habertürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
habertürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2014 Pazar

Yaşar Nuri konuşunca olanlar olmuş Saba... Herşey yolunda değilmiş.

Tarih: 14 Haziran 2013
Saat: 12.16
Telefonun bir ucunda Başbakan Erdoğan var diğer ucunda ise "Alo Fatih" Fatih Saraç.

Konu, Ciner Medya Grubu’nun ihalesiz bir şekilde TMSF'den aldığı Show TV'da yayınlanan “Saba Tümer’le Bugün” programı.

Başbakan Erdoğan, programa konuk olarak katılan İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk’ün yorumlarından öyle rahatsız olmuş ki, azarın kalayın bini bir para... Tabi özürün, af dilemenin, mahçubyetin de... Ufuk Köroğlu bugün piyasaya çıkan  Karşı Gazetesi'nin ilk manşet haberinde bu görüşmenin tapelerini yayınladı:
Recep Tayyip Erdoğan: Yanında kimse var mı?

Fatih Saraç :
Şu  kapıları kapayın... Yok efendim


Recep Tayyip Erdoğan:
Ya bu Show’da Yaşar Nuri’yi hiç dinliyor musunuz? Adam bize ne hakaretler yapıyor. Ya sen İslam’ı bilen birisin Fatih. Ya bu adamı nasıl çıkartıyorsunuz? Hiç siz ya


Fatih Saraç
: Abicim, sayın Başbakanım kesinlikle böyle bir şey yok. Hatta şunu söyledim. Bitirin dedim. Süresinde bitirmek sizin hassasiyetinize


Recep Tayyip Erdoğan:
Yani halka biz afedersin seçimden önce kömür dağıtıyormuşuz, pirinç dağıtıyormuşuz yani


Fatih Saraç
: Çok özür dilerim efendim. Sizi üzdüğüm için çok özür dilerim mahcubum. Anlaşılmıştır efendim. Tamam efendim. Çok özür diliyorum.
O PROGRAMDA NELER OLMUŞTU?

Saba Tümer ile birlikte cuma günleri Show TV'de ekrana çıkan Yaşar Nuri Öztürk, program başladıktan 15 dakika kadar sonra hükümeti, AK Partiyi ve Başbakan Erdoğan'ı isim vermeden sert bir şekilde eleştirip bir de üstüne konuyu Gezi Parkı eylemlerine bağlayıp Erdoğan'a yönelik "direnişin üzerine panzerleri salıyorsun Nereye kadar götüreceksin bunu, bağırıp çağırıyorsun, gözlerini faltaşı gibi açıp…" diyince olanlar oldu. Bakın neler demişti Yaşar Nuri Öztürk:

Yaşar Nuri Öztürk: Dünya standartlarına bakın, açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen rakamlar var. Türkiye'de mesela işi var denilen insanların çoğu açlık sınırının altında para alıyor. Bu insanların dünya standardında işi var mı? Kaldı ki dünya standartlarını geçin, Türkiye standarlarının bile işsizlik yüzde 20'yi bulmuş. Siz makro planda Türkiye'deki parayı, 74 milyona bölerek fert başına millil gelir hesaplıyorsunuz. Böyle bir şeytanlık var mı kim yutar bunu?

50 tane holdingin kasasına giden paraları nüfusa böl, fert başına milli gelir hesapla. Utanmıyor musun sen? O paradan Çemişkezek'deki, Taşlıtarla'daki, Sürmene'deki, Bayburt'daki adamın sofrasına bir zeytin gitmiş mi?

Ondan sonra Ramazan'da yemek çadırı açıp, tabiri caiz ise insanları ne yerine koyuyorsun? Beş çuval kömür, üç file yiyecek ile seçim arifelerinde bakar mısınız? Ondan sonra Direniş oldu… Direniş olunca ne yapıyorsun? Panzerleri üstüne salıyorsun. Nereye kadar götüreceksin bunu, bağırıp çağırıyorsun, gözlerini faltaşı gibi açıp… Nereye kadar götüreceksin bunu. Kendine baksana aynada.

Saba Tümer: Her şey olumluya gidiyor. O kadar umutsuz olmayın bence.

Yaşar Nuri Öztürk: Hayır ben umutsuz değilim. Ben umutsuz olsam son 35-40 yıldır hiç konuşmamam gerekirdi. Gider avukatlık yapardım her halde.

Saba Tümer: Orada konuşurdunuz hocam…

Yaşar Nuri Öztürk: Evet gider para kazanırdım.


REJİ UYARDI REKLAM ARASINA GİTTİLER VE...

Bu diyalogun ardından "Ben bir 60 saniye ara vermek istiyorum." diyen Saba Tümer, yaklaşık 1 dakika süren reklam arasından döndükten sonra tekrar "Şimdi bir reklam arası verelim, Hocam siz sorularınızı okuyun, izleyicilerimiz de sorularını yollasınlar, sonra devam edeceğiz" dedi ancak program reklam arasından sonra birden bire, jenerik bile girmeden bitti.

Biz medya dünyasındakilerin reji uyarısı ile gerçekleştiğini düşündüğümüz yayın kesintisinin kaynağı meğer daha yukarılar, hatta en tepedekiymiş.

HOCA ELEŞTİRİLERİNİ BİLEREK YÜKSEK TONDAN YAPTI

Milliyet gazetesinde  televizyon yazıları yazan Sina Koloğlu 18 Haziran günü, yani olaydan 4 gün sonra köşesinde yaşananları şöyle yorumlamıştı:
"Yaşar Nuri Öztürk'le sanırım Show TV'nin muhabbeti bitmiştir. "Yayından kaldırın" kararını veren kimdir? Belli. Yaşar Nuri Öztürk, bir zamanlar Habertürk gazetesinde yazıyordu. Yazması istenmedi. Bana göre Hoca eleştirilerini bilerek yüksek tondan yaptı. Zaten bu kanalda programının devam etmesi mümkün değildi. Saba Tümer cephesindeyse durum farklı. Olan bitenden haberi yoktu benim bildiğim. Yani reklamların bu kadar uzamasından ve verilen karardan."

SABA TÜMER: HERŞEY NORMAL

Biz haberi Yaşar Nuri konuştu Saba Tümer bitti! diye kullandık çalıştığım internet sitesinde. Saba Tümer ise bu durumdan rahatsız olmuş olacak ki, reklam arasında biten programının yayından kaldırıldığı iddiasını yalanladı,  neden veda etmediğini twitter'dan şu sözlerle açıklamaya çalıştı:

*Her yilki gibi okullarin kapanmasiyla beraber bizde SEZON FINALI yaptik. Memleketimde yasanan olaylar yuzunden tatile girdik laylaylom demek icimden gelmedi normal olarak. Yani arkadaslar anlayacaginiz hersey normal ve akisinda:)) eylulde gorusmek uzere...
Böyle diyordu "Bayan Kahkaha" ama normalde 1.5 saat süren programın 20 dakikada neden 'veda bile edilmeden' kesilidiğini açıklamaya yetmiyordu bu herşey normal mesajı.

