Bülent Arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bülent Arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Kasım 2015 Pazar
Türkiye Medya Raporu Ekim 2015
Etiketler:
ahmet altan,
ahmet hakan,
Bülent Arınç,
Çetin Alltan,
gözaltı,
gülen cemaati,
Hasan Cemal,
Hrant Dink,
hürriyet,
internet,
Kayyum,
nokta,
öldürülen gazeteciler,
RTÜK,
TRT,
tutuklu gazeteciler
4 Ağustos 2014 Pazartesi
"Falan gazeteyi almayın demek yanlış" peki "falan gazeteyi alın" demek doğru mu?
Zaman gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı bugün köşesinde şöyle yazıyor:
Peki tam tersi olursa? Yani bir siyasetçi, bir devlet yetkilisi çıkıp "falan gazeden başka gazete okumayın" derse?
Çok uzak bir tarihte değil, 2011 yılı Haziran'ında yapıldı bu konuşma. Cihan Haber Ajansı haber olarak geçti, Zaman gazetesi de yayımladı.
Ne diyeceğiz şimdi? Dumanlı o zaman sesini çıkarmış mıydı acaba? İtiraz etmiş miydi? Köşesine taşıyıp "Başbakan Yardımcısı böyle konuşmamalı, bizim gazetemiz bile olsa böyle konuşmamalı" diye yazmış mıydı?
Yanıt vermeyeceğim bu soruma...
Bazen gazete ve TV’ler için de aynı kanun tanımamazlık sergilenebiliyor. Bir devlet yetkilisinin, “Falan gazeteyi almayın, filan TV’yi seyretmeyin” deme hakkı yoktur. Ayrımcılık suçu, nefret suçu bir yana; haksız rekabete yol açıp teşebbüs hürriyetine de engel olunmuş demektir. Kimin ne okuyup okumayacağına siyasi irade karar veremez. Eğer siyaset markalar üzerinde ‘iyi’, ‘kötü’ ayrımı yaparsa, kendine taraftar gördüğü şirketlere kaynak aktarıp muhalif gördüğüne baskı kurarsa suç işlemiş olur.
Çok haklı Dumanlı, bir politikacı, hele bir devlet yetkilisi elbette "falan gazeteyi almayın" diyemez, dememeli, dediği zaman karşılığında hakettiği ya özür dilenmeye zorlanmak olmalı ya da istifa etmesi talep edilmeli. Kamuoyu da bu talebin yerine getirilmesi için baskı yapmalı.
Uzun bir zamandan beri sorumsuzca ve hukuksuzca söylenen laflar yüzünden bazı kurumlar, kuruluşlar, ticarethaneler mağduriyet yaşamakta. Kanaat-ı acizanemce mağduriyet yaşayan herkes hukuk mücadelesi vermek, iç hukukun bütün yollarını denemek; yetmiyorsa uluslararası hukuka başvurmak zorunda.
Peki tam tersi olursa? Yani bir siyasetçi, bir devlet yetkilisi çıkıp "falan gazeden başka gazete okumayın" derse?
ARINÇ'TAN GENÇLERE: ZAMAN OKUYUN YETER
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa'da gençlere Zaman gazetesi okumaları nasihati verdi.
Seçim bölgesi Bursa’daki çalışmalarını sürdüren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, beş yıldızlı bir odelde üniversite öğrencileriyle kahvaltıda bir araya geldi. Kendi üniversite yıllarından örnekler veren Arınç, üniversitedeki en büyük hastalığının, cinnet derecesinde kitap okumak olduğunu artık o günleri özlediğini söyledi. Artık gazeteleri takip ettiğini, kitap okuyamaz olduğunu, günlük haberleri takip etmek için gazetelere baktığını belirten Arınç, öğrencilere ilginç bir tavsiyede de bulundu:
“Siz biraz gazeteden uzak kalın. Kaldı ki Türkiye’de öyle bir gazete var ki, her şey onun içerisinde. Onu takip ederseniz Zaman'la her şey daha iyi anlaşılır. Yani emin olun, Zaman’a baktığınızda, Zaman’ı okuduğunuzda, başka bir şeye karıştırmaya gerek kalır mı kalmaz mı diye siz düşünün. Ben şimdi burada başka bir şey söylersem, ’Medyadan sorumlu adam ne dedi bakın?’ derler sonra. Zaten şimdiden kaptı onlar cümleyi. Değerli kardeşlerim önce ona bakın, ihtiyaç duyarsanız sonra hepsine bakın.”
