polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2013 Perşembe

İkinci operasyon dalgası medya ile de ilgili(ymiş)

Türkiye Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu ardından hükümetteki istifa depremi ve yeni hükümet revizyonunun yanı sıra, Ankara ve İstanbul’da yolsuzluk operasyonlarının ikinci dalgasının hazırlandığı iddiasıyla çalkalandı.

Emniyet kaynaklarından sızdırılan bilgiler doğrultusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Mart 2012’den bu yana yürütülen, ilk operasyondan çok daha kapsamlı, uluslararası çapta çok büyük bir karapara aklama, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk dosyasının bulunduğu, ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları aşan bu dosyanın, Başbakanlık’tan dört ayrı bakanlığa ve Başbakan Erdoğan’ın iki oğluna kadar uzandığı öne sürüldü. Ankara’da ise Yüksek Hızlı Tren projesi ile ilgili soruşturma yürütüldüğü ortaya çıktı.

SORUŞTURMADA ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VAR

BirGün gazetesinde yer alan habere göre, hazırlanan büyük soruşturmada, adı geçtiği öne sürülen kritik isimler, kaynaklar şöyle sıralandı:

Başbakan Erdoğan’ın oğulları Necmettin Bilal ve Burak Erdoğan, Erdoğan’ın danışmanı Hasan Doğan, Başdanışman İbrahim Kalın, Latif Topbaş, İBB Genel Sekreteri Adem Baştürk, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, Binali Yıldırım’ın danışmanı Ömer Sertbaş, İsmet Yıldırım, işadamları Yasin El Kadı, Celal Koloğlu, Mehmet Cengiz, Fatih Saraç, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Abdullah Tivnikli, Üsame Kutup, Orhan Cemal Kalyoncu. 
Soruşturulan kurum, şirket ve kuruluşlar için ise şu isimler öne sürüldü: Turkuaz Grup (Sabah ve ATV), Bosphorus 360, BİM, Başbakanlık Kalkınma Ajansı, Kolyoncu Grup, KİPTAŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Al Baraka Türk, TÜRGEV.
Peki soruşturmanın medya ile ilgili kısmı ne? Haberde şöyle deniliyor:

SABAH-ATV'NİN SATIŞI

İddiya göre, Turkuaz Medya Grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Binali Yıldırım’ın koordinesiyle Mehmet Cengiz, Celal Koloğlu, İbrahim Çeçen, Adnan Çebi, Hayrettin Özaltın, Muzaffer Nasıroğlu ve Abdullah Tivnikli’den 100’er milyon dolar para toplandı.

Toplam 550 milyon dolara satış gerçekleşti. Bu medya grubunun başına Zirve Holding’i kuran Ömer Faruk Kalyoncu getirildi. İşadamlarının Sabah ve ATV’nin satın alınmasında verdikleri bu yüksek meblağlı paraları, aldıkları devlet ihaleleri karşılığında rüşvet olarak verdikleri öne sürüldü.

SAVCI GÖZALTINA ALIN DİYOR POLİS YAPMIYOR

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TCDD ile ilgili soruşturma iddiasını doğruladı. Cumhuriyet gazetesinin haberi üzerine ortaya çıkan soruşturma için başsavcılık, ‘dosyanın basına nasıl yansıdığının anlaşılamadığı’ bilgisine yer verdi.

İstanbul’da ise 100 milyar dolarlık yolsuzluk iddiasıyla oluşturulan dosya için Savcı Muammer Akkaş’ın dün sabah operasyon başlatılmasını istediği ancak polisin operasyonu yapmaya direndiği öne sürüldü. Operasyon talimatından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’nın haberinin olmadığı, Çolakkadı’nın haber almasının ardından operasyona engel olundu da iddia edildi. Başsavcı Turan Çolakkadı akşam saatlerinde bir açıklama yaparak operasyon iddialarının doğru olmadığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bu kapsamda bir soruşturma bulunmadığını ifade etti. Akşam saatlerinde İstanbul Mali Şube Müdürü, savcılarla toplantı yapmak üzere Çağlayan Adliyesi’ne geldi. Toplantı geç saatlere kadar sürdü.