Saba Tümer herşey normal diyordu ama onun yayın saati için Ağustos ayında Gülben Ergen ile anlaşma yapıldığı ortaya çıktı önce, ardından da Acun Ilıcalı'nın Başbakan Erdoğan'ın direktifi ile satın aldığı TV8 kanalı Saba Tümer ile anlaştı.

Tüm bunlardan arta kalan ne? Başbakan Erdoğan'ın sabahtan akşama kadar Habertürk, Show TV gibi kanalları izlediği, beğenmedi programlar için kanal yönetimini ya da Alo Fatih'i aradığı mı? Sadece bunlar olsa belki "aman canım o da insan, tabii izleyecek" der, hatta "sırf 24 TV izlemesinden daha iyidir yahu, bırakın Show TV de izlesin biraz" derdik... Lakin bunlardan daha önemli bir şey var. Bir başbakan'ın programı beğenmedim demesi üzerine yayından kaldırılmasını sağlayan mekanizma. Alo Fatih'in, "burası Cemaatin kanalıdır" diyen patron Turgay Ciner'e rağmen, kanalın tepesine gelip oturması, Show TV'nin ihale bile yapılmaya gerek duyurlmadan Ciner grubuna verilmesi, bu medya yapısının geri dönüşü olmayan bir şekilde dönüşmesi...

Bunlar bence Başbakan'ın beğenmedi yayınları sansürlemek için kanalı aramasından daha vahim...

7 Şubat 2014 Cuma

Fatih Altaylı: Ankette Manipülasyon yapsam... Ne dersin?

13 MART 2013

Habertürk gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, bundan sonra başbakan Erdoğan'ın kendine hitabı  "Alo Fatih" ile anılacak olan Habertürk Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanvekili Fatih Saraç'ı arıyor ve anketlerde manüplasyon yapayım diyor:

f.saraç - evet?

f.altaylı - diyorumki ben, bu anketin bdp ile olan bölümünü ben biraz anket şirketiyle konuşsam, iki puan yüksek göstersek ne dersin?

f.saraç - mhp'ninkini alıp oraya koyun ya.

f.altaylı - hı?

f.saraç - mhp'ninkini alıp oraya koyun.

f.altaylı -
işte biz kararsızlardan biraz aktarırım, biraz mhp'den aktarırım falan manipülasyon yapıyım.

f.saraç - ama bazı bilgiler var ha, onu şimdi oradan çıktım şeyde, çamlıca’dayım. (başbakan’ın kısıklı’daki evinden çıkıyor) yani seninle konuşacağım nelerini yayınlayacan, ne yapacan.

f.altaylı - işte konuşalım onları bi.

f.saraç - tamam, ben seni çıkıyım, yarım saat sonra çıkıyorum.

f.altaylı - ben ...

f.saraç - seni arayabilirim ama.

f.altaylı - tamam okey, çıkınca ara beni.

f.saraç - tamam hadi.

f.altaylı - tamam hadi, bay bay.



 

6 MART 2014 

Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı yukarıdaki ses kaydı, internette yayınlandıktan sonra, ses kayıtlarının montaj olduğunu, konuşmanın bütününe bakmak gerektiğini savunarak "Gelen anketi olduğu gibi yayınladık.Bizi bu kavgada bir taraf yapmak istiyorlar. Habertürk de inatla kimsenin yanında yer almıyor." dedi.

Kendini mağdur ilan etti

Altaylı doğal olarak kendisini sıkıntıya sürükleyecek bu ses kasetleriyle ilgili iddiaları yalanlayarak kendini mağdur ilan etmeyi de ihmal etmedi. Altaylı, konuyla ilgili hiç bir alakası olmamasına rağmen "2007'de benim başında bulunduğum gazeteye sahte bir belgeyle el kondu. Bunu niye kimse hatırlamıyor? Medyada Fatih Altaylı ve Ciner Grubu'nun ödediği bedeli neden kimse hatırlamak istemiyor" dedi.

Diğerlerine bok attı!

Habertürk Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanvekili Mehmet Fatih Saraç 'ın gazetedeki konumunun da açık olduğunu belirten Altaylı, "Saraç Grubun yönetiminde. Gazetede adı yazıyor. Gizli saklı bir şey değil. Habertürk'te her şey şeffaf. Diğer gruplarda neler oluyor, kimse buna bir şey demiyor" dedi.

"Bir yerde olmak olmamaktan iyidir
"
 
Altaylı, artı 1 tv'de Mirgün Cabas ile Herşey programına telefonla katıldı ve sorularını yanıtladı. Cabas'ın "Vahim bir duruma düştüm. Şimdi bu durumdan kurtulsaydım" diye düşündüğün oluyor mu? sorusuna ise, "Çok vahim duruma düştüğümü zannetmiyorum. Türk medyasının durumu ne kadar vahimse bizim durumumuz da o kadar vahim..Bazı yerde olmak bazı yerde olmamaktan daha iyidir. Birbirimizden farklı bir durumda değiliz. Beni hala oarada tutuyor olmaları da grup açısından önemli" cevabını verdi. Altaylı, Cabas'ın istifa edip etmeyeceği sorusuna ise "İstifa etmeyi düşünmüyorum" diye karşılık verdi.

Senin hiç haber yapman engellenmedi mi?

Program sonunda Altaylı ile Mirgün Cabas arasında karşılıklı soru-cevap trafiği de yaşandı. Altaylı'nın Mirgün Cabas'a sorduğu, "Senin haber yapman hiç engellenmedi mi?" sorusuna Cabas'ın verdiği cevap bir hayli çarpıcıydı: "Evet engellendiği için orada değilim.. "

5 Şubat 2014 Çarşamba

Erdoğan'dan Habertürk'e telefonla direktif...

Başbakan Erdoğan'ın, Habertürk TV ekranındaki bir son dakika bandındaki ifadeler yüzünden kanal yöneticisi Fatih Saraç'ı arayarak derhal müdahale ettiği konuşmanın ses kaydı yayınlandı.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, BİM marketler zincirinin kurucu ortaklarından olan ve daha sonra Turgay Ciner'in sahibi olduğu Ciner Yayın Holding'in başına getirilen Fatih Saraç'tan, Habertürk TV'nin ekranından bant akışı içinde geçirilen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sözlerini çıkarmasını istediği ortaya çıktı. Televizyon ve sosyal medyaya yansıyan haberlere göre Erdoğan,  "Hayret ya, bunlara ne gerek var" diyor, Saraç, "Şimdi yapıyorum efendim" karşılığını veriyor.

