cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2014 Cuma

Cemaat medyasına operasyon mu Algı operasyonu mu?

Önce Fuat Avni (11.12.2014) Gülen Cemaati'nin medya ayağına dönük dev bir operasyon yapılacağını iddia etti. Ardından Zaman gazetesi önünde bir miting, Adliye ve Eminyet önünde protestolar yapıldı.

Toplum hükümet-cemaat savaşında bugüne kadar operasyonların hepsini bilen isim olarak değerlendirdiği Fuat Avni  isimli Twitter hesabından gelen bu medyaya yönelik operasyona tamam gözüyle bakarken, aynı hesap, operasyonun sızması ve  gelen tepkiler yüzünden iptal olduğunu açıkladı.

Ne olduğuna bir kez daha bakalım sırayla sonra da yorum yapmaya çalışayım.

FUAT AVNİ'DEN 150 GAZETECİYE OPERASYON TWEETİ

 
Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin genel yayın yönetmenlerinin de aralarında 150'ye yakın gazetecinen gözaltına alınacağını öne süren Fuat Avni, "Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede" dedi.

BARANSU, USLU, KENEŞ, GÖNÜLTAŞ...

Yarın yani 12 Aralık Cuma günü İstanbul, Ankara ve Malatya merkezli operasyonlar yapılacak.
Bunları haber yapan Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede.

Ayrıca Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin Genel Yayın Yönetmenleri de göz altına alınacaklar listesinde.

Cemaat geneline yargı ayağı, medya ayağı, emniyet ayağı gibi geniş çaplı operasyon yapılacak.
Operasyon kapsamında gözaltına alınacak gazeteci sayısı 150'ye yakın.

Genel olarak operasyonun merkezi İstanbul TEM Şube. Ekrem Dumanlı dahil Zaman Gazetesi'nin neredeyse yarısı gözaltı listesinde.

Cemaat'le birlikte muhalif basın ve merkez medya da operasyon kapsamına dahil edildi.
28 Şubat gerekçesi ile Merkez Medya'ya, Türkiye'nin tanınmış iş adamlarına, medya patronlarına ve yazarlara operasyon yapılacak.

Cemaate operasyon yapılırken Ergenekon'un intikamı diye susturulan merkez medya sonraki safhada 28 Şubat bahanesiyle tasfiye edilecek.

İŞTE FUAT AVNİ'NİN O TWEETLERİ

ekran-resmi-1436-02-19-3.01.48-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.32-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.39-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.47-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.53-pm.png

ekran-resmi-1436-02-19-3.26.23-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.26.41-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.53-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.58-pm.png
Deneme
ZAMAN GAZETESİ ÖNÜNDE EYLEM

İddianın ardından İstanbul'da Zaman Gazetesi ve Cihan Haber Ajansı çalışanlarına destek olmak için yüzlerce kişi, her iki yayın grubunun da bağlı olduğu Feza Gazetecilik'in önünde toplandı.

Grup, 'Biat edene saray, etmeyene zindan', 'Yolsuzluklar sıfırlanamaz' pankartları açtı; 'Demokrasi erlerinin yanındayız' sloganları attı.

Deneme


Operasyon iddiaları üzerine gazetecilere destek olmak için vatandaşlar yağmurlu havaya rağmen Vatan Caddesi üzerindeki Emniyet Müdürlüğü ile Çağlayan Adliyesi önüne akın etti.
Adliye önünde toplanan 2 bini aşkın vatandaş, demokrasi ve medyaya yönelik darbe anlamına gelecek operasyona karşı tepkilerini dile getirdi.

Deneme

BASIN SUSARSA BU İŞ BİTER Mİ SANDIN?

Vatandaşlar ellerindeki dövizlerde, 'Basını susturmakla bizi susturamazsınız', 'Hiç durmadan yürüyeceksiniz', 'Paraları süpürebilirsiniz ama Zaman'ı asla', 'Basın susarsa bu iş bitermi sandın', 'Dur yolcu, yolsuzluk çıkmaz sokak' 'Hırsızlığın yıldönümünde hırsız operasyonda' 'Korkma titre' gibi sloganlar dikkat çekti.

GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR

Vatan Caddesi üzerindeki İstanbul Emniyeti önüne de yüzlerce vatandaş akın etti. Yaklaşık bin kişi medyaya ve polisleri yönelik yeni bir operasyonu protesto etti.

DUMANLI "YA GELİN ALIN, YA DA BİZ GELİYORUZ"

Emniyete gelen vatandaşların ellerindeki pankartlarda, "Sıfırlanan paralar unutulmaz, Göklerden gelen bir karar vardır, 17 Aralık unutulmaz, 25 Aralık unutulmaz, bide "VIP" torpil unutulmaz" dövizleri yer aldı.

Ekrem Dumanlı: Bu sadece Zaman'ın meselesi değildir, bu özgürlük meselesidir

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Fuat Avni'nin birçok medya kuruluşuna yönelik 'intikam operasyonu' iddiasına yönelik olarak, "Bu mevzuyu cemaat-parti kavgası gibi senarize etmek çok büyük gaflet olur. Bunun faturasını bu ülke çok ağır öder. Böyle bir operasyon, demokrasiye, basın özgürlüğüne darbedir" dedi.

Hükümete seslenerek adeta rest çeken Dumanlı, "gelin alın bizi, alırsanız alın yoksa ben Adliye'ye gideceğim" dedi. "Türkiye'nin beşinci sınıf bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşmesine razı olmayacağız" diyen Dumanlı cemaatin olası biroperasyon karşısında direnişe geçeceği mesajını verdi.

Dumanlı, “Mesela sadece Zaman, Todays, Bugün gazetesi, Samanyolu, Samanyoluhaber değil. Bunda başarılı olurlarsa ardından Sözcü Gazetesi, ardından Hürriyet Gazetesi, ardından başka gazete ve televizyonlar. Bu resmen hukuka yapılan bir darbedir, basına yapılan bir darbedir, fikir özgürlüğüne karşı yapılan bir darbedir.” dedi. 

İKİNCİ OPERASYON BOMBASI

Gündemi sarsan operasyon iddiasının ardından Fuat Avni, akşam saatlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Twitter fenomeni bu kez operasyonu nasıl deşifre ettiğini yazdı, operasyona katılacak isimleri yazdı. 

"TARTIŞMALARA NEDEN OLDU"
Listeyi yayınladıktan bir saat sonra bir kez daha ortaya çıkan Fuat Avni, bu kez de hükümet cephesinden kendi attığı twetlerin etkilerini yazdı. Fuat Avni'nin iddiasına göre operasyonun deşifre olmasının ardından Ankara, cemaate yönelik operasyon için yeni yollar aramaya başladı. İşte o yazılarlar;


56.20141212011901.jpg 


NE OLUYOR PEKİ?

Kısa bir yorum yapmaya çalışayım tüm bunlara...

1. Ortada bir operasyon yok. Yapılacak iddiası var, sonra yapılan protestolar var, daha sonra yapılmayacak deşifre oldu diye vazgeçildi iddiası var. Sonuç olarak operasyon yok.

2. Cemaat, bugüne dek yapılan tüm operasyonların birinci elden ifa eden yapı olarak bu işin nasıl yapıldığını çok iyi biliyor. Bu nedenle onlardan gelen "nefret operasyonu" söylemi aklıbaşında insanları güldürencek kadar trajik, şoke edecek kadar da komik.

3. Cemaatin olmayan bir operasyonu var gibi göstermesinin nedeni ne olabilir sorusunun yanıtı net. Olmayan bir şeyi var gibi göstermek korkuyu büyütmekten başka birşey değil. Hele dünya medyasının bunu haber yapması, Fuat Avni'nin tweetlerin İngilizcelerini de atması... Bunlar da eklendiğinde, olmayan bir operasyon yapılacak gibi gösterilerek Erdoğan rejimini  zora sokmaya çalıştıkları ortada.

4. Cemaat ve çevresindeki halkaya siyasi bir müttefik olarak güvenilmeyeceği bu süreçte bir kez daha ortaya çıktı. Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV davası, KCK basın davası gibi süreçlerde gazetecileri tutuklayan, yargılayan, eleştirilere "basın özgürlüğü gibi göstermeyin" diye yanıt veren cemaat çevreleri bu kez kendisi basın özgürlüğü bayraktarlığına sığınıyor. Dumanlı'nın 2011'de yazdığı yazı tam da bugün kendisine söylenebilecek bir şey halini aldı.

5. Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş ve uygulamaya koyacak iken deşifre olduğu için vazgeçmiş olabilir mi? Soruyu ikiye bölüp yanıtlayayım. Evet Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş olabilir. 17 Aralık sonrası emniyette yapılan operasyonlar, medyaya da böyle bir uygulama yapılabileceğinin ispatı. Ancak vazgeçme herşeyi bozuyor. Bugüne dek geri adım atmamak ile övünen ve neredeyse övünmekte haklı olabilecek kadar az geri çekilen Erdoğan'ın böyle bir adımı sırf deşifre oldu diye atmaktan vazgeçmesi, üstelik gözaltına alınacağı söylenen isimlerin "bekliyoruz" demesine rağmen geri adım atması hiç de inandırıcı gelmiyor bana.

6.. Savaş giderek "kanlı" hale geliyor. Cemaat hükümeti daha da "kanlı" adımlar atmaya kışkırtıyor. Tüm bu "operasyon" polemiğinin tek gerekçesi de bu olabilir.

