medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2015 Cuma

Kurtuluş Tayiz'in PKK yazıları ile Kadir Cangızbay'ın travestilerinin ne ilişkisi var?

Akşam yazarı Kurtuluş Tayiz, "Uykuda polis öldüren cici çocuklar!" başlıklı yazısındaki satırlar ile aklıma çok ilginç şeyler düşürdü. Ne diyor Tayiz:

"...PKK'lılar cici çocuklardı; doğaya zarar vermemek için sigara izmaritlerini bile yere atmıyorlardı! PKK kuşları, böcekleri seven, koruyan bir örgüttü! Doğan Medyası ve Cumhuriyet, aylarca bu propagandayı yaptı millete.
Medya örgütün kanlı yüzüne giydirdiği güleryüzlü maskeyle milleti aldattı. Doğan Medyası, uykuda insan katleden canileri "cici çocuk" diye maskeleyerek kaleden içeri aldı, milletin savunmasız anında vurulmasına yol açtı.
Maalesef merkez medya kale kapılarını düşmana açan hain rolünü oynadı."
Tayiz'in Doğan Medyası dediği Hürriyet'e "çakmak" için çaba sarfettiği, bu arada ihmal etmeden Gülen Cemaati'ne laf sokuşturduğu, hatta yetinmeyip göze girebilmenin yolunun Erdoğan'a yağ yakmak olduğunu anımasığı anda "Ülke ne zaman zor duruma düşse, milletin başı ne zaman sıkışsa gözler onu arıyor. AK Parti'lisinden CHP'lisine ve MHP'ye kadar milletin güvendiği, işleri yoluna sokacak isim olarak gördüğü tek kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan. Türkiye'nin en büyük artısı bence bu." demesinin altında yatanlar yazının kendisinden daha ilginç bence.



Sevgili hocam Kadir Cangızbay'ın derslerinde anlattığı, (hatta ders notlarında da yazdığı ama benim bir türlü bulamadığım) bir travesti örneği vardır. 

Kadir Hoca derdi ki: 

"Travestiler, gerçekte 'kadın' olmadıkları için, yani kadınlığa sahip olmadığı için, bu gerçeği gizlemenin yolu olarak 'kadın'lığı abartmayı tercih ederler. Aşırı makyaj, dikkat çekici frapanlıkta giyim, kadınsı olduğunu düşündükleri kırıtma, dikkat çekici kadar çok 'kadınsı' kahkahalar... Bunların hepsi 'gerçek kadın' olmadığı gerçeğini gizlemek için yapılan abartılı davranışlardır." 

Benim mealen aktardığım bu sözlerin altında şöyle bir gönderme vardı aslında: "Türkiye'deki faşistler..." derdi Kadir Hoca masanın üzerinde duran viski sodasından bir yudum alıp, sigarasından bir nefes çektikten sonra de şöyle devam ederdi: 

"Türkiye'deki faşistlere bakın, çok büyük bir kısmı gerçekte Türk entisitesinden değildir. 12 Mart ve 12 Eylül'ün önemli faşistleri Çerkezdir. 'Türk' olmadıkları için, kendilerinde olmayan bu durumu aşırı şekilde abartılı olarak vurgular, herkesi Türk olmamak ile suçlar, Türk olmayanlara zulmederler..."

Hocamın haklılığına bir diğer örnek Alparslan Türkeş'in Kıbrıslı, Türk Milliyetçiliğinin temeli olan 9 Işık tezlerinin ise Hindistan'dan apartılmış olması sayılabilir mutlaka... Ya da Reha Oğuz, Yağmur Atsız gibi Turancıların birbirlerini dahi Türk olmamak ile suçlaması, kafa taslarını ölçtüklerinde Türk standart ölçüleri dediği ölçülerde çıkmaması sayılabilir.

Peki bunlar nereden geldi aklıma... Hemen başa dönelim... Kurtuluş Tayiz yüzünden geldi aklıma.

Taraf gazetesinin yazı işleri müdürü iken patron tarafından görevden alınması ile gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar'ın istifasına ardından da gazetedeki pek çok yazarın ayrılmasına yol açan Tayiz aslında kim diye bir bakalım...

Tayiz şu ara 41 yaşında olsa gerek. Vanlı Azeri bir ailenin çocuğu. Baba MHP'li, anne MSP-RP çizgisini destekliyor. Ortaokuldan terk, yani ilkokul mezunu. 16 yaşında PKK saflarına katılmış. 1991-2004 yılları arasında Diyarbakır Cezaevinde PKK hükümlüsü olarak hapis yatmış. 2004 yılında Özgür Gündem'de çalışmaya başlamış. "PKK savaş ilan edince" "gazetecilik yapmak istediği için" kovulmuş.  2007'de Taraf yazı işlerinde çalışmaya başlamış. Yazı işleri müdürü olmuş. Patron "Erdoğan'a karşı savaş açmak istediği için" 2013 yılında Taraf'tan da kovulmuş. Sonrasında şimdi hala yazdığı Akşam gazetesinde... 

Bu yaşamöyküsünü kendisi anlatıyor. Habertürk'ten Kürşad Oğuz'a. 13 yıl PKK davasından hapis yatan, 'silahlı mücadele'ye katıldığını reddeden, ama sosyalist bir örgüt olduğunu söyleyen PKK için yıllarını veren, hapisten çıktıktan sonra da PKK saflarında, en azından medya kanadında yer alan bir isim.

Tayiz'in bugün köşesinde yaptığı, Kadir Cangızbay Hocamızın anlattığı travesti hikayesine benzemiyor mu? Kendisinin geçmişini unutturması için PKK'ye her bulduğu fırsatta vurması lazım. Ama yetmez, patronunun "iki erkek arasında aşk olurmuş" diyerek çıtayı yükselttiği Erdoğan sevgisini gözle görülür, elle tutulur şekilde yazması lazım. 

Çünkü "yandaşlık" da denilen bu tavır, tıpkı Olimpiyatların sloganı gibi: Citius, Altius, Fortius... Yani: "Daha Hızlı, Daha Yükseğe, Daha Güçlü".

24 Nisan 2015 Cuma

100 yıl önce Osmanlı basını da katledildi!

Ne kadar farkındayız bilinmez ama 24 Nisan sadece Ermenilerin değil Osmanlı gazetecilerinin ve Osmanlı gazeteciliğinin de katledildiği bir tarih...
 Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar ile gündeme gelen 24 Nisan giderek daha çok bilinir oldu.
Farklı perspektiflerden "Büyük Felaket", "Ermeni Soykırımı" ya da "Ermeni Tehciri" diye de anılan, 1915 yılında 'Osmanlı Devleti tebaası olan Ermenilerin yurtlarından Suriye çölüne sürgün edilmesinin yıl dönümü' diye de bilinen 24 Nisan, aslında İstanbul'da yaklaşık 250 kadar Ermeni aydınının tutuklandığı tarih.

Ama 24 Nisan'ı aynı zamanda hükümetinin Osmanlı basınını 'katlettiği' tarih olarak da değerlendimek mümkün...

Neler oldu 24 Nisan 1915'de? Önce ona bir bakalım ki "Osmanlı basınının katledildiği tarih" iddiamızı anlamlandırabilelim:

24 Nisan 1915 gecesi, yaklaşık bir yıldır savaşta olan Osmanlı Devleti hükümetinin direktifi ile emniyet güçleri ellerindeki isim listelerinde yer alan Ermeni aydınlarını tutuklamaya başladılar.

BİR GECEDE 200 KİŞİ TUTUKLANDI
Nesim Ovadya İzrail'in araştırmasında altını çizdiği gibi, 24 Nisan gecesi Osmanlı emniyeti, İstanbul'da ellerindeki listede yer alan isimlerden büyük kısmını, yaklaşık 200 kadarını tutuklamıştı. İzrail, çalışmasında 900 bin nüfuslu şehirde 200 kişinin tutuklanmasının, bugünün nüfusu ile karşılaştırıldığında yaklaşık 3000 kişinin tutuklanmasına denk olduğunu ortaya koyuyor.
Bu geniş kapsamlı operasyon "ayaklanma hazırlığı" içerisinde olduğu ileri sürülen Ermeni aydınlarının büyük çoğunluğu tutuklandıktan sonra yargılanmaksızın  Çankırı'ya gönderildi.

24 Nisan 1915 Cumartesi günü başlayan operasyon ile tutuklanan 250 kadar Ermeni Aydınının arasınds 19 doktor, 3 diş hekimi, 6 devlet memuru, 3 belediye baaşkanı, 2 öğrenci, 9 eczacı, 8 hukukçu, 4 mimar, 2 bilim adamı, 7 din adamı, 2 tiyatrocu, 36 öğretmen ve tek mesleği gazetecilik olan 10 kişi vardı. Ancak tutuklananların büyük çoğunluğu dönemin Ermeni ve Osmanlı gazetelerinde yazar olarak isim yapmış kimselerdi. Tutuklananlar arasında ayrıca 5 dizgici, 4 kitapçı da yer alıyordu.

OPERASYON AZADAMARD GAZETESİNDEN BAŞLADI
Zaten gece yarısı yapılan operasyona Pera'daki Taşnaksutyun Parti Merkezi ve partinin yayın organı olan Azadamard gazetesi ve matbaasından başlanılmıştı.
Binada bulunan tüm editör, muhabir ve büro personeli tutuklanmış, binaya karakol kuran polis, haberi olmadan buraya gelen herkesi de gözaltına almıştı. O kadar ki, gazetenin sadece muhabir, yazar, editörleri ve matbaa işçileri değil, çaycısı Hampartsum Balasan da tutuklanıp Ayaş'a gönderilen ve orada katledilenler arasındaydı.

