 CİVARINDAKİ KÖŞE YAZARININ “PAKET” İÇİN YAZDIKLARI:
MİLLİYET – 18 yeni adım
Fikret Bila: Önemli ve ihtiyatlı adımlar
Güneri Civaoğlu: Güven artırıcı hamleler
Melih Aşık: 6 hafta önce söylenen
Aslı Aydıntaşbaş: Yeterli değil, ama olumlu
Serpil Çevikcan: Bir geçiş sürece metni
Abbas Güçlü: Eğitimde çok şey değişecek
Nihat Ali Özcan: Paketten aslında beklenen
Mehmet Tezkan: Tatmin etmedi eksik kaldı
VATAN – Yeni bir dönem
Güngör Mengi: Paketteni iyiler ve kötüler
Reha Muhtar: Üç seçim sistemi AKP’ye yarıyor
Okay Gönensin: Tabii ki yetmez, eksiğimiz çok…
Ruşen Çakır: Daha fazla, daha iyiye hazırdık
Murat Çelik: Asıl olan uygulama
HABERTÜRK – Demokrasiye bir adım daha
Fatih Altaylı: Kürt’e çiçek, Kandil’e ‘Hayır’ 
Umur Talu: Demokrasi pakete sığsaydı… 
Muharrem Sarıkaya: Paketin getirdiği
POSTA – Kamuda türban serbest
Candaş Tolga Işık: Paketiniz kargoya verildi…
Yalgülü Aldoğan: Paketlenmiş demokrasi!
SABAH – Yeni Türkiye için 20 adım
Mehmet Barlas: “Nefret” suçtur 
Yavuz Donat: Kürtçe propaganda 
Emre Aköz: En iyisi dar bölge 
Süleyman Yaşar: Büyümeye katkı 
Şeref Oğuz: Özgürlük reformu 
Mahmut Övür: Demokrasi şifreleri
Sevilay Yükselir: İnanılmaz bir reform
Okan Müderrisoğlu: Tarihi süreç 
Rasim Ozan Kütahyalı: İleri Türkiye 
Nazlı Ilıcak: Çağdaş Türkiye
HÜRRİYET– Öncü paket
Taha Akyol: Reformist sakin adım 
Sedat Ergin: Alevilerin adı yok 
Metehan Demir: O maddeler bekliyor 
Mehmet Y. Yılmaz: Yetmese de olumlu adım 
Yalçın Doğan: Kürtleri keser mi? 
Akif Beki: Şaşırdım ama ‘evet’ paketi 
Yalçın Bayer: Muhalefetsiz demokrasi 
Fatih Çekirge: Bu çabayı alkışlıyorum
BUGÜN – Özel okullarda Kürtçe eğitim
Erhan Başyurt: Özgürlükler Türkiye’ye kazandırır 
Gülay Göktürk: Emin adımlarla ilerliyoruz  
RADİKAL: Demokrasi 1.0 (Yeni sürüm gelecek)
Eyüp Can: Reform gazına basmak önemli 
Ezgi Başaran: Demokrasi için küçük adımlar 
Tarhan Erdem: Algının özeti: Evet, yola devam 
Ahmet İnsel: Temel haklarda azla kifayet 
Murat Yetkin: Bardağın ancak yarısı dolu 
Cüneyt Özdemir: Paketin Türkçe tercümesi 
Seyfettin Gürsel: Seçim sistemi kimin için risk 
Oral Çalışlar: Ruhban Okulu ve cemevi de olsaydı 
Koray Çalışkan: 15 milyona yok, 3 harfe var 
Deniz Zeyrek: Beklentiler karşılandı mı?
AKŞAM – Erdoğan devrimi
Mehmet Ocaktan: Demokrasi devrimi yapan diktatör
Cengiz Özdemir: Söz sırası muhalefette
Ufuk Ulutaş: Normalleşme paketi ve normalleşmeyenler
Kurtuluş Taviz: Değişim iradesi sürüyor
Emin Pazarcı: Ölümsüzlük iksiri ve fare
TARAF – Evet, devam edelim
Enver Sezgin: Olumlu, ama eksik
STAR – 30 Eylül devrimi
Mustafa Karaalioğlu: Daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak
Fehmi Koru: Korkulardan kurtuluyoruz galiba
Yalçın Akdoğan: Paketin kodları
Ahmet Kekeç: Beğenmiyorsan, daha iyisini yaparsın
Yağmur Atsız: Merak ve heyecan
Eser Karakaş: Bir kez daha “yetmez, ama evet”
Murat Kartoğlu: Hayat tarzına müdahaleyi “suç” yaptı
Sedat Laçiner: Özgür birey, güçlü Türkiye
Mensur Akgün: Bence de yetmez, ama evet
Fadime Özkan: Paketin sürprizi
Bekir S. Gür: Demokratik eğitim paketi
SÖZCÜ – Andınız kaldırıldı, türban va çarşaf serbest kaldı
Emin Çölaşan: Civciv çıktı, kuş çıktı, sadece sıkmabaş çıktı>
Rahmi Turan: Bu paket alkışlanmaz
Mehmet Türker: Paketten PKK ile türban çıktı
Saygı Öztürk: Paket koca bir aldatmacı
TAKVİM – Yeni Türkiye
Ergün Diler: Paket
Bülent Eradaç: Duvar yıkıldı
Mehmet Çetingüleç: Partilere müjde
Bekir Hazar: Yasaklar kalkıyor
TÜRKİYE- Hoşgeldin özgürlük
Nuh Albayrak: Reform nihayet halka inde
Melit Altınok: Balkon paketi
Mehmet Sağırlı: Demokratikleşme paketi kaç kişiye dağıtılacak
İsmail Kapan: Beğenenlere de, beğenmeyenlere de hayırlı olsun
ZAMAN – Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest
Ekrem Dumanlı: Reformlara devam
Bülent Korucu: Paketin dolu tarafları
Abdülhamit Bilici: AK Parti’nin en büyük hizmeti
İhsan Dağı: Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri
Şahin Alpay: Evet! Ama yetmez…
Mümtaz’er Türköne: Zafer anıtını nereye dikelim?
Leyla İpekçi: Paketlerin ruhumuza etkisi
YENİ ŞAFAK: Demokrasiye yüksek standart
Ali Bayramoğlu: Demokratikleşme paketini nasıl okumalı?
Salih Tuna: Erdoğan yanağımızdan makas aldı mı desinler
Ali Saydam: Beklenti yüksek olursa tatmin düşebilir
Akif Emre: And
Mehmet Metiner: Demokratikleşme derinleşerek sürüyor
Abdulkadir Selvi: Durmak yok, reformlara devam
İbrahim Karagül: Paket ve yeni dalga sempati
Osman Özsoy: Gözünüz aydın bacım…
Tamer Korkmaz: Dört Yüz On Bir paket kaosa kalktı!

[Ali Eyüboğlu derlemiş. Ben de ondan aldım. 
Bence "en yandaş yazar" ödülünü Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir, "İnanılmaz bir reform" diyerek haketmiş.  "En yandaş gazete" ödülü ise Star'dan ithal Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın Akşam gazetesi'ne gidiyor: "Erdoğan devrimi" ]

1 Ekim 2013 Salı

Türkiye gazetesi, reklam, değişim ve herşeyin başı kredi...

Daha babası yaşarken şirketin yönetiminde söz sahibi olmak için uğraşan ancak çeşitli nedenler ile bir türlü istediği konumu elde edemeyen Mücahit Ören, Enver Ören'in ölümünden sonra İhlas Holding'in başına geçti.

Holding'in hala TGRT Haber gibi bir kanalı var ama ağırlığı Türkiye gazetesinde dersek yanlış olmaz. Gazetenin yönetiminde ise yıllardan beri Nuh Albayrak var.

Gazete yakın zamanda deyim yerindeyse baştan aşağı yenilendi. Bir yandan tasarımı, bir yandan logosu değişti, diğer yandan da yeni bazı yazar ve muhabirler ile yazıişleri kadrosunu güçlendirdi.

Yeni yazar diyoruz ama aslında yeni dediğimiz yazarlar Taraf'ın eski yazarları: Yıldıray Oğur, Alper Görmüş, Melih Altınok, Ceren Kenar gibi yazarların dışında Arzu Yıldız gibi Taraf muhabirleri de artık Türkiye'de. (İbrahim Kahveci, Burcu Çetinkaya ve Deniz Ülke Arıboğan gibi Tarafçı olmayanları da es geçmeyelim tabii ki).