7. Cemaat çevrelerinin dile getirdiği gibi "nefret" değil belki ama ismi "Algı operasyonu" olmayı en çok hakeden de işte bu son yaşadığımız süreç olsa gerek.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Hasan Cemal bu haberi görmeyen gazetesine ne diyecek?

Önce Paris’te PKK’lı üç kadına suikasttan tutuklanan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı internete düştü.  Halen Fransa'da tutuklu bulunan Güney’in bir yakınının internete yüklediği ve Güney'in MİT’çilerle yaptığı suikast planlarına ait, parçalar halinde yayınlanan ses kaydındaki konuşmalar bomba etkisi yaratıp gündemi sarsmalı, hükümetin "Kürt Barışı" ile ilgili açılım sürecinde ciddi soru işaretleri yaratmalıydı.

Ama olmadı... Kafamızdaki soru işaretleri daha tam anlamıyla şekillenmeden bir başka kaset, gündeme bu sefer gerçek bir bomba etkisi ile düştü.

Fethullah Gülen ile kimliği henüz belli olmamış (bazılarına göre Cemaat'in Türkiye sorumlusu) bir kişinin konuşmaları internette yayınlanıverdi. 

[İlginçtir, hafta sonundan itibaren önce Vimeo, sonra Youtube birbiri ardına mahkeme kararları ile kapatıldı, Türkiye'den erişimi engellendi... Gülen'in ses kayıtları ise soundcloud sitesinde yayınlanıverdi.]

Uganda'dan gelen ananasları bir yana bırakırsak, Gülen'in ses kayıtlarında "Rafineri'yi Koç Grubuna verelim... Gönüllerine girmiş oluruz..." bölümü dışında çok çarpıcı bir yer yok. Medya ile ilgili olan konuşmaların dökümünü zaten şurada paylaşmıştım.

Gelelim daha ilginç olan kısmına.

Medya bu ses kayıtlarını nasıl gördü? Doğal olarak AK Parti-Cemaat saflaşmasında AK Parti'den yana duranlar "işte paralel örgüt" derken, Cemaat medyası ve son zamanlarda cemaat kaynaklarından beslenen gazeteler "Gülen ile görüşmek suç mu?" perspektifinden yaklaştı kasetlere.

TARAFSIZ MEDYA O HABERİ NASIL GÖRDÜ?

Peki teknik olarak tarafsız gibi görünenler? Sözcü, Aydınlık, Yurt gibi ulusalcı cephedekilerden söz etmiyorum elbette. Onlar babamın deyişiyle "domuzdan kıl kopartmak kardır" yaklaşımında. Hükümetin bu kavgadan yaralanarak yıkılmasını bekliyorlar. Kürtler de değil sözünü ettiğim. Onlar da haklı olarak "biz son yıllarda fiilen Cemaat ile savaştık. Şimdi tarafımız bizimle masaya oturacak olan hükümettir" diyorlar.

A Haber gibi bir kısım hükümet yanlısı medya kasetleri önce haber olarak görüp sonra (işin hukuki sürecini düşünerek olsa gerek) sitelerinden kaldırdılar. Nasıl olsa Ensonhaber ve Habervaktim gibi siteler hatta OdaTV ses kayıtlarını yayınlıyordu, ne gerek var elini ateşe sokmaya...

Aslında soruyu bir kez daha,  T24 haberi nasıl gördü diye sormak lazım belki de... Neden T24'e odaklandığımı da şöyle hatırlatayım "Bağımsız İnternet Gazetesi" sloganı ile yol alan site özellikle, 2009 Mart'ında, "Balbay Günlükleri" diye anılan ve daha sonra Mustafa Balbay'ın yargılandığı 2. Ergenekon davası iddianamesine giren metinleri yayınlayarak medyada kendine ciddi bir yer edinmişti.

"HABERİN ALLAHI"


Taraf yazarı Halil Berktay'ın "Türkiye'nin Watergate'i" diyerek selamladığı günlükler haberi için sitenin yöneticisi Doğan Akın, (Balbay'ı kastederek) "gazetecilik sınırının aşıldığı" hatırlatmasını yapıyordu. Daha sonra Milliyet'ten Başbakan Erdoğan'ın tepkisini çekerek kovulunca T24'e geçen ve orada yazmaya başlayan Hasan Cemal ise şöyle yazacaktı köşesinde:
(1) Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır.
(2) Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur.
(3) Balbay günlüklerini yok sayan medya yöneticilerinin gazetecilik dersinden alacakları not sıfırdır.
(4) Balbay günlüklerine burun kıvıran ya da haberi kerhen, yasak savarcasına gören gazete yöneticilerinin notu da kırıktır.
(5) Gazeteci milletini de bağlar hukuk. Ama hukukçu değildir gazeteci! Bazen kamu yararı öylesine ağır basabilir ki, bedelini ödemeyi göze alır ve yürüyüp gider gazeteci, eğer gerçekten gazeteciyse... 
Peki bugüne kadar pek çok "gerçek haber"i yayınlayan, yasal sınırları ihlal etmeyi gazetecilik yapmak için pek de önemsemeyen, (doğru olan da budur bence de, gazeteci kamu görevi için gerekirse yasaların sınırlarını zorlar, ihlal eder...) T24 Gülen'in kasedi haberini nasıl gördü?