Tutuklanan Ermeni Aydınların geri dönmeyeceğinden herkes o kadar emindir ki gazetenin yöneticileri ve çalışanları tutuklandıktan hemen sonraki günlerde, matbaa makineleri İttihat ve Terakki'nin yayın organı olarak bilinen Hüseyin Cahit Yalçın'ın başyazarı olduğu ve Ahmet Emin Yalman'ın da çalıştığı Tanin gazetesinin binasına taşınmıştı.

25 Nisan'da devam eden operasyon ile tutuklanan Ermeni Aydınların sayısı 250'ye ulaştı. Tutuklular, 26 Nisan günü trenlerle Ankara'ya oradan da at arabaları ile Çankırı ve Ayaş'a gönderildiler. Yargılanma ya da mahkeme süreci yaşanmadı.

KİRKOR ZOHRAB DA TUTUKLANIYOR
İstanbul'daki Ermeni Cemaati'nin önde gelen isimlerinden olan Kirkor Zohrab, 24 Nisan 1915 gecesi yapılan operasyonda tutuklanmamıştı. Bunda Zohrab'ın İttihat ve Terakki listesinden milletvekili seçilmiş olmasının da payı olsa gerek. Ancak ilerleyen günlerde, tutuklama operasyonuna karşı Sadrazam ile görüşmesi ve serbest bırakılmaları için çalışmalar başlatması, Zohrab'ın da tutuklanmasna yol açtı.

Tehcir kararını uygulamaya koyan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen ismi ve dönemin iç işleri bakanı Talat Paşa ile birlikte zaman geçiren, bezik oynayan Kirkor Zohrab, yine böyle bir gecenin ardından İttihat ve Terakki Kulübünden evine dönmesinin ardından gözaltına alındı.
20 Mayıs 1915'te tutuklanarak Çankırı ve Ayaş yerine Diyarbakır'a doğru yola çıkarılan Zohrab, 15 Temmuz 1915 tarihinde eşine yazdığı mektupta "öldürüleceğinden emin olduğunu" anlatıyordu.
Zohrab, Urfa yakınlarında Teşkilat-ı Mahsusa'cı Çerkez Ahmet çetesi tarafından başı taşla ezilerek öldürüldü.

Çerkez Ahmet, 30 Eylül 1915'de Zohrab'ı öldümesinden 2 ay kadar sonra Şam'da dönemin İttihat ve Terakki liderlerinden Cemal Paşa tarafından, cinayet ve yağma suçlaması ile yargılandı ve asıldı.
Ancak öldürülen diğer Ermeni Aydınlarının katilleri cezalandırılmadı.

250 ERMENİ'DEN 174'Ü KATLEDİLDİ
24 Nisan'da başlayan operasyon ile gözaltına alınıp Çankırı ve Ayaş'a sürülen yaklaşık 250 Ermeniden 174'ü hiç bir yargılama olmaksızın katledildi. 76 kişi ise her şeye rağmen sağ kurtulabilmişti.

Öldürülen Ermeniler arasındaki gazeteciler, Osmanlı Devletinin yurttaşı olmasına rağmen  TGC ve ÇGD gibi meslek kuruluşları tarafından dahi "katledilen gazeteciler", "basın şehitleri" gibi listelere dahil etmiyor.

Ne kadar farkındayız bilinmez ama 24 Nisan sadece Ermenilerin değil Osmanlı gazetecilerinin ve Osmanlı gazeteciliğinin de katledildiği bir tarih. Tutuklanan, sürgüne yollanan, vahşice katledilenler Osmanlı devletinin yurttaşı olan Ermenilerdi. Çıkardıkları, yazı yazdıkları gazeteler Osmanlı basını diye anılan gazetelerdi. Onların öldürülmesi, Osmanlı gazeteciliğini de bir parça öldürdü.

İŞTE 1915'DE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER
Necati Abay'ın derlediği listelerde 32 Ermeni gazetecinin de tehcir sırasında öldürülenler arasında yer aldığı görülüyor. Tespit edilemeyen, gazetecilik yaptığından emin olunamayan başka isimlerin de olma olasılığı çok yüksek. İşte 1915 yılında yaşamını yiten o gazeteciler:

1- Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
2- Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
3- Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
4- Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5- Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı.
6- Nerses Papazyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7- Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8- Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9- Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10- Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11- Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12- Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13- Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14- Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15- Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16- Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17- Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18- Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19- Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20- Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21- Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22- Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23- K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24- Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25- Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26- E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27- Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28- Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29- Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30- Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31- Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
32- Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915 
( Bülent Tellan )

12 Aralık 2014 Cuma

Cemaat medyasına operasyon mu Algı operasyonu mu?

Önce Fuat Avni (11.12.2014) Gülen Cemaati'nin medya ayağına dönük dev bir operasyon yapılacağını iddia etti. Ardından Zaman gazetesi önünde bir miting, Adliye ve Eminyet önünde protestolar yapıldı.

Toplum hükümet-cemaat savaşında bugüne kadar operasyonların hepsini bilen isim olarak değerlendirdiği Fuat Avni  isimli Twitter hesabından gelen bu medyaya yönelik operasyona tamam gözüyle bakarken, aynı hesap, operasyonun sızması ve  gelen tepkiler yüzünden iptal olduğunu açıkladı.

Ne olduğuna bir kez daha bakalım sırayla sonra da yorum yapmaya çalışayım.

FUAT AVNİ'DEN 150 GAZETECİYE OPERASYON TWEETİ

 
Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin genel yayın yönetmenlerinin de aralarında 150'ye yakın gazetecinen gözaltına alınacağını öne süren Fuat Avni, "Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede" dedi.

BARANSU, USLU, KENEŞ, GÖNÜLTAŞ...

Yarın yani 12 Aralık Cuma günü İstanbul, Ankara ve Malatya merkezli operasyonlar yapılacak.
Bunları haber yapan Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede.

Ayrıca Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin Genel Yayın Yönetmenleri de göz altına alınacaklar listesinde.

Cemaat geneline yargı ayağı, medya ayağı, emniyet ayağı gibi geniş çaplı operasyon yapılacak.
Operasyon kapsamında gözaltına alınacak gazeteci sayısı 150'ye yakın.

Genel olarak operasyonun merkezi İstanbul TEM Şube. Ekrem Dumanlı dahil Zaman Gazetesi'nin neredeyse yarısı gözaltı listesinde.

Cemaat'le birlikte muhalif basın ve merkez medya da operasyon kapsamına dahil edildi.
28 Şubat gerekçesi ile Merkez Medya'ya, Türkiye'nin tanınmış iş adamlarına, medya patronlarına ve yazarlara operasyon yapılacak.

Cemaate operasyon yapılırken Ergenekon'un intikamı diye susturulan merkez medya sonraki safhada 28 Şubat bahanesiyle tasfiye edilecek.

İŞTE FUAT AVNİ'NİN O TWEETLERİ

ekran-resmi-1436-02-19-3.01.48-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.32-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.39-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.47-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.53-pm.png

ekran-resmi-1436-02-19-3.26.23-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.26.41-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.53-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.58-pm.png
Deneme
ZAMAN GAZETESİ ÖNÜNDE EYLEM

İddianın ardından İstanbul'da Zaman Gazetesi ve Cihan Haber Ajansı çalışanlarına destek olmak için yüzlerce kişi, her iki yayın grubunun da bağlı olduğu Feza Gazetecilik'in önünde toplandı.

Grup, 'Biat edene saray, etmeyene zindan', 'Yolsuzluklar sıfırlanamaz' pankartları açtı; 'Demokrasi erlerinin yanındayız' sloganları attı.

Deneme


Operasyon iddiaları üzerine gazetecilere destek olmak için vatandaşlar yağmurlu havaya rağmen Vatan Caddesi üzerindeki Emniyet Müdürlüğü ile Çağlayan Adliyesi önüne akın etti.
Adliye önünde toplanan 2 bini aşkın vatandaş, demokrasi ve medyaya yönelik darbe anlamına gelecek operasyona karşı tepkilerini dile getirdi.

Deneme

BASIN SUSARSA BU İŞ BİTER Mİ SANDIN?

Vatandaşlar ellerindeki dövizlerde, 'Basını susturmakla bizi susturamazsınız', 'Hiç durmadan yürüyeceksiniz', 'Paraları süpürebilirsiniz ama Zaman'ı asla', 'Basın susarsa bu iş bitermi sandın', 'Dur yolcu, yolsuzluk çıkmaz sokak' 'Hırsızlığın yıldönümünde hırsız operasyonda' 'Korkma titre' gibi sloganlar dikkat çekti.

GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR

Vatan Caddesi üzerindeki İstanbul Emniyeti önüne de yüzlerce vatandaş akın etti. Yaklaşık bin kişi medyaya ve polisleri yönelik yeni bir operasyonu protesto etti.

DUMANLI "YA GELİN ALIN, YA DA BİZ GELİYORUZ"

Emniyete gelen vatandaşların ellerindeki pankartlarda, "Sıfırlanan paralar unutulmaz, Göklerden gelen bir karar vardır, 17 Aralık unutulmaz, 25 Aralık unutulmaz, bide "VIP" torpil unutulmaz" dövizleri yer aldı.

Ekrem Dumanlı: Bu sadece Zaman'ın meselesi değildir, bu özgürlük meselesidir

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Fuat Avni'nin birçok medya kuruluşuna yönelik 'intikam operasyonu' iddiasına yönelik olarak, "Bu mevzuyu cemaat-parti kavgası gibi senarize etmek çok büyük gaflet olur. Bunun faturasını bu ülke çok ağır öder. Böyle bir operasyon, demokrasiye, basın özgürlüğüne darbedir" dedi.