Artı1 TV ve Artı1 TV internet sitesi haberartibir.com ile Twitter'da paylaşılan haberlere göre, Erdoğan, Saraç'a, Gezi Parkı olayları sırasında 4 Haziran 2013'te Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü göreve çağıran MHP lideri Bahçeli'nin sözlerinin Habertürk ekranında akan yazılı banttan (KJ) geçmesine tepkisini dile getiriyor.

O sırada bulunduğu Fas'tan aradığını ve Habertürk'ü izlediğini belirten Erdoğan ile Saraç arasında geçen konuşmaya ilişkin ArtıTV ile haberartibir.com'da yayınlanan haber şöyle:


Saraç şu sıralar okuduğum Mustafa Hoş'un abluka isimli kiatabında da Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla Habertürk'e gelen ve cemaat örgütlenmesini Habertürk'ten tasfiye eden isim. 

 

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir intihalci olarak Serdar Turgut portresi

Eğer mümkünse bundan böyle lokantalarda hollandaise sos barındıran yemeklerden ısmarlamayın. 
Hollandaise sos azıcık beklediğinde bakterilenmeye başlar; çünkü bakteriler yumurta ve tereyağı ile hazırlanan bu son derece zarif sosa bayılırlar. 
Kitabından konuları öğrendiğim şefin iddiasına göre, şu anda dünyada hollandaise sosu yemek siparişi geldiği anda hazırlayan tek bir lokanta bile yokmuş. 
Abartıyor, bence en azından beş altı lokanta vardır dünyada işi böyle yapan. 
Diğerlerinde ise hazırlanan sos en azından beş altı saat beklediği için bunu yiyenler büyük bir risk altında, benden söylemesi. 
Ancak hollandaise sos şefler açısından iyi bir sostur; çünkü bu da tereyağı israfını önleyen bir şeydir. 
Masalara yemek öncesinde getirilen tereyağı üzerine sigara külünden tutun, ekmek kırıklarına kadar her şey düşer. 
Teorik olarak doğru olan, bu tereyağların çöpe atılmasıdır. 
Ancak nasıl ki hemen hemen hiçbir lokantada, bir masadan alınan ekmek sepetindeki ekmekler de çöpe atılmaz ve başka masalara taze ekmek diye götürülürse (İnşallah bir masa öncesinde oturan müşteriler arasında soğuk algınlığı olan veya şimdi moralinizi bozmamak için saymayacağım başka virüsler taşıyan müşteriler yoktur. Dua edin de olmasın; çünkü bir hapşırmayla iş biter), başka masalardan alınan tereyağı da katiyen çöpe atılmaz. 
Bunların üzerindeki ekmek ve sigara külünü temizleyerek yağı tekrar kullanmanın en iyi ve kolay yolu, bunu hollandaise sos yapımında kullanmaktır. 
Üzerinde ekmek kırıntıları ve sigara külü bulunan yağı iyice erittikten sonra bir süzgeçten geçirip temizlerler ve bunu sos yapımında kullanırlar. 
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Bu uzun alıntı Serdar Turgut'un 10 Kasım 2000 günü Hürriyet'teki köşesinde yazdığı yazısından. Önce 13 küsür yıllık bu yazıyı neden alıntıladığımı anlatayım isterseniz.

ÖZKÖK'ÜN TÜRK MEDYASINA EN BÜYÜK KATKISI

Serdar Turgut'u Hürriyet'in Washington temsilciliği yaptığı zamandan beri okurum. Ertuğrul Özkök'ün medyaya en büyük katkılarından biridir bence. Sarkastik hatta kinik dili, eleştiri oklarını bir tabu kırıcı olarak kullanması, etnik, dinsel, hatta ailesel aktörler ile rahatlıkla dalga geçebilmesi... Bunların hepsi olumlu hanesine yazılacak özellikleri...

Ama giderek değiştiği, Hürriyet'teki köşesinde yazdığı penis yazıları, Akşam'a genel yayın yönetmeni olunca hiç yazılmamış gibi "Milliyetçi ve muhafazakar fikirleri olan; ama modern yaşayan insanların gazetesi olacağız" gibi abukluklara yöneldi.

"Marksizm ile İslam'ın ittifak arayışı ise hem komik hem de geleneğe bir ihanettir." dedikten hemen sonra Gülen'i ziyarete gitti. Eleştirileri ise "Ben Atatürkçü, laik ve seküler cumhuriyete inanan biri olarak, cemaate itici olarak bakmıyorum. Kucaklaşıcı bakıyorum onların içine girerek, onları anlamaya çalışıyorum. Gerekirse onlar gibi davranıyorum. Namaz kılmıyorum, dindar değilim" diyerek yanıtlayabildi.

Gülen'in hediyesi olan saati koluna takarak döndü Türkiye'ye ama Cemaat ile AK Parti savaşı kopunca, Hükümetten yana tavır alarak, "Ben  60 yaşına yaklaşıyorum bu demektir uzunca bir geçmişte Türkiye'nin iniş çıkışlarını biliyorum, yakından yaşadım. Türkiye benim geçmişimde bugünkü kadar tehlikeye yaklaşmadı hiçbir zaman. (...) Şu anda bize olan şey darbenin yerine geçen şeydir.” demeyi tercih etti.

Neyse sözü uzatmayalım. Amacım, Oray Eğin'in dediği gibi  "yaptığı işlere başlaması ve devamını pek getirmemesiyle bilinen"  Serdar Turgut eleştirisi yazmak değil. Şu lokanta alıntısına döneyim.

MR. GURME

Serdar Turgut, bir yandan yıllarca Hürriyet gazetesinde Mr. Gurme takma ismiyle yemek yazıları kaleme aldı (tıpkı Güngör Uras'ın, Ali Rıza Kardüz olması gibi...). Yetmedi Habertürk TV'de aynı isimle bir de televizyon programı yaptı.

Yemek yemekle arasının iyi olduğu görüntüsünden de anlaşılıyor zaten Serdar Turgut'un ancak yemek bilgisinin kaynağının neresi olduğu yukarıdaki alıntıyla ortaya çıktı... En azından benim için.

Geçen sene Digiturk'e üye olup HomeTV'yi izlemeye başlayınca Anthony Bourdain ile tanıştım. Sadece yemeğin değil yemek kültürünün ukala şefi ülke ülke gezip dünya yemeklerini tadıyordu No Reservations isimli televizyon şovunda.

Yiyor, geziyor, hep daha fazlasını görmek, tatmak istiyor; bunun için de çaba sarfediyordu.