Çok uzak bir tarihte değil, 2011 yılı Haziran'ında yapıldı bu konuşma. Cihan Haber Ajansı haber olarak geçti, Zaman gazetesi de yayımladı.
Ne diyeceğiz şimdi? Dumanlı o zaman sesini çıkarmış mıydı acaba? İtiraz etmiş miydi? Köşesine taşıyıp "Başbakan Yardımcısı böyle konuşmamalı, bizim gazetemiz bile olsa böyle konuşmamalı" diye yazmış mıydı?
Yanıt vermeyeceğim bu soruma...
19 Aralık 2013 Perşembe
"O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklı..."
"Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir."Bu seferki bir medya kritiği değil... Yine medya var işin içinde ama eleştirimin hedefinde değil. Kimileri tarafından Türkiye tarihinin en büyük Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonu olarak anılmaya başlanan ancak Cemaat-AK Parti (hatta daha doğru bir analizle Cemaat-Erdoğan) savaşının (şimdilik) sondan bir önceki adımı olan operasyondan söz edeceğim.
Önce yukarıdaki alıntının kimden olduğunu söyleyeyim. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cemaatin operasyonu sonrasında Emniyet'te ve Yargıda çeteleşmiş bir cunta girişiminden söz ettiği basın açıklamasında dün (18/12/2013) söyledi yukarıdaki cümleyi.
Açıklamasında sadece bu cümleyi etmedi tabi. Bağlamından koparmamak için biraz daha uzun bir alıntıya bakalım:
"Elbette bu iddialar üzerine hükümeti eleştirmek, hükümette yer alan bakanlar üzerinden hükümetin yıpratılmasını istemek, hükümetin önümüzdeki mahalli seçimlere kırık bir şekilde gitmesini temin etmek, ondan sonraki süreci de bu olay sebebiyle belki tersine döndürmek isteyebilirler. Muhalefetin meşru hakları vardır, gayrımeşru haklarının olmaması gerekir. Bu olay, bugüne kadar cereyan etmiş pek çok iddiada olduğu gibi dikkatle takip edilmelidir. Eleştiriler her zaman yapılmalıdır. Ama bunu bahane ederek peşin hükümle karar vermek, masumiyet ilkesini bertaraf etmek ve henüz ispatlanmış hiçbir şey yokken sadece basına ve internet medyasına servislerle vakit geçiriliyorken peşinen hükümlü saymak, suçlu saymak muhalafete yakışmaz.
Sadece iddialar üzerine bu yolsuzluk iddialarının süratle araştırılmasını isteyebilirler, hükümetin kendi içerisinde bir tavır almasını isteyebilirler, bu tür olaylara yol açtığı iddia ediliyorsa hükümetin siyasi anlamda en çok eleştirilerini yapabilirler. Ama ne bakanlarla, ne burada ismi geçen kişilerle ilgili bir peşin hükümle suçlama noktasına gitmek ve hükümeti bu olay sebebiyle sorumlu tutmak doğru bir davranış olamaz, insaflı olsunlar, hakkaniyete uygun hareket etsinler ve kamuoyunda kendilerini de hükümeti de zor durumda bırakacak bir iş yapmasınlar."
Soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin, hukukun evrensel pernsiplerinden birisi olduğuna vurgu yapan Arınç, gizliliği ihlal etmenin Türk Ceza Kanunu'na göre de suç olduğunu dile getirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne var ki biz hükümet olarak daha dosyada neler olduğunu bilmiyoruz. Bize getirin bakalım bunları demek imkanından da mahrumuz ama boy boy fotoğraflar, kime ait olduğu belli olmayan resimler, onlara konulan altyazılar işadamlarını, gazetecileri, sanatçıları suçlayacak bir psikolojik savaşın içerisine sokmak hukukla bağdaşmaz. İkincisi adli görevi etkilemek, adli yargılamaya teşebbüs de Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bu noktada verilecek beyanatların, yargıya verilecek talimatların da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bize düşen sabırla ama bir an önce de yargının elindeki delillerle suçladığı kişilerle yüzleşmesi, ciddi bir adli yargılama süreci sonunda da burada gerçekten ne var, kimin suçu nedir, kim neyle suçlanıyor, deliller yeterli midir, bu konuda bir karar verilmesidir. Bu kararı sabırla bekleyeceğiz ama bu karar çıkarken de hükümetimiz belki siyasi anlamda bazı çalışmaları da ayrıca yapacaktır. Bunları da Sayın Başbakanımız kamuoyuna yeri geldiğinde ifade edecek, açıklayacaktır."
Soruşturma sürecinin gizli olduğunu belirten Arınç, muhalefetin de basının da siyasetin de gizliliğe uymadığını bildirdi. Arınç, "Lütfen insanları karalamayın, insanlar hakkında peşin hükümler vermeyin. Beraat-ı zimmet asıldır. Bir insan kesin hükümle mahkum oluncaya kadar masum sayılır. Bu hukuk herkes için geçerlidir. Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir. Bizim beklediğimiz yargı sürecinin açık, şeffaf ve hakkaniyete uygun bir biçimde mutlaka süratle gerçekleştirilmesidir" diye konuştu.
Kendisi de hukukçu olan bir siyasetçinin hukuku nasıl eğip büktüğünün en iyi örneği bu konuşma bence. "O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır" şeklinde bir cümle kurmak hukuku çekiştirmek, parçalamak, kanırtmak anlamına gelmiyorsa, ne anlama gelir. Bana açıklayabilecek biri var mı?
3 Aralık 2013 Salı
AK Parti Cemaat kavgası Bülent Arınç'ı nerelere savurdu
“Bakın ben bir Hadis-i Şerif’e çok önem veririm. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Aleyhisselatüvesselam şöyle bir hikmet buyurmuş: ‘Yakında büyük fitneler olacak. O fitnelerde yerinde oturanlar, ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan daha hayırlı olacaktır. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri bir sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.’
Sahih-i Buhari’de zikrediliyor. Hükümet sözcüsü sıfatıyla bunu yapmamış olayım. Bu Bülent Arınç olarak benim duyduğum ızdırabın karşısında söylemek istediğim bir konudur. Şimdi tam bir fitne zamanıdır. Bu fitneyi çıkaranlar, büyütmek isteyenler, bu ateşin içerisinden büyük zararlı sonuçlar çıkarmaya çalışanlar için inançları olduğuna emin olduğumdan böyle bir Hadis-i Şerifi okumak istedim.(...) Peygamberimiz şöyle buyuruyor ki ‘fitne çıktığı zaman ayaktaysanız oturacaksınız, yürüyorsanız ayakta duracaksınız, koşuyorsanız yürüyeceksiniz.’ Yani fitneyi uyandırmadan veya fitneyi büyütmeden ne doğruysa onu yapacaksınız. Bu sözüm kime? Önce kendimize kabul edelim. Yani asla bir fitnenin unsuru olmak istemeyiz.
Arınç dün (2 Aralık 2013) 7.5 saat süren uzun Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada dershane konusunun ele alındığını söyledi ve Gülen Cemaati (ya da Hizmet Hareketi) ile AK Parti hükümeti arasındaki gerilimli süreci bu cümleler ile yorumladı.
ŞİMDİ FİTNE ZAMANI
Hadisler ile süslenen cümlelerin özü "Şimdi tam bir fitne zamanıdır" sözünde gizli aslında. Çok boyutlu, pek çok yan anlamı olan bir cümle bu.
İlk önce Cemaatin en köklü yayını olan Zaman gazetesinin son reklamlarını hatılatıyor:
Gazetenin 27. yıl dönümünde hazırlanan televizyon reklamında "Bir ihtimal daha var" deniliyor ve reklam, "Bu dünya kimseye kalmaz / Zaman kardeşlik zamanı" mesajıyla noktalanıyordu.