Hükümete seslenerek adeta rest çeken Dumanlı, "gelin alın bizi, alırsanız alın yoksa ben Adliye'ye gideceğim" dedi. "Türkiye'nin beşinci sınıf bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşmesine razı olmayacağız" diyen Dumanlı cemaatin olası biroperasyon karşısında direnişe geçeceği mesajını verdi.

Dumanlı, “Mesela sadece Zaman, Todays, Bugün gazetesi, Samanyolu, Samanyoluhaber değil. Bunda başarılı olurlarsa ardından Sözcü Gazetesi, ardından Hürriyet Gazetesi, ardından başka gazete ve televizyonlar. Bu resmen hukuka yapılan bir darbedir, basına yapılan bir darbedir, fikir özgürlüğüne karşı yapılan bir darbedir.” dedi. 

İKİNCİ OPERASYON BOMBASI

Gündemi sarsan operasyon iddiasının ardından Fuat Avni, akşam saatlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Twitter fenomeni bu kez operasyonu nasıl deşifre ettiğini yazdı, operasyona katılacak isimleri yazdı. 

"TARTIŞMALARA NEDEN OLDU"
Listeyi yayınladıktan bir saat sonra bir kez daha ortaya çıkan Fuat Avni, bu kez de hükümet cephesinden kendi attığı twetlerin etkilerini yazdı. Fuat Avni'nin iddiasına göre operasyonun deşifre olmasının ardından Ankara, cemaate yönelik operasyon için yeni yollar aramaya başladı. İşte o yazılarlar;


56.20141212011901.jpg 


NE OLUYOR PEKİ?

Kısa bir yorum yapmaya çalışayım tüm bunlara...

1. Ortada bir operasyon yok. Yapılacak iddiası var, sonra yapılan protestolar var, daha sonra yapılmayacak deşifre oldu diye vazgeçildi iddiası var. Sonuç olarak operasyon yok.

2. Cemaat, bugüne dek yapılan tüm operasyonların birinci elden ifa eden yapı olarak bu işin nasıl yapıldığını çok iyi biliyor. Bu nedenle onlardan gelen "nefret operasyonu" söylemi aklıbaşında insanları güldürencek kadar trajik, şoke edecek kadar da komik.

3. Cemaatin olmayan bir operasyonu var gibi göstermesinin nedeni ne olabilir sorusunun yanıtı net. Olmayan bir şeyi var gibi göstermek korkuyu büyütmekten başka birşey değil. Hele dünya medyasının bunu haber yapması, Fuat Avni'nin tweetlerin İngilizcelerini de atması... Bunlar da eklendiğinde, olmayan bir operasyon yapılacak gibi gösterilerek Erdoğan rejimini  zora sokmaya çalıştıkları ortada.

4. Cemaat ve çevresindeki halkaya siyasi bir müttefik olarak güvenilmeyeceği bu süreçte bir kez daha ortaya çıktı. Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV davası, KCK basın davası gibi süreçlerde gazetecileri tutuklayan, yargılayan, eleştirilere "basın özgürlüğü gibi göstermeyin" diye yanıt veren cemaat çevreleri bu kez kendisi basın özgürlüğü bayraktarlığına sığınıyor. Dumanlı'nın 2011'de yazdığı yazı tam da bugün kendisine söylenebilecek bir şey halini aldı.

5. Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş ve uygulamaya koyacak iken deşifre olduğu için vazgeçmiş olabilir mi? Soruyu ikiye bölüp yanıtlayayım. Evet Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş olabilir. 17 Aralık sonrası emniyette yapılan operasyonlar, medyaya da böyle bir uygulama yapılabileceğinin ispatı. Ancak vazgeçme herşeyi bozuyor. Bugüne dek geri adım atmamak ile övünen ve neredeyse övünmekte haklı olabilecek kadar az geri çekilen Erdoğan'ın böyle bir adımı sırf deşifre oldu diye atmaktan vazgeçmesi, üstelik gözaltına alınacağı söylenen isimlerin "bekliyoruz" demesine rağmen geri adım atması hiç de inandırıcı gelmiyor bana.

6.. Savaş giderek "kanlı" hale geliyor. Cemaat hükümeti daha da "kanlı" adımlar atmaya kışkırtıyor. Tüm bu "operasyon" polemiğinin tek gerekçesi de bu olabilir.

7. Cemaat çevrelerinin dile getirdiği gibi "nefret" değil belki ama ismi "Algı operasyonu" olmayı en çok hakeden de işte bu son yaşadığımız süreç olsa gerek.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan'ın 12 Yıllık Medya Karnesi (1)

2002’den bu yana iktidarda olan AK Parti'nin genel başkanlığı, 14 Mart 2003 tarihinden beri de Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu süre boyunca azımsanamayacak kez medya çalışanları ve medya sahipleriyle muhattap oldu.

Başbakan Erdoğan bu 12 yılda çoğu zaman gazetecilere “had”lerini hatırlattı, kimi zaman da “niyet”lerini sorguladı. Erdoğan'ın bu had bildirme ve niyet sorgulamasından yabancı basın ve sosyal medya da nasibini aldı. Bianet, işte bu 12 yılda Başbakan Erdoğan'ın BİA Medya Gözlem Raporları'na yansıyan medyaya yönelik hakkındaki konuşmalarını derledi.


4 Temmuz 2004: “Haddini bil”
Sorusundan hoşlanmadığı bir muhabire: "Haddinizi bilerek soru sorun!"

31 Aralık 2004: “Edepsizlik yapma”
Vatan Gazetesi muhabiri Nuri Sefa Erdem’in yılbaşındaki sorusu  üzerine, üstüne yürüyerek: “Edepsizlik yapma!” diye bağırdı.

9 Mart 2005: “Medya Türkiye'yi dünyaya ihbar etti”
6 Mart 2005’te Beyazıt’ta yapılan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yürüyüşündeki polis şiddetinin Avrupa Parlamentosu’nda kınanması üzerine: “Bütün televizyonlar polise verdi veriştirdi. Medyamız adeta Türkiye'yi Avrupa'ya, dünyaya ihbar etti. Peki Türkiye bu mu?”

1 Mart 2006: “Medyanın ileri gelenleri kendini yormasın”
Monaco yolunda, gazetecilere: “Medyanın ileri gelenleri kendini yormasın. Birçok iftiranın yalan olduğu ortaya çıktı. Bunun bir şeyler karşılığında olduğunun farkındayız. Bunu da bu kadar ağır söylüyorum” dedi.

Temmuz 2006: “Hangi talebiniz geri çevrildi de Topbaş'ın aleyhindesiniz?”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş hakkında medyada çıkan haberler üzerine: “Hangi dosya, hangi talebiniz geri çevrildi diye bu haberleri yapıyorsunuz? Bunları açıklayacağım günler yaklaşıyor” diyerek medyayı tehdit etti.

Ağustos 2006: “Planımızı medyaya mı açıklayacağız?”
Bir muhabirin “Kuzey Irak’taki PKK varlığına son vermeye yönelik bir planınız var mı” sorusuna: “Bir devletin ve hükümetin bir planı var mı, yok mu, bunları kalkıp medyaya mı açıklayacak?” diye öfkelendi.

20 Ağustos 2007: “TC vatandaşlığından çıkmalı”
Bekir Coşkun’un Hürriyet’teki “O benim Cumhurbaşkanım Olmayacak” başlıklı yazısı üzerine: “Maalesef edep adap bilmeyenler de var. Bunu diyenlerin önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkması lazım” diyerek yol gösterdi...

6 Eylül 2008: “Sen kimsin de bana ultimatom çekiyorsun?”
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Dünya Basın Konseyleri Birliği’nin (WAPC) medya üzerindeki baskının derhal durdurulması açıklaması üzerine: “Bugün de üyesi oldukları uluslararası bir basın kuruluşu, ültimatom çekmiş bana. Kimsin sen ültimatom çekiyorsun. Kibarlığımızdan daha önce burada yaptıkları toplantılara biz de katılmıştık. Sonra baktık ki sadece işte Doğan Grubu ile alakası var. Ondan sonra da gitmedik" diye tepki gösterdi.

27 Ocak 2009: “Boşuna para verip o gazeteleri almayın”
Erdoğan, AKP grup toplantısında medyaya veryansın etti: "Yaşanan başka, bunların yazdıkları, söyledikleri başka. Brüksel'de de 'Siz basına yasaklar getiriyorsunuz!' dediler. Hayır, ben basına yasak getirmiyorum. Ama ben, yalan yanlış haber yapan medyaya karşı ‘almama kampanyası yapalım' diyorum. Boşuna paranızı niye veriyorsunuz, zaten yalan yanlış haber."

Şubat 2009: “Bunlar köpekleriyle yatar”

Erdoğan, Sivas'taki seçim konuşmasında halka hitap ederken basına yine çok ağır konuştu: “Bunların şu anda yandaş medyaları var. Yandaş medyaların yandaş köşe yazarları da var. Bunların sevgili köpekleri vardır, onlarla yatar, onlarla kalkarlar.”

1 Aralık 2009: “Ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur”

Erdoğan, TBMM'deki grup konuşmasında köşe yazarlarına çattı: “Siz köşe yazarları ne kadar az yazarsanız, ülke o kadar huzur bulur. Geçmişte bir köşe yazarı haftada bir ya da iki kez yazardı. Ama şimdi her gün, yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar, ne kabiliyetli insanlar. Millet, devlet, barış düşmanlarıdır.”

26 Şubat 2010: “Parasını sen veriyorsun”
Köşe yazarlarına çatmak Erdoğan'a yetmedi bu kez medya patronlarına seslenerek; “Köşe yazarları her istediğini yapamaz. Parasını sen veriyorsun yazarına sahip çık, yazdırma gönder” diye tehditler savurdu.

