fethullah gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fethullah gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2014 Cuma

Cemaat medyasına operasyon mu Algı operasyonu mu?

Önce Fuat Avni (11.12.2014) Gülen Cemaati'nin medya ayağına dönük dev bir operasyon yapılacağını iddia etti. Ardından Zaman gazetesi önünde bir miting, Adliye ve Eminyet önünde protestolar yapıldı.

Toplum hükümet-cemaat savaşında bugüne kadar operasyonların hepsini bilen isim olarak değerlendirdiği Fuat Avni  isimli Twitter hesabından gelen bu medyaya yönelik operasyona tamam gözüyle bakarken, aynı hesap, operasyonun sızması ve  gelen tepkiler yüzünden iptal olduğunu açıkladı.

Ne olduğuna bir kez daha bakalım sırayla sonra da yorum yapmaya çalışayım.

FUAT AVNİ'DEN 150 GAZETECİYE OPERASYON TWEETİ

 
Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin genel yayın yönetmenlerinin de aralarında 150'ye yakın gazetecinen gözaltına alınacağını öne süren Fuat Avni, "Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede" dedi.

BARANSU, USLU, KENEŞ, GÖNÜLTAŞ...

Yarın yani 12 Aralık Cuma günü İstanbul, Ankara ve Malatya merkezli operasyonlar yapılacak.
Bunları haber yapan Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede.

Ayrıca Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin Genel Yayın Yönetmenleri de göz altına alınacaklar listesinde.

Cemaat geneline yargı ayağı, medya ayağı, emniyet ayağı gibi geniş çaplı operasyon yapılacak.
Operasyon kapsamında gözaltına alınacak gazeteci sayısı 150'ye yakın.

Genel olarak operasyonun merkezi İstanbul TEM Şube. Ekrem Dumanlı dahil Zaman Gazetesi'nin neredeyse yarısı gözaltı listesinde.

Cemaat'le birlikte muhalif basın ve merkez medya da operasyon kapsamına dahil edildi.
28 Şubat gerekçesi ile Merkez Medya'ya, Türkiye'nin tanınmış iş adamlarına, medya patronlarına ve yazarlara operasyon yapılacak.

Cemaate operasyon yapılırken Ergenekon'un intikamı diye susturulan merkez medya sonraki safhada 28 Şubat bahanesiyle tasfiye edilecek.

İŞTE FUAT AVNİ'NİN O TWEETLERİ

ekran-resmi-1436-02-19-3.01.48-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.32-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.39-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.47-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.53-pm.png

ekran-resmi-1436-02-19-3.26.23-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.26.41-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.53-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.58-pm.png
Deneme
ZAMAN GAZETESİ ÖNÜNDE EYLEM

İddianın ardından İstanbul'da Zaman Gazetesi ve Cihan Haber Ajansı çalışanlarına destek olmak için yüzlerce kişi, her iki yayın grubunun da bağlı olduğu Feza Gazetecilik'in önünde toplandı.

Grup, 'Biat edene saray, etmeyene zindan', 'Yolsuzluklar sıfırlanamaz' pankartları açtı; 'Demokrasi erlerinin yanındayız' sloganları attı.

Deneme


Operasyon iddiaları üzerine gazetecilere destek olmak için vatandaşlar yağmurlu havaya rağmen Vatan Caddesi üzerindeki Emniyet Müdürlüğü ile Çağlayan Adliyesi önüne akın etti.
Adliye önünde toplanan 2 bini aşkın vatandaş, demokrasi ve medyaya yönelik darbe anlamına gelecek operasyona karşı tepkilerini dile getirdi.

Deneme

BASIN SUSARSA BU İŞ BİTER Mİ SANDIN?

Vatandaşlar ellerindeki dövizlerde, 'Basını susturmakla bizi susturamazsınız', 'Hiç durmadan yürüyeceksiniz', 'Paraları süpürebilirsiniz ama Zaman'ı asla', 'Basın susarsa bu iş bitermi sandın', 'Dur yolcu, yolsuzluk çıkmaz sokak' 'Hırsızlığın yıldönümünde hırsız operasyonda' 'Korkma titre' gibi sloganlar dikkat çekti.

GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR

Vatan Caddesi üzerindeki İstanbul Emniyeti önüne de yüzlerce vatandaş akın etti. Yaklaşık bin kişi medyaya ve polisleri yönelik yeni bir operasyonu protesto etti.

DUMANLI "YA GELİN ALIN, YA DA BİZ GELİYORUZ"

Emniyete gelen vatandaşların ellerindeki pankartlarda, "Sıfırlanan paralar unutulmaz, Göklerden gelen bir karar vardır, 17 Aralık unutulmaz, 25 Aralık unutulmaz, bide "VIP" torpil unutulmaz" dövizleri yer aldı.

Ekrem Dumanlı: Bu sadece Zaman'ın meselesi değildir, bu özgürlük meselesidir

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Fuat Avni'nin birçok medya kuruluşuna yönelik 'intikam operasyonu' iddiasına yönelik olarak, "Bu mevzuyu cemaat-parti kavgası gibi senarize etmek çok büyük gaflet olur. Bunun faturasını bu ülke çok ağır öder. Böyle bir operasyon, demokrasiye, basın özgürlüğüne darbedir" dedi.

Hükümete seslenerek adeta rest çeken Dumanlı, "gelin alın bizi, alırsanız alın yoksa ben Adliye'ye gideceğim" dedi. "Türkiye'nin beşinci sınıf bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşmesine razı olmayacağız" diyen Dumanlı cemaatin olası biroperasyon karşısında direnişe geçeceği mesajını verdi.

Dumanlı, “Mesela sadece Zaman, Todays, Bugün gazetesi, Samanyolu, Samanyoluhaber değil. Bunda başarılı olurlarsa ardından Sözcü Gazetesi, ardından Hürriyet Gazetesi, ardından başka gazete ve televizyonlar. Bu resmen hukuka yapılan bir darbedir, basına yapılan bir darbedir, fikir özgürlüğüne karşı yapılan bir darbedir.” dedi. 

İKİNCİ OPERASYON BOMBASI

Gündemi sarsan operasyon iddiasının ardından Fuat Avni, akşam saatlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Twitter fenomeni bu kez operasyonu nasıl deşifre ettiğini yazdı, operasyona katılacak isimleri yazdı. 

"TARTIŞMALARA NEDEN OLDU"
Listeyi yayınladıktan bir saat sonra bir kez daha ortaya çıkan Fuat Avni, bu kez de hükümet cephesinden kendi attığı twetlerin etkilerini yazdı. Fuat Avni'nin iddiasına göre operasyonun deşifre olmasının ardından Ankara, cemaate yönelik operasyon için yeni yollar aramaya başladı. İşte o yazılarlar;


56.20141212011901.jpg 


NE OLUYOR PEKİ?

Kısa bir yorum yapmaya çalışayım tüm bunlara...

1. Ortada bir operasyon yok. Yapılacak iddiası var, sonra yapılan protestolar var, daha sonra yapılmayacak deşifre oldu diye vazgeçildi iddiası var. Sonuç olarak operasyon yok.

2. Cemaat, bugüne dek yapılan tüm operasyonların birinci elden ifa eden yapı olarak bu işin nasıl yapıldığını çok iyi biliyor. Bu nedenle onlardan gelen "nefret operasyonu" söylemi aklıbaşında insanları güldürencek kadar trajik, şoke edecek kadar da komik.

3. Cemaatin olmayan bir operasyonu var gibi göstermesinin nedeni ne olabilir sorusunun yanıtı net. Olmayan bir şeyi var gibi göstermek korkuyu büyütmekten başka birşey değil. Hele dünya medyasının bunu haber yapması, Fuat Avni'nin tweetlerin İngilizcelerini de atması... Bunlar da eklendiğinde, olmayan bir operasyon yapılacak gibi gösterilerek Erdoğan rejimini  zora sokmaya çalıştıkları ortada.

4. Cemaat ve çevresindeki halkaya siyasi bir müttefik olarak güvenilmeyeceği bu süreçte bir kez daha ortaya çıktı. Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV davası, KCK basın davası gibi süreçlerde gazetecileri tutuklayan, yargılayan, eleştirilere "basın özgürlüğü gibi göstermeyin" diye yanıt veren cemaat çevreleri bu kez kendisi basın özgürlüğü bayraktarlığına sığınıyor. Dumanlı'nın 2011'de yazdığı yazı tam da bugün kendisine söylenebilecek bir şey halini aldı.

5. Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş ve uygulamaya koyacak iken deşifre olduğu için vazgeçmiş olabilir mi? Soruyu ikiye bölüp yanıtlayayım. Evet Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş olabilir. 17 Aralık sonrası emniyette yapılan operasyonlar, medyaya da böyle bir uygulama yapılabileceğinin ispatı. Ancak vazgeçme herşeyi bozuyor. Bugüne dek geri adım atmamak ile övünen ve neredeyse övünmekte haklı olabilecek kadar az geri çekilen Erdoğan'ın böyle bir adımı sırf deşifre oldu diye atmaktan vazgeçmesi, üstelik gözaltına alınacağı söylenen isimlerin "bekliyoruz" demesine rağmen geri adım atması hiç de inandırıcı gelmiyor bana.

6.. Savaş giderek "kanlı" hale geliyor. Cemaat hükümeti daha da "kanlı" adımlar atmaya kışkırtıyor. Tüm bu "operasyon" polemiğinin tek gerekçesi de bu olabilir.

7. Cemaat çevrelerinin dile getirdiği gibi "nefret" değil belki ama ismi "Algı operasyonu" olmayı en çok hakeden de işte bu son yaşadığımız süreç olsa gerek.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Hasan Cemal bu haberi görmeyen gazetesine ne diyecek?

Önce Paris’te PKK’lı üç kadına suikasttan tutuklanan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı internete düştü.  Halen Fransa'da tutuklu bulunan Güney’in bir yakınının internete yüklediği ve Güney'in MİT’çilerle yaptığı suikast planlarına ait, parçalar halinde yayınlanan ses kaydındaki konuşmalar bomba etkisi yaratıp gündemi sarsmalı, hükümetin "Kürt Barışı" ile ilgili açılım sürecinde ciddi soru işaretleri yaratmalıydı.

Ama olmadı... Kafamızdaki soru işaretleri daha tam anlamıyla şekillenmeden bir başka kaset, gündeme bu sefer gerçek bir bomba etkisi ile düştü.

Fethullah Gülen ile kimliği henüz belli olmamış (bazılarına göre Cemaat'in Türkiye sorumlusu) bir kişinin konuşmaları internette yayınlanıverdi. 

[İlginçtir, hafta sonundan itibaren önce Vimeo, sonra Youtube birbiri ardına mahkeme kararları ile kapatıldı, Türkiye'den erişimi engellendi... Gülen'in ses kayıtları ise soundcloud sitesinde yayınlanıverdi.]

Uganda'dan gelen ananasları bir yana bırakırsak, Gülen'in ses kayıtlarında "Rafineri'yi Koç Grubuna verelim... Gönüllerine girmiş oluruz..." bölümü dışında çok çarpıcı bir yer yok. Medya ile ilgili olan konuşmaların dökümünü zaten şurada paylaşmıştım.

Gelelim daha ilginç olan kısmına.

Medya bu ses kayıtlarını nasıl gördü? Doğal olarak AK Parti-Cemaat saflaşmasında AK Parti'den yana duranlar "işte paralel örgüt" derken, Cemaat medyası ve son zamanlarda cemaat kaynaklarından beslenen gazeteler "Gülen ile görüşmek suç mu?" perspektifinden yaklaştı kasetlere.

TARAFSIZ MEDYA O HABERİ NASIL GÖRDÜ?

Peki teknik olarak tarafsız gibi görünenler? Sözcü, Aydınlık, Yurt gibi ulusalcı cephedekilerden söz etmiyorum elbette. Onlar babamın deyişiyle "domuzdan kıl kopartmak kardır" yaklaşımında. Hükümetin bu kavgadan yaralanarak yıkılmasını bekliyorlar. Kürtler de değil sözünü ettiğim. Onlar da haklı olarak "biz son yıllarda fiilen Cemaat ile savaştık. Şimdi tarafımız bizimle masaya oturacak olan hükümettir" diyorlar.

A Haber gibi bir kısım hükümet yanlısı medya kasetleri önce haber olarak görüp sonra (işin hukuki sürecini düşünerek olsa gerek) sitelerinden kaldırdılar. Nasıl olsa Ensonhaber ve Habervaktim gibi siteler hatta OdaTV ses kayıtlarını yayınlıyordu, ne gerek var elini ateşe sokmaya...

Aslında soruyu bir kez daha,  T24 haberi nasıl gördü diye sormak lazım belki de... Neden T24'e odaklandığımı da şöyle hatırlatayım "Bağımsız İnternet Gazetesi" sloganı ile yol alan site özellikle, 2009 Mart'ında, "Balbay Günlükleri" diye anılan ve daha sonra Mustafa Balbay'ın yargılandığı 2. Ergenekon davası iddianamesine giren metinleri yayınlayarak medyada kendine ciddi bir yer edinmişti.

"HABERİN ALLAHI"


Taraf yazarı Halil Berktay'ın "Türkiye'nin Watergate'i" diyerek selamladığı günlükler haberi için sitenin yöneticisi Doğan Akın, (Balbay'ı kastederek) "gazetecilik sınırının aşıldığı" hatırlatmasını yapıyordu. Daha sonra Milliyet'ten Başbakan Erdoğan'ın tepkisini çekerek kovulunca T24'e geçen ve orada yazmaya başlayan Hasan Cemal ise şöyle yazacaktı köşesinde:
(1) Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır.
(2) Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur.
(3) Balbay günlüklerini yok sayan medya yöneticilerinin gazetecilik dersinden alacakları not sıfırdır.
(4) Balbay günlüklerine burun kıvıran ya da haberi kerhen, yasak savarcasına gören gazete yöneticilerinin notu da kırıktır.
(5) Gazeteci milletini de bağlar hukuk. Ama hukukçu değildir gazeteci! Bazen kamu yararı öylesine ağır basabilir ki, bedelini ödemeyi göze alır ve yürüyüp gider gazeteci, eğer gerçekten gazeteciyse... 
Peki bugüne kadar pek çok "gerçek haber"i yayınlayan, yasal sınırları ihlal etmeyi gazetecilik yapmak için pek de önemsemeyen, (doğru olan da budur bence de, gazeteci kamu görevi için gerekirse yasaların sınırlarını zorlar, ihlal eder...) T24 Gülen'in kasedi haberini nasıl gördü?

Hemen söyleyelim, "görmedi"...

O HABERİ GÖRMEDİ AMA BUNLARI KULLANDI

Kimi sitelerde yapıldığı gibi "Piyasaya servis edilen Cemaat kaseti kurumumuza da geldi. Ancak yayın ilkelerimiz gereği gizli ve gayri yasal yollarla elde edilen ses ya da görüntülü kayıtları yayınlamıyoruz..." denilmedi T24'te. O haber hiç yokmuş gibi es geçildi.

Ardından yayınlamadıkları, ne olduğuna dair okura hiç bilgi vermedikleri ses kasetleri için "Fethullah Gülen'in avukatı: Ses kaydını haberleştirenleri dava edeceğiz" açıklamasını haberleştirdi site.

Sonra Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Fethullah Gülen'in ses kaydında anormal bir şey yok açıklamasına yer verdi.

Doğal olanı o kasetlerin ne olduğuna, içeriğinde neler yer aldığına dair bir haber yapması, ardından da kasetlerle ilgili haberler yayınlamasıydı ama olmadı. Bağımsız İnternet Gazetesi T24 bu gazetecilik sınavından geçemedi ne yazık ki... Doğan Akın, gazeteci olmanın yanı sıra sitenin patronu olarak kendince o haber yer vermemesine bir neden bulabilir elbet. İnandırıcılığı tartışılır, haklı bulunur ya da bulunmaz.

HASAN CEMAL NE DİYECEK MERAK EDİYORUM?

Lakin benim merak ettiğim, 2009 yılında "Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır. Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur." yazan Hasan Cemal, daha dün "özgürce yazıyorum" diyerek övdüğü T24'ün bu haberi kullanmamasına sessiz kalmayı sürdürecek mi? Yoksa Hasan Cemal'e göre Gülen'e ait ses kasetleri "haberin Allahı" değil mi?

14 Ocak 2014 Salı

"Gülen'in sözcüsü" (!) Gülerce ve Bir Gülen Müessesesi olarak Ciner Medya...

Dün akşam Fethullah Gülen'le bir şahsın telefon görüşmesinin kayıtları internete,  düştü. Bir çok ünlü iş adamının isimlerinin geçtiği görüşmelerde medya ile ilgili detaylar da vardı. Bu detaylardan biri "Cemaat'in sözcüsü" olarak anılan Hüseyin Gülerce hakkındaydı.
HOCAM HÜSEYİN GÜLERCE'NİN YAZISINDAN BİLGİNİZ VAR MI?
Zaman yazarı Hüseyin Gülerce, Cemaat ve Hükümet için Sulh çağrısında bulunan bir yazı kaleme almış, Telefondaki "abi" Fethullah Gülen'e  Hüseyin Gülerce'nin bu yazısını soruyor:
-Bir de efendim bugünkü şeyle alakalı, bugünkü Hüseyin Gülerce'nin yazısı o sulh mü o zatıalinizin bilgisi dahilinde mi yoksa kendiğilinden mi yazdığı bir şey?
- Fethullah Gülen: Hatırlayamadım. Nedir O?
- Efendim 3 şart koşuyor. 1. yolsuzlukların üzerine gidilsin diyor. Yani paralel yapı varsa onları tasfiye edebilir. 2. Dedikodu gıybet etmeyelim. Bu bütün ülkeyi rahatsız ediyor. Sulh yolunu teklif ediyor.
- Fethullah Gülen: Önemli değil.
- Başüstüne
- Haberim yok. Siz şimdi o meseleyi halledin. O meseleyi halledin.
- Başüstüne efendim. Hürmet ediyorum. Allah sağlık sıhhat versin.

TURGAY CİNER'E TALİMAT
Bir diğer önemli görüşme de Turgay Ciner'in Gülen'e yolladığı mesaja ilişkin. "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat, Ekim 2013 FG Mustafa Koç, Takip - Sponsor - TUSKON, Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var, FG Thy Para Çekmesi" başlıkları ile internete yüklenen görüşmelerdeki sohbet ise şöyle:
- Alo
- Aloo
- Tamam bir görüşeyim dedi ama uzun olmasın tamam mı
- Tamam
- Fethullah Gülen: Efendim.
- Hürmet ederim efendim inşallah daha iyi afiyettesinizdir
- Fethullah Gülen: İnşallah
- Bu Aziz Bey vardı efendim. O gelecek olan beyefendi.Pasaportunu elden almak için rica etti. Pazartesi günü verecekler
- Fethullah Gülen: Kimin dediniz?
- O Bursa'dan gelecek olan Aziz Bey. Osman Hoca söylemişti Hocam.
-Fethullah Gülen: Ha Tamam evet hatırladım evet tamam peki
- Ali Sabancı'yla beraberdim dün Hocam. Çok Selamları var. Sağlığınızı sıhhatinizi sordu. En çok da o arayıp sordu bu süreçte.Ceyda Hanım bir mektup verdi. O da o şekilde telefonla olmayabilir dedi. Turgay Ciner Bey'e uğradık bugün. Hasan beyle bir koşe yazarının menfi yazı yazma durumu vardı. Onu öğrenmiştik. Kendisini aradık. Bizzat devreye girdi. "Bu gazetede aleyhinize hiçbirşey çıkamaz" dedi. Hepsi bunların 'Hizmet Müessesesi' dedi. "Büyüğümüzün (Fettullah Gülen) aleyhine de ben burada bir şey çıkartmam" dedi.Öyle güzel bir görüşme geçti efendim kendisiyle.
- Fethullah Gülen: Çok iyi. Allah Razı olsun
- Bu dostlarımıza Uganda'dan ananas falan gelmiş. İşte efendim onlara göndermiştim. Bugün teşekkür mektubu yazmış o Koç. Adamı da aradım. Yardımcısıyla görüştük. Bu iftar meselesini de orada tekrar görüşürken Mustafa (Koç) Bey'in Adnan Bey Polat'ın aramasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti efendim. Ben Süleyman abiyle de paylaştım bunu, söyledim kendisine. herhangi bir şey olursa ben görüştüreyim, Federasyon Başkanı'nı da tanıştırdık zaten dedim. Siz arada kalacak olursanız bizim üstümüze atın en azından. Siz kötü olmayın Adnan Bey'le dedim. Böyle bir şey çıktı ortaya hocam.
- Fettullah Gülen: Meseleyi çözün bence. Yumuşakça inşallah.

RAFİNERİYİ KİME VERELİM

- Bir de efendim rafineri meselesini ben şeye götürmedim. Koç'a. Fatih Baltacı Bey o ortağı olan iki ayrı ülkedekilerle görüştü. İlgilenmiyorlar. Akın İpek Bey'e söyledim. O da ilgilenmiyor. Bu ayın 8'inde de müraacat etmek için son tarihi. Onlara bildirelim mi bunu Koç'a . Başka bir alternatif gelmedi aklımıza.
- Fettullah Gülen: Evet olabilir bence de. Gönüllerine girmiş olursunuz.
- Başüstüne hocam.
- Hürmet Ederim. Allah'a afiyetler versin inşallah
Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırılması ile ilgili talimatları: BDDK'da adamlarımız var.


9 Ocak 2014 Perşembe

Rasim Ozan Kütahyalı dün ne diyordu şimdi ne diyor?

Sabah yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, son üç - dört yıl içerisinde birbirine zıt görüşleriyle dikkat çekiyor. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosunu dün OdaTv’ye bağlarken, bugün sorumlunun Gülen cemaati olduğunu iddia ediyor. Dün “Kahraman” olduklarını iddia ettiği Ergenekon savcı ve hakimlerini şimdi “cunta” oluşturmakla suçluyor. Radikal muhabiriİsmail Saymaz, Rasim Ozan'ın şaşkına çeviren değişim öyküsünü yazdı.



İşte Saymaz'ın Rasim Ozan Kütahyalı analizi:

RASİM OZAN DÜN NE DİYORDU ŞİMDİ NE DİYOR?

Dört yıl önce “Çok net bir darbe planı” dediği Balyoz Davası hakkında “Temizlenme süreci temiz olmadı” yorumunu yapıyor. TSK’nın AK Parti ile Gülen Cemaati’ni karşı karşıya getirmek istediğini savunduğu günlerden, “Paşa Vesayeti'nden Hoca Vesayeti’ne mi geçtik?” diye şaşkınlık yaşadığı bugünlere, işte Rasim Ozan’dan seçkiler... 

DENİZ BAYKAL TORNİSTANI

6 Ekim 2011: “Bugün Ergenekon soruşturması bağlamında teknik takibe takılan bazı konuşmalardan anlıyoruz ki (Soner) Yalçın ve CHP yönetimi sürekli temas içinde, Baykal’ı tuzağa düşürmeye çalışıyorlar. İşte bu tuzakların en organize olanlarından biri bu İklim Bayraktar olayı.”

4 Ocak 2014 - “Başbakan da son dönemdeki her konuşmasında şu gerçeği vurguluyor: Türk siyasetini dışarıdan dizayn etmek isteyen karanlık yapılanmanın kurduğu tezgâhlar Baykal’a yapılan kalleş komployla başladı. Alçakça bir komployla montaj bir kasetle Baykal’ı indirme operasyonu başarıya ulaştı... 12 Eylül 2010’da güçlü bir “Evet” tercihinin çıkması bu operasyonu yapan devlet içi güçler için çok hayatiydi. O devlet içi güçlerin kendini hukuksal garanti altına almasını ifade ediyordu 12 Eylül 2010. Nitekim o tarihten sonra çok daha pervasız yargısal operasyonlara giriştiler. Çünkü bu devlet içi yapı 12 Eylül 2010’la beraber dokunulmazlık kazandı. Bizler de bu gerçeğin farkına sonradan vardık.”

ERGENEKON SAVCILARI: DÜN KAHRAMAN BUGÜN CUNTA!

6 Nisan 2011: “Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007’den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler. Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da “işin başı” olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi.”

17 Aralık 2013: “Ey adı bende saklı polis şefleri. Devlet adamı değil devlet memurusunuz. Haddini bilmeyen generallere seslendiğim şekilde şimdi de aynen size sesleniyorum: Herkesi susturabilirsiniz ama ben susmam. Kafamı da kesseniz ben sivil siyasetin yanında olacağım. Dağıtın şu kurduğunuz Emniyet-Yargı cuntasını.”

GÜLEN CEMAATİ NEYDİ NE OLDU?

1 Eylül 2010: “2008’den itibaren Ergenekon soruşturması hız kazanınca Genelkurmay karargâhı strateji değiştirdi... “AKP ile yumuşak ilişkiler kurarak, cemaati yalnızlaştırma” stratejisi İlker Başbuğ dönemiyle birlikte uygulamaya kondu Hanefi Avcı’nın kitabında da ısrarla hükümeti eleştirmekten kaçınarak her şeyi doğrudan “cemaat”e yükleme kaygısı var. Dolayısıyla şu an bu kitap yukarıda bahsettiğim 2008’den beri uygulamaya konmak istenen Gülen hareketiyle AK Parti arasına nifak sokma operasyonunun bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Emniyet içinde İslami bir hayat tarzına sahip olduğu halde sırf kişisel çekişmelerden ötürü Gülen hareketine karşı Genelkurmay’a yaklaşan bir ekip var.”

31 Temmuz 2013: “Eski Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Genelkurmay’a giderdi. “Paşam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” derlerdi. Yeni Türkiye’de “alternatif iktidar” arayanlar Pensilvanya’ya gidip “Hocam bizi başa getirin, ne isterseniz yaparız” mı diyor yani? “Paşa vesayeti”nden “Hoca vesayeti”ne mi geçtik? İyice kafam karıştı.”

REFERANDUM ÇARKI!

11 Eylül 2010: “Bu halk oylamasında tüm ezilenlerle birlikte kendi kültürel kimliğini önemseyen Türkler, Türkçüler ve milliyetçiler de EVET demeli. 13 eylül sabahı ya yeni bir umutla güne uyanacağız, ya da barbarlığın galip geldiği bir güne. Karar hepimizin...”

28 Aralık 2013: “2010 yılını hatırladıkça içim parçalanıyor. Kendime de çok ama çok kızıyorum. 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında demokrasiyi hedef alan kumpası görememiş olmaktan utanıyorum. 12 Eylül 2010’da cemaatin kapı kapı gezerek Erdoğan’ı desteklediği büyük bir yalandır. O referandumda Recep Tayyip Erdoğan meydan meydan gezerek cemaati desteklemiştir. O yüzden mezardan kalkıp oy atılması istendi.”

RASİM OZAN'IN ŞİKE DAVASI İLE İMTİHANI

31 Ağustos 2013: “3 Temmuz bağlamında Gülen Hareketi’ne de haksız biçimde saldırıldı. Fethullah Gülen’e çok çirkin ve yalan ithamlar yapıldı. Şike davası haklı bir davaydı ve Hizmet de Hizmet’in medyası da çok doğru bir tavır aldı. O süreçte gözü dönmüş bir fanatizmle Gülen Hareketi’ne bu saldırıyı yapanların başında Cengiz Çandar ve Ertuğrul Özkök geliyordu.”

28 Aralık 2013: “Fakat bugün geldiğimiz noktada Ergenekon ve Balyoz davaları da usulden bozulmalı ve yeniden yargılama yapılmalıdır. Şike ve KCK için de aynı durum geçerlidir. Gayrimeşru yöntemlerle meşru işler yapılamaz.”

26 Kasım 2013 Salı

Fatih Altaylı o kitabı hiç yazmadı!

5 Eylül 2000 tarihinde, o sırada Hürriyet'te yazan Fatih Altaylı, Fethullah Gülen ile ilgili şu satırları yazıyordu köşesinde:

BİRKAÇ yıl önce Fethullah Gülen cemaati peşimde. Benim elimde Gülen'le ilgili bir kaset olduğunu düşünüyorlar ve bu kasedin içeriğini merak ediyorlar. Hiç ummadık kanallardan bana ulaşmaya çalışıyorlar. Sonunda ulaştılar. Gülen'in benimle bir yemek istediğini söylediler. Olur dedik ve buluştuk. Altunizade'de bir dershanenin üst katında, Gülen'in yaşadığı ve televizyon programları çektiği yerde buluştuk. Benim yanımda Teke Tek ekibi, onun yanında başta İhsan Kalkavan kendi ekibi. Güzel bir yemek yedik. 
Onlar da kendi bakış açılarından yaptıkları işleri anlattılar. 
Okulları nasıl kurduklarını, neden kurduklarını, nasıl yürüttüklerini. 
Gülen özellikle Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlar'daki faaliyetlerini anlattı. 
Hepimizin bildiği şeyleri kendi açılarından görerek aktardılar. 
Sohbetin sonunda Gülen'e izlenimimi aktardım. 
Gülen, yurtiçinde ve yurtdışında aynen bir mason teşkilatı gibi örgütleniyordu. 
Masonların yüzlerce yıl önce yaptıklarını, şimdi adına ‘‘mason'' demeden yapıyorlardı. 
Aynı zamanda da bir dönem Batı'dan Anadolu'ya gelen misyonerlerin işlevini üstlenmişlerdi ve ‘‘Türk emperyalizminin uç beyliklerini'' oluşturmaya çalışıyorlardı. 
Gülen'‘‘Bu, yapılanma açısından masoniktir'' dedim. 
Yüzüme uzun uzun baktı. 
Sonra kendi adamlarına döndü ve ‘‘Masonların kötü bir şey yaptığını kim söyleyebilir'' dedi. 
‘‘Sizin çevreler masonları pek sevmez'' dedim. 
‘‘Biz o çevrelerden değiliz'' dedi. 
O zaman yazmaya değer bulmamıştım. 
Ve bu konuda hazırladığım kitaba saklamıştım
Ama yine Gülen konuşulmaya başlanınca aktarmak istedim. 

Altaylı sözünü ettiği kitabı hiç yazmadı. 

Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün, "Kim benden sonra bu koltuğa oturmak istiyor?" sorusuna "Ben" deme cesaretini gösteren Altaylı, "dokunanı yakan"Gülen Cemaati ile ilgili bir kitap yazamadı. Hatta daha açık konuşalım, bugüne kadar hiç kitap yazmadı. 

Gülen ile ilgili eleştirel bir kitap yazmanın ne anlama geldiğini Ahmet Şık ve Nedim Şener tutuklandığı zaman görmüştük. "Trafik ışıkları bile benim için düzen demektir, önem veririm" diyen bir gazeteciyi yazdığı bir kitapta bazı iddiaları dile getirdiği iin 375 gün boyunca tutuklayan bir sistemden söz ediyoruz. 

Gündemi bile takip etmekten çekinen, Başbakan'a canlı yayında en önemli soruyu bir türlü sormaya cesaret edemeyen, hayatı bir değil üç dört gün geriden takip eden Fatih Altaylı'nın Gülen hakkında kitap yazmamış olmasına şaşırmamak lazım. 

Ancak ister istemez soracağım.  Susurluk'tan Tansu Çiller'in yalısının önünde neden eylem yaptın o zaman Altaylı? 

10 Haziran 2013 Pazartesi

‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor'

Görüşlerini önce Star, ardından Ahmet Altan döneminde Taraf’ta paylaşan; Altan’ın istifasının ardından Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Oral Çalışlar’ın Taraf’tan "editoryal bağımsızlığa müdahale" gerekçesiyle ayrılması üzerine gazetedeki köşesini kapatan Hidayet Şefkatli Tuksal, Mayıs ayının başından beri medyadan uzak. 

T24'ten Hazal Özvarış, muhafazakâr kesimi yakından tanıyan ve Türkiye’nin vicdan mahallerinden biri olan Hidayet Şefkatli Tuksal’in kapısını çaldı ve çarpıcı bir röportaj yaptı. Tamamını değil ama Gülen Cemaati ile ilişkili bölümünü buraya almak gerektiğini düşünüyorum... 

İşte Tuksal'ın Cemaat ve medyası ile ilgili olarak anlattıkları:

‘Gülen cemaati medyasının tavrı duruma göre değişiyor’ 

- Yaşananları yansıtmaması nedeniyle medya eylemciler tarafından eleştirildi. Muhafazakâr medya kategorisine konulan Zaman gazetesi ise süreçte farklı bir pozisyon aldı ve AKP’nin tavrına muhalif yayınlar yaptı. Sizce Gülen cemaati medyası süreçte Erdoğan’ın tutumuna karşı “dengeleyici” bir rol mü oynadı? 
Onları da anlamakta zorlanıyorum. Bu olayda bu tavrı koymuş olabilirler ama Kürtlerle barış meselesinde daha sertlik yanlısı durumdalar ve hükümetin PKK ile anlaşmasını hazmedebilmiş değiller mesela. Her zaman bu ilke üzerinden davransalar, dengeleyici unsur diyebilirdim, ama duruma göre değişiyor. Buna rağmen, yine de hükümeti eleştirilmesi gereken noktada eleştiriyorlarsa bunu artı olarak görmek lazım.