Sonra anladım ki zaten kendisini tanıyormuşum. Kitchen Confidential isimli televizyon dizisi Bourdain'in kitabından uyarlanmış meğer...

Hem de aynı isimli kitabından... Aralık sonunda "kitap Türkçe'ye çevrilmiş olabilir mi?" diyerek idefix'e baktım. Evet Mutfak Sırları adıyla çevrilmiş. Oğlak Yayınevi basmış, üstelik 5. baskısını yapmış kitap. Hemen bir tane sipariş ettim ve deyim yerindeyse yutarcasına okumaya başladım.

O zaman ilginç bir durumla karşılaştım. Eski eroinman, uyuşturucu bağımlısı, şeflik yapmaktansa rock star gibi davranan, ama dibe vurduğu zaman durup kendisine bakan, nerede hata yaptığını gören, hatalarından ders çıkartan ve yetinmeyip o dersleri bizimle paylaşan Bourdain'in 2000 yılında basılan kitabında yazdıklarının bir kısmını ben daha önce okumuştum.

Mesela Mutfağımızdan Masanıza başlığı ile daha önce New Yorker dergisinde yayınladığı ve kitabında da önemli bir yer tutan bölümü... New Yorker okumadığıma, Bourdain'i daha önce tanımadığıma göre nereden bilebilirdim ben bu yazdıklarını? Hafızamı biraz zorlayınca aklıma Serdar Turgut'un yazdıkları geldi. Önce Mr. Gurme ismiyle yazmış sanarak Hürriyet arşivlerini karıştırdım. Bulamayınca bir de kendi ismiyle baktım... Bingo!

İşte yukarıdaki alıntı, serbest bir çeviriyle Serdar Turgut'un Bourdain'den aparttığı, hadi akademik jargona uyalım intihal yaptığı bölüm.

Haksızlık etmeyelim, intihalini gizlemek için küçük bir de üçkağıda başvurmuş: "Kitabından konuları öğrendiğim şefin iddiasına göre"cümlesini sıkıştırmış yazısına. Gerçi ne kitabın adı, ne o şefin kim olduğu belli değil.

İşte size bir intihalci olarak Serdar Turgut portresi...

3 Ekim 2013 Perşembe

Demokratikleşme Paketi için kim ne dedi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇIKLADIĞI “DEMOKRASİ PAKETİ” İÇİN 16 GAZETE HANGİ MANŞETLE ÇIKTI? BU GAZETELERDEKİ KAÇ KÖŞE YAZARI “PAKET”İ YAZDI? İŞTE GAZETELERİN “PAKET”E DAİR ATTIKLARI MANŞETLER VE 100 CİVARINDAKİ KÖŞE YAZARININ “PAKET” İÇİN YAZDIKLARI:
MİLLİYET – 18 yeni adım
Fikret Bila: Önemli ve ihtiyatlı adımlar
Güneri Civaoğlu: Güven artırıcı hamleler
Melih Aşık: 6 hafta önce söylenen
Aslı Aydıntaşbaş: Yeterli değil, ama olumlu
Serpil Çevikcan: Bir geçiş sürece metni
Abbas Güçlü: Eğitimde çok şey değişecek
Nihat Ali Özcan: Paketten aslında beklenen
Mehmet Tezkan: Tatmin etmedi eksik kaldı
VATAN – Yeni bir dönem
Güngör Mengi: Paketteni iyiler ve kötüler
Reha Muhtar: Üç seçim sistemi AKP’ye yarıyor
Okay Gönensin: Tabii ki yetmez, eksiğimiz çok…
Ruşen Çakır: Daha fazla, daha iyiye hazırdık
Murat Çelik: Asıl olan uygulama
HABERTÜRK – Demokrasiye bir adım daha
Fatih Altaylı: Kürt’e çiçek, Kandil’e ‘Hayır’ 
Umur Talu: Demokrasi pakete sığsaydı… 
Muharrem Sarıkaya: Paketin getirdiği
POSTA – Kamuda türban serbest
Candaş Tolga Işık: Paketiniz kargoya verildi…
Yalgülü Aldoğan: Paketlenmiş demokrasi!
SABAH – Yeni Türkiye için 20 adım
Mehmet Barlas: “Nefret” suçtur 
Yavuz Donat: Kürtçe propaganda 
Emre Aköz: En iyisi dar bölge 
Süleyman Yaşar: Büyümeye katkı 
Şeref Oğuz: Özgürlük reformu 
Mahmut Övür: Demokrasi şifreleri
Sevilay Yükselir: İnanılmaz bir reform
Okan Müderrisoğlu: Tarihi süreç 
Rasim Ozan Kütahyalı: İleri Türkiye 
Nazlı Ilıcak: Çağdaş Türkiye
HÜRRİYET– Öncü paket
Taha Akyol: Reformist sakin adım 
Sedat Ergin: Alevilerin adı yok 
Metehan Demir: O maddeler bekliyor 
Mehmet Y. Yılmaz: Yetmese de olumlu adım 
Yalçın Doğan: Kürtleri keser mi? 
Akif Beki: Şaşırdım ama ‘evet’ paketi 
Yalçın Bayer: Muhalefetsiz demokrasi 
Fatih Çekirge: Bu çabayı alkışlıyorum
BUGÜN – Özel okullarda Kürtçe eğitim
Erhan Başyurt: Özgürlükler Türkiye’ye kazandırır 
Gülay Göktürk: Emin adımlarla ilerliyoruz  
RADİKAL: Demokrasi 1.0 (Yeni sürüm gelecek)
Eyüp Can: Reform gazına basmak önemli 
Ezgi Başaran: Demokrasi için küçük adımlar 
Tarhan Erdem: Algının özeti: Evet, yola devam 
Ahmet İnsel: Temel haklarda azla kifayet 
Murat Yetkin: Bardağın ancak yarısı dolu 
Cüneyt Özdemir: Paketin Türkçe tercümesi 
Seyfettin Gürsel: Seçim sistemi kimin için risk 
Oral Çalışlar: Ruhban Okulu ve cemevi de olsaydı 
Koray Çalışkan: 15 milyona yok, 3 harfe var 
Deniz Zeyrek: Beklentiler karşılandı mı?
AKŞAM – Erdoğan devrimi
Mehmet Ocaktan: Demokrasi devrimi yapan diktatör
Cengiz Özdemir: Söz sırası muhalefette
Ufuk Ulutaş: Normalleşme paketi ve normalleşmeyenler
Kurtuluş Taviz: Değişim iradesi sürüyor
Emin Pazarcı: Ölümsüzlük iksiri ve fare
TARAF – Evet, devam edelim
Enver Sezgin: Olumlu, ama eksik
STAR – 30 Eylül devrimi
Mustafa Karaalioğlu: Daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak
Fehmi Koru: Korkulardan kurtuluyoruz galiba
Yalçın Akdoğan: Paketin kodları
Ahmet Kekeç: Beğenmiyorsan, daha iyisini yaparsın
Yağmur Atsız: Merak ve heyecan
Eser Karakaş: Bir kez daha “yetmez, ama evet”
Murat Kartoğlu: Hayat tarzına müdahaleyi “suç” yaptı
Sedat Laçiner: Özgür birey, güçlü Türkiye
Mensur Akgün: Bence de yetmez, ama evet
Fadime Özkan: Paketin sürprizi
Bekir S. Gür: Demokratik eğitim paketi
SÖZCÜ – Andınız kaldırıldı, türban va çarşaf serbest kaldı
Emin Çölaşan: Civciv çıktı, kuş çıktı, sadece sıkmabaş çıktı>
Rahmi Turan: Bu paket alkışlanmaz
Mehmet Türker: Paketten PKK ile türban çıktı
Saygı Öztürk: Paket koca bir aldatmacı
TAKVİM – Yeni Türkiye
Ergün Diler: Paket
Bülent Eradaç: Duvar yıkıldı
Mehmet Çetingüleç: Partilere müjde
Bekir Hazar: Yasaklar kalkıyor
TÜRKİYE- Hoşgeldin özgürlük
Nuh Albayrak: Reform nihayet halka inde
Melit Altınok: Balkon paketi
Mehmet Sağırlı: Demokratikleşme paketi kaç kişiye dağıtılacak
İsmail Kapan: Beğenenlere de, beğenmeyenlere de hayırlı olsun
ZAMAN – Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest
Ekrem Dumanlı: Reformlara devam
Bülent Korucu: Paketin dolu tarafları
Abdülhamit Bilici: AK Parti’nin en büyük hizmeti
İhsan Dağı: Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri
Şahin Alpay: Evet! Ama yetmez…
Mümtaz’er Türköne: Zafer anıtını nereye dikelim?
Leyla İpekçi: Paketlerin ruhumuza etkisi
YENİ ŞAFAK: Demokrasiye yüksek standart
Ali Bayramoğlu: Demokratikleşme paketini nasıl okumalı?
Salih Tuna: Erdoğan yanağımızdan makas aldı mı desinler
Ali Saydam: Beklenti yüksek olursa tatmin düşebilir
Akif Emre: And
Mehmet Metiner: Demokratikleşme derinleşerek sürüyor
Abdulkadir Selvi: Durmak yok, reformlara devam
İbrahim Karagül: Paket ve yeni dalga sempati
Osman Özsoy: Gözünüz aydın bacım…
Tamer Korkmaz: Dört Yüz On Bir paket kaosa kalktı!