20 Mart 2010: “Sen kimin avukatısın?”
Erdoğan’ın BBC’ye gerekirse “Kaçak Ermeniler”in sınırdışı edilebileceğini söylemesi üzerine Referans Gazetesi yazarı Cengiz Çandar “Başbakandan özür” beklediğini yazdı. Erdoğan, isim vermeden bu kez Çandar'a; “Sen kimin avukatısın? Bir defa dürüst ol. Doğrunun avukatı ol” diye çattı.


13 Nisan 2011: “Bombayla eşdeğer kitap”
Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda Ahmet Şık’ın kitap taslağıyla ilgili soru üzerine: “Basılmamış kitabı ben toplatmadım, bu mahkeme kararı. Bomba kullanmak suç olduğu gibi bombanın malzemelerini kullanmak da suçtur."

3 Haziran 2011: “Kendini kaybetmiş kin kusuyor. Mertlik değil namertlik”
AKP'nin Konya mitinginde bu kez hedefinde Nuray Mert vardı. Erdoğan, “Bir bayan köşe yazarı, son yıllarda kendini kaybetmiş şekilde kin kusuyor. PKK’nın yayın organına açıklama yapıyor. Bu mertlik değil namertliktir” diye Mert’e hakaret etti.

4 Haziran 2011: “Türkiye'den The Economist'e ne?”
The Economist'te yer alan bir yorum üzerine Erdoğan bu kez oklarını yabancı medyaya yöneltti: “Sana ne ya... Senin Türkiye’nin işiyle ne alakan var? Haber vereceksen haber ver.”

13 Nisan 2012: “Medyadaki akbabalar”
Erdoğan, AKP İstanbul İl Kongresi'ndeki konuşmasında, muhalif köşe yazarlarını akbabaya benzetti: “Bir de akbabalar var. Medyada kampanya yürütenler daha düne kadar üniformalılar sizi arayıp yazdıklarınızdan dolayı sizi azarlıyordu. Bunları bu tasmalarından kurtaran biz olduk. Ama bugün uluslararası tasmaları boyunlarına taktılar.”

1 Temmuz 2012: “Namerdin izinde yayın yapıyor”

AKP Kayseri il Kongresi'ndeki konuşmasında ise aleyhte haber-yorum yapan Wall Street Journal hedefindeydi: “Bir siyasi hareket adına hareket ediyor. Bu gazetenin burada da uzantıları var. Dürüstsen ‘güvenilir kaynak kim’ açıkla. Mertlik bunu gerektirir. Namertlik kapı arkasından dolaşmayı gerektirir. Namerdin izinden gidiyorlar.”

31 Ağustos 2012: “Medyayı yokluğa mahkum etmeliyiz”
31 Ağustos 2012'de Kanaltürk'te yayınlanan “Başbakanla Özel” programına katılan Erdoğan medyaya ayar vermeyi ihmal etmedi: “Türkiye’deki tüm medyaya mesajdır. Attıkları başlıklara, köşe yazarlarına bakıyoruz, ben diyorum ki sizin haber kaynağınız Roj TV, Mezopotamya, sosyal medya mıdır? Bunları ademe (yokluğa) mahkum etmek durumundayız.”

30 Eylül 2012: “Basını davet etmeye mecbur muyuz?”

AKP grup toplantısında Cumhuriyet, Yurt, Sözcü, BirGün, Evrensel, Aydınlık, Özgür Gündem ve Yeniçağ gazetelerinin AKP 4. Olağan Kongresi’ne akredite edilmemesi üzerine konuşan Erdoğan: “Mecbur muyuz davet etmeye? Her gün her türlü hakareti yapacaksın, yalan yanlış her türlü şeyi yazıp söyleyeceksin. Buna rağmen seni davet edeceğiz, yok böyle 25 kuruşa simit.”

2 Mart 2013: “Böyle gazetecilik yapacaksan batsın bu gazetecilik”
Balıkesir’deki toplu açılış töreninde Milliyet’te yayımlanan İmralı tutanakları ile ilgili konuşan Erdoğan ateş püskürdü: “İşte bir gazete çıkmış, attığı başlıkla İmralı’dan haberler veriyor. Her zaman söyledim bir kısım medya hiçbir zaman yanımızda olmadı diye. Attıkları başlıklarla gazetecilik yapıyorlarmış, böyle gazetecilik yapacaksan batsın böyle gazetecilik..."

5 Mart 2013 : “Sınırsız özgürlük olamaz”
AKP grup toplantısında “Batsın bu gazetecilik” sözlerine yönelik eleştiriler üzerine: “Sınırsız bir özgürlük olamaz. Hiçbir devirde yazamadıklarını bu devirde yazıyorlar. Böyle bir yayın yapmak asla ve asla milli bir tavır değildir.”

2 Haziran 2013: “Toplumların baş belası Twitter”
Gezi direnişinin ilk günlerinde HaberTürk’te Fatih Altaylı’nın
Teke Tek programındaki konuşmasında:"Şu anda Twitter denilen bir bela var, yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey aslında şu anda toplumların baş belasıdır” diyen Erdoğan'ın bu sözleri üzerine mahkemeler sosyal medyaya yasak başlattı.

3 Haziran 2013: “Bizim evde zor tuttuğumuz yüzde 50 var”
Gezi direnişinin ilk günlerinde Kuzey Afrika yolculuğu öncesi Erdoğan, Reuters muhabiri Birsen Altaylı’nın 'Gezi Parkı olayları dış basında da büyük yankı uyandırdı. Aşırı güç kullandığını düşündüğünüz polis için alınmış bir önlem var mı?' sorusuna çok öfkelendi ve “Yumuşatıcı ifadeler ne olabilir, bana öğretirseniz ben öyle konuşurum. Bizim evlerinde zorla tuttuğumuz yüzde 50 var. 'Aman sakin olun' diyoruz. Siz işte buradan Reuters'ı böyle bilgilendiriyorsunuz. Böyle mesaj gönderiyorsunuz”diyerek Altaylı'ya 'had'dini bildirdi.

25 Haziran 2013: “TC vatandaşı BBC muhabiri gemimizi batırmaya çalışıyor”
BBC Türkçe muhabiri Selin Girit’in Gezi direnişi sırasında bir protestocunun sözlerini Twitter’da paylaşması üzerine: “Uluslararası bir yayın kuruluşunun TC vatandaşı olan temsilcisi tweet atıyor. Söylediği ne biliyor musunuz? 'Duran adam değil, durduran adam olalım. Ekonomiyi durduralım. Altı ay tüketmeyin. Bizi dinleyecekler' diyor. Bir insan kendi ülkesine karşı böyle bir komplonun içinde yer alabilir mi? Buna gazetecilik denebilir mi? Buna basın özgürlüğü denebilir mi? Bu zihniyet, gemiyi batırmaya teşebbüs zihniyetidir."

3 Şubat 2014: “Patronlarınız paralel yapıyla müşterek çalışıyor”
Erdoğan, Almanya gezisi öncesindeki basın toplantısında Zaman muhabirinin 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasına ilişkin sorusu üzerine yine açtı ağzını yumdu gözünü: “Bak MİT’in raporunu bilecek kadar, ona nüfuz edecek kadar paralel yapı. Müşterek çalışıyorsunuz. Söylemediğinizi söylettiriyorsunuz. Sen değil, patronlarınız."

20 Mart 2014: “Twitter, mwitter hepsinin kökünü kazıyacağız”
Bursa’daki seçim mitinginde sosyal medyayla ilgili: “Mahkeme kararı çıktı. Twitter, mwitter hepsinin kökünü kazıyacağız. Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç ilgilendirmiyor. Türkiye devletinin gücünü görecekler."

20 Mayıs 2014: “İki figürana madenci yakını gibi rol yaptırıyorlar”

Başbakan Erdoğan, AKP grup toplantısında Soma madenindeki iş cinayetiyle ilgili BBC Türkçe’nin yayını hakkında: “İki figürana madenci yakını gibi rol yaptırıp dünyaya servis ediyorlar” diye öfkelendi.

3 Haziran 2014: “CNN muhabiri değil, görevli, ajan o ajan”

Erdoğan, Başbakan Gezi direnişinin yıldönümünde Taksim’de canlı yayın sırasında gözaltına alınan CNN Int. muhabiri Ivan Watson’u hem dalkavuk hem ajan ilan etti: “CNN’nin dalkavuğu oralarda bir şeyler yapmaya çalışıyor. CNN International yerlisi, geçen yıl sekiz saat aralıksız yayın yaptı. Niye? Ülkemi karıştırmak için. Şimdi de suçüstü yakalandı. Bunlar görevli, bunlar
adeta ajan görevi icra ediyorlar.”

29 Aralık 2013 Pazar

‘2 milyon yolla Süleyman’ diyen gazete yöneticisi kim?

Taraf gazetesinin dün (26 Aralık 2013) yayınlanan sayısında, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun önemli isimlerinden Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile ilgili ilginç bir ayrıntıya yer verildi.

Hüseyin Özay imzalı "özel haber"e göre Rüşvet soruşturmasında teknik takibe takılan görüşmede; hükümete yakın bir gazetenin tepe yöneticisi, Halkbank Müdürü Aslan'a "Maaşları ödeyemiyorum, 2 milyon lira gönder" diyor.

Sözü geçen haber şöyle:
Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında hazırlanan dosyadan “medya skandalı” çıktı. Soruşturma sürecinde yapılan teknik takipte, hükümete yakın olarak bilinen bazı medya kuruluşlarının yöneticilerinin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’dan “nakit desteği” istedikleri tespit edildi. Hatta bir yandaş gazetenin tepe yöneticisinin, “Maaşları ödeyemiyorum. Ordan 2 milyon lira gönder” şeklinde talepte bulunması, savcıları bile hayrete düşürdü.