Hemen söyleyelim, "görmedi"...

O HABERİ GÖRMEDİ AMA BUNLARI KULLANDI

Kimi sitelerde yapıldığı gibi "Piyasaya servis edilen Cemaat kaseti kurumumuza da geldi. Ancak yayın ilkelerimiz gereği gizli ve gayri yasal yollarla elde edilen ses ya da görüntülü kayıtları yayınlamıyoruz..." denilmedi T24'te. O haber hiç yokmuş gibi es geçildi.

Ardından yayınlamadıkları, ne olduğuna dair okura hiç bilgi vermedikleri ses kasetleri için "Fethullah Gülen'in avukatı: Ses kaydını haberleştirenleri dava edeceğiz" açıklamasını haberleştirdi site.

Sonra Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Fethullah Gülen'in ses kaydında anormal bir şey yok açıklamasına yer verdi.

Doğal olanı o kasetlerin ne olduğuna, içeriğinde neler yer aldığına dair bir haber yapması, ardından da kasetlerle ilgili haberler yayınlamasıydı ama olmadı. Bağımsız İnternet Gazetesi T24 bu gazetecilik sınavından geçemedi ne yazık ki... Doğan Akın, gazeteci olmanın yanı sıra sitenin patronu olarak kendince o haber yer vermemesine bir neden bulabilir elbet. İnandırıcılığı tartışılır, haklı bulunur ya da bulunmaz.

HASAN CEMAL NE DİYECEK MERAK EDİYORUM?

Lakin benim merak ettiğim, 2009 yılında "Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır. Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur." yazan Hasan Cemal, daha dün "özgürce yazıyorum" diyerek övdüğü T24'ün bu haberi kullanmamasına sessiz kalmayı sürdürecek mi? Yoksa Hasan Cemal'e göre Gülen'e ait ses kasetleri "haberin Allahı" değil mi?

14 Ocak 2014 Salı

"Gülen'in sözcüsü" (!) Gülerce ve Bir Gülen Müessesesi olarak Ciner Medya...

Dün akşam Fethullah Gülen'le bir şahsın telefon görüşmesinin kayıtları internete,  düştü. Bir çok ünlü iş adamının isimlerinin geçtiği görüşmelerde medya ile ilgili detaylar da vardı. Bu detaylardan biri "Cemaat'in sözcüsü" olarak anılan Hüseyin Gülerce hakkındaydı.
HOCAM HÜSEYİN GÜLERCE'NİN YAZISINDAN BİLGİNİZ VAR MI?
Zaman yazarı Hüseyin Gülerce, Cemaat ve Hükümet için Sulh çağrısında bulunan bir yazı kaleme almış, Telefondaki "abi" Fethullah Gülen'e  Hüseyin Gülerce'nin bu yazısını soruyor:
-Bir de efendim bugünkü şeyle alakalı, bugünkü Hüseyin Gülerce'nin yazısı o sulh mü o zatıalinizin bilgisi dahilinde mi yoksa kendiğilinden mi yazdığı bir şey?
- Fethullah Gülen: Hatırlayamadım. Nedir O?
- Efendim 3 şart koşuyor. 1. yolsuzlukların üzerine gidilsin diyor. Yani paralel yapı varsa onları tasfiye edebilir. 2. Dedikodu gıybet etmeyelim. Bu bütün ülkeyi rahatsız ediyor. Sulh yolunu teklif ediyor.
- Fethullah Gülen: Önemli değil.
- Başüstüne
- Haberim yok. Siz şimdi o meseleyi halledin. O meseleyi halledin.
- Başüstüne efendim. Hürmet ediyorum. Allah sağlık sıhhat versin.