[Ali Eyüboğlu derlemiş. Ben de ondan aldım. 
Bence "en yandaş yazar" ödülünü Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir, "İnanılmaz bir reform" diyerek haketmiş.  "En yandaş gazete" ödülü ise Star'dan ithal Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın Akşam gazetesi'ne gidiyor: "Erdoğan devrimi" ]

1 Ekim 2013 Salı

Türkiye gazetesi, reklam, değişim ve herşeyin başı kredi...

Daha babası yaşarken şirketin yönetiminde söz sahibi olmak için uğraşan ancak çeşitli nedenler ile bir türlü istediği konumu elde edemeyen Mücahit Ören, Enver Ören'in ölümünden sonra İhlas Holding'in başına geçti.

Holding'in hala TGRT Haber gibi bir kanalı var ama ağırlığı Türkiye gazetesinde dersek yanlış olmaz. Gazetenin yönetiminde ise yıllardan beri Nuh Albayrak var.

Gazete yakın zamanda deyim yerindeyse baştan aşağı yenilendi. Bir yandan tasarımı, bir yandan logosu değişti, diğer yandan da yeni bazı yazar ve muhabirler ile yazıişleri kadrosunu güçlendirdi.

Yeni yazar diyoruz ama aslında yeni dediğimiz yazarlar Taraf'ın eski yazarları: Yıldıray Oğur, Alper Görmüş, Melih Altınok, Ceren Kenar gibi yazarların dışında Arzu Yıldız gibi Taraf muhabirleri de artık Türkiye'de. (İbrahim Kahveci, Burcu Çetinkaya ve Deniz Ülke Arıboğan gibi Tarafçı olmayanları da es geçmeyelim tabii ki).

Bu arada unutmadan Melih Altınok ile ilgili başka bir yazı daha yazdığımı söyleyeyim... OdaTV, BirGün, Taraf, Türkiye şeklinde giden medya karnesine bir süredir Kanal 24'ü de ekledi. Uzun uzun yorumlamazsam eksikliğini hissederim. Ama şimdi değil, daha sonra...

'Daha iyiye ulaşmak için değişim kaçınılmazdı' diyen Mücahit Ören, yeni dönemin amacını "Gazetemizde logo değişimi, yeni yazar kadrosu ve yenilenen içeriğimiz de daha iyiye ulaşma gayretimizin bir parçasını oluşturmaktadır." diyerek açıkladı. Ancak daha dikkat çekici olan gazetenin yeni yazarlarını tanıtan reklam.

Gelin hep beraber izleyelim.


Reklam işi zordur. Hele bir gazetenin reklamını yapıyorsanız daha da zordur. Egoları tavan yapmış, yazıları ile milyonları etkilediğini düşünen, hatta düşünmekle kalmayıp bunan inanan isimleri reklam filminde oynatmak, üstelik onları bir senaryo doğrultusunda hareket etmeleri için ikna etmek çok zor.  Şimdilerde Cumhuriyet'te yazan Bekir Coşkun, Habertürk'ün bir dönem çok sık yayınlanan "mutfak" temalı reklamın nasıl çekildiğini az da olsa Başın Öne Eğilmesin kitabında anlatır. (Reklamı hatırlamak isterseniz buraya bakabilirsiniz.)

Türkiye'nin reklamı da hiç farklı değil aslında. Baksanıza Melih Altınok'un, İbrahim Kapan'ın, Yıldıray Oğur'un, Halime Gürbüz'ün,  Ceren Kenar'ın hatta Burcu Çetinkaya'nın saf, şaşın bakışlarına. Deniz Ülke Arıboğan'ın, Alper Görmüş'ün reklam filminde rol almak yerine sadece görünmesi de şaşırtıcı değil. Belli ki "gençler" gibi reklam konseptine ikna olmamışlar.