HALKBANK BAHANE REKLAM ŞAHANE

İstanbul cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun, “medya ayağının” da olduğu ortaya çıktı. Operasyonun patlamasının ardından, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’a büyük destek veren yandaş basının, Halkbank sevgisinin sırrı çözüldü.

Savcılık tarafından yürütülen 14 aylık teknik takip sırasında, Süleyman Aslan ile yandaş medya yöneticileri arasındaki “ilişki” de tüm yönleriyle açığa çıktı.

Özellikle, söz konusu medya kuruluşlarına bankadan sağlanan olağanüstü destekler ise, soruşturmayı yürütenlerin de dikkatini çekti.

ASLAN: “BURASI HALKA AÇIK ŞİRKET”

Yapılan teknik takipte, bazı yandaş medya yöneticilerinin Süleyman Aslan ile yaptığı “destek” pazarlıkları da gün yüzüne çıktı.

Örneğin hükümete yakınlığı ile bilinen bir gazetenin tepe yöneticisi ile Süleyman Aslan arasında geçen telefon görüşmesinde, medya yöneticisinin, “Süleyman Bey, maaşları ödeyemiyorum. Oradan 2 milyon yolla” şeklinde talepte bulunduğu belirlendi.

Aslan’ın ise, “Burası halka açık şirket. Açıklayamayacağım, kaynak transferleri yapamam” dediği saptandı. Bunun üzerine medya yöneticisinin, “Bir şey olmaz. Ben reklam faturası keser gönderirim, sana” cevabı vermesi dikkatlerden kaçmadı.

Savcılık bu konuda özel bir inceleme yapmadı. Ancak, teknik takipte elde edilen bilgilere göre, hükümete yakın medya kuruluşlarına, reklam adı altında yüksek miktarlarda kaynak transferinin yapıldığı tespit edildi.
Haberde doğal olarak  o gazete yöneticisinin kim olduğu belirtilmiyor. Ancak, reklam ve hükümete yakın gazete sözcükleri yanyana gelince benim aklıma tek bir gazete ve onun iki tepe ismi geliyor ne yalan söyleyeyim.

Halen Star gazetesi/Kanal 24 televizyonu İcra Kurulu Başkanı olan Mustafa Karaalioğlu'nun10 Aralık 2012 günü yayımlanan "Reklam bütçeleriyle korunan eski medya düzeni" başlıklı yazısı aklıma nedensiz yere gelmedi elbet. Ne diyordu o yazısında Karaalioğlu:

“Bir avuç da güçlü ve imanlı reklam veren var!.. Kendi medyalarına para aktarmaktan asla geri durmayan; reklam bütçelerini (...) ideolojik aidiyetlerinin emrine hasreden iş dünyası bu ittifakın ortağıdır. Böylesi ittifakların ne denli etkili olduklarını hatırlamak için, sadece (...) 28 Şubat’ı hatırlamak yeterlidir...

Tek tek üzerinde de çalışmanın zamanı geldi... Mesela neden, Yeni Türkiye’nin en çok kazanan Koç, Sabancı, P&G gibi çok değerli şirketleri hâlâ reklam bütçelerini bu ülkede hiçbir şey olmamış gibi dağıtmaya devam edebilmektedirler?..

Tiraj ve reyting paylaşımı eşitlenmiştir ama ülkenin güçlü reklamverenleri (...) eski medya düzenini korumak için bu değişimi ıskalamaktadırlar...


Türkiye’de reklam demek iktidar savaşının bir parçası olmak demektir ve (...) sokaktaki insanı da yakından ilgilendirmektedir. Artık bu adaletsiz düzeni açık ve ikna edici bir şekilde sorgulamanın zamanıdır...”
Ertesi hafta da konuya devam eden Karaalioğlu şu tabloyu köşesinde yayınlamıştı:



Reklam denince akla gelen Star gazetesinin eksi başyazarı, "ikinci cumhuriyet" kavramının kuramcısı Mehmet Altan da gazetesinden eleştirileri yüzünden kovulduktan sonra konuşmaya başlamış ve “siyasi baskıyla ilan toplanıyor, normalde ilan vermeyecek olanlar ya da iktidarın manyetik alanında olanlar mecburen ilan veriyor...” demişti.

Hüseyin Özay'ın dikkat çektiği gibi bu durum bir medya skandalı, sözü geçen gazete yöneticisinin kim olduğunun en kısa zamanda ortaya çıkması lazım. Ancak hiçbir şeye şaşırmayan bizler bu yaşananlara da şaşırmıyoruz. Daha vahim olanı bu değil mi?

23 Aralık 2013 Pazartesi

Melek kanatlı Yılmaz Özdil'den Yozdil'li itiraf...

Yılmaz Özdil, medyada kendi konumunu taş üstüne taş koyarak inşa eden isimlerden biri.

Kısa ve eksiltili cümlelerden meydana gelen yazıları, zaman zaman alt alta yazılmış yıllar, zaman zaman iki cümlelik bir yazı, kimileyin eski yazıları yeniden köşeye taşımak gibi yöntemler ile adından sıkça bahsettirmiyor Özdil. Kolay okunan, basit, eleştiri dozu yüksek, laf oyunlarıyla süslü tarzı zaten kendi okuyucu kitlesini yarattı. Tek yaptığı bir takım yenilikler ile o kitleyi elde tutmaya çalışmak.

Tabi bu basit yazılmış, laf oyunlu yazılar alttan alta ırkçı, nefret söylemini körükleyen özellikler de içeriyor. Üstelik iktidara karşı hiç bir yaratıcı öneri getirmeyen, muhalefeti sadece küfür ve laf cambazlığına indirgeyen, okurunu "benim edemediğim küfürleri etmiş, benim söyleyemeyeceğim hakaretleri bak nasıl da yazmış" noktasına getiren bu yazıların en çok "muhalefet edermiş gibi göründüğü" AK Parti'nin işine geldiği de bir başka realite.

Neyse Özdil hakkında bu kadar cümle kurma gerekçemi söyleyeyim de yazıyı boş yere uzatmayayım. 10 gün önce (13 Aralık 2013) bir yazı kaleme aldı Özdil.  Nazar etme ne olur küfret senin de olur  başlıklı yazısında, Türkiye’de örnek tavırlar sergileyen bir insanın örnek alınmayacağını, doğrunun küçümsendiğini, yanlışın yüceltildiğini ileri sürdü.

Yazıyı okuduğu zaman hak vermemek, örneklerine katılmamak pek mümkün değil.

Ancak ilginç bir ayrıntı var ki, atasözlerine girmiş "Merdi Kıpti, şecaat arz ederken sirkatin söyler" hesabı (bu atasözünü kullanınca biz de nefret söylemini pekiştirmiş olduk ama neylersin...) bir ayrıntıya işaret ediyor Özdil.
"Sayın ahalimizden en çok esemes alan, gelin oldu, damadı uyuşturucu komasından ölü buldular, tabuta Türk bayrağı sardılar, kaynana Semra’yı şehit anası ilan ettiler, televizyonlarımız cenaze namazından 80 saat filan canlı yayın yaptı. Hiç unutmam, o sırada atv Haber’i yönetiyordum, beş bin dolar vereyim tabutun önüne kamera takayım dedim, prensipte anlaştık, parada anlaşamadık."

Özdil'in kendi günahını arada kaynatmasına değil eleştirim. Kendisinin de içinde bulunduğu, hatta yöneticilik gibi tepe noktalarında yer aldığı bir yapıyı eleştiriken üzerine pislik bulaşmamış gibi mağrur duruşunu eleştiriyorum ben.

Mizahi bir dille "hiç unutmam, o sırada atv Haber'i yönetiyorum..." diyerek anlattığı bu anısı tam da eleştiriyormuş gibi yaptığı yanlışın yüceltildiği durumlara örnek.
"Recep İvedik.Öküzün önde gideni.Gişe rekortmeni." 
Böyle diyor Özdil. Kendisi de mail adresini alırken denk geldiği gibi YOZDİL'li bir tavır sergiliyor ama tıpkı İvedik'in gişe rekortmeni olması  gibi en çok okunan yazar oluyor.

Kusura bakmasın kimse ama photoshopla melek kanadı takarak kimse melek olmuyor...

25 Kasım 2013 Pazartesi

Rasim Ozan: '5 yıllık parayı peşin versinler, medyadan çekileyim'

CNN Türk'te eşi Nagehan Alçı ile birlikte Hakan Çelik'in sunduğu Hafta Sonu Keyfi programına katılan Rasim Ozan Kütahyalı,  "Şu an kazandığım parayı 5 senelik peşin getirin, ben medyadan çekilirim. Umrumda değil gazetecilik, televizyonculuk" diyerek kalbinden geçenleri açık açık ifşa etmiş oldu. 

5 sene sonra kendisnin unutulacağından emin bir şekilde konuşan Kütahyalı, böylece "Türkiye'nin demokratikleşmesi", "vesayetin yıkılması" gibi konulardaki temel düstunurunun da "para" olduğunu canlı yayında itiraf etti. 
Türk medyasının "en sevimli çifti" olarak anılan(!) Kütahyalı - Alçı çiftnin bu sözler üzerine canlı yayında bir soğukluk geçirdiği de gözlerden kaçmadı.