TURGAY CİNER'E TALİMAT
Bir diğer önemli görüşme de Turgay Ciner'in Gülen'e yolladığı mesaja ilişkin. "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat, Ekim 2013 FG Mustafa Koç, Takip - Sponsor - TUSKON, Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var, FG Thy Para Çekmesi" başlıkları ile internete yüklenen görüşmelerdeki sohbet ise şöyle:
- Alo
- Aloo
- Tamam bir görüşeyim dedi ama uzun olmasın tamam mı
- Tamam
- Fethullah Gülen: Efendim.
- Hürmet ederim efendim inşallah daha iyi afiyettesinizdir
- Fethullah Gülen: İnşallah
- Bu Aziz Bey vardı efendim. O gelecek olan beyefendi.Pasaportunu elden almak için rica etti. Pazartesi günü verecekler
- Fethullah Gülen: Kimin dediniz?
- O Bursa'dan gelecek olan Aziz Bey. Osman Hoca söylemişti Hocam.
-Fethullah Gülen: Ha Tamam evet hatırladım evet tamam peki
- Ali Sabancı'yla beraberdim dün Hocam. Çok Selamları var. Sağlığınızı sıhhatinizi sordu. En çok da o arayıp sordu bu süreçte.Ceyda Hanım bir mektup verdi. O da o şekilde telefonla olmayabilir dedi. Turgay Ciner Bey'e uğradık bugün. Hasan beyle bir koşe yazarının menfi yazı yazma durumu vardı. Onu öğrenmiştik. Kendisini aradık. Bizzat devreye girdi. "Bu gazetede aleyhinize hiçbirşey çıkamaz" dedi. Hepsi bunların 'Hizmet Müessesesi' dedi. "Büyüğümüzün (Fettullah Gülen) aleyhine de ben burada bir şey çıkartmam" dedi.Öyle güzel bir görüşme geçti efendim kendisiyle.
- Fethullah Gülen: Çok iyi. Allah Razı olsun
- Bu dostlarımıza Uganda'dan ananas falan gelmiş. İşte efendim onlara göndermiştim. Bugün teşekkür mektubu yazmış o Koç. Adamı da aradım. Yardımcısıyla görüştük. Bu iftar meselesini de orada tekrar görüşürken Mustafa (Koç) Bey'in Adnan Bey Polat'ın aramasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti efendim. Ben Süleyman abiyle de paylaştım bunu, söyledim kendisine. herhangi bir şey olursa ben görüştüreyim, Federasyon Başkanı'nı da tanıştırdık zaten dedim. Siz arada kalacak olursanız bizim üstümüze atın en azından. Siz kötü olmayın Adnan Bey'le dedim. Böyle bir şey çıktı ortaya hocam.
- Fettullah Gülen: Meseleyi çözün bence. Yumuşakça inşallah.

RAFİNERİYİ KİME VERELİM

- Bir de efendim rafineri meselesini ben şeye götürmedim. Koç'a. Fatih Baltacı Bey o ortağı olan iki ayrı ülkedekilerle görüştü. İlgilenmiyorlar. Akın İpek Bey'e söyledim. O da ilgilenmiyor. Bu ayın 8'inde de müraacat etmek için son tarihi. Onlara bildirelim mi bunu Koç'a . Başka bir alternatif gelmedi aklımıza.
- Fettullah Gülen: Evet olabilir bence de. Gönüllerine girmiş olursunuz.
- Başüstüne hocam.
- Hürmet Ederim. Allah'a afiyetler versin inşallah
Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırılması ile ilgili talimatları: BDDK'da adamlarımız var.


9 Ocak 2014 Perşembe

Rasim Ozan Kütahyalı dün ne diyordu şimdi ne diyor?

Sabah yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, son üç - dört yıl içerisinde birbirine zıt görüşleriyle dikkat çekiyor. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosunu dün OdaTv’ye bağlarken, bugün sorumlunun Gülen cemaati olduğunu iddia ediyor. Dün “Kahraman” olduklarını iddia ettiği Ergenekon savcı ve hakimlerini şimdi “cunta” oluşturmakla suçluyor. Radikal muhabiriİsmail Saymaz, Rasim Ozan'ın şaşkına çeviren değişim öyküsünü yazdı.



İşte Saymaz'ın Rasim Ozan Kütahyalı analizi:

RASİM OZAN DÜN NE DİYORDU ŞİMDİ NE DİYOR?

Dört yıl önce “Çok net bir darbe planı” dediği Balyoz Davası hakkında “Temizlenme süreci temiz olmadı” yorumunu yapıyor. TSK’nın AK Parti ile Gülen Cemaati’ni karşı karşıya getirmek istediğini savunduğu günlerden, “Paşa Vesayeti'nden Hoca Vesayeti’ne mi geçtik?” diye şaşkınlık yaşadığı bugünlere, işte Rasim Ozan’dan seçkiler... 

DENİZ BAYKAL TORNİSTANI

6 Ekim 2011: “Bugün Ergenekon soruşturması bağlamında teknik takibe takılan bazı konuşmalardan anlıyoruz ki (Soner) Yalçın ve CHP yönetimi sürekli temas içinde, Baykal’ı tuzağa düşürmeye çalışıyorlar. İşte bu tuzakların en organize olanlarından biri bu İklim Bayraktar olayı.”

