yılmaz özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılmaz özdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Yılmaz Özdil milletvekili mi olacak yoksa site mi kuracak?

Yılmaz Özdil'in yazısının yayımlanmaması üzerine Hürriyet'ten istifa ettiği iddiası medya kulislerinde konuşulurken, Sözcü'den Emin Çölaşan, gazetesi Hürriyet tarafından yazısı sansüre uğrayan Yılmaz Özdil'e çağrıda bulundu, "Bizde baskı yok, sansür yok. Sözcü'ye hoş geldin" yazdı.

Ancak anlaşılan o ki Hürriyet gazetesi ile ilgili olarak "o defter benim için kapandı" diyen Özdil, istifa etmek yerine "kovulmayı" ve böylece gazeteden tazminat almayı bekliyor.

Yine Sözcü yazarı Bekir Coşkun'un "sen hele bir kesin kovul o zaman biz seni kucaklayıp yanaklarından öperiz" demesi de Özdil'in ipleri "resmen" koparmadığının ispatı gibi.

Peki Özdil, kendisine daha şimdiden kucak açmış Sözcü'ye gider mi?

Gelin Hürriyet'te daha önce "kovulan", "istifaya zorlanan" diğer yazarların yaptıklarına bir bakalım. Aralarında milletvekili olan da var, gazete gazete gezen de, artık gazetede yazmayacağım diye internet sitesi açan da... Bakalım o yazarların yaptıklarına bakın Özdil'in de yapabileceklerini tahmin edebilecek miyiz:

EMİN ÇÖLAŞAN: "KOVMAK ZORUNDA KALDILAR"

Tam yedi yıl önceydi, korku dağları bürümüştü. Sürekli baskı yaparlardı:
“Aman hükümete bindirme, bizim özelleştirme işimiz var. Star televizyonunu almak üzereyiz, işimiz aksamasın!..”
“Sayın başbakan şu yazına çok alınmış, dikkatli ol!..”
“Patron bu yazına çok bozuldu, onu zor durumda bırakıyorsun!..”
“Eleştireceksen haftada bir eleştir kardeşim, yumuşak yaz!..”

Yazılarımı makasladılar, sansür ettiler ama beni istifa ettiremediler. Kaleyi onlara teslim etmedim. Böyle rezil, utanç verici, yüz kızartıcı baskılar yaşadım ve Temmuz 2007 seçimlerini de Tayyip kazanınca iş olacağına vardı…
Son çare olarak kovmak zorunda kaldılar!

Özdil'in yazısı yayımlanmayınca kaleme aldığı yazısında böyle diyordu Çölaşan. "Rezil, utanç verici, yüz kızartıcı baskılar" yaşadığını ama yine de "kaleyi teslim etmediğini" söyleyerek övünen Emin Çölaşan'ın Hürriyet gazetesindeki köşe yazarlığına 14 Ağustos 2007 tarihinde son verildi. Çölaşan yaşadıklarını "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" isimli bir kitapta anlattı.

Ardından Aydın Doğan ile karşılıklı hakaret davaları açtılar birbirlerine... Doğan, Çölaşan için, "Sırlarımızı açıkladı, kişilik haklarımı zedeledi, beni kamuoyunda küçük düşürdü'' dedi ve 50 bin YTL tazminat istedi.  Çölaşan, 13 Ekim 2009'dan beri ise Sözcü'de yazıyor.

UĞUR DÜNDAR: GEZMEDİĞİ KANAL KALMADI

1970 yılında TRT'de çalışmaya başlayan Dündar, 1986 yılında Hürriyet'te köşe yazmaya başlamıştı. 1992 yılında Show TV'de, 1995'te Kanal D'de, 2000 yılında yeniden Show TV'de, adından Star TV'de çalıştı. Aynı yıl Star gazetesi yazarı oldu. 2001 yılında Sabah Gazetesi'ne geçti, ATV'de program yaptı. 2002 yılında Star TV'ye ve Star gazetesine gitti. Kısa süren bir Kanal D macerası sonrasında 2008 yılında son kez Star TV'de  ana haber bülteni sundu. 2010 yılında yeniden Hürriyet'te yazmaya başladı. 2011 yılında Star TV, Doğuş Grubu'na satıldıktan sonra Star TV'ye veda etti.