İşte Kütahyalı'nın dikkat çeken o açıklaması:
Rasim Ozan: Daha önce de biraz espri ile söyledim, bana, medyada benden nefret edenler, hemen hemen yüzde 95'tir her halde...
Hakan Çelik: Yüzde 95 var mıdır?
Rasim Ozan: Medyada... Ama o da doğal.
Nagehan Alçı: Yüzde 5 var mıdır nefret etmeyen?
5 YILLIK KAZANCIMI PEŞİN GETİRİN
Rasim Ozan: Ama doğaldır. Paraşütle gelmiş biri için nereden geldi bu denmesi doğaldır. Ben hiç yadırgamıyorum. Ben de olsam nereden çıktı bu derdim her halde. Ancak çok hazmetmiş biri olman lazım ki bana karşı her hangibir olumsuz duygu beslememek için. Ben dedim ki toplanın, benim kazandığım parayı beş senelik koyun önüme... Beş sene çekip gideyim. Beş sene sonra her halde beni unuturlar zaten. Önerim bu kadar net. 5 senelik, şu an kazandığım parayı peşin getirin, ben medyadan çekilirim. Umrumda değil. Sen de biliyorsun, gazeteci olayım da, televizyoncu olayım da... hiç öyle bir derdim yok. Ama Nagehan bu işi çok sever o ayrı.
Hakan Çelik: Ağırlıklı olarak hayatını sürdürmek için mi bu mesleği yapıyorsun Rasim. Temel şey o mu?
ABARTIYORUM ÇÜNKÜ ANLAŞILMAK İSTİYORUM
Rasim Ozan: Benim şu... Benim olayım bir mücadele ile girdim. Kapatma davası filan. 2008'de Taraf'ta yazmaya başladım. Ardından köşe yazarlığına başladım. Televizyona çıktım. Televizyonda da etki oldu. Ben tabi çok sevdiğim Kafka'nın "abartıyorum çünkü anlaşılmak istiyorum" sözüne çok inanırım.
Belki de benden evvel de liberal yazarlar abilerim vardı, onlar da bir travma geçiriyor şimdi adapte olamıyorlar. Onlardan farkım, çok kitlesel bir üslupla yazmam ve onun da tutması... Şu an yine mücadele var ama eskisi kadar değil. Onun için diyorum.
CNN TÜRK REJİSİNE KJ'Yİ DEĞİŞTİRTTİ
CNN Türk rejisi Kütahyalı'nın bu sözleri üzerine KJ'de "Kütahyalı: Para için gazetecilik yapıyorum. Paramı versinler çekileyim" yazdı.
Deneme
Rejinin yazdığı o metni birkaç dakika sonra farkeden Rasim Ozan Kütahyalı ise şöyle itiraz etti:
"Nagehan sözünü kestim, yalnız bir KJ yazmışlar, "Para için gazetecilik yapıyorum. Paramı versinler çekileyim"... Tam öyle değil şöyle yazsınlar. 5 yıllık şu anki kazancımı nakit versinler medyadan çekilirim yazsınlar. Toplasınlar benden nefret edenler, getirsinler... Olay bu."
Bu itirazdan sonra reji yazıyı Kütahyalı'nın istediği şekilde değiştirdi.
Deneme

30 Temmuz 2013 Salı

İşte Gezi'nin gazetecilere ağır faturası

Türkiye Gazeteciler Sendikası yaptığı bir basın toplantısıyla Haziran ayı boyunca tüm Türkiye çapında süren Gezi Direnişi'nin gazetecilere yansıyan ağır faturasını gözler önüne serdi.
27 Mayıs 2013 tarihinden bu yana, en az 60 basın emekçisinin işinden olduğunu, zorunlu izne gönderilen en az 14 basın emekçisinin ise durumunun belirsizliğini koruduğunu açıkladı.
SON BİR BUÇUK AY İÇİNDE İSTİFA EDEN, İŞTEN ATILAN, ZORUNLU İZNE ÇIKARILAN GAZETECİLER
1. Ntvmsnbc editörü Özkan Güven istifa etti
2. Ntvmsnbc kültür sanat editörü Hasan Cömert istifa etti.
3. Doğuş Yayın Grubu'nun dergilerden sorumlu genel müdürü Neyyire Özkan istifa etti.
4. Doğuş Yayın Grubu CEO'su Cem Aydın istifa etti.
5. GQ Türkiye dergisinin genel yayın yönetmeni Mirgün Cabbas istifa etti.
6. Kapatılan NTV Tarih dergisinin genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü istifa etti.
7. NTV program direktörü Murat Toklucu istifa etti.
8. NTV program editörü Burcu Doğan istifa etti.
9. NTV program editörü Onur Yazıcıoğlu istifa etti.
10. NTV'de program yapan fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut istifa etti.
11. NTV gece haber prodüktörü Ömer Faruk Aykar istifa etti.
12. NTV haber merkezinde dijital editörlük görevini yapan Dilara Eldaş istifa etti.
13. NTV Ankara temsilcisi Nilgün Balkaç istifa etti.
14. NTV'de program yapan Çiğdem Anad istifa etti.
15. NTV muhabiri Ergün Güven istifa etti.
16. Sabah gazetesi yazarı Alper Bahçekapılı istifa etti.
17. Sabah gazetesi gece yazı işleri müdürü Erdal Erkasap istifa etti.
18. Kanal 24 spikeri ve moderatörü Remziye Demirkol istifa etti.
19. Habertürk gazetesi röportaj yazarı Kutlu Esendemir istifa etti.
20. Yenişafak gazetesi yazarı Işın Eliçin istifa etti.
21. Artı 1 televizyonu haber yayın yönetmeni Mustafa Hoş istifa etti.
22. Artı 1 televizyonunda program yapan Banu Güven istifa etti.
23. Artı 1 televizyonu anahaber sunucusu Uğur Dündar istifa etti.
24. Artı 1 televizyonu anahaber sunucusu Özlem Gürses istifa etti.
25. Artı 1 televizyonu program müdürü Uğur Tutçuoğlu istifa etti.
26. Artı 1 televizyonunda program yapan Haluk Şahin istifa etti.
27. Artı 1 televizyonunda program yapan Ece Temelkuran istifa etti.
28. Akşam gazetesi yazarı Nihal Kemaloğlu istifa etti.
29. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Banu Kurt istifa etti.
30. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Süreyya Üstünel istifa etti.
31. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Semra Kardeşoğlu istifa etti.
32. Akşam gazetesi yazarı Deniz Ülke Arıboğan istifa etti.
33. Akşam gazetesi muhabiri Alaz Kuseyri istifa etti.
34. Milliyet gazetesi ekonomi servisi ekler koordinatörü Necla Unutmaz istifa etti.
35. Milliyet gazetesi magazin müdürü Birsen Altuntaş istifa etti.
36. Halk TV haber sunucusu Aydoğan Kılıç istifa etti.
37. Vatan gazetesi yazarı Can Ataklı istifa etti.
38. İHA internet editörü Diren Selimoğlu işten atıldı.
39. Bursa Olay gazetesi internet sorumlusu Berhan Soner işten atıldı.
40. TMSF'nin el koymasının ardından Akşam gazetesi genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya, görevden alındı. Yerine Mehmet Ocaktan getirildi.
41. Akşam gazetesi yazarı Tuğçe Tatari işten atıldı.
42. Akşam gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli işten atıldı.
43. Akşam gazetesi yazarı Özlem Akarsu Çelik işten atıldı.
44. Akşam gazetesi yazarı Gürkan Hacır işten atıldı.
45. Akşam gazetesi yazarı Sevim Gözay işten atıldı.
46. Akşam gazetesi Ankara temsilcisi ve yazarı Çiğdem Toker, karşılıklı anlaşmayla gazeteden ayrıldı.
47. Akşam gazetesi genel yayın koordinatörü Nergis Bozkurt işten atıldı.
48. Yenişafak gazetesi yazarı Kürşat Bumin işten atıldı.
49. Sabah gazetesinde 6 yıldır röportajlar yapan Tuluhan Tekelioğlu işten atıldı.
50. Sabah gazetesi ekler yayın yönetmeni Elçin Yahşi işten atıldı.
51. Sabah gazetesi Günaydın eki genel yayın yönetmeni Şirin Sever işten atıldı.
52. Sabah gazetesi muhabiri Bilge Eser işten atıldı.
53. AA Mardin muhabiri Serkan Yücel Aydın işten atıldı.
54. Esquire dergisi fotoğraf editörü Uluç Özcü, Takvim gazetesini protesto eden kadınlarla selamlaştığı için işten atıldı.
55. Kanaltürk televizyonu sabah haberleri sorumlu müdürü Serkut Bozkurt işten atıldı.
56. Artı 1 televizyonu CEO'su Tuncay Mollaveisoğlu'nun kanalla ilişkisi kesildi.
57. Beyaz TV muhabiri Çağrı Ulu işten atıldı.
58. İstanbul Valiliği'nde muhabirlik yapan Metin Timur Tüfekçiler işten atıldı.
59. TMSF'nin el koymasının ardından Show TV'de 212 sayılı Basın Yasası'na tabi olan isimlerden 90 gün ve üstü izin hakkı bulunan çok sayıda gazeteci zorunlu izne çıkartıldı. Bu isimlerin, Ciner Grubu'na satılan kanala geri dönmeleri beklenmiyor. Zorunlu izne çıkarılan gazetecilerden biri anahaber sunucusu Ali Kırca.
60. Show TV haber dairesi başkanı Tuba Atav zorunlu izne çıkarıldı.
61. Show TV haber koordinatörü Ayhan Bölükbaşı zorunlu izne çıkarıldı.
62. Show TV haber müdürü Ozan Pezek zorunlu izne çıkarıldı.
63. Show TV yurt haberler müdürü Nafiz Akyüz zorunlu izne çıkarıldı.
64. Show TV kamera şefi Ediz Alıç zorunlu izne çıkarıldı.
65. Show TV Ankara büro temsilcisi Funda Tuna Görey zorunlu izne çıkarıldı.
66. Show TV parlamento muhabiri Özgür Akbaş zorunlu izne çıkarıldı.
67. Show TV kameramanı Bülent Kördemirci zorunlu izne çıkarıldı.
68. Show TV kameramanı Mesut Gengeç zorunlu izne çıkarıldı.
69. Show TV çalışanı Haydaran Çelik zorunlu izne çıkarıldı.
70. Show TV iç yapımlar müdür yardımcısı Özgür Uzun zorunlu izne çıkarıldı.
71. Show TV iç yapımlar teknik sorumlusu Metin Karaaslan zorunlu izne çıkarıldı.
72. Show TV iç yapımlar kameramanı Hakan Kırboğa zorunlu izne çıkarıldı.
Bu listeye en son eklenen isim ise Akşam Gazetesi Hafta Sonu Ekleri Genel Yayın Yönetmeni Nilay Örnek. Kendisi izinli iken gazete yönetimi tarafından çağırılıp kovulduğu deklare edildi. 