- Sizce cemaat kendi çıkarlarına uygun olduğunda mı demokratik?
Cemaatin genel hareket tarzı bir sorunu daha çok diplomasi yollarıyla çözmek, maceralara girişmemektir. Örneğin, AK Parti’nin dış politikası cemaate göre macera. Onlar, maceracılığın, denenmemiş yöntemlerin denenmesinin akılcı olmadığını söylerler, rasyonalisttirler. Bu yüzden de AK Parti’yi eleştiriyorlar. Ama bazen onlar da politik davranmak yerine ağırlık koyma siyasetini tercih edebiliyorlar.

- Hangi konularda sizce ağırlıklarını koyma yolunu tercih ediyorlar?
Değişiyor. Bazen “Türkiye’nin yararına olacaklar” konusunda kendi perspektiflerini göstermek için, bazen de bizzat kendi varlıklarıyla, çıkarlarıyla alakalı olabiliyor. Dolayısıyla tavırları değişebiliyor.

‘Gülen cemaati her alanda güçlenmeye çalışıyor’

- Sizce Gülen cemaatinin çıkarı ne? Türkiye’de her kesim güçlenmek üzerine siyaset yapıyor bence. Çünkü güçlü olmak aktörleşmeyi sağlıyor ve size alan açıyor, imkânlar sunuyor. Dolayısıyla ben cemaatin de güçlü, kalabalık olmayı önemsediğini düşünüyorum.

- Bu güç sadece dini içerikle mi sınırlı sizce?
Cemaat bu konuda çok rasyonalist çalışan bir grup. Her alanda güçlenmeye çalışıyorlar bence. Aslında bunu sadece Gülen cemaatiyle sınırlı tutmak da yanlış. Türkiye’de her grup güçlenme siyaseti yapıyor. Büyük küçük her grup, sağlık, medya, eğitim alanında kendi kurumlarını oluşturmaya çalışıyorlar.

Geçmiş dönemde illegal yapı olarak algılanan cemaatler şimdi sosyolojik bir tanıma kavuştu ve aralarında bir rekabet var. Bu rekabet ve var olma stratejileri üzerinden bir tür demokratikleşmenin gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Dini çoğulculuk diyebileceğimiz bir yapı görüyorum.

- Gülen cemaati kadınları nerede?
Temsil makamları dışında Gülen cemaati kadınları her yerde aktif olarak çalışıyorlar.

- Neden Gülen cemaatini temsil mevkiinde kadınlar yok? 
Gülen cemaatine mensup erkek denildiğinde verilecek cevap var mı?

‘Hocaefendi’nin ‘başörtüsü teferruat’ sözü travma yaşattı’


- Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinde sarf ettiği “Başörtüsü teferruattır” sözleri Gülen cemaati kadınlarının gönlünü kırdı mı? 
Kırmadı çünkü bağlılıkları çok kuvvetli. Ama travma yaşadılar. Buna bizzat şahit oldum.

- Kırılmadılarsa, gerekçelendirmeyi nasıl yaptılar?
Bunu cemaatten gelen bir şey olarak görmediler. Türkiye’de yasaklar olmasaydı travma yaşamayacaklardı. Bunu bir yok etme operasyonuna karşı savunma operasyonu olarak karşıladılar, fedakârlık olarak gördüler. Ama bu fedakârlık, hayatta kolay karşılığı olan bir şey değil. Cemaatten bir arkadaşım başını açtıktan sonra saçları ağardı. Diğerleri sınıfla mescit arasında bir yaşama sıkıştı, mecbur olmadıkça açık alana çıkmadılar. Ama zaman içinde birçok şeye alışılıyor.

- Başörtülerini 28 Şubat döneminde bırakan cemaat mensubu kadınlar daha sonra yeniden örtündü mü? Travma bugün atlatıldı mı? 
Açık kalan da oldu, kapatan da. Travmayı atlattıklarını düşünüyorum. Ayrıca sadece cemaatten kadınlar da değil, pek çok kadın o dönem başını açtı ve birçok arkadaşımın göğsünde o dönemde kist çıktı.

- Gülen’in 28 Şubat döneminde Necmettin Erbakan’a dair dile getirdiği “istifa etmeli” sözlerini bugün sorguladığını GYV Başkanı Mustafa Yeşil aracılığıyla biliyoruz, ancak başörtüsüne ilişkin tavrına dair ne düşündüğü meçhul. Sizce kadınlar kendilerini başlarını açmak zorunda hissederken Gülen, “teferruat” açıklamasını yapmak zorunda mıydı?
Güç siyaseti böyle bir şey. Hocaefendi’nin 28 Şubat sürecinde televizyona çıkıp Erbakan aleyhine konuşması, askerlere karşı çok saygılı dil kullanması, Çevik Bir’e mektuplar aslında Gülen cemaatinin siyasi iş yapma yöntemleri hakkında fikir veriyor. Ama bahsettiğiniz sorgulamayı, sadece “İstifa et demekle hata ettik” diye algılamıyorum. Askere karşı bu kadar teslimiyetçi bir dil kullanılmasını sorunsallaştırmış olabilecekleri anlamına da geliyor bu…

‘Cemaatin güç siyaseti ‘doğru ve ilkeli davranma’yı yaralıyor’


- Bu güç siyaseti Gülen cemaatinin neleri feda etmesine sebep oldu sizce?
Totalde bunlar niçin yapılıyor? Cemaat, kurumları, gazetesi zarar görmesin diye yapılıyor. Kriz durumundan yara almadan çıkmak istiyorlar. Baktığınızda en azıdan başını açan öğrenciler okullarını bitirdiler, devletle karşı karşıya gelmeden yetişti o çocuklar. Burada cemaatin varlığı yara almıyor ama “doğru ve ilkeli davranma meselesi” yara alıyor. Onlar cemaatin toplam çıkarını bireysel çıkarların önünde tutan bir anlayışı önceliyor bu durumda.

- Sizce Gülen cemaati ilkeli bir cemaat mi?
Kendilerine göre ilkeleri olan bir cemaat diyebilirim…

- Bugün Gülen cemaat üyesi olmanın bir artısı, kazancı var mı?
Bilmiyorum, ama Anadolu’da “Devlet memurluğu garanti olsun diyorsan cemaatin okuluna git, yurdunda kal. Memur olman kolaylaşır” denildiğini bazı insanlardan duydum. Bu eğer gerçekse üye olmanın bir kazanç olduğu düşünülebilir. Ama cemaatten benim tanıdığım insanlar, maddi anlamda kazançtan çok kayıp olarak görülebilecek hayatlar yaşıyor. Parasını sürekli cemaate harcıyor, iyi okul bitirmişler gönüllü çalışıyor, kimsenin gitmek istemeyeceği bölgelere hizmet için gidiyorlar.

- Cemaatin bugün başörtüsüne bakışı ne?
Cemaatte bildiğim kadarıyla bu konuda bir kriz durumu yok. İsteyen başörtülü, isteyen açık…

24 Mayıs 2013 Cuma

Abdi İpekçi, Ülkücü Ali ve Emin Çölaşan...


Haber,  24 Mayıs 1977 tarihli Milliyet gazetesinden: "Kültür Bakanlığı 'Ülkücü Ali' adında çocuk romanı çıkardı" başlığı aslında tüm olayı açıklıyor.

Haberde Emin Çölaşan'ın imzası var. Spotta şöyle deniliyor: "Romanda, ortaokul öğrencisi "Ülkücü Ali"nin köyünde "ülkücülük" çalışmaları yapıp nasıl örgüt kurduğu anlatılıyor"

Gazetenin genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi'nin Ecevit sempatizanı ve sosyal demokrat bir gazeteci olduğunu biliyoruz. Gazetede o dönem böyle haberlere sık rastlanıyordu. Sonuçta bu haberin üzerinden 2 yıl geçmeden İpekçi'de Ülkücü Gençlik Derneği yöneticisi Abdullah Çatlı ve Oral Çelik yönetimindeki bir ekip ve bir başka "Ülkücü Ali" Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülecekti.


Dönemin Kültür Bakanı Rıfkı Danışman. İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu ve TODAİE mezunu. PTT Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış bir isim 3.(XIV), 4.(XV) ve 5.(XVI) Dönem Erzurum Milletvekilliği ile Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulunmuş.


İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti sırasında yani 1977 seçimlerinden sonra CHP %41 oy almasına rağmen, elde ettiği 213 milletvekili hükümet kurmasına yetmediği için AP Genel Başkanı Süleyman Demirel tarafından AP-MSP-MHP'den oluşan hükümette Kültür Bakanlığı görevini yürütmüş Danışman.

Danışman'ın ismi yıllar sonra bir kez daha gündeme gelmişti. Yanda çocukluk fotoğrafları görünen UNİ-Mar şirketi, kendi yönetim kurulu başkan vekili ve genel müdürü Ahmet Ümit Danışman ve  Enerji Bakanlığı'nın yap-işlet-devret'lerden sorumlu müsteşar yardımcısı  Haldun Atıf Danışman kardeşler yüzünden babalarının adı yine gazete haberlerine çıkmıştı.

Müsteşar Yardımcısı abinin, enerji üreten bir firmanın müdürü olan kardeşinin şirketine bazı avantajlar tanındığı tartışması çıkmıştı.

Danışman'ın oğlulları böyle. Peki ya babası? Baba "Hoca" Sakıp Efendi Erzurum Müftülüğü görevinde bulunmuş bir isim.  Sakıp Danışman'ın ölümünden kısa bir süre önce Fethullah Gülen ile yaşadığı bir problem Gülen tarafından da şöyle anlatılıyor:

Sakıp Efendi, bir zaman kültür bakanlığı yapmış olan Rıfkı Danışman Beyefendi’nin babasıydı. Büyük bir âlimdi. Kendisinden çok az da olsa ders dinlemiştim. Gençliğim sırasında bir defasında Erzurum’da vaaz vermiş ve bir sinemada oynatılmak üzere afişleri asılmış bulunan “İslâmiyet’in Doğuşu” mu, yoksa “Hazreti Ömer’in Adaleti” mi, bir filmin oynatılmasını, “Eşya misliyle temsil edilir, kimse Hazreti Ömer’i, Hazreti Hatice’yi oynayamaz.” diyerek önlemeye çalışmış ve halkı uyarmıştım. Halk da usûlünce o filmin oynatılmasını protesto etmişti.

O zaman Sakıp Efendi Erzurum’da müftü idi. Bu hâdise, oldukça canını sıkmıştı. Daha sonra, askerde iken izinli olarak Erzurum’a geldiğimde yine vaaz etmek istedim. Önceki hâdise dolayısıyla Hocamız izin vermek istemedi. Halk, sokağa döküldü ve bunun üzerine müsaade etmek zorunda kaldı. Daha sonraları, hastalanıp yatağa düşünce, “Gidip bir ziyaret etsem, acaba kabul eder mi?” diye haber gönderdim. Kabul buyurmuşlardı. Ziyaretine vardım ve ölüm döşeğindeki o hasta adam beni kapıda karşıladı, boynuma sarıldı.

Evet, o öylesine kâmil bir insandı. Şark’ın daha başka şehirlerinden de âlim, kâmil zatlar çıkmıştır ama, böylesine mübarek insanlar o zaman en çok, Erzurum ve İstanbul gibi yerlerde bulunuyordu. (24.12.2011)
Küçük bir haber ve internette biraz gezinme bakın nasıl ilişkileri ortaya çıkartıyor. (Yine mi Yalçın Küçük gibi yazdım yoksa?)


10 Mayıs 2013 Cuma

Yine Taraf, yine Gülen, yine Cemaat!


Daha bir kaç gün önce,   Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi?  diye bir yazı yazmış, Taraf ile Gülen Cemaat'i arasında kurulan ilişkiye dikkat çekmiştim.

Cemaate dahil olduğunu çeşitli yerlerde açıklayan isimlerin köşe yazarlığı yapması, Taraf'ın abonelik sisteminin Cemaatin gazetesi Zaman'ın desteği ile kurulması gibi kimi organik, kimi inorganik bir çok bağlantı var Cemaat ile Taraf arasında. Tabi gazetenin logosundaki yeşilin Cemaati imlediğin söyleyecek kadar düşürmeye gerek yok düzeyi.

Ancak dile getirilen ilişki iddiası belki de ilk kez bu kadar net ortaya kondu. Pennsylivania'da Gülen'i ziyeret eden isimlerden biri olan Amberin Zaman, bir süre önce Habertürk'ten patron kararı ile kovulmuştu. Aynı zamanda The Economist dergisinin Türkiye temsilcisi olan ve yazıları ile hükümete yönelik eleştirileri -kovulmasından sonra da- yabancı basında dile getiren Zaman, ABD gezisi sonrasında "yuvaya geri döndü".

İlk yazısında Barış Yarkadaş'ın dile getirdiği "Taraf'a Gülen ile görüştükten sonra döndü" iddiasını -ve diğer iddaları- sert bir dille yalanladı. Neler yazdı önce ona bakalım, ardından o cümleler içinde en çarpıcı olan bölüme ayrıntılı şekilde bakalım:


Gelin görün ki görüşmeye tanık olan aramızdan birileri bir internet sitesine görüşmeye dair hayal ürünü bir dizi çirkin iddialarda bulundu. Örneğin Mehmet Altan Hoca'nın elini öpmüş. Yalan. Gülen kanepeye oturmuş, Altan da. Bizler ise yerde bağdaş kurmuşmuşuz. Yalan. Hiç birimiz yerde oturmadık. Gülen'in Başbakan'a yönelik sarf ettiği iddia edilen birtakım sözler karşısında ben "Hele şükür, bunları birinin söylemesi gerekirdi" demişim. Yalan. Mehmet Altan bu sözlerime onay vermiş. Yalan. Gülen'den de "daha ateşli konuşmalar" yapmış. Yalan. Yavuz Oğhan Gülen konuştukça "başıyla onaylama hareketi" yapmış. Yalan.

TARAF'A GÜLEN İLE GÖRÜŞTÜĞÜM İÇİN  DÖNMÜŞÜM

Bu arada Taraf'a dönüşüm de Gülen'le yaptığım görüşmeyle ilişkilendiriliyor. Yalan. Gittiğimde Taraf'tan herhangi bir teklif henüz gelmemiş olduğu gibi sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. Ümit Aslanbay şahidimdir.

BATSIN BÖYLE GAZETECİLİK

Üstelik Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarına ilişkin süreçte Cemaat'i sertçe eleştirdim. En çok eleştirdiğim yanları da bu eleştirilerin karşısında sergiledikleri kibre varan tahammülsüzlükleriydi. Cemaat'e yakın gazetelerde, özellikle de Today's Zaman da bu kez beni hedef alan yazılar yayımladı.
Bu iğrenç yalanları kim ve hangi maksatla yaydı inanın aklım almıyor. Ama her kimseniz batsın böyle gazetecilik.

Amberin Zaman'ın Cemaat'i çok eleştirdim şeklinde dile getirdikleri doğru. Bu konuda Google taraması bile yeterli sonucu verir.  Sonrasında hükümete yönelik eleştirileri de ortada...

Ama söylediği bir cümle var ki, ona anlam vermek çok zor. 

(Gülen ile) sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. 
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Neşe Düzel'in çağrısı ile Taraf'a giden Amberin Zaman görüşme sırasında Ümit Aslanbay'ın da şahit olduğu sözleri ile -hiç Political correctness olmayacak biliyorum ama- "merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" durumu.

Taraf genel yayın yönetmenine neden yeni bir yazar "Cemaati de eleştirme" izni alır?  Bu bir soru olarak ortada duruyor.


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Mehmet Altan Fethullah Gülen'in elini öptü mü?

Gülen'i ziyaret eden gazetecilerin kimliği ve yapılan konuşmalar medya gündemini meşgul ediyor. Yarkadaş, sitesinde Mehmet Altan'ın Gülen'in elini öptüğünü, "yeter artık Erdoğan'a karşı yumruğunuzu masaya vurun" dediğini yazmıştı.
  
Mehmet  Altan, ABD'de Fethullah Gülen'i ziyaret eden grupla ilgili olarak Yarkadaş'ın öne sürdüğü iddiaları yalanladı.

Altan, Gülen'in elini öptüğü iddiasını da içeren Yarkadaş'ın yazısı için "deli saçması" ifadesini kullandı ve "Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti" dedi.

 Mehmet Altan, Yarkadaş’ın yazısındaki iddialara ilişkin olarak T24'e şu açıklamayı yaptı:
 
"Birincisi bir gazetecilik tekniği açısından yanlış. İsmi verilmeyen bir kişinin verdiği bilgi olarak söz ediliyor.  Biz oradaki Balkan göçmen derneklerinin daveti üzerine gittik. Davetin programlarından birinde de Gülen ile görüşme vardı. Orada bulunan gazetecilerden hiçbiri bunu yazmadı. Yazmaya çalışan ise adı verilmeyen bir gazeteciye göre bunu anlatıyor.

Benim üzerimden bir yalan dolan ürüyor. En baştan alırsak zaten isimler yalan. O toplantıda Harun Tokak ve Mustafa Yeşil yoktu. İlk yalan dolan buradan başlıyor. Sonra yok efendim el öpmüşüm filan. Deli saçması bir durum. El öpmek, el öptürmek adetim değildir. Ben 60 yıldır bu ülkede yaşıyorum. Beni bilen bilir. İftira kampanyası… Üstelik ben demişim ki, yumruğunuzu vurun... Benim derdim iktidar kavgaları değil, sistemin demokratikleşmesi. Ben gerçek demokrasinin peşinde birisiyim. Bunu söyleyeceksem kendim söylerim.

Sonra Taraf’ta yaşananları Fethullah Gülen görüşmesine bağlıyor. Yani ben iktidar savaşını kışkırtıyorum, sonra Taraf’ta operasyon yapıyorum… Abuk sabuk şeyler… Akşama da Obama’ya telefon edeceğim!

Bu Türkiye’de barış ve demokrasi isteyenlere karşı hamam böceği operasyonu. Ürküntüm gazeteciğin ne hale geldiği… Bunun engeli yok,  bunun denetimi yok…  İsimlerden başlayan yalan baştan aşağı yalan, katılanlar bile yalan ama yazılabiliyor… Bu nasıl bir gazeteciliktir. Bu nasıl karakterdir. Kim bu kadar yalandan medet umuyor? Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti?

Benim üstümden neden bir iftira kampanyası üretiliyor? Ben Türkiye’de kalıcı barış ve demokrasi istiyorum. Diktatörlük peşinde olanlar var. Benim derdim  iktidar kavgaları değil, bu 12 Eylül anlayışının değişmesi."

Gülen'i ziyaret edip elini öpen gazeteciler kim?

Son günlerde Gülen'in, kendisini ziyaret eden bir dizi gazeteciye Başbakan Erdoğan'ın "güç zehirlenmesine uğradığı"nı söylemesi AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin yeniden konuşulmasına neden oldu.

Peki kim o gazeteciler ve neler konuşuldu?



İddiaya göre o gazeteciler  Mehmet Altan,  Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Amberin Zaman, Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk.
 
İddiayı ortaya atan Barış Yarkadaş, Taraf gazetesinde yaşananların ardında Mehmet Altan'ın olduğunu öne sürdü. "Mehmet Altan'ın Fethullah Gülen'in elini öptüğünü" söyleyen Yarkadaş, "Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, 'Artık yeter, elinizi masaya vurun' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor" dedi.

Yarkadaş, yazısında, "Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor" ifadelerini kullandı.

Barış Yarkadaş'ın www.gercekgundem.com sitesinde yayınlanan (07.05.2013) yazısı şöyle:
Pazar günü kaleme aldığım ''Milli Merkez ve Fethullah Gülen'in sohbeti...'' başlıklı yazı gündemi sarstı. Yazıda yer alan analiz ile kulis bilgileri, ulusalcı kesimlerden Atatürkçülere, Fethullah Gülen Hareketi'nden AKP tabanına uzanan geniş bir yelpazede tartışıldı. Medyadaki gelişmeleri haber veren internet siteleri ise özellikle yazıda yer alan "Fethulah Gülen'in sohbeti'' başlıklı kısmı öne çıkardı. Birçok internet sitesi, "Gülen'in toplantısına hangi gazeteciler katıldı?'' diye sordu.

Dört gazeteciyi yazmıştım 

Zira; ben o yazıda, Gülen'in ABD'deki evinde bir süre önce gerçekleşen ziyarete, dokuz gazetecinin katıldığını, bunların dördünün Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman olduğunu yazmıştım. Diğer beş gazetecinin isimlerini ise öğrenememiştim!

Bakın kimler varmış? 

Dün gece sohbet ettiğim Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen bir tanıdığım, "Keşke bana sorsaydın...'' dedi. "Sorsaydın, herkesin bir sır gibi sakladığı isimleri ve sohbeti anlatırdım'' diye de ekledi. Hemen ardından ise, benim eksik bıraktığım isimleri sıraladı: ''Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk...''

Çok sert sözler


Gülen'in daveti üzerine ABD'ye götürülen bu dokuz gazeteci, yaklaşık 15 gün önce gerçekleşen bu ziyarete ilişkin hiçbir şey yazmadı! Belli ki; Fethullah Gülen'in "Türkiye bir diktatörlüğe gidiyor'' tespitini yazmak istemediler... Çünkü; bunu en başta Ekrem Dumanlı'nın istemediği biliniyor.
Hatırlarsanız, bir önceki yazıda, Dumanlı'nın Fethullah Gülen'in yanında, "Bu sözler yazılmasın'' dediğini aktarmıştım. Dumanlı, mevcut statükosunu koruma adına, Gülen'in sözlerini kamuya duyurmamaya ve ''AKP'yle yaşanan çelişkiyi derinleştirmemeye'' çalışıyor.

Gülen'in sözleri kamudan saklanıyor 

Zira; Dumanlı ve çevresi, AKP ile açıktan girilecek bir kavganın, mevcut statükolarını sarsacağını görüyor. Bunun yerine, kendi tabanlarına "Her şey yolunda, AKP güzel şeyler yapıyor, merak etmeyin'' mesajı veriliyor. Gülen'in "barış ve çözüm süreci''ne ilişkin dile getirdiği kaygılar ile çok sert eleştirileri ise ısrarla saklanıyor.
Oysa ki; Fethullah Gülen'in medyadan sır gibi saklanan sözlerine yansıyan öfke, işlerin Zaman Gazetesi ve çevresinin anlattığı gibi gitmediğini gösteriyor. Toplantıya katılan ancak buna ilişkin tek satır bile yazamayan gazeteciler, yakın çevrelerine "Gülen, AKP ile gönül bağını tamamen koparmış'' diyor. Tabii aynı kişilerin, bu gerçeği bilmelerine rağmen, köşelerinde tam tersini yazdıklarını da not düşmek gerekiyor...

Altan'ı dinlerken şaşırmışlar

O toplantıdan dişarıya sızan bilgilere göre, sohbetteki en ateşli ismin Mehmet Altan olduğu görülüyor. İddiaya göre, Mehmet Altan, Gülen'in odasına girerken, "Hocaefendi''nin elini öpüyor! Yıllardan bu yana "Birey, birey, birey'' ve "2. Cumhuriyet...'' deyip başımızın etini yiyen Mehmet Altan'a ilişkin anlatılan bu iddia eğer doğruysa, Altan'ın bundan sonraki sözlerinin hiçbir hükmü kalmıyor...

Gülen'e sesleniyor


Altan'ın ''ateşli'' tavrı, kuşkusuz bununla sınırlı değil... Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, "Artık yeter, elinizi masaya vurun'' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor. Diğer gazeteciler ise hem Altan'ı, hem de Gülen'i sessiz sedasız izliyor. (Geri döndüklerinde tek bir satır dahi yazmadıklarını hatırlatmama gerek yok sanırım...)
Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor. Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan, Ardan Zentürk, Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman ise bunları biraz da şaşkınlıkla dinliyor. Ekrem Dumanlı, ''hocaefendi''nin sözlerinin dışarı yansıyacağını anlayınca, "Bunlar yazılmasın'' diyerek müdahale ediyor. Mahmut Övür ise "Tabii ki; zaten aile içi sohbet ediyoruz'' karşılığını veriyor.

Taraf birdenbire karıştı


Bu görüşmenin hemen ardından, Taraf Gazetesi'nde ilginç gelişmeler yaşanıyor. TV Net'teki Muhalif programında da anlattığım üzere, ''Taraf Gazetesi'ndeki operasyonun, Mehmet Altan tarafından gerçekleştirildiği'' söyleniyor. Altan'ın gazetenin yeni yayın çizgisini belirlediği ve yeni dönemde kimlerin yazacağına karar verdiği iddia ediliyor. Cemaate yakın bir isim, bana bu gelişmeyi değerlendirirken, "Taraf'ın yeni misyonu, AKP'yi yerel seçimler öncesi terbiye etmek'' sözlerini sarf ediyor. Görüşmeye katılan Amberin Zaman'ın Taraf'a yazar olması, Mehmet Altan'ın demeçlerinin birinci sayfaya taşınması, ilginç gelişmeler olarak değerlendiriliyor.