Deyim yerindeyse gezmediği kanal kalmayan Uğur Dündar, Star TV'den ayrıldıktan tam 376 gün sonra, 14 Mayıs 2012 günü Sözcü gazetesindeki köşesinde yazmaya başladı.


OKTAY EKŞİ: "ANALARINI BİLE SATAN ZİHNİYET"
8 Ocak 1952 tarihinde, 19 yaşında gazeteciliğe başlayan Oktay Ekşi Hürriyet gazetsinin Başyazarı iken, 28 Ekim 2010 tarihli başyazısında, AK Parti'nin, Karadeniz bölgesinde hidroelektrik santrallar yapılması için 49 yıl süreyle özel şirketlere su kullanım haklarının kiraya vermesini eleştirirken "şimdi analarını bile satan o zihniyetin marifetini görüyoruz" ifadesini kullandığı için istifa etmek zorunda kaldı.
31 Ekim 2010 tarihli yazısında "1966 yılından beri mensubu olduğum, 1974 yılından beri de 'Başyazar'ı sıfatını taşıdığım Hürriyet Gazetesi'nden ayrılmaya karar verdim" diyerek istifa ettiğini açıkladı.
Ekşi, kısa süre sonra CHP'ye katıldı ve Ekşi, 2011 genel seçimleri sonrasında 24. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi.
CÜNEYT ÜLSEVER: HÜRRİYET'TEN AYRILDIĞINI AYDINLIK'TAN ÖĞRENDİ
Boğaziçi Üniversitesi'nde iktisat okuyan ardından ABD'de Columbia Üniversitesi'nde eğitimine devam eden ve Harvard Üniversitesi’nde insan kaynakları üzerine doktora yapan Ülsever, 1983 yılında doktorasını alıp Türkiye'ye döndü. Amerika'ya giderken ateist ve marksist olduğunu; Türkiye'ye ise liberal bir Müslüman olarak döndüğünü söyleyen Ülsever Kanal 7, STV ve Hürriyet gazetesinde çalıştı.
Hürriyet gazetesinde yazıları önce haftada bir güne indirilen ve ardından da 3 haftadır kadar yayımlanmayan Cüneyt Ülsever'in 24 Mart 2011 günü gazeteyle ilişiği kesildi.
Ülsever Hürriyet'ten ayrıldığını ise Aydınlık gazetesinden arayan bir muhabir sayesinde öğrenmişti:
"...beni Aydınlık gazetesi aradılar, “hayırlı olsun Hürriyet’ten ayrılmışsınız” dediler. Nereden çıkardınız dedim. “Enis Berberoğlu’nu aradık ulaşamadık, sekreteri ‘o ayrıldı’ dedi” cevabını aldım. Ben böyle öğrendim Hürriyet’ten kovulduğumu. Enis Berberoğlu’nun ciğeri yetmedi, sekreteri Aydınlık gazetesinden bir muhabire söyledi, o kız da bana sorduğunda “sağol kızım ben senden atıldığımı öğrenmiş oldum” dedim. Bunun üzerine ben insan kaynaklarını arayıp ağzıma gelen her şeyi söyledim. Mert olun, erkek olun, neyse kararınız bana açık olun dedim. Bana bir işten atma mektubu gönderdiler."
Ülsever, Aydınlık'tan gelen "bizde yaz" teklifine rağmen önce Oda TV internet sitesinde sonra da 29 Ocak 2012 günü yayın hayatına başlayan Yurt gazetesinde yazmaya başladı.
BEKİR COŞKUN: PARA İÇİN DİYENLERDEN YILLAR SONRA İNTİKAM ALDI

Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil'in yazısının yayımlanmaması üzerine ilginç bir yazı yazarak kendisinin de Hürriyet'te yaşadıklarını yazmıştı:
"Editör arkadaş arıyor “Yazını okudum çok güldüm, eline sağlık, harika ya…” diyor… Bu demek ki; yazıyı koymayacaklar...
Arada bir yazını koymazlar…
Okur da bir alemdir ha, sen gidince bırakırız gazeteyi der, ama Türkiye’nin en çok yazar kovan gazetesi, en çok okunan gazetesidir şu anda…"

Bekir Coşkun, 1978’de Günaydın'da Dokuzuncu Köy isimli köşeyi yazmaya başladı. 1987’de Sabah Gazetesi'ne geçtiğinde köşesinin ismi Onuncu Köy oldu. 1993'te Hürriyet'e geçti ve üçüncü sayfada yazmaya başladı.

Coşkun, 9 Eylül 2009 günü Hürriyet'ten ayrılmış, yerine ise Yılmaz Özdil yazmaya başlamıştı.  Coşkun, 25 Eylül 2009'da  HaberTürk gazetesinde yazmaya başlamış ancak referandumda AK Parti hükümetine karşı yazdığı yazılardan dolayı baskı gördüğünü iddia eden Coşkun'un işine bir yıl kadar sonra 20 Eylül 2010 günü son verilmişti. Yılmaz Özdil o günlerde yazıdğı bir yazıda şöyle demişti:

"Türk kahvesidir Bekir Coşkun. Sabah güne başlarken, ya da, akşam günün yorgunluğunu atarken yudumlamanız ondan. Zihin açar. Onsuz basın, püreleşmiş patatesler, kalbi taşlaşmış yumurtalar, telvesi donmuş boş fincanlardan ibarettir. Ve, siz hâlâ diyorsunuz ki: “Köşesini almışlar elinden...”  Yanılıyorsunuz. Keyfinizi elinizden aldılar aslında."

Bekir Coşkun, Habertürk'ün ardından 3 Kasım 2010'dan itibaren Cumhuriyet Gazetesinde, 14 Mart 2013 tarihinden itibaren ise Sözcü Gazetesi'nde yazılarını yazmayı sürdürdü.

Kendisinin Hürriyet'ten ayrılmasına sebep olan ve kısa süre önce de istifaya zorlanan Enis Berberoğlu için yazdığ bir yazısında ise Coşkun şöyle demişti:
"Enis Berberoğlu "Çok para verdikleri için gitti" demişti...
Tüm bu yazıyı onun için yazıyorum...
Sen niye gittin?.."

RAHMİ TURAN: SÖZCÜ'NÜN GİZLİ TOKMAK'I

Gazetecilik okulu gibi olan ve sadece çıkardığı gazeteler değil, yetiştirdiği gazeteciler ile de tanınan Rahmi Turan, Doğan Grubu için uzun yıllar Gözcü isimli gazeteyi çıkardı ve yönetti. Gözcü'nün kapanması sonrasında Ertuğrul Akbay'ın oğlu Burak Akbay'ın sahipliğinde çıkan Sözcü gazetesini dışarıdan destekleyen Rahmi Turan, 20 yıl kadar çalıştığı Hürriyet'ten kovuldu.
Veda yazısını 2 Nisan 2012 günü kaleme alan Turan, sonrasında verdiği röportajlarda şöyle demişti:
“Bütün kainat biliyor ki, gazetenin üzerinde siyasi baskılar var. O siyasi nedenlerle açıldığını herkesin bildiği -yani bu konuşuluyor, benim söylememe gerek yok- vergi cezaları, şunlar bunlar sonucunda birtakım operasyonlar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor, bundan sonra da belki de yapılacak.”
Bu dönemde sık sık yeni bir gazete kuracağını da söyleyen Turan, 24 Ağustos 2013 tarihinden itibaren haftada 4 gün Sözcü gazetesinde köşe yazmaya başlamış ve birinci sayfada daha önce Tokmak müstear ismiyle yazdığı yazılara imza atmaya başlamıştır.