Aynı kampanya için bilboardlara da reklam verilmişti. Gezi Eylemcisi ve Çevik Kuvvet Polisi "kardeşlik zamanı" sloganı ile bir araya geliyordu.
Zaman gazetesinin dershaneler meselesindeki tavrı, günlerce dershanelerin kapatılması ile ilgili yaptığı yayın doğal olarak gazeteyi Cemaat-AK Parti kavgasının silahı olmasına yol açmıştı.
Peki Arınç'ın Zaman'a yönelik ilgisi eskiden nasıldı? 2011 yılı Haziran'ında Arınç şöyle diyordu Bursa'da üniversite öğrencileriyle bir araya geldiği kahvaltıda:
Nereden nereye değil mi?
"... Türkiye'de öyle bir gazete var ki her şey onun içerisinde, onu takip ederseniz zamanla her şey daha iyi anlaşılır. Emin olun baktığınız 'Zaman', okuduğunuz 'Zaman' başka bir şey karıştırmaya gerek kalır mı? kalmaz mı? diye siz düşünün. Ben buradan bir şey söylersem medyadan sorumlu adam ne dedi bakın derler sonra. Zaten şimdiden kaptı onlar cümleyi..."
25 Haziran 2013 Salı
RTÜK üyeleri ne kadar maaş alıyor? Kurum üyelerine ne kadar kira ödüyor?
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, RTÜK üyeleri için kiralanan konutların, kira bedellerini açıkladı. 7 bin 320 liralık net maaşları asgari ücretin 10 katına yakın olan RTÜK üyelerinin ev kiraları da karşılanıyor. En yüksek kira bedeli, aylık 2 bin 560 lira ile BDP'li üye için ödeniyor.
Buna göre, en yüksek kira bedeli aylık 2 bin 560 lira ile, BDP kontenjanından seçilen üye, Ahmet Yıldırım için ödeniyor.
RTÜK ÜYELERİ AYLIK NET 7 BİN 320 LİRA ALIYOR
T24'te yer alan habere göre Arınç, CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun bu konudaki soru önergesini cevaplandırdı ve RTÜK üyelerinin aylık net 7 bin 320 lira ücret aldıklarını belirtti. Arınç, RTÜK üyelerinin, lojman olarak kiraladıkları evlerin bedellerinin de karşılandığını bildirdi.
BAŞKAN VE BAŞKAN VEKİLİ'NE LOJMAN
T24'te yer alan habere göre Arınç, CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun bu konudaki soru önergesini cevaplandırdı ve RTÜK üyelerinin aylık net 7 bin 320 lira ücret aldıklarını belirtti. Arınç, RTÜK üyelerinin, lojman olarak kiraladıkları evlerin bedellerinin de karşılandığını bildirdi.
BAŞKAN VE BAŞKAN VEKİLİ'NE LOJMAN
Buna göre, mülkiyeti RTÜK'e ait olan Ankara'daki iki lojmanda Başkan Davut Dursunve Başkanvekili Taha Yücel kalıyor.
KİRA YARDIMI 2 BİN 420 LİRADAN BAŞLIYOR
KİRA YARDIMI 2 BİN 420 LİRADAN BAŞLIYOR
Üyelerin kiraladıkları konutlara ise, Esat Çıplak ve Süleyman Demirkan için 2 bin 500'er lira, Vahap Darendeli için 2 bin 100 lira, Hamit Ersoy için 2 bin 485 lira, Tahsin Fendoğlu için 2 bin 420 lira ve Ahmet Yıldırım için de, aylık 2 bin 560 lira aylık bedel ödeniyor.
Etiketler:
Ahmet Yıldırım,
asgari ücret,
Bülent Arınç,
Davut Dursun,
Esat Çıplak,
Hamit Ersoy,
kira,
net maaş,
RTÜK,
Süleyman Demirkan,
Taha Yücel,
Tahsin Fendoğlu,
üyeler,
Vahap Darendeli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)