Bu arada unutmadan Melih Altınok ile ilgili başka bir yazı daha yazdığımı söyleyeyim... OdaTV, BirGün, Taraf, Türkiye şeklinde giden medya karnesine bir süredir Kanal 24'ü de ekledi. Uzun uzun yorumlamazsam eksikliğini hissederim. Ama şimdi değil, daha sonra...

'Daha iyiye ulaşmak için değişim kaçınılmazdı' diyen Mücahit Ören, yeni dönemin amacını "Gazetemizde logo değişimi, yeni yazar kadrosu ve yenilenen içeriğimiz de daha iyiye ulaşma gayretimizin bir parçasını oluşturmaktadır." diyerek açıkladı. Ancak daha dikkat çekici olan gazetenin yeni yazarlarını tanıtan reklam.

Gelin hep beraber izleyelim.


Reklam işi zordur. Hele bir gazetenin reklamını yapıyorsanız daha da zordur. Egoları tavan yapmış, yazıları ile milyonları etkilediğini düşünen, hatta düşünmekle kalmayıp bunan inanan isimleri reklam filminde oynatmak, üstelik onları bir senaryo doğrultusunda hareket etmeleri için ikna etmek çok zor.  Şimdilerde Cumhuriyet'te yazan Bekir Coşkun, Habertürk'ün bir dönem çok sık yayınlanan "mutfak" temalı reklamın nasıl çekildiğini az da olsa Başın Öne Eğilmesin kitabında anlatır. (Reklamı hatırlamak isterseniz buraya bakabilirsiniz.)

Türkiye'nin reklamı da hiç farklı değil aslında. Baksanıza Melih Altınok'un, İbrahim Kapan'ın, Yıldıray Oğur'un, Halime Gürbüz'ün,  Ceren Kenar'ın hatta Burcu Çetinkaya'nın saf, şaşın bakışlarına. Deniz Ülke Arıboğan'ın, Alper Görmüş'ün reklam filminde rol almak yerine sadece görünmesi de şaşırtıcı değil. Belli ki "gençler" gibi reklam konseptine ikna olmamışlar.

Kolay da değil ikna olmak. Kendilerinin yazıları ile gündem belirlediğini, milyonları etkilediğini, herkesin ağzından çıkacak sözlere baktığını düşünen biri kolay kolay, sıradan insanın herşeyi bildiği, hatta kendisinden daha iyi bildiği düşüncesini kabul etmez. Hele bunu bir reklam filmi ile herkese ilan etmez. Gençler dediğim Melih Altınok, Yıldıray Oğur, Ceren Kenar'ı buna ikna eden reklamcı kimse tebrik ediyorum.

Bakmayın siz Nuh Albayrak'ın ısrarla her sorulduğunda "Demezler mi insana, mademki siz farklı düşünsek de beraber yaşayabilmeliyiz diyorsunuz, niye Türkiye Gazetesi’nde farklı düşünenleri yazdıramıyorsunuz?" demesine. Bakmayın siz "bizden farklı yazmayacaklarsa neden aldık gazeteye?" demesine.

Değişimin ilk gün manşete taşıdıkları ve sonra da "başlığı yanlış atmışız şeklinde" özür diledikleri AK Parti kurucuları içindeki ajanlar haberi ile bir sinyal vermiş oldu Türkiye gazetesi, ama okuru için önemli olan hala, gazetenin logosundaki Türk bayrağının neden kalkmış olduğu.

Peki tüm bunların ardında ne gibi hesaplar dönüyor olabilir? Oda TV kaynaklı (güvenilirliği tartışılır) bir haber dikkat çekiyor. Cemaat medyasının AK Parti hükümetine muhalefet ettiği sırada eski Tarafçılara kapılarını açan Türkiye gazetesinin reklamdan yeni tasarıma dek mali kaynakları zorlayacak masrafları iddiaya göre Ziraat Bankasından alınan krediye bağlanıyor.
Türkiye gazetesinin “AKP’li Taraf” haline gelmesi hangi hediyeyle gerçekleşti?
Kulislerde sıkça konuşulan iddia şu: 
Ziraat Bankası Türkiye gazetesine (İhlas Yayın Holding’e) 40 milyon dolar kredi verdi.
Dediğim gibi doğruluğu tartışılır, ama doğru olma ihtimali çok yüksek bir iddia bu.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

RedHack gazetecilere verilen çekleri de açıkladı!