ÖZDEMİR İNCE: GAZETECİ DEĞİL EDEBİYATÇIYIM
Şair ve edebiyatçı kimliği gazetecilikten çok daha baskın olan Özdemir İnce 14 Ocak 2001'de köşe yazarlığına başladığı Hürriyet Gazetesi'nden 1 Nisan 2012'de ayrılmıştı.  İnce son yazısında "din adamlarının" camiye çekilmesi gerektiğini ifade etmiş ve "Değerli okurlar, son yazımı okudunuz! Teşekkür ederim! Sağlıcakla kalın!" notu yer vermişti.
İnce, 23 Nisan 2013 ile  30 Nisan 2014 tarihleri arasında Aydınlık gazetesinde haftada 5 yazı yayınladıktan sonra bu gazeteden ayrıldı.
İnce son yazısında artık gazetelerde yazmamaya karar verdiğini açıkladı ve bu kararı şöyle gerekçelendirdi:

"Düşündüm: Aydınlık’tan aldığım ya da başka bir gazeteden alacağım ücrete ihtiyacım olmasına rağmen artık bir gazetede yazı yazmak istemiyorum. Neden mi? Çünkü ben bir gazeteci, bir gazete yazarı değilim, bir gazetede yazan edebiyatçıyım. Bir edebiyatçının gazetede yayınladığı yazılar, bir kitabın parçalarıdır. Hiçbir ciddi edebiyatçı 24 saat ömürlü bir metni yazmak istemez. Bir edebiyatçı ile gazetecinin farkı budur."


Bunun ardından İnce, kişisel web sitesini kurdu ve site 18 Haziran 2014 günü faaliyete geçti.

15 Ağustos 2014 Cuma

Hükümet Al Jazeera'yı sıkıştırır mı?

17 Aralık yolsuzluk soruşturmasından sonraki süreçte kabinenin içinden yazdığı iddia edilen bilgilerle Twitter fenomeni haline gelen @fuatavni, bu kez de ‘AKP’nin yeni medya tasavvuru‘ konusuna el attı.

Hesaptan dün gece atılan tweetlerde, ‘AKP aleyhine yazan ve haber yapanların‘ MİT tarafından aylardır takip edildiği ve ‘kıyım listesi oluşturulduğu‘ iddia edildi.

‘Atılmazlarsa sizi bitiririz’

20140402 fuatavni1

@fuatavni, ‘Tiran‘ diye söz ettiği Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘isteği doğrultusunda Doğan, Ciner ve Demirören gruplarının yanı sıra internetten yayın yapan El Cezire Türk’e ‘atılacakların listesinin gittiğini‘, ‘Atılmazlarsa sizi bitiririz‘ dendiğini öne sürdü.

‘Taraf olmanızı bekliyoruz’

fuat avni tweet

Buna göre, El Cezire Türk’ün üst düzey yöneticisi Gürkan Zengin’e ‘Gazetecilik yapmanızı değil taraf olmanızı bekliyoruz‘ denildi; ”Gazeteci ve TV’ciler MİT ve adliyede sigaya çekildi.” İddiaya göre, internet siteleriyse Erdoğan’ın Başsiyasi Danışmanı Yalçın Akdoğan tarafından takip ediliyor.


DOĞRU OLABİLİR Mİ?

İlginçtir bu tweetlerin ertesi günü, Yılmaz Özdil'in  yazısının yayımlanmaması, medya kulislerinde "fuatavni yine bildi" tepkisine yol açtı.