4 Ocak 2014 - “Başbakan da son dönemdeki her konuşmasında şu gerçeği vurguluyor: Türk siyasetini dışarıdan dizayn etmek isteyen karanlık yapılanmanın kurduğu tezgâhlar Baykal’a yapılan kalleş komployla başladı. Alçakça bir komployla montaj bir kasetle Baykal’ı indirme operasyonu başarıya ulaştı... 12 Eylül 2010’da güçlü bir “Evet” tercihinin çıkması bu operasyonu yapan devlet içi güçler için çok hayatiydi. O devlet içi güçlerin kendini hukuksal garanti altına almasını ifade ediyordu 12 Eylül 2010. Nitekim o tarihten sonra çok daha pervasız yargısal operasyonlara giriştiler. Çünkü bu devlet içi yapı 12 Eylül 2010’la beraber dokunulmazlık kazandı. Bizler de bu gerçeğin farkına sonradan vardık.”

ERGENEKON SAVCILARI: DÜN KAHRAMAN BUGÜN CUNTA!

6 Nisan 2011: “Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007’den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler. Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da “işin başı” olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi.”

17 Aralık 2013: “Ey adı bende saklı polis şefleri. Devlet adamı değil devlet memurusunuz. Haddini bilmeyen generallere seslendiğim şekilde şimdi de aynen size sesleniyorum: Herkesi susturabilirsiniz ama ben susmam. Kafamı da kesseniz ben sivil siyasetin yanında olacağım. Dağıtın şu kurduğunuz Emniyet-Yargı cuntasını.”

GÜLEN CEMAATİ NEYDİ NE OLDU?

1 Eylül 2010: “2008’den itibaren Ergenekon soruşturması hız kazanınca Genelkurmay karargâhı strateji değiştirdi... “AKP ile yumuşak ilişkiler kurarak, cemaati yalnızlaştırma” stratejisi İlker Başbuğ dönemiyle birlikte uygulamaya kondu Hanefi Avcı’nın kitabında da ısrarla hükümeti eleştirmekten kaçınarak her şeyi doğrudan “cemaat”e yükleme kaygısı var. Dolayısıyla şu an bu kitap yukarıda bahsettiğim 2008’den beri uygulamaya konmak istenen Gülen hareketiyle AK Parti arasına nifak sokma operasyonunun bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Emniyet içinde İslami bir hayat tarzına sahip olduğu halde sırf kişisel çekişmelerden ötürü Gülen hareketine karşı Genelkurmay’a yaklaşan bir ekip var.”

31 Temmuz 2013: “Eski Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Genelkurmay’a giderdi. “Paşam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” derlerdi. Yeni Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Pensilvanya’ya gidip “Hocam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” mı diyor yani? “Paşa vesayeti”nden “Hoca vesayeti”ne mi geçtik? İyice kafam karıştı.”

REFERANDUM ÇARKI!

11 Eylül 2010: “Bu halk oylamasında tüm ezilenlerle birlikte kendi kültürel kimliğini önemseyen Türkler, Türkçüler ve milliyetçiler de EVET demeli. 13 eylül sabahı ya yeni bir umutla güne uyanacağız, ya da barbarlığın galip geldiği bir güne. Karar hepimizin...”

28 Aralık 2013: “2010 yılını hatırladıkça içim parçalanıyor. Kendime de çok ama çok kızıyorum. 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında demokrasiyi hedef alan kumpası görememiş olmaktan utanıyorum. 12 Eylül 2010’da cemaatin kapı kapı gezerek Erdoğan’ı desteklediği büyük bir yalandır. O referandumda Recep Tayyip Erdoğan meydan meydan gezerek cemaati desteklemiştir. O yüzden mezardan kalkıp oy atılması istendi.”

RASİM OZAN'IN ŞİKE DAVASI İLE İMTİHANI

31 Ağustos 2013: “3 Temmuz bağlamında Gülen Hareketi’ne de haksız biçimde saldırıldı. Fethullah Gülen’e çok çirkin ve yalan ithamlar yapıldı. Şike davası haklı bir davaydı ve Hizmet de Hizmet’in medyası da çok doğru bir tavır aldı. O süreçte gözü dönmüş bir fanatizmle Gülen Hareketi’ne bu saldırıyı yapanların başında Cengiz Çandar ve Ertuğrul Özkök geliyordu.”

28 Aralık 2013: “Fakat bugün geldiğimiz noktada Ergenekon ve Balyoz davaları da usulden bozulmalı ve yeniden yargılama yapılmalıdır. Şike ve KCK için de aynı durum geçerlidir. Gayrimeşru yöntemlerle meşru işler yapılamaz.”