RedHack tarafından Egemen Bağış ve eşi Beyhan Yıldırım'a ait olduğunu iddia edilen mailler ve bazı belgelerin yayınlanması kafaları karıştırdı. Bugüne kadar emniyet, içişleri, TÜBİTAK, YÖK vb. devlet kurumlarına ve okul sütü skandalı sonrasında süt üreticilerine yönelik eylemleri ile kamuoyunda ciddi bir "hayran" kitlesi yaratan RedHack'in bu son eylemi "kişisel hayatı" ihlal suçlaması ile tepki de çekti.

MAİLLER VE BELGELER GERÇEK

RedHack tarafından kırılan, ardından Bakan Bağış'ın “özel yaşama müdahale” gerekçesiyle mahkemeden sansür istemesi belgelerin içeriğinin gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Zaten RedHack üyeleri de, “Egemen Bağış, RedHack'i Mahkemeye Vererek, hakkındaki belgeleri doğruladı. AKP milletvekili ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın adam kayırma, torpil gibi özelliklerini ve ahlak bekçiliği yaparken, kendi "ahlakini" ortaya serdiğimiz, yine kendi mail yazışmaları, başvurdukları mahkeme kararıyla blogger yönetimi tarafından kal dirilmiştir. Bu sayede belgeleri doğrulandığını da öğrenmiş olduk. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına hazırlanan Egemen’lerin başı bu gidişle çok ağrıyacak gibi” dedi.

“http://redleaks.blogspot.com” sayfasında yer alan ve Egemenleri Bağışlamayacağız sloganı ile açıklanan belgeler, Bağış'ın talebi ve Ankara 3. Sulh Mahkemesi’nin kararıyla doğrultusunda   Google tarafından kaldırıldı. Grup, belgeleri bu kez “http://redleaks.blogspot.nl/” adresinde yayınlanlamaya başladı.

BELGELER İÇİNDE NELER VAR?

Bakan Bağış ve eşinin mailleri ve ("belgeler sahte" diyenleri ikna edecek fotoğrafların) yanısıra Bağış’ın 2008 yılı vergi bildirimi ve telefon arama listesi ile Egemen Bağış'ın eşi Beyhan Bağış'ın temsilcisi olduğu Vakko'nun hediye çeklerini kimlere gönderdiğinin listesi de açıklanan belgeler arasında. Çekler içinde ismi geçen gazetecilerin varlığı da dikkat çekici.

EN BÜYÜK ÇEK ERDOĞAN'A İKİNCİSİ İSE BARLAS'A

Vakko'nun hediye çekleri listesinde en yüksek meblağın 5 bin TL ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verildiği anlaşılıyor.

Toplamı 90 bin lirayı bulan listede, Erdoğan’dan sonra en yüksek miktar 4.750 TL ile Mehmet Barlas ve eşi Canan Barlas'a gitmiş. 

Listede özellikle gazetecilerin bu hediye çeklerinden faydalandığı görülüyor. Taraf, Posta, Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Habertürk, Türkiye, Star, Dünya, Bugün, Zaman, Kanal 24. Çeklerdeki miktarlar 150 TL ile 5 bin arasında değişiyor.

İşte listede yer alan gazeteciler ve yollanan çeklerin TL karşılığı:

 

 



HANGİ GAZETENİN YÖNETMENİ İLE YAŞIYOR BİZİ ALAKADAR ETMEZ

RedHack, “Bir defa sunun altını çizelim "özel hayat" meselesi olsaydı bizlerin "neler yayınlayabileceğini" Egemen çok iyi biliyor, bizlerin yani sosyalistlerin ahlaki yapısı onların yaptığı gibi "yandaş" medyada insanların özel hayatını çarşaf çarşaf yayınlamalarına benzemez. Kim kimin sevgilisi, kim kimi ne yapmış, hangi gazetelerin yönetmeniyle ne yaşıyorlar bizi alakadar etmez. Bu arada belirli bir kesimin hümanizminin sadece "kendi tecavüzcülerine" olması da ayrıca incelenmesi gereken pedagojik bir olay” diye ekledi.

LİSTEDEKİ İSİMLER NE DİYOR?

Candaş Tolga Işık: Vallaha bana ulaşan bir hediye çeki yok ama siz isterseniz bir de Tolga Candaş'a sorun!

