ruşen çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruşen çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2013 Perşembe

Başbakan Erdoğan, kitap, bomba, rüşvet, vs.

"Bu kitapları toplatan ben değilim. Tutuklanan medya mensuplarının elindeki belge ve bilgilerin ardında bir şey var ki yargı hemen tedbir istiyor. Bakın bir örnek vereyim. Bombayı kullanmak suçtur. Bombanın hazırlanmasında kullanılan malzemeleri kullanmak da suçtur. Bunun ihbarı gelmişse güvenlik güçleri bunu toplamaz mı? Burada da daha önce gelmiş bilgiler gelmişse, yargı da bu kararı vermiştir ve güvenlik güçlerine gidin alın demiştir."
(Başbakan Erdoğan, 13 Nisan 2011, Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda İmamın Ordusu kitabıyla ilgili soruları yanıtlarken...)

* * * 

"Onu açmayalım... Öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir"

(Başbakan Erdoğan, 9 Haziran 2011, NTV canlı yayınında Ruşen Çakır'ın, "Geçenlerde yakın arkadaşım Nedim Şener'i Silivri’de ziyaret ettim. Kendisi çok güvendiğim, kefil olduğum bir gazetecidir, Ahmet Şık da öyle. Sizin Strazburg'da yaptıgınız bir konuşma vardı. Bu konuşmadaki 'kitap ve bomba' benzetmesi yapmanız arkadaşlarımda rahatsızılık yarattı. Tabii beni de rahatsız etti. Bu konuyu açar mısınız" sorusuna yanıt verirken.)




* * *


"AB ofisine çantayla girdi, çantasız çıktı" diyorlar. Teslim edilirken bir görüntü var mı? Sadece "Çantayla girdi, çantasız çıktı" gibi bir yaklaşım olabilir mi? Böyle bir hukuk var mı? Anlamak mümkün değil. Belki o çantayla kitap falan götürülmüştür. Sakın ha arkadaşlar, bundan böyle çantayla bir yere girip çıkmayın. Malum, çanta artık suç aleti! Hele valizi, unutun kullanmayın... 
(Başbakan Erdoğan, 24 Aralık 2013,   İslamabad'dan Ankara'ya dönerken uçakta gazetecilerin Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu ile ilgili sorularını yanıtlarken...)

7 Mayıs 2013 Salı

İBDA-C, Salih Mirzabeyoğlu ve silahlı hareket...

İzzet Salih Erdiş! Ya da herkesin daha iyi bildiği ismiyle Salih Mirzabeyoğlu.

Bolu F Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede yatmakta olan ve 15 yıldır cezaevinde bulunan Mirzabeyoğlu, Türkiye'deki İslami hareketin kendine has isimlerinin başında geliyor. 28 şubat döneminde medyaya en çok yansıyan isimlerden biriydi Mirzabeyoğlu. AK Parti'nin ve Başbakan Erdoğan'ın sık sıkandığı Necip Fazıl'ın tezlerinden yola çıkan ve farklı bir noktaya ulaşan bir isim kendisi...

İslami hareketler ile en ilgili isimlerden biri olan Ruşen Çakır, Mirzabeyoğlu için şunları yazıyor:

2 Şubat 2013 Cumartesi

İliştirilmiş Türk Medyası ve PKK analizleri

Vatan yazarı Ruşen Çakır sadece Türkiye'de siyasal İslam üzerine kitap ve çalışmaları ile değil "yakıcı" gerçekliğimiz Kürt sorunu üzerine de kalem oynatan bir isim. Kendisini benzerlerinden ayıran ise, pek çok meslektaşı gibi masa başında oturup, yazması için sunulan bilgi kırıntılarını analiz diye okura sunmaması. 

Zaman zaman yaptığı röportajlar ile konunun taraflarının tespit ve düşüncelerini, kendi analizleriyle birleştirip okuruyla paylaşıyor. Geçenlerde Irak Kürdistanı'nda yaptığı ve gazetesinde 7 gün süren bir yazı dizisi şeklinde yayınladığı röportajlar da yeni(den) başlayan müzakere sürecinin göz ardı edilen bir tarafıyla ilgiliydi. 

Türk Hükümetinin ısrarla "Kuzey Irak", medyamızın “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” diye andığı ancak coğrafi olarak Güney Kürdistan, siyasi olarak ise “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi”  olarak isimlendirilmesi gereken bölgede yaptığı röportajların üst başlığı da bu isimlendirme sorununa dikkat çekiyordu: TÜRKLERİN KUZEYİ, KÜRTLERİN GÜNEYİ.

Yazı dizisinin son bölümünde Türkiye medyası ile ilgili çarpıcı bir de tespit yeralıyordu. Hem medyanın PKK'ya yönelik yaklaşımına ilişkin bu tespite katıldığım hem de kaynayıp gitmesin diyerekten buraya da alıyorum:

Türk medyası yıllar boyunca, kısmen yasal kısıtlamalar, ama daha çok sistemle içiçe geçmiş olduğu için PKK hakkında enformasyondan çok dezenformasyona, analiz ve yorumdan çok manipülasyona ağırlık verdi.
Belli bir normalleşme ve rahatlamanın yaşandığı son dönemdeyse bu sefer, gazetecilikle ilişkileri olmayan ama şu ya da bu odak tarafından medyaya iliştirilmiş bazı isimler, devletin istihbarat birimlerinden aldıkları (veya almış havası yarattıkları) bazı tüyolarla tam bir bilgi kirliliğine yol açtılar.
Örneğin PKK içinde, yöneticilerinin doğum yerlerine ve mezheplerine göre fraksiyonların bulunduğu “bilgisi”, bu örgütün felsefesini ve tarihini biraz bilenler için anlamsız ve yanlıştır. İslam dinine zaten mesafeli duran PKK yöneticilerinin Alevi-Sünni diye ayrışmış olmaları nasıl mümkün olabilir?

Türk medyasındaki PKK analizleri genellikle tam da Çakır'ın altını çizdiği şekilde yapılıyor. Bir takım "kaynak"larla yakın ilişki içinde olan, ya da "kaynak"lardan gelen bilgileri kullanarak gazetecilik yaptığını sanan, hatta "kaynak"ları kullandığını sanan ancak aslında onlara oyuncak olan medya mensuplarımız yazıyor ve kafaları karıştırıyor.