26 Aralık 2013 Perşembe

İkinci operasyon dalgası medya ile de ilgili(ymiş)

Türkiye Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu ardından hükümetteki istifa depremi ve yeni hükümet revizyonunun yanı sıra, Ankara ve İstanbul’da yolsuzluk operasyonlarının ikinci dalgasının hazırlandığı iddiasıyla çalkalandı.

Emniyet kaynaklarından sızdırılan bilgiler doğrultusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Mart 2012’den bu yana yürütülen, ilk operasyondan çok daha kapsamlı, uluslararası çapta çok büyük bir karapara aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk dosyasının bulunduğu, ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları aşan bu dosyanın, Başbakanlık’tan dört ayrı bakanlığa ve Başbakan Erdoğan’ın iki oğluna kadar uzandığı öne sürüldü. Ankara’da ise Yüksek Hızlı Tren projesi ile ilgili soruşturma yürütüldüğü ortaya çıktı.

SORUŞTURMADA ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VAR

BirGün gazetesinde yer alan habere göre, hazırlanan büyük soruşturmada, adı geçtiği öne sürülen kritik isimler, kaynaklar şöyle sıralandı:

Başbakan Erdoğan’ın oğulları Necmettin Bilal ve Burak Erdoğan, Erdoğan’ın danışmanı Hasan Doğan, Başdanışman İbrahim Kalın, Latif Topbaş, İBB Genel Sekreteri Adem Baştürk, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, Binali Yıldırım’ın danışmanı Ömer Sertbaş, İsmet Yıldırım, işadamları Yasin El Kadı, Celal Koloğlu, Mehmet Cengiz, Fatih Saraç, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Abdullah Tivnikli, Üsame Kutup, Orhan Cemal Kalyoncu. 
Soruşturulan kurum, şirket ve kuruluşlar için ise şu isimler öne sürüldü: Turkuaz Grup (Sabah ve ATV), Bosphorus 360, BİM, Başbakanlık Kalkınma Ajansı, Kolyoncu Grup, KİPTAŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Al Baraka Türk, TÜRGEV.
Peki soruşturmanın medya ile ilgili kısmı ne? Haberde şöyle deniliyor:

SABAH-ATV'NİN SATIŞI

İddiya göre, Turkuaz Medya Grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Binali Yıldırım’ın koordinesiyle Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Hayrettin Özaltın, Muzaffer Nasıroğlu ve Abdullah Tivnikli’den 100’er milyon dolar para toplandı.

Toplam 550 milyon dolara satış gerçekleşti. Bu medya grubunun başına Zirve Holding’i kuran Ömer Faruk Kalyoncu getirildi. İşadamlarının Sabah ve ATV’nin satın alınmasında verdikleri bu yüksek meblağlı paraları, aldıkları devlet ihaleleri karşılığında rüşvet olarak verdikleri öne sürüldü.

SAVCI GÖZALTINA ALIN DİYOR POLİS YAPMIYOR

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TCDD ile ilgili soruşturma iddiasını doğruladı. Cumhuriyet gazetesinin haberi üzerine ortaya çıkan soruşturma için başsavcılık, ‘dosyanın basına nasıl yansıdığının anlaşılamadığı’ bilgisine yer verdi.

İstanbul’da ise 100 milyar dolarlık yolsuzluk iddiasıyla oluşturulan dosya için Savcı Muammer Akkaş’ın dün sabah operasyon başlatılmasını istediği ancak polisin operasyonu yapmaya direndiği öne sürüldü. Operasyon talimatından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’nın haberinin olmadığı, Çolakkadı’nın haber almasının ardından operasyona engel olundu da iddia edildi. Başsavcı Turan Çolakkadı akşam saatlerinde bir açıklama yaparak operasyon iddialarının doğru olmadığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bu kapsamda bir soruşturma bulunmadığını ifade etti. Akşam saatlerinde İstanbul Mali Şube Müdürü, savcılarla toplantı yapmak üzere Çağlayan Adliyesi’ne geldi. Toplantı geç saatlere kadar sürdü.

MALİ ŞUBE'NİN ÇAYCISINI DA SÜRDÜLER
İstanbul’da mali şubede bulunan 400 polisin yerlerinin değiştirildiği bilgisi, ikinci operasyon depreminin bir başka sarsıcı haberi oldu. Yetkililerce doğrulanmasa da polislerin yanı sıra Mali Şube’de görevli çaycıların da görev yerleri değiştirildiği bildirildi.

19 Aralık 2013 Perşembe

"O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklı..."

"Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir."
Bu seferki bir medya kritiği değil... Yine medya var işin içinde ama eleştirimin hedefinde değil. Kimileri tarafından Türkiye tarihinin en büyük Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonu olarak anılmaya başlanan ancak Cemaat-AK Parti (hatta daha doğru bir analizle Cemaat-Erdoğan) savaşının (şimdilik) sondan bir önceki adımı olan operasyondan söz edeceğim.

Önce yukarıdaki alıntının kimden olduğunu söyleyeyim. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cemaatin operasyonu sonrasında Emniyet'te ve Yargıda çeteleşmiş bir cunta girişiminden söz ettiği basın açıklamasında dün (18/12/2013) söyledi yukarıdaki cümleyi.

Açıklamasında sadece bu cümleyi etmedi tabi. Bağlamından koparmamak için biraz daha uzun bir alıntıya bakalım:
"Elbette bu iddialar üzerine hükümeti eleştirmek, hükümette yer alan bakanlar üzerinden hükümetin yıpratılmasını istemek, hükümetin önümüzdeki mahalli seçimlere kırık bir şekilde gitmesini temin etmek, ondan sonraki süreci de bu olay sebebiyle belki tersine döndürmek isteyebilirler. Muhalefetin meşru hakları vardır, gayrımeşru haklarının olmaması gerekir. Bu olay, bugüne kadar cereyan etmiş pek çok iddiada olduğu gibi dikkatle takip edilmelidir. Eleştiriler her zaman yapılmalıdır. Ama bunu bahane ederek peşin hükümle karar vermek, masumiyet ilkesini bertaraf etmek ve henüz ispatlanmış hiçbir şey yokken sadece basına ve internet medyasına servislerle vakit geçiriliyorken peşinen hükümlü saymak, suçlu saymak muhalafete yakışmaz. 
Sadece iddialar üzerine bu yolsuzluk iddialarının süratle araştırılmasını isteyebilirler, hükümetin kendi içerisinde bir tavır almasını isteyebilirler, bu tür olaylara yol açtığı iddia ediliyorsa hükümetin siyasi anlamda en çok eleştirilerini yapabilirler. Ama ne bakanlarla, ne burada ismi geçen kişilerle ilgili bir peşin hükümle suçlama noktasına gitmek ve hükümeti bu olay sebebiyle sorumlu tutmak doğru bir davranış olamaz, insaflı olsunlar, hakkaniyete uygun hareket etsinler ve kamuoyunda kendilerini de hükümeti de zor durumda bırakacak bir iş yapmasınlar." 
Soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin, hukukun evrensel pernsiplerinden birisi olduğuna vurgu yapan Arınç, gizliliği ihlal etmenin Türk Ceza Kanunu'na göre de suç olduğunu dile getirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne var ki biz hükümet olarak daha dosyada neler olduğunu bilmiyoruz. Bize getirin bakalım bunları demek imkanından da mahrumuz ama boy boy fotoğraflar, kime ait olduğu belli olmayan resimler, onlara konulan altyazılar işadamlarını, gazetecileri, sanatçıları suçlayacak bir psikolojik savaşın içerisine sokmak hukukla bağdaşmaz. İkincisi adli görevi etkilemek, adli yargılamaya teşebbüs de Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bu noktada verilecek beyanatların, yargıya verilecek talimatların da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bize düşen sabırla ama bir an önce de yargının elindeki delillerle suçladığı kişilerle yüzleşmesi, ciddi bir adli yargılama süreci sonunda da burada gerçekten ne var, kimin suçu nedir, kim neyle suçlanıyor, deliller yeterli midir, bu konuda bir karar verilmesidir. Bu kararı sabırla bekleyeceğiz ama bu karar çıkarken de hükümetimiz belki siyasi anlamda bazı çalışmaları da ayrıca yapacaktır. Bunları da Sayın Başbakanımız kamuoyuna yeri geldiğinde ifade edecek, açıklayacaktır."
Soruşturma sürecinin gizli olduğunu belirten Arınç, muhalefetin de basının da siyasetin de gizliliğe uymadığını bildirdi. Arınç, "Lütfen insanları karalamayın, insanlar hakkında peşin hükümler vermeyin. Beraat-ı zimmet asıldır. Bir insan kesin hükümle mahkum oluncaya kadar masum sayılır. Bu hukuk herkes için geçerlidir. Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir. Bizim beklediğimiz yargı sürecinin açık, şeffaf ve hakkaniyete uygun bir biçimde mutlaka süratle gerçekleştirilmesidir" diye konuştu.

Kendisi de hukukçu olan bir siyasetçinin hukuku nasıl eğip büktüğünün en iyi örneği bu konuşma bence. "O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır" şeklinde bir cümle kurmak hukuku çekiştirmek, parçalamak, kanırtmak anlamına gelmiyorsa, ne anlama gelir. Bana açıklayabilecek biri var mı?