Kolay da değil ikna olmak. Kendilerinin yazıları ile gündem belirlediğini, milyonları etkilediğini, herkesin ağzından çıkacak sözlere baktığını düşünen biri kolay kolay, sıradan insanın herşeyi bildiği, hatta kendisinden daha iyi bildiği düşüncesini kabul etmez. Hele bunu bir reklam filmi ile herkese ilan etmez. Gençler dediğim Melih Altınok, Yıldıray Oğur, Ceren Kenar'ı buna ikna eden reklamcı kimse tebrik ediyorum.

Bakmayın siz Nuh Albayrak'ın ısrarla her sorulduğunda "Demezler mi insana, mademki siz farklı düşünsek de beraber yaşayabilmeliyiz diyorsunuz, niye Türkiye Gazetesi’nde farklı düşünenleri yazdıramıyorsunuz?" demesine. Bakmayın siz "bizden farklı yazmayacaklarsa neden aldık gazeteye?" demesine.

Değişimin ilk gün manşete taşıdıkları ve sonra da "başlığı yanlış atmışız şeklinde" özür diledikleri AK Parti kurucuları içindeki ajanlar haberi ile bir sinyal vermiş oldu Türkiye gazetesi, ama okuru için önemli olan hala, gazetenin logosundaki Türk bayrağının neden kalkmış olduğu.

Peki tüm bunların ardında ne gibi hesaplar dönüyor olabilir? Oda TV kaynaklı (güvenilirliği tartışılır) bir haber dikkat çekiyor. Cemaat medyasının AK Parti hükümetine muhalefet ettiği sırada eski Tarafçılara kapılarını açan Türkiye gazetesinin reklamdan yeni tasarıma dek mali kaynakları zorlayacak masrafları iddiaya göre Ziraat Bankasından alınan krediye bağlanıyor.
Türkiye gazetesinin “AKP’li Taraf” haline gelmesi hangi hediyeyle gerçekleşti?
Kulislerde sıkça konuşulan iddia şu: 
Ziraat Bankası Türkiye gazetesine (İhlas Yayın Holding’e) 40 milyon dolar kredi verdi.
Dediğim gibi doğruluğu tartışılır, ama doğru olma ihtimali çok yüksek bir iddia bu.

21 Haziran 2013 Cuma

Medya üçe bölündü: Çoğunluk, ikinci çoğunluk ve azınlık...

Hıdır Geviş köşesinde diyor ki:

Erdoğan Türkiye’deki medya sektörünün sahibi değil belki ama kontrol eden kişi. Gezi’yle birlikte bu etkiyi açıkça gördük. Medya üçe bölündü, her biri hükümetin propaganda kalaşnikofuna dönen çoğunluk, habercilik hissini kaybetmiş ikinci çoğunluk, ve gerçekleri göstermekten sakınmayan azınlık medya...

Başlayalım mı saymaya: Star gazetesi AK Parti’nin Pravdası gibi... AK Parti’yi az ya da çok destekleyen bütün isimlerin yazar kadrosuna alındığı bir gazete... Grubun kanalı 24 ise sözkonusu Pravda’nın televizyon versiyonu. Oranın başında atanmış bir anchor-vali var. Sabah grubu- atv- a haber, “günaydın efenim, hizmetinizdeyiz” der gibi güne başlıyor. Kanal 7 yine öyle, CİNE5 öyle... Yeni Şafak çok iyi yazar ve gazetecilere sahip olmakla birlikte masabaşı delilsiz haberleriyle iktidar politikalarının en kuru savunucularından biri olmuş durumda. TRT’nin bütün kanalları ile Anadolu Ajansı’na ise zaten diyecek laf bulamıyorum... Show TV ve Habertürk gubu üzerindeki iktidar etkisini biliyoruz. Show’a bir anchor-vali atadılar. Bereket bu diğeri gibi değil, haysiyetli ve beyefendi... Bunun dışında Doğan ve Milliyet grubu içine aralara sıkıştırılan Akif Beki gibi kaymakam düzeyinde hükümeti temsil eden denge figürler var... Daha saymadığım varsa da siz ekleyin, ben yoruldum...

Medyanın iktidar tarafından bu kadar domine edilmesi uzun vadede medyaya ciddi zararlar verecektir. Bir kere halk daha şimdiden onlardan umudunu kesmiş durumda... Bu durum belki iyi bir gelişmeye vesile olacak ve dijital medya, dijitali habercilikte atılım yapacak... Bu konuda küçük şirketler ortaya çıkacak ve büyüyecek.

Gezi olayları sırasında her biri birer gazeteciye dönen yurttaşları gördünüz. İletişim konusunda büyük medya kurumlarına ihtiyaç bile duyulmadı... Twitter üzerinden bilenler bilmeyenlere, şahit olanlar olmayanlara her şeyi iletti... Telefonuyla resim çeken, video çeken, iki satır bilgi yazıp kitlelerle paylaşan sıradan insanlar gazetecilik yaptı... Kimbilir, yeni medya da belki yurttaş gazetecilik üzerine kurulacak. İnşallah da öyle olur...

Yurttaş gazeteciliği ile ilgili tespitler doğru. "Konvansiyonel" medya tespitleri ise geliştirmeye muhtaç... Üzerinde düşünüp devam edeceğim...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

RedHack gazetecilere verilen çekleri de açıkladı!

RedHack tarafından Egemen Bağış ve eşi Beyhan Yıldırım'a ait olduğunu iddia edilen mailler ve bazı belgelerin yayınlanması kafaları karıştırdı. Bugüne kadar emniyet, içişleri, TÜBİTAK, YÖK vb. devlet kurumlarına ve okul sütü skandalı sonrasında süt üreticilerine yönelik eylemleri ile kamuoyunda ciddi bir "hayran" kitlesi yaratan RedHack'in bu son eylemi "kişisel hayatı" ihlal suçlaması ile tepki de çekti.

MAİLLER VE BELGELER GERÇEK

RedHack tarafından kırılan, ardından Bakan Bağış'ın “özel yaşama müdahale” gerekçesiyle mahkemeden sansür istemesi belgelerin içeriğinin gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Zaten RedHack üyeleri de, “Egemen Bağış, RedHack'i Mahkemeye Vererek, hakkındaki belgeleri doğruladı. AKP milletvekili ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın adam kayırma, torpil gibi özelliklerini ve ahlak bekçiliği yaparken, kendi "ahlakini" ortaya serdiğimiz, yine kendi mail yazışmaları, başvurdukları mahkeme kararıyla blogger yönetimi tarafından kal dirilmiştir. Bu sayede belgeleri doğrulandığını da öğrenmiş olduk. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına hazırlanan Egemen’lerin başı bu gidişle çok ağrıyacak gibi” dedi.