ABD'deki görüşmelere tekrar dönersek...


Ayrıntılarına dün ulaşabildiğim bu görüşme ve sohbet, AKP'ci ve cemaatçi yazarların, hem kendi tabanlarına, hem de kamuya doğru bilgi vermediklerini gösteriyor. Bunun medyadaki karşılığı, ''karartma''dır. Ekrem Dumanlı, bu tavrıyla, hiç kimseye medya etiği dersi veremeyeceğini bir kez daha gösteriyor! Zira; Ekrem Dumanlı haberi saklıyor ve kamuya karşı olan görevini yerine getirmiyor. Aynı tespit, diğer yazarlar için de geçerli...
Gazetecinin görevinin kamuya doğru bilgi vermek olduğunu hatırlatmaya gerek duymak çok acı... Dokuz gazetecinin bulunduğu bir ortamda, haberin saklanması ve gerçeğin üzerinin örtülmesi, medyamızın içine düşürüldüğü durumu göstermesi açısından net bir tablo olarak karşımızda duruyor...

Fethullah Gülen kime 'küstahlaşıyor' dedi?


Neyse ki; ben pazar günü bu görüşmenin bir kısmını yazdıktan 24 saat sonra internet sitesine bir video yükleyen Fethullah Gülen, düşüncelerini artık içinde saklamayacağını ilan ediyor.
Fethullah Gülen, benim önceki yazımda yer alan ifadeleri doğrularcasına, "Küstahlaşma ve edindiği güç yüzünden kendini kaybetme'' üzerine esaslı bir vaaz veriyor. Gülen'in sözlerinin hedefinin kim olduğu çok açık... Egemen Bağış bu yüzden, Gülen'in ismini vermeden, Başbakan'ı koruyan bazı tweetler atmak zorunda kalıyor. Mehmet Baransu ise Bağış'ın sözlerinin yer aldığı tweetlerin, Fethullah Gülen'e karşı yazıldığı tespitini yapıyor. Baransu, tweetinde bunu açıkça söylüyor.
Bu meseleye; gerek duyarsak önümüzdeki günlerde yeniden devam ederiz...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi?

Taraf gazetesi kurulduğundan bu güne Gülen Cemaatinin açık desteğini almak, hatta cemaatin yayın organı olmak ile itham edildi.

Gazetenin kurucu babası Ahmet Altan'ın "çantacı" ve "fırıncı" diye tanımladığı "abi"leri ile yaptığı görüşme dışında Taraf ile Cemaatin arasındaki ilişkinin çok farklı boyutları vardı.

İlişki sadece Cemaat'e mensup olduğunu gizleyen ya da gizlemeyen pek çok yazarı olmasından kaynaklanmıyor. Gerçi bu ilişkilendirme Cemaat dahail pek çok kişiyi de rahatsız ediyor. Öyle ki Zaman gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı 2012 başında kaleme aldığı bir yazı ile Taraf gazetesinin üç yazarının ismini vererek "Cemaatin kalemleri" olarak nitelenmelerinden rahatsızlığını dile getirmişti:

"Mehmet Baransu, Emre Uslu, Önder Aytaç, hatta bazı Zaman yazarları... Bazı gazeteciler ne yazsa ne söylese hepsi 'cemaat'ten biliniyor. Aslında o gazeteciler defalarca açıkladı, "Biz cemaat sözcüsü değiliz; kendi düşüncelerimizi yazıyor, konuşuyoruz." dediler. Maalesef bazılarının umurunda bile değil. Varsa, yoksa cemaat! Tam bir paranoya ile karşı karşıyayız.

Hal böyle olunca bu yanlış algıya muhatap insanlara da büyük sorumluluk düşüyor. Keşke onlar üzerinden yürütülen psikolojik harbin değirmenine su taşımasalar ve bazı art niyetli kişilere fırsat vermeseler; sonuçta büyük bir kitlenin zan altında bırakılması da büyük bir vebaldir..."

Taraf gazetesinin  "abone olun gazeteniz kapınıza gelsin"  sloganı ile başlattığı abonelik sistemine en büyük desteğin Zaman gazetesinden geldiği de biliniyor.

Tüm bunları ardarda koyduktan sonra gelelim Taraf gazetesinin Oral Çalışlar'ın istifaya zorlanması sonrasında Cemaat ile ilişikli yorumlara.

Kavga ve bölünmenin arkasında "barış" mı "demokrasi" mi dualizmi yatıyor. Cemaat de yorumlara göre bu ikileme içinde kendine göre bir 'taraf' tutuyor. Peki orası neresi?

İlk ilginç yorum Milliyet'in yeni yazarı Nagehan Alçı'dan geldi. Alçı'nın eşi Rasim Ozan Kütahyalı'nın da Taraf'ın eski yazarı olduğunu hatırlayalım.  Alçı, Taraf'tan olaylı bir şekilde ayrılan Melih Altınok [Melih Altınok için ayrı ve uzun bir değerlendirme yazmayı da planlıyorum... Şimdiden yazma sözünü vereyim...] ile görüşmüş ve söylediklerini köşesinde okurlarıyla paylaşmıştı.

Taraf'taki ayrışmayı "barış" istemeyen Gülen Cemaati'ne bağlayan Altınok'un iddialarını aktarmakla yetinmeyen Alçı, Cemaat adına konuşmaya kendini yetkin gören bir isim (kim olduğu belli değil) ile de görüşmüş ve o iddialara yanıt da almıştı.

Alçı'nın köşesinden okuyalım:
Geçtiğimiz günlerde gazetesinden istifa eden Taraf yazarlarından Melih Altınok da yukarıdaki değerlendirmeyi destekliyor.

Hatta daha da ileri giderek bu yaşananların arkasında Pensilvanya'nın olduğunu söylüyor:

"Barış ve çözüm sürecine destek veren bizleri tasfiye planının arkasında Fethullah Gülen ve cemaat var. Gülen çözüm sürecine karşı çok mesafeli. Yaşananlardan memnun değil. PKK'ya karşı mücadeleye devam edilmesinden yana. (...)

Fethullah Gülen'in endişeleri

Taraf ve Pensilvanya iddialarını sormak için muhatapları aradım. (...) Gülen Hareketi ile ilgili iddialar için de hareketin ileri gelenlerinden birine sordum. Şu yorumu yaptı:

"Bunlar spekülasyon. Taraf'ta yaşananlarla hiç alakamız yok. Hocaefendi 'Sulhta hayır vardır' düşüncesiyle barış ve çözüm sürecine destek vermişti, hatırlarsanız. Hala o desteğin arkasında. Ancak bazı endişeleri var. Burada endişe kelimesinin altını çizmek istiyorum... Hocaefendi geçtiğimiz hafta bazı gazetecilerle görüştü. Mehmet Altan da oradaydı. Ben de bu görüşmenin tanığıyım. Asla Taraf'a dair bir şey konuşulmadı. Biz Oral Çalışlar'ı severiz, Taraf'ta yaşananlara çok üzüldük. Neşe Düzel, Çalışlar'dan daha iyidir demeyiz. İkisi de ayrı ayrı önemlidir. İddialar 'Her Taşın Altında Cemaat Var' paranoyasının bir ürünü."

Bu yorumlamalar ve yanıtları çarpıcı elbette ama Alçı'nın iddiasının bir kaç saat içinde boşa çıktığını da ekleyelim.  Metin Altınok  twitter hesabından Negehan Alçı'nın yazısındaki sözleri söylemediğini belirterek şöyle yazdı:

"Bugün Nagehan Alçı'nın yazısında yer alan "taraf operasyonun arkasında Gülen var" sözleri bana ait değil. Nagehan gerekli açıklamayı yapacak Taraf olayıyla ilgili çok çeşitli iddialar ortalıkta biz siz de duyuyorsunuz, ama benim "bu işin arkasında cemaat var" demem mümkün değil. Nagehan'la konuştum, cemaatle ilgili bana atfettiği sözlerle ilgili tekzibimi yayınlayacağını. programında da anlatacağını söyledi"