Yıldıray Oğur: Beyhan-Egemen Bağış'ı tanımam, hayatımda kimseden hediye çeki almadım,almam, avanta hiçbirşeyi kabul etmem, etmedim. Bu iftirayı haber yapanlar/yapacaklar hakkında açacağım tazminat davası paralarıyla Vakko'dan alışveriş yapmayacak kadar da zevk sahibiyim.. ülkerin yılbaşı kutusundan abur cuburla karnımı doyurmuşluğum vardır tabi.

Cemil Barlas (Mehmet ve Canan Barlas'ın oğlu):  piyasada dolaşan "hediye çeki" listesi uyduruktur.. iftiradır.. ayrıca yayınlanan isimler yayınlandıktan sonra bile değişmektedir..

Esin Gedik (Ertuğrul Mavioğlu aracılığı ile) Esin Gedik aradı: "kimseden hediye çeki almadım, gönderseler iade ederdim" dedi

GAZETECİ HEDİYE KABUL EDER Mİ?

Basın mensuplarına toplantı ve değişik sebeplerle hediye verilmesi eskiden beri etik bir problem olmuştur. Çok bilinen birt tartışma bu aslında. Gazeteci hediye kabul eder mi etmez mi? Yanıt net: Etmez. Yılbaşı hediyesi de mi kabul etmez? Yanıt aynı: Etmez.

Çağdaş Gazeteciler Derneği üyelerinin uyması öngörülen gazetecilik ilkeleri başlığı ile ilan edilen ilkelerin ilk maddesi şöyle diyor mesela:
1. Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez.
Medya Etiği Platformu, "Gazeteciler iltimas, hediye veya para için bilgi vermeyi öneren kaynaklardan uzak durmalıdır." dedikten sonra şöyle devam ediyor:
Hediyeler, özel muamele veya para almak kabul edilemez.
TGC'nin Gazetecilik Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi de benzer bir tepki gösteriyor hediye olayına:
Hediye: Yayın Öncesi kararlarla ve yayınlarla ilgili önyargı, kuşku yaratacak her cinsten kişisel hediye ve maddi menfaat reddedilmelidir.
Bir başka meslek kuruluşu Ekonomi Muhabirleri Derneği, etik ilkelerinde şöyle diyor:
EMD Üyesi kamu ya da özel sektör kuruluşlarından, bunların yetkililerinden ve bunlar adına basınla ilişkileri sağlayan birim ve kuruluşlardan herhangi bir gerekçeyle hediye kabul edemez.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Gerçekten ne yapacağız? Bir bakanın eşi çalıştığı kurumdan pek çok gazeteciye hediye çeki gönderiyor. Almadım diyen de var elbet ama sesini çıkartmayan (dolaylı yoldan aldığını kabul eden de) var. Meslek Kuruluşlarından pek ses seda çıkmıyor. Bakalım gazetecilerin  aldığı hediyeler yanlarına kar kalmaya devam mı edecek?

5 Şubat 2013 Salı

"Çocuklu bir kadının Türkiye'de ne işi var?"

Evrensel gazetesine yansıyan ANKA mahreçli bir habere göre ABD'li kadın fotoğrafçı Sarai Sierra'nın ölümü ülkesinde de Türkiye'dekine benzer tepkilere neden oldu.
 
CBS’in İnternet sitesinde yayınladığı “Türk Medyası: Kayıp New Yorklu Kadın Sarai Sierra Ölü Bulundu” haberine okuyuculardan gelen yorumlar ABD medyasında büyük yankı uyandırdı.

Okuyucuların arasında Sierra’nın ölümü ile ilgili duyduğu üzüntüyü dile getirenlerin yanında, evli ve iki çocuk annesi olan Sierra’nın tek başına yurt dışı gezileri yapmasını eleştirenler de vardı.

‘ÇOCUKLU KADININ TÜRKİYE’DE NE İŞİ VAR?’

Bir okuyucu “Bir kadın nasıl oluyor da kendini keşfetmek adına çocuklarını ve zavallı eşini bırakarak başka bir ülkeye gidebiliyor? Ne tarz bir kadın böyle bir şey yapabilir?” derken, başka bir okuyucu ise, Sierra’nın İstanbul’da bir erkekle tanıştığını ve o kişinin kendisini gezdirdiğini yazıp, “Ben bir kadın olsaydım, ya başka bir kadının ya da profesyonel bir tur rehberinin beni gezdirmesini tercih ederdim” diye ekledi.