“http://redleaks.blogspot.com” sayfasında yer alan ve Egemenleri Bağışlamayacağız sloganı ile açıklanan belgeler, Bağış'ın talebi ve Ankara 3. Sulh Mahkemesi’nin kararıyla doğrultusunda   Google tarafından kaldırıldı. Grup, belgeleri bu kez “http://redleaks.blogspot.nl/” adresinde yayınlanlamaya başladı.

BELGELER İÇİNDE NELER VAR?

Bakan Bağış ve eşinin mailleri ve ("belgeler sahte" diyenleri ikna edecek fotoğrafların) yanısıra Bağış’ın 2008 yılı vergi bildirimi ve telefon arama listesi ile Egemen Bağış'ın eşi Beyhan Bağış'ın temsilcisi olduğu Vakko'nun hediye çeklerini kimlere gönderdiğinin listesi de açıklanan belgeler arasında. Çekler içinde ismi geçen gazetecilerin varlığı da dikkat çekici.

EN BÜYÜK ÇEK ERDOĞAN'A İKİNCİSİ İSE BARLAS'A

Vakko'nun hediye çekleri listesinde en yüksek meblağın 5 bin TL ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verildiği anlaşılıyor.

Toplamı 90 bin lirayı bulan listede, Erdoğan’dan sonra en yüksek miktar 4.750 TL ile Mehmet Barlas ve eşi Canan Barlas'a gitmiş. 

Listede özellikle gazetecilerin bu hediye çeklerinden faydalandığı görülüyor. Taraf, Posta, Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Habertürk, Türkiye, Star, Dünya, Bugün, Zaman, Kanal 24. Çeklerdeki miktarlar 150 TL ile 5 bin arasında değişiyor.

İşte listede yer alan gazeteciler ve yollanan çeklerin TL karşılığı:

 

 



HANGİ GAZETENİN YÖNETMENİ İLE YAŞIYOR BİZİ ALAKADAR ETMEZ

RedHack, “Bir defa sunun altını çizelim "özel hayat" meselesi olsaydı bizlerin "neler yayınlayabileceğini" Egemen çok iyi biliyor, bizlerin yani sosyalistlerin ahlaki yapısı onların yaptığı gibi "yandaş" medyada insanların özel hayatını çarşaf çarşaf yayınlamalarına benzemez. Kim kimin sevgilisi, kim kimi ne yapmış, hangi gazetelerin yönetmeniyle ne yaşıyorlar bizi alakadar etmez. Bu arada belirli bir kesimin hümanizminin sadece "kendi tecavüzcülerine" olması da ayrıca incelenmesi gereken pedagojik bir olay” diye ekledi.

LİSTEDEKİ İSİMLER NE DİYOR?

Candaş Tolga Işık: Vallaha bana ulaşan bir hediye çeki yok ama siz isterseniz bir de Tolga Candaş'a sorun!

Yıldıray Oğur: Beyhan-Egemen Bağış'ı tanımam, hayatımda kimseden hediye çeki almadım,almam, avanta hiçbirşeyi kabul etmem, etmedim. Bu iftirayı haber yapanlar/yapacaklar hakkında açacağım tazminat davası paralarıyla Vakko'dan alışveriş yapmayacak kadar da zevk sahibiyim.. ülkerin yılbaşı kutusundan abur cuburla karnımı doyurmuşluğum vardır tabi.

Cemil Barlas (Mehmet ve Canan Barlas'ın oğlu):  piyasada dolaşan "hediye çeki" listesi uyduruktur.. iftiradır.. ayrıca yayınlanan isimler yayınlandıktan sonra bile değişmektedir..

Esin Gedik (Ertuğrul Mavioğlu aracılığı ile) Esin Gedik aradı: "kimseden hediye çeki almadım, gönderseler iade ederdim" dedi

GAZETECİ HEDİYE KABUL EDER Mİ?

Basın mensuplarına toplantı ve değişik sebeplerle hediye verilmesi eskiden beri etik bir problem olmuştur. Çok bilinen birt tartışma bu aslında. Gazeteci hediye kabul eder mi etmez mi? Yanıt net: Etmez. Yılbaşı hediyesi de mi kabul etmez? Yanıt aynı: Etmez.

Çağdaş Gazeteciler Derneği üyelerinin uyması öngörülen gazetecilik ilkeleri başlığı ile ilan edilen ilkelerin ilk maddesi şöyle diyor mesela:
1. Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez.
Medya Etiği Platformu, "Gazeteciler iltimas, hediye veya para için bilgi vermeyi öneren kaynaklardan uzak durmalıdır." dedikten sonra şöyle devam ediyor:
Hediyeler, özel muamele veya para almak kabul edilemez.
TGC'nin Gazetecilik Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi de benzer bir tepki gösteriyor hediye olayına:
Hediye: Yayın Öncesi kararlarla ve yayınlarla ilgili önyargı, kuşku yaratacak her cinsten kişisel hediye ve maddi menfaat reddedilmelidir.
Bir başka meslek kuruluşu Ekonomi Muhabirleri Derneği, etik ilkelerinde şöyle diyor:
EMD Üyesi kamu ya da özel sektör kuruluşlarından, bunların yetkililerinden ve bunlar adına basınla ilişkileri sağlayan birim ve kuruluşlardan herhangi bir gerekçeyle hediye kabul edemez.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Gerçekten ne yapacağız? Bir bakanın eşi çalıştığı kurumdan pek çok gazeteciye hediye çeki gönderiyor. Almadım diyen de var elbet ama sesini çıkartmayan (dolaylı yoldan aldığını kabul eden de) var. Meslek Kuruluşlarından pek ses seda çıkmıyor. Bakalım gazetecilerin  aldığı hediyeler yanlarına kar kalmaya devam mı edecek?

26 Mayıs 2013 Pazar

Elif Şafak'tan Türk medyasında bir ilk! İki gazete tek röportaj

Efsanevi müzik grubu Pink Floyd'un solisti Roger Waters yazar Elif Şafak'a verdiği röportajda dünya medyasının diline düşecek Türkiye itirafında bulundu.

Ünlü yazar Elif Şafak,  Hürriyet gazetesinin medya sponsoru olduğu ve 3 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleşecek 'The Wall' turnesi öncesinde Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters ile görüştü.

5 Nisan 2013 Cuma

Eleştirirsem işimden olurum demişti o kehaneti tuttu

Habertürk yazarı Amberin Zaman bundan tam 2 yıl önce 8 Mart 2011 günü CNN Türk'te katıldığı Medya Mahallesi programında ilginç bir itiraf ve kehanette bulunmuştu.

Kendisinin aynı zamanda yabancı basının da üyesi olduğunu hatırlatan Zaman, "Ben de dış basının içindeyim. The Economist gazetesinin Türkiye temsilcisiyim aynı zamanda" demiş ve yurt dışından Türkiye'deki son gelişmelerin nasıl görüldüğünü anlatmıştı.