MALİ ŞUBE'NİN ÇAYCISINI DA SÜRDÜLER
İstanbul’da mali şubede bulunan 400 polisin yerlerinin değiştirildiği bilgisi, ikinci operasyon depreminin bir başka sarsıcı haberi oldu. Yetkililerce doğrulanmasa da polislerin yanı sıra Mali Şube’de görevli çaycıların da görev yerleri değiştirildiği bildirildi.

19 Aralık 2013 Perşembe

"O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklı..."

"Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir."
Bu seferki bir medya kritiği değil... Yine medya var işin içinde ama eleştirimin hedefinde değil. Kimileri tarafından Türkiye tarihinin en büyük Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonu olarak anılmaya başlanan ancak Cemaat-AK Parti (hatta daha doğru bir analizle Cemaat-Erdoğan) savaşının (şimdilik) sondan bir önceki adımı olan operasyondan söz edeceğim.

Önce yukarıdaki alıntının kimden olduğunu söyleyeyim. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cemaatin operasyonu sonrasında Emniyet'te ve Yargıda çeteleşmiş bir cunta girişiminden söz ettiği basın açıklamasında dün (18/12/2013) söyledi yukarıdaki cümleyi.

Açıklamasında sadece bu cümleyi etmedi tabi. Bağlamından koparmamak için biraz daha uzun bir alıntıya bakalım:
"Elbette bu iddialar üzerine hükümeti eleştirmek, hükümette yer alan bakanlar üzerinden hükümetin yıpratılmasını istemek, hükümetin önümüzdeki mahalli seçimlere kırık bir şekilde gitmesini temin etmek, ondan sonraki süreci de bu olay sebebiyle belki tersine döndürmek isteyebilirler. Muhalefetin meşru hakları vardır, gayrımeşru haklarının olmaması gerekir. Bu olay, bugüne kadar cereyan etmiş pek çok iddiada olduğu gibi dikkatle takip edilmelidir. Eleştiriler her zaman yapılmalıdır. Ama bunu bahane ederek peşin hükümle karar vermek, masumiyet ilkesini bertaraf etmek ve henüz ispatlanmış hiçbir şey yokken sadece basına ve internet medyasına servislerle vakit geçiriliyorken peşinen hükümlü saymak, suçlu saymak muhalafete yakışmaz. 
Sadece iddialar üzerine bu yolsuzluk iddialarının süratle araştırılmasını isteyebilirler, hükümetin kendi içerisinde bir tavır almasını isteyebilirler, bu tür olaylara yol açtığı iddia ediliyorsa hükümetin siyasi anlamda en çok eleştirilerini yapabilirler. Ama ne bakanlarla, ne burada ismi geçen kişilerle ilgili bir peşin hükümle suçlama noktasına gitmek ve hükümeti bu olay sebebiyle sorumlu tutmak doğru bir davranış olamaz, insaflı olsunlar, hakkaniyete uygun hareket etsinler ve kamuoyunda kendilerini de hükümeti de zor durumda bırakacak bir iş yapmasınlar." 
Soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin, hukukun evrensel pernsiplerinden birisi olduğuna vurgu yapan Arınç, gizliliği ihlal etmenin Türk Ceza Kanunu'na göre de suç olduğunu dile getirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne var ki biz hükümet olarak daha dosyada neler olduğunu bilmiyoruz. Bize getirin bakalım bunları demek imkanından da mahrumuz ama boy boy fotoğraflar, kime ait olduğu belli olmayan resimler, onlara konulan altyazılar işadamlarını, gazetecileri, sanatçıları suçlayacak bir psikolojik savaşın içerisine sokmak hukukla bağdaşmaz. İkincisi adli görevi etkilemek, adli yargılamaya teşebbüs de Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bu noktada verilecek beyanatların, yargıya verilecek talimatların da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bize düşen sabırla ama bir an önce de yargının elindeki delillerle suçladığı kişilerle yüzleşmesi, ciddi bir adli yargılama süreci sonunda da burada gerçekten ne var, kimin suçu nedir, kim neyle suçlanıyor, deliller yeterli midir, bu konuda bir karar verilmesidir. Bu kararı sabırla bekleyeceğiz ama bu karar çıkarken de hükümetimiz belki siyasi anlamda bazı çalışmaları da ayrıca yapacaktır. Bunları da Sayın Başbakanımız kamuoyuna yeri geldiğinde ifade edecek, açıklayacaktır."
Soruşturma sürecinin gizli olduğunu belirten Arınç, muhalefetin de basının da siyasetin de gizliliğe uymadığını bildirdi. Arınç, "Lütfen insanları karalamayın, insanlar hakkında peşin hükümler vermeyin. Beraat-ı zimmet asıldır. Bir insan kesin hükümle mahkum oluncaya kadar masum sayılır. Bu hukuk herkes için geçerlidir. Geçmişte başka kişiler yine bu usullerle suçlanmış olabilirler ama bu bugün yapılan işe meşruiyet kazandırmaz. O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır, hukuk herkese lazımdır, adalet herkes için yol göstericidir. Bizim beklediğimiz yargı sürecinin açık, şeffaf ve hakkaniyete uygun bir biçimde mutlaka süratle gerçekleştirilmesidir" diye konuştu.