Habertürk'ten istifa eden 4 editör ve Radikal ile yollarını ayırma kararı alan Fatih Yağmur da Özdil ve Fuatavni ile ilişkilendirildi.

Peki mümkün olabilir mi?

İlk bakışta bu kadar tesadüf Kurtlar Vadisinde bile olmaz dedirtiyor. Ama biraz eşeleyince insanın aklına pek çok soru işareti takılıyor.

Neden derseniz?

Fuatavni'ye göre El Cezire Türk’ün üst düzey yöneticisi Gürkan Zengin’e ‘Gazetecilik yapmanızı değil taraf olmanızı bekliyoruz‘ denildi, Gül'ün ön plana çıkartmayın talimatı verildi... 

Televizyonlara gelen talimatların toplum olarak şahidiyiz. Alo Fatih bu döneme damgasını vuran isim oldu. Gazeteler de aynı şekilde orası kesin. Medyada çalışan herkes gibi ben de bireysel olarak  bazı talimatların, uyarıların tanığıyım.

Peki neden şüphe ediyorum? Al Jazeera Türk ve üst düzey yöneticisi Gürkan Zengin yüzünden.  

Ahmet Davutoğlu, Iraklı Sünni grupları seçimlere girmeye ikna etmeye çalışıyordu. Onu dinleyen Iraklılar arasında en köklü Sünni Arap aşiretlerinden Ubeydiye’nin yaşı ilerlemiş lideri de vardı. İhtiyar aşiret reisi Davutoğlu’nun konuşmasını gözyaşları içinde dinledikten sonra ayağa kalktı ve yanındakilere şöyle dedi:
“Bu adamı dinleyeceksiniz, bu adam bir Bağdatlı gibi konuşuyor!...”    

Ahmet Davutoğlu, Mavi Marmara saldırısının sabahında Washington’da Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda iki üst düzeyde Amerikalı diplomata şöyle diyordu: “Beyler, dün gece vatandaşlarımız Akdeniz’in uluslararası sularında, hem de NATO üyesi olmayan bir ülke tarafından katledilmiştir. Bakın, Ankara’da yarın bir güvenlik zirvesi toplanacak. Eğer İsrail tarafından kaçırılan vatandaşlarımız 24 saat içinde serbest bırakılmazsa o zirveden çok sert kararlar çıkacak.” 

Ardından içlerinden biri sordu: ‘Nasıl kararlar?’
Davutoğlu Türkiye’nin alacağı kararları sıraladı. Amerikalı diplomatlar büyük bir telaşla, ‘bunu derhal, kendi bakanımıza rapor etmemiz lazım,’ diyerek odadan adeta koşarak çıktılar.”
Bu alıntılar orantısız  Davutoğlu övgüsü içeren bir kitaptan: Gürkan Zengin'in yazdığı Davutoğlu biyorgrafisi HOCA'dan.

"Aydın Doğan'dan CNN Türk'ün bahçesine cami yapılmasını istedim, yapılmayınca CNN'den ayrıldım" diye espiri yapabilecek kadar eğlenceli, ancak dinine diyanetine ne kadar bağımlı olduğunu röpotajda cuma namazını kılmak için hangi camiyi tercih edeceğini söyleyerek ortaya koyan bir isim Gürkan Zengin.

Derdimiz kimsenin namazı ile değil elbet. Ama Gürkan Zengin'in son günlerin en popüler Başbakan Adayı ile bu yakın ilişkisi de Başbakan/Cumhurbaşkanı tarafından "ayağını denk al, Gül'ü ön plana çıkarma" diye uyarılmasını gerektirmeyecek bir unsur.

Zaten Al Jazeera Türk'ün  çok da hükümeti zorlayan bir tutumu yok.

Peki fuatavni'nin yaptığı ne?

Bence cemaat, fuatavni hesabı üzerinden ön almaya, hatta medya üzerinden göz dağı vermeye çalışıyor. O cenahtaki olası hareketlilikleri sansür örneği olarak sergilemek istiyor olabilirler. 