Medya sektöründe kaç kişi çalışıyor?

Gezi Eylemleri süreci birlikte yaygın işten çıkarma ve istifaların yaşandığı medya sektöründe işçi sayısındaki düşüş istatistiklere de yansıdı.

Çalışma Bakanlığı'nın bugün açıkladığı 2013 yılı Temmuz ayı sendika istatistiklerine göre, iletişim işkolunda çalışanların sayısı 6 ayda 87 kişi azaldı.

İLETİŞİM İŞ KOLUNDA 87 KİŞİ İŞSİZ KALDI


Ocak ayında 68 bin 394 olan iletişim çalışanlarının sayısı Temmuz ayında 68 bin 307'ye düştü.

Bu işçilerden yalnızca 15 bin 342'si sendikalı. İletişim işkolundaki sendikalaşma oranı yüzde 22.46.

Bu işkolunda tek yetkili sendika, Türk-İş'e bağlı Haber-İş. Yüzde 22.46 düzeyinde bulunan sendika oranı, Ocak ayında yüzde 23.69 seviyesindeydi. İşten çıkarmalarla birlikte sendikalaşma oranı da 1.23 puanlık azalış gösterdi.

BASIN YAYIN GAZETECİLİK İŞ KOLUNDA 9 BİN KİŞİ İŞSİZ KALDI


"Basın, Yayın ve Gazetecilik" işkolunda çalışanların sayısı ise 95 bin 145'e düştü. Bu sayı, Ocak ayında 104 bin 141 idi. Yani 6 ayda 8 bin 996 kişi bu işkolundan çıkarılmış oldu.

"Basın, Yayın ve Gazetecilik" işkolunda yetkili tek sendika bulunuyor.

Türk-İş'e bağlı Basın-İş Sendikası'nın oranı yüzde 1.72. Türk-İş'e bağlı Türkiye Gazeteciler Sendikası, DİSK'e bağlı Basın-İş ve Hak-İş'e bağlı Medya-İş yüzde 1'lik barajın altında kaldı.

İşçilerin sayısının azalmasına karşın, sendika yüzdelerindeki artış dikkat çekiyor. Ocak ayında toplam 3.56 olan sendika yüzdesi, Temmuz'da toplam 4.24'e çıktı.

Türk-İş'e bağlı Basın-İş'in Ocak ayında yüzde 1.72 olan sendika oranı yüzde 1.82'ye, TGS'nin 0.78'den 0.88'e, DİSK'e bağlı Basın-İş'in 0.52'den 0.53'e ve Medya-İş'in yüzde 0.54'den yüzde 1.01'e yükseldi.

10 Haziran 2013 Pazartesi

‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor'

Görüşlerini önce Star, ardından Ahmet Altan döneminde Taraf’ta paylaşan; Altan’ın istifasının ardından Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Oral Çalışlar’ın Taraf’tan "editoryal bağımsızlığa müdahale" gerekçesiyle ayrılması üzerine gazetedeki köşesini kapatan Hidayet Şefkatli Tuksal, Mayıs ayının başından beri medyadan uzak. 

T24'ten Hazal Özvarış, muhafazakâr kesimi yakından tanıyan ve Türkiye’nin vicdan mahallerinden biri olan Hidayet Şefkatli Tuksal’in kapısını çaldı ve çarpıcı bir röportaj yaptı. Tamamını değil ama Gülen Cemaati ile ilişkili bölümünü buraya almak gerektiğini düşünüyorum... 

İşte Tuksal'ın Cemaat ve medyası ile ilgili olarak anlattıkları:

‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor’ 

- Yaşananları yansıtmaması nedeniyle medya eylemciler tarafından eleştirildi. Muhafazakâr medya kategorisine konulan Zaman gazetesi ise süreçte farklı bir pozisyon aldı ve AKP’nin tavrına muhalif yayınlar yaptı. Sizce Gülen cemaati medyası süreçte Erdoğan’ın tutumuna karşı “dengeleyici” bir rol mü oynadı? 
Onları da anlamakta zorlanıyorum. Bu olayda bu tavrı koymuş olabilirler ama Kürtlerle barış meselesinde daha sertlik yanlısı durumdalar ve hükümetin PKK ile anlaşmasını hazmedebilmiş değiller mesela. Her zaman bu ilke üzerinden davransalar, dengeleyici unsur diyebilirdim, ama duruma göre değişiyor. Buna rağmen, yine de hükümeti eleştirilmesi gereken noktada eleştiriyorlarsa bunu artı olarak görmek lazım.

- Sizce cemaat kendi çıkarlarına uygun olduğunda mı demokratik?
Cemaatin genel hareket tarzı bir sorunu daha çok diplomasi yollarıyla çözmek, maceralara girişmemektir. Örneğin, AK Parti’nin dış politikası cemaate göre macera. Onlar, maceracılığın, denenmemiş yöntemlerin denenmesinin akılcı olmadığını söylerler, rasyonalisttirler. Bu yüzden de AK Parti’yi eleştiriyorlar. Ama bazen onlar da politik davranmak yerine ağırlık koyma siyasetini tercih edebiliyorlar.

- Hangi konularda sizce ağırlıklarını koyma yolunu tercih ediyorlar?
Değişiyor. Bazen “Türkiye’nin yararına olacaklar” konusunda kendi perspektiflerini göstermek için, bazen de bizzat kendi varlıklarıyla, çıkarlarıyla alakalı olabiliyor. Dolayısıyla tavırları değişebiliyor.

‘Gülen cemaati her alanda güçlenmeye çalışıyor’

- Sizce Gülen cemaatinin çıkarı ne? Türkiye’de her kesim güçlenmek üzerine siyaset yapıyor bence. Çünkü güçlü olmak aktörleşmeyi sağlıyor ve size alan açıyor, imkânlar sunuyor. Dolayısıyla ben cemaatin de güçlü, kalabalık olmayı önemsediğini düşünüyorum.

- Bu güç sadece dini içerikle mi sınırlı sizce?
Cemaat bu konuda çok rasyonalist çalışan bir grup. Her alanda güçlenmeye çalışıyorlar bence. Aslında bunu sadece Gülen cemaatiyle sınırlı tutmak da yanlış. Türkiye’de her grup güçlenme siyaseti yapıyor. Büyük küçük her grup, sağlık, medya, eğitim alanında kendi kurumlarını oluşturmaya çalışıyorlar.

Geçmiş dönemde illegal yapı olarak algılanan cemaatler şimdi sosyolojik bir tanıma kavuştu ve aralarında bir rekabet var. Bu rekabet ve var olma stratejileri üzerinden bir tür demokratikleşmenin gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Dini çoğulculuk diyebileceğimiz bir yapı görüyorum.

- Gülen cemaati kadınları nerede?
Temsil makamları dışında Gülen cemaati kadınları her yerde aktif olarak çalışıyorlar.

- Neden Gülen cemaatini temsil mevkiinde kadınlar yok? 
Gülen cemaatine mensup erkek denildiğinde verilecek cevap var mı?

‘Hocaefendi’nin ‘başörtüsü teferruat’ sözü travma yaşattı’


- Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinde sarf ettiği “Başörtüsü teferruattır” sözleri Gülen cemaati kadınlarının gönlünü kırdı mı? 
Kırmadı çünkü bağlılıkları çok kuvvetli. Ama travma yaşadılar. Buna bizzat şahit oldum.

- Kırılmadılarsa, gerekçelendirmeyi nasıl yaptılar?
Bunu cemaatten gelen bir şey olarak görmediler. Türkiye’de yasaklar olmasaydı travma yaşamayacaklardı. Bunu bir yok etme operasyonuna karşı savunma operasyonu olarak karşıladılar, fedakârlık olarak gördüler. Ama bu fedakârlık, hayatta kolay karşılığı olan bir şey değil. Cemaatten bir arkadaşım başını açtıktan sonra saçları ağardı. Diğerleri sınıfla mescit arasında bir yaşama sıkıştı, mecbur olmadıkça açık alana çıkmadılar. Ama zaman içinde birçok şeye alışılıyor.

- Başörtülerini 28 Şubat döneminde bırakan cemaat mensubu kadınlar daha sonra yeniden örtündü mü? Travma bugün atlatıldı mı? 
Açık kalan da oldu, kapatan da. Travmayı atlattıklarını düşünüyorum. Ayrıca sadece cemaatten kadınlar da değil, pek çok kadın o dönem başını açtı ve birçok arkadaşımın göğsünde o dönemde kist çıktı.