Kendisi de hukukçu olan bir siyasetçinin hukuku nasıl eğip büktüğünün en iyi örneği bu konuşma bence. "O günün mağdurları farklıydı, bugünün mağdurları farklıdır" şeklinde bir cümle kurmak hukuku çekiştirmek, parçalamak, kanırtmak anlamına gelmiyorsa, ne anlama gelir. Bana açıklayabilecek biri var mı?
 

27 Haziran 2013 Perşembe

Bir bilanço denemesi: Gezi Parkı Eylemlerinde yaralanan gazeteciler - 2

Gezi Parkı'nda başlayan ve dalga dalga tüm Türkiye'ye yayılan eylemleri medyanın başlangıçta görmezden gelmesi,yayınlamaması tepkilerin zaman medyaya yönelmesine de neden olurken, 
Televizyon kanalları önünde yapılan protestolar ve camları kırılan, ters çevrilip yakılmaya kalkılan canlı yayın araçları bir yana kimi zaman gazeteciler göstericilerin şiddetli tepkisiyle de karşılaştı.  
Ancak yaralanmaların büyük bir kısmı polisin zaman zaman hedef gösterdiği düşüncesini doğuran şiddet kullanımı yüzünden gerçekleşti. Biber gaz tüfeği ile kafatası ya da kol ve bacağından yaralanan gazeteciler dışında plastik mermi ile vurulan, kör olma tehlikesi geçiren meslektaşlarımız da var.

Gezi Parkı Eylemlerinin 16. gününde böyle yazmıştım gaz, cop ve plastik mermi ile  yaralanan gözaltına alınan   gazetecilerin listesini verirken. Eylemler yoğun polis müdahalesi ile ve -literal olarak- orantısız güç kullanılarak sonlandırıldı denilebilir. TGC'nin çalışması ise herhalde devam ediyor. 

Şimdilik Gezi Parkı eylemleri çerçevesinde yaralanan, dövülen, gazdan etkilenen, plastik mermi ile vurulan meslektaşlarımızın listesi ise şöyle: 


12 Haziran 2013 Çarşamba

Bir bilanço denemesi: Gezi Parkı Eylemlerinde yaralanan gazeteciler

Gezi Parkı'nda başlayan ve dalga dalga tüm Türkiye'ye yayılan eylemleri medyanın başlangıçta görmezden gelmesi, yayınlamaması tepkilerin zaman medyaya yönelmesine de neden oldu.  Televizyon kanalları önünde yapılan protestolar ve camları kırılan, ters çevrilip yakılmaya kalkılan canlı yayın araçları bir yana kimi zaman gazeteciler göstericilerin şiddetli tepkisiyle de karşılaştı.

Ancak yaralanmaların büyük bir kısmı polisin zaman zaman hedef gösterdiği düşüncesini doğuran şiddet kullanımı yüzünden gerçekleşti. Biber gaz tüfeği ile kafatası ya da kol ve bacağından yaralanan gazeteciler dışında plastik mermi ile vurulan, kör olma tehlikesi geçiren meslektaşlarımız da var.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bir liste ile bilanço çıkarmaya çalıştı ve bugün 16. gününe giren Gezi Parkı Eylemlerinin gazetecilere maliyeti...

YARALANAN GAZETECİLERİN LİSTESİ

- Gazeteci Ahmet Şık, BirGün gazetesi muhabiri Olgu Kundakçı, Reuters muhabiri Osman Örsal, Sol gazetesi muhabiri Onur Emre, Sözcü muhabiri Yavuz Alatan, ETHA muhabirleri Mehmet Canbek ve Serdal Işık, polisin attığı gaz bombasıyla yaralandılar.

- ATV muhabiri Mesut Çiftçi ile ATV kameramanı İsmail Velioğlu, Taksim'de polisin attığı plastik mermilerle yaralandılar.

- Hürriyet Daily News muhabiri Emrah Gürel, polis saldırısı sonucu ayağından yaralandı.

- Star Haber Muhabiri Osman Terkan'ın parmağı kırıldı

- Star Haber Müdürü Murat Uslu karnına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle yaralandı.

- Evrensel gazetesi ve Hayat TV muhabiri İsmail Afacan, TOMA aracından sıkılan tazyikli suyun gözüne gelmesiyle kör olma tehlikesi geçirdi.

- Milliyet muhabiri Hüseyin Özdemir gazın etkisiyle baygınlık geçirdi.

- Taraf muhabiri Tuğba Tekerek'in kolunu kıvıran polis, Tekerek'e küfretti.

- İMC televizyonu kameramanı Özgür Söylemez ve İMC televizyonu Ankara muhabiri Eren Güvendik, ayağından yaralandı.

- Ulusal Kanal kameramanı Bülent Ünal'ın kulağı yırtıldı.

- Milliyet Gazetesi foto muhabiri Ercan Arslan gaz fişeğiyle ayağından yaralandı. Arslan'ın ayağına dikiş atıldı.

- Göstericilerin attığı taşın kafasına gelmesi sonucu hafif şekilde yaralanan Zaman Gazetesi foto muhabiri Celil Kırnapcı'ya 2 dikiş atıldı.

- Zaman Gazetesi İstihbarat Şefi İbrahim Doğan'ın koluna gaz bombası fişeği isabet etti. Kolu kırılan Doğan, Taksim İlk Yardım Hastanesi'nde tedavi altına alındı.

GÖZALTINA ALINANLAR

- Kanal D Ankara temsilcisi Erhan Karadağ gözaltına alındı

- Sol gazetesi Ankara muhabiri Fatoş Kalaçay darp edilerek gözaltına alındı.

- Ulusal Kanal kameramanı Serkan Bayraktar ile Ulusal Kanal Ankara Temsilcisi Mustafa Kaya olay yerinden canlı yayın yaparken gözaltına alındılar.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Hayri Kozakçıoğlu intihar etti

75 yaşındaki eski Olağanüstü Hal (OHAL) Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Sarıyer ilçesindeki evinde ölü bulundu.

Polis kaynakları yanında beylik silahı bulunan Kozakçıoğlu'nun intihar ettiğini açıkladı.  

HAYRİ KOZAKÇIOĞLU KİMDİR?

Hayri Kozakçıoğlu, 1938 yılında Manisa’da dünyaya geldi. 1959 yılında kaymakam adayı olarak göreve başlayan Kozakçıoğlu, Çamlıhemşin, Ardeşen, Delice, Çüngüş, Çınar, Kepsut ve Gökçeada ilçelerinde kaymakamlık yaptı.

Güvenlik hizmetleri ile ilgili olarak bir süre yurt dışında inceleme ve araştırma yaptıktan sonra, 1978 yılında Erzurum Valiliği'ne atandı.