Bakalım arkasından ne çıkacak?


23 Aralık 2013 Pazartesi

Melek kanatlı Yılmaz Özdil'den Yozdil'li itiraf...

Yılmaz Özdil, medyada kendi konumunu taş üstüne taş koyarak inşa eden isimlerden biri.

Kısa ve eksiltili cümlelerden meydana gelen yazıları, zaman zaman alt alta yazılmış yıllar, zaman zaman iki cümlelik bir yazı, kimileyin eski yazıları yeniden köşeye taşımak gibi yöntemler ile adından sıkça bahsettirmiyor Özdil. Kolay okunan, basit, eleştiri dozu yüksek, laf oyunlarıyla süslü tarzı zaten kendi okuyucu kitlesini yarattı. Tek yaptığı bir takım yenilikler ile o kitleyi elde tutmaya çalışmak.

Tabi bu basit yazılmış, laf oyunlu yazılar alttan alta ırkçı, nefret söylemini körükleyen özellikler de içeriyor. Üstelik iktidara karşı hiç bir yaratıcı öneri getirmeyen, muhalefeti sadece küfür ve laf cambazlığına indirgeyen, okurunu "benim edemediğim küfürleri etmiş, benim söyleyemeyeceğim hakaretleri bak nasıl da yazmış" noktasına getiren bu yazıların en çok "muhalefet edermiş gibi göründüğü" AK Parti'nin işine geldiği de bir başka realite.

Neyse Özdil hakkında bu kadar cümle kurma gerekçemi söyleyeyim de yazıyı boş yere uzatmayayım. 10 gün önce (13 Aralık 2013) bir yazı kaleme aldı Özdil.  Nazar etme ne olur küfret senin de olur  başlıklı yazısında, Türkiye’de örnek tavırlar sergileyen bir insanın örnek alınmayacağını, doğrunun küçümsendiğini, yanlışın yüceltildiğini ileri sürdü.

Yazıyı okuduğu zaman hak vermemek, örneklerine katılmamak pek mümkün değil.

Ancak ilginç bir ayrıntı var ki, atasözlerine girmiş "Merdi Kıpti, şecaat arz ederken sirkatin söyler" hesabı (bu atasözünü kullanınca biz de nefret söylemini pekiştirmiş olduk ama neylersin...) bir ayrıntıya işaret ediyor Özdil.
"Sayın ahalimizden en çok esemes alan, gelin oldu, damadı uyuşturucu komasından ölü buldular, tabuta Türk bayrağı sardılar, kaynana Semra’yı şehit anası ilan ettiler, televizyonlarımız cenaze namazından 80 saat filan canlı yayın yaptı. Hiç unutmam, o sırada atv Haber’i yönetiyordum, beş bin dolar vereyim tabutun önüne kamera takayım dedim, prensipte anlaştık, parada anlaşamadık."

Özdil'in kendi günahını arada kaynatmasına değil eleştirim. Kendisinin de içinde bulunduğu, hatta yöneticilik gibi tepe noktalarında yer aldığı bir yapıyı eleştiriken üzerine pislik bulaşmamış gibi mağrur duruşunu eleştiriyorum ben.

Mizahi bir dille "hiç unutmam, o sırada atv Haber'i yönetiyorum..." diyerek anlattığı bu anısı tam da eleştiriyormuş gibi yaptığı yanlışın yüceltildiği durumlara örnek.
"Recep İvedik.Öküzün önde gideni.Gişe rekortmeni." 
Böyle diyor Özdil. Kendisi de mail adresini alırken denk geldiği gibi YOZDİL'li bir tavır sergiliyor ama tıpkı İvedik'in gişe rekortmeni olması  gibi en çok okunan yazar oluyor.

Kusura bakmasın kimse ama photoshopla melek kanadı takarak kimse melek olmuyor...