- Gülen’in 28 Şubat döneminde Necmettin Erbakan’a dair dile getirdiği “istifa etmeli” sözlerini bugün sorguladığını GYV Başkanı Mustafa Yeşil aracılığıyla biliyoruz, ancak başörtüsüne ilişkin tavrına dair ne düşündüğü meçhul. Sizce kadınlar kendilerini başlarını açmak zorunda hissederken Gülen, “teferruat” açıklamasını yapmak zorunda mıydı?
Güç siyaseti böyle bir şey. Hocaefendi’nin 28 Şubat sürecinde televizyona çıkıp Erbakan aleyhine konuşması, askerlere karşı çok saygılı dil kullanması, Çevik Bir’e mektuplar aslında Gülen cemaatinin siyasi iş yapma yöntemleri hakkında fikir veriyor. Ama bahsettiğiniz sorgulamayı, sadece “İstifa et demekle hata ettik” diye algılamıyorum. Askere karşı bu kadar teslimiyetçi bir dil kullanılmasını sorunsallaştırmış olabilecekleri anlamına da geliyor bu…

‘Cemaatin güç siyaseti ‘doğru ve ilkeli davranma’yı yaralıyor’


- Bu güç siyaseti Gülen cemaatinin neleri feda etmesine sebep oldu sizce?
Totalde bunlar niçin yapılıyor? Cemaat, kurumları, gazetesi zarar görmesin diye yapılıyor. Kriz durumundan yara almadan çıkmak istiyorlar. Baktığınızda en azıdan başını açan öğrenciler okullarını bitirdiler, devletle karşı karşıya gelmeden yetişti o çocuklar. Burada cemaatin varlığı yara almıyor ama “doğru ve ilkeli davranma meselesi” yara alıyor. Onlar cemaatin toplam çıkarını bireysel çıkarların önünde tutan bir anlayışı önceliyor bu durumda.

- Sizce Gülen cemaati ilkeli bir cemaat mi?
Kendilerine göre ilkeleri olan bir cemaat diyebilirim…

- Bugün Gülen cemaat üyesi olmanın bir artısı, kazancı var mı?
Bilmiyorum, ama Anadolu’da “Devlet memurluğu garanti olsun diyorsan cemaatin okuluna git, yurdunda kal. Memur olman kolaylaşır” denildiğini bazı insanlardan duydum. Bu eğer gerçekse üye olmanın bir kazanç olduğu düşünülebilir. Ama cemaatten benim tanıdığım insanlar, maddi anlamda kazançtan çok kayıp olarak görülebilecek hayatlar yaşıyor. Parasını sürekli cemaate harcıyor, iyi okul bitirmişler gönüllü çalışıyor, kimsenin gitmek istemeyeceği bölgelere hizmet için gidiyorlar.

- Cemaatin bugün başörtüsüne bakışı ne?
Cemaatte bildiğim kadarıyla bu konuda bir kriz durumu yok. İsteyen başörtülü, isteyen açık…

2 Şubat 2013 Cumartesi

İliştirilmiş Türk Medyası ve PKK analizleri

Vatan yazarı Ruşen Çakır sadece Türkiye'de siyasal İslam üzerine kitap ve çalışmaları ile değil "yakıcı" gerçekliğimiz Kürt sorunu üzerine de kalem oynatan bir isim. Kendisini benzerlerinden ayıran ise, pek çok meslektaşı gibi masa başında oturup, yazması için sunulan bilgi kırıntılarını analiz diye okura sunmaması. 

Zaman zaman yaptığı röportajlar ile konunun taraflarının tespit ve düşüncelerini, kendi analizleriyle birleştirip okuruyla paylaşıyor. Geçenlerde Irak Kürdistanı'nda yaptığı ve gazetesinde 7 gün süren bir yazı dizisi şeklinde yayınladığı röportajlar da yeni(den) başlayan müzakere sürecinin göz ardı edilen bir tarafıyla ilgiliydi. 

Türk Hükümetinin ısrarla "Kuzey Irak", medyamızın “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” diye andığı ancak coğrafi olarak Güney Kürdistan, siyasi olarak ise “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi”  olarak isimlendirilmesi gereken bölgede yaptığı röportajların üst başlığı da bu isimlendirme sorununa dikkat çekiyordu: TÜRKLERİN KUZEYİ, KÜRTLERİN GÜNEYİ.

Yazı dizisinin son bölümünde Türkiye medyası ile ilgili çarpıcı bir de tespit yeralıyordu. Hem medyanın PKK'ya yönelik yaklaşımına ilişkin bu tespite katıldığım hem de kaynayıp gitmesin diyerekten buraya da alıyorum:

Türk medyası yıllar boyunca, kısmen yasal kısıtlamalar, ama daha çok sistemle içiçe geçmiş olduğu için PKK hakkında enformasyondan çok dezenformasyona, analiz ve yorumdan çok manipülasyona ağırlık verdi.
Belli bir normalleşme ve rahatlamanın yaşandığı son dönemdeyse bu sefer, gazetecilikle ilişkileri olmayan ama şu ya da bu odak tarafından medyaya iliştirilmiş bazı isimler, devletin istihbarat birimlerinden aldıkları (veya almış havası yarattıkları) bazı tüyolarla tam bir bilgi kirliliğine yol açtılar.
Örneğin PKK içinde, yöneticilerinin doğum yerlerine ve mezheplerine göre fraksiyonların bulunduğu “bilgisi”, bu örgütün felsefesini ve tarihini biraz bilenler için anlamsız ve yanlıştır. İslam dinine zaten mesafeli duran PKK yöneticilerinin Alevi-Sünni diye ayrışmış olmaları nasıl mümkün olabilir?

Türk medyasındaki PKK analizleri genellikle tam da Çakır'ın altını çizdiği şekilde yapılıyor. Bir takım "kaynak"larla yakın ilişki içinde olan, ya da "kaynak"lardan gelen bilgileri kullanarak gazetecilik yaptığını sanan, hatta "kaynak"ları kullandığını sanan ancak aslında onlara oyuncak olan medya mensuplarımız yazıyor ve kafaları karıştırıyor.

29 Ocak 2013 Salı

Davutoğlu’nun Katar prensinden El Cezire ricası!

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Suriyeli bir hacker grubunun ele geçirdiği ve internette yayınladığı belgeleri Türkiye kamuoyu ile paylaştı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Katar Veliaht Prensi Tamim bin Hamad ile yaptığı gizli Suriye pazarlıklarına ilişkin belgeleri ele geçirip yayınlayan Syrian Electronic Army adlı hacker grubu, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Prensten El Cezire kanalına ilişkin “özel ricasını” da deşifre etti.

Cumhuriyet gazetesinde Fırat Kozok'un 25 Ocak 2013 tarihli haberine göre Suriyeli hacker grubu'nun ele geçirdiği belgelere göre 25 Ekim 2011’de Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Katar Emirliği Veliaht Prensi Hamad arasında Katar’da Deniz Sarayı’nda gerçekleştirilen görüşmede Davutoğlu, Hamad’a El Cezire kanalının Türkiye’nin dış politikasını eleştiren yayınlarından duyulan rahatsızlığı aktarıyor.

Tutanaklara göre Davutoğlu, “Benim siz majesteleri ile konuşmak istediğim bir konu vardı; El Cezire bizim pozisyonumuza yönelik eleştiri yapıyor ve bu hiç iyi değil” diyor.

Bu şikâyete yanıt olarak da Veliaht Prens, “Bizim sizinle ilişkimiz El Cezire’den daha büyük ve bu konuda siz Hamed bin Casim ile konuşabilirsiniz. Biz de bu konuda kendisiyle konuşuruz” yanıtını veriyor.

Metinleri ele geçirerek Türkçeleştiren CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, “Bu belgedeki skandal ifadeler gösteriyor ki hükümetimiz yalnızca Türkiye basını üzerinde baskı kurmakla yetinmiyor, artık diğer ülkelerdeki basını da susturmak için girişimlerde bulunuyor” yorumunu yaptı. 

28 Aralık 2012 Cuma

Birinci yılında Uludere/Roboski faciası ve medya

Önce küçücük bir meseleyi yazayım...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili 15 Aralık'ta yaptığı son açıklamada,  "Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?" dedi. 

Halbuki 2009 yılında Cumhurbaşkanı Gül Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesinden Kürtçesi ile Norşin diye söz edince sanmıştık ki ismi zorla Türkçeleştirilen yerlerden resmen olmasa bile artık gerçek isimleri ile söz edebilecektik. 

Hatta Başbakan Erdoğan baba ocağı Rize'nin Güneysu ilçesinde kendisi yöneltilen eleştirleri ''Cumhurbaşkanımızı, Bitlis'te Güroymak İlçesi'yle alakalı 'Norşin' dedi diye eleştirdiler. Aç o zaman Atatürk'ün Nutuk kitabını o kitabın içinde Norşin sakinlerine nasıl hitap ettiğini gör. 'Norşin' diyor, 'Norşin halkı' diyor'' şeklinde yanıtlamıştı.

Ama ne olduysa oldu Şırnak ilinin Qılaban (Uludere) ilçesinin Roboski (Ortasu) köyünün adını Kürtçesiyle diye kullanmak mümkün olmuyor bir türlü...

*  *  *

Gelelim 1. yılının dolduğu gün medyanın Uludere/Roboski'de olanları geçen yıl nasıl gördüğüne:

Bombardıman
saat 21:37 ile 22:24 arasında meydana gelmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da özellikle BDP'li yöneticilerin hesaplarından duyurduğu ve 30'dan fazla ölünün olduğunu söylediği mesajları medyanın olayı haberleştirmemesine gösterilen tepki eklenmişti.