Daha sonra Vali kadrosu ile 1,5 yıl süre ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevini ifa ederek, 12 Eylül 1980'den sonra Adana Valiliği'ne atandı. Üç yıl süre ile Adana Valiliği ve 3,5 yıl Sakarya Valiliği görevlerinden sonra 12 Ocak 1987 tarihinde Diyarbakır Valiliği görevine başladı. Bu görevi yürütürken 19 Temmuz 1987'de Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'ne atandı.

Hayri Kozakçıoğlu, iki dönem milletvekili olarak Meclis'te de bulundu. Hayri Kozakçıoğlu, İpekçi suikastı soruşturmasında polis müdürü olarak görev yapmıştı.

KOZAKÇIOĞLU'NU NASIL HATIRLAYACAĞIZ?

Kozakçıoğlu'nun adı anılınca hatırlanması gereken üç önemli olay var aslında.

Biri, 15 Aralık 1990'da yayınlanan, kamuoyunda "Sansür ve Sürgün Kararnamesi", "SS Kararnamesi" olarak da bilinen olağan üstü hal bölgesi için düzenlenen Kanun Hükmünde Karaname. SS Kararnamesi kitapları, gazeteleri, dergileri, kısaca basılmış her şeyi mahkeme izni olmaksızın deyim yerindeyse "kafasına göre toplatabilme, yayınını durdurabilme gibi" yetkilerin yanı sıra, Olağanüstü Hal Valiliğinin, bölgede yaşayan insanları sürgüne yollayabilme, süresiz ve sınırsız gözaltında sorgulayabilme yetkileri veriyordu.

İkinci önemli olay ise Olağanüstü Hal Bölge Valisi iken Kuzey Irak'tan göç eden Kürtler için gönderilen 2 milyar lirayı kişisel hesabına geçirmek ve İstanbul Valiliğine atanması sonrasında da ödememek ile suçlanmış olması.
Hayri Kozakçıoğlu bu iddia karşısında söz konusu parayı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin onayı ile 12 Ağustos 1991’de kendi hesabına aktardığını ve 18 Ocak 1993’de Bölge Valiliği’nin talebi üzerine geri gönderdiğini öne sürdü.
Ancak Kalemli bu olaydan haberi olmadığını öne sürdü.  O dönemde Kozakçıoğlu'nun Vakıfbank'taki kişisel hesabında 7 milyar lira olduğu ortaya çıktı, İçişleri Bakanı Gazioğlu bu paranın dondurulduğunu açıkladı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Kozakçıoğlu’nu istifaya davet ederken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in “parayı Diyarbakir'dan getirip bankaya yatırdıysa ne olmuş yani? Yemedi ya? Yerinde duruyor... Verdimse ben verdim!” beyanı ile olay sümenaltı edilmişti.

Üçüncü bir olay ise Gazi Mahallesi olayları ile ilgili...  Gazi Mahallesi'nde 1995'teki yaşanan olaylarda göstericileri öldürmekten hüküm giyen ve meslekten ihraç edilen polis Adem Albayrak, operasyonun başında dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu'nun ve dönemin emniyet genel müdürü Mehmet Ağar'ın olduğunu söylemiş, "emri onlar vermişti. ama hapiste yatan biz olduk" demişti.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Star hedef büyüttü RSF ve CPJ'yi hedef gösterdi

Hükümete yakın çizgisi ile dikkat çeken, Genel Yayın Yönetmeninin köşesinden bize reklam vermeyen sermaye grupları dikkat etsin, devir değişti her an Ergenekon suçlaması ile karşı karşıya kalabilirler iması ile aba altından sopa gösteren Star gazetesi bu kez hedef büyüttü.


Gazetenin bugün yayınlanan Zafer Kütük imzalı haberinde Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü  (RSF) ve Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)'nin Türkiye'yi karalamala amaçlı bir  kampanya yürüten terör örgütü MLKP tararafından "yönlendirildiği" iddia edildi.