4 Şubat 2013 Pazartesi

Mitingler haber değil mi?

Sevgili Faruk Bildirici Ağabeyimiz (hem aynı okuldan mezun olmamız hasebiyle hem de vakti zamanında uzun uzun sohbet edip, sorularımızı yanıtladığı için gönül rahatlığı ile "Ağabey" diyorum kendisine) bugün köşesinde ilginç bir soru ve yanıtsız bir yoruma yer vermiş.

Köşesi dediğim yıllarca haber müdürlüğü de dahil emek verdiği Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi köşesi elbet. Ombudsman'lar, ya da bizdeki ismiyle okur temsilcileri, gazetelerin sevilmeyen adamları. Çünkü, muhabirlerin, hatta yazarların yanlışlarını, eksiklerini yüzlerine vurmak gibi bir görevleri var. Gerçi her zaman işe yaradığı söylenemez ama görevlerini çoğu başarıyla yapıyor. Kimisi ise kendi gazetesine bakmak yerine rakiplerine "sarkmayı" tercih ediyor.

Neyse uzatmayalım lafı... Bildirici Ağabeyimiz  aslında yanıtını iyi bildiği bir soruyu köşesine taşımış, hatta yetinmemiş dersini iyi çalışan bir öğrenci gibi diğer gazetelerden de kontrol etmiş... Ama yanıt vermek yerine "bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı..." şeklinde ucu açık bir yorum yapmayı tercih etmiş...

İşte Bildirici'nin Mitingler haber değil mi? başlıklı yazısı: 

15 bin kadar maden işçisi, 27 Ocak’ta Zonguldak’ta meydana çıkıp, taşeron şirketleri protesto etti. Son maden kazalarının hemen tamamının taşeron şirketlerin işlettiği madenlerde meydana gelmesi üzerine düzenlenmişti miting.

Zonguldak’tan yazan Tunca Banat adlı bir okur, miting haberinin ertesi gün Hürriyet’te çıkmamasını eleştirdi. “O madenlerde yeni ölümler olursa artık sizin de sorumluluğunuz var” diyordu o kızgınlıkla.

Eleştiriyi değerlendirmeden önce diğer gazeteleri taradım. Tahmin ettiğim gibi, sadece Hürriyet değil, ana akım medyanın çoğu maden işçilerinin eylemini görmemişti. Sabah, Habertürk, Akşam, Vatan, Star, Yeni Şafak, Taraf ve Akit’te de hiç yoktu haber. Sadece Posta, Sözcü, Milliyet, Birgün, Cumhuriyet, Radikal, Aydınlık, Yurt, Sol gazetelerinde haber olabilmişti protesto eylemi. Mitingde konuşan Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın, “Hiç kimse emekçileri görmezden gelemeyecek” sözlerine nazire yaparcasına görmezden gelindiğine göre bu durum sadece Hürriyet’in sorunu değil. 
Bir gözlem olarak, son yıllarda ana akım medyanın kitlesel eylemlere uzak durduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Sadece maden işçileri değil, örneğin ODTÜ öğretim üyelerinin yürüyüşü, Karayolları işçilerinin Ankara’da toplanması, HES’leri protesto eylemleri de haber olamıyor Hürriyet ve diğer gazetelerde. Bu eylemlerin haber olabilmesi için ya olay çıkması (ki olay çıkması da polisin müdahale etmesi ve polisle çatışılması demek) ya da birilerinin soyunmak gibi “medyatik” bir harekette bulunması gerekiyor.
Aynı şekilde bu eylemleri düzenleyen örgütlerin haberleri de itibar görmüyor. Medya Takip Ajansı Interpress’in araştırmasına göre, 2012 yılında gazetelerin ekonomi sayfalarında en çok haber olan birlik TOBB, en çok haber olan dernek ise MÜSİAD. Sivil toplum örgütlerine bakış bu, ana akım medyada.
Kitlesel eylemler haber değeri taşımıyor mu? Bence kuşku yok haber değeri taşıdığına. “Kitle” diye adlandırdığımız da sonuçta binlerce insan. Biz de insanlar için yapıyoruz bu mesleği. Zonguldak örneğinde işin içinde ölümleri önleme sorumluluğu da var üstelik.
Ayrıca Türkiye’deki kitlesel gösterileri haber yapmayan gazeteler, dünyanın başka köşelerindeki eylemleri verebiliyor. Örnek mi? 2011’de ABD’deki Wall Street eylemleri Türkiye’de gazetelerde geniş yer bulmuştu. Oysa Zuccotti parkında toplananların sayısı birkaç yüzü geçmiyordu bile. Hindistan’daki tecavüz karşıtı eylemleri ve Femen üyelerinin soyunarak protesto etmeleriyle ilgili haberler de yayımlanıyor. Öyleyse bizdeki kitlesel protestolar neden haber değil? Bunun bir açıklaması olmalı...


Bunun açıklamasını elbette Faruk Ağabey de bilir, bilmesine de... "Başbakan bu haberlerden rahatsız oluyor diyemiyor" işte...

28 Aralık 2012 Cuma

Birinci yılında Uludere/Roboski faciası ve medya

Önce küçücük bir meseleyi yazayım...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili 15 Aralık'ta yaptığı son açıklamada,  "Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?" dedi. 

Halbuki 2009 yılında Cumhurbaşkanı Gül Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesinden Kürtçesi ile Norşin diye söz edince sanmıştık ki ismi zorla Türkçeleştirilen yerlerden resmen olmasa bile artık gerçek isimleri ile söz edebilecektik. 

Hatta Başbakan Erdoğan baba ocağı Rize'nin Güneysu ilçesinde kendisi yöneltilen eleştirleri ''Cumhurbaşkanımızı, Bitlis'te Güroymak İlçesi'yle alakalı 'Norşin' dedi diye eleştirdiler. Aç o zaman Atatürk'ün Nutuk kitabını o kitabın içinde Norşin sakinlerine nasıl hitap ettiğini gör. 'Norşin' diyor, 'Norşin halkı' diyor'' şeklinde yanıtlamıştı.

Ama ne olduysa oldu Şırnak ilinin Qılaban (Uludere) ilçesinin Roboski (Ortasu) köyünün adını Kürtçesiyle diye kullanmak mümkün olmuyor bir türlü...

*  *  *

Gelelim 1. yılının dolduğu gün medyanın Uludere/Roboski'de olanları geçen yıl nasıl gördüğüne:

Bombardıman
saat 21:37 ile 22:24 arasında meydana gelmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da özellikle BDP'li yöneticilerin hesaplarından duyurduğu ve 30'dan fazla ölünün olduğunu söylediği mesajları medyanın olayı haberleştirmemesine gösterilen tepki eklenmişti.