16 Mayıs 2013 Perşembe

Gazetecilik flash disk ile geleni haber diye yayınlamak mı?

Yazan bir avukat.  Yegane Güley... Twitterda önce yazıyor, sonrasında da, "çok RT aldı, muhabirin başı derde girer" diyerek siliyor...

Muhabirin başını derde sokacak şey neymiş peki?

Kanal 7 çalışanı bir muhabir bana birebir: "Balyoz davasında flaşbellekte geliyordu haberler bize. Vicdanen rahatsızım ama yaptık maalesef."






Sözlük jargonunda bir cümle kalıbı var... "Şakaysa komik değil ciddiyse çok komik!" diye. Eğer Avukat hanım ciddiyse gazetecilik açısından yaşadığımı durumu ilk ağızdan ispatlıyor. Eğer asparagas bir iddia ise yalanlamak pek mümkün değil çünkü çok insan tam da böyle düşünüyor zaten.

Aynı kanal değil elbet. Ama Samanyolu TV'nin Ergenekon davası ile ilgili uygulamalarını daha önce yazmıştım. Hatırlatmakta fayda var:

...6 Ocak 2012'de yaptıkları ... hem yaşanan durumu ifade etmek açısından önemliydi hem de bugün kullandıkları sloganın neden gerçekten bir "lapsus" örneği olduğunu ortaya koyuyor.

MAHKEME KARARINI 21 DAKİKA ÖNCESİNDE DUYURDULAR

STV Haber, 6 Ocak 2012 günü, OdaTV davasında mahkeme kararını, sanık avukatlarından bile önce öğrnedi. Resmi açıklanmadan 21 dakika önce kararı izleyicilerine duyuran STV Haber  eleştirilere gözlerini kapayıp yoluna devam etti. O günlerde yaşananları şöyle haberleştirmiştim:

Mahkeme heyetinin, sanıkların tahliye talebini görüşmek üzere toplanmasının ardından tutukluluğun devamı kararı 21.48'de sanık avukatlarına bildirildi. Ancak Samanyolu TV, tam 21 dakika önce mahkemenin kararını son dakika olarak izleyicilerine duyurdu. Diğer haber kanalları ise saat 21:50'den sonra haberi son dakika olarak ekrana taşıdı. TV 24 ise haberi bırakın 21 dakika önce, saatlerce sonra bile görmemeyi tercih etti.
Twitterda bir kullanıcı ise şöyle diyordu o gün: STV nin yeni sloganı "Nur Hızında Habercilik". Tüm haber ajanslarıdan 20 dk önce olacak olanları açıklıyorlar....

'Laik' gazetelerin çaresizliği...

'Laik' gazeteler... 'Laikçi' gazeteler... Bu tanımlamaları sevmiyorum. Ama eksik de olsa tanımlama yapmak lazım. Ulusal yaygın medyanın önemli bir kısmı hükümete yakınlaşınca (yandaş medya olunca...) kalanlar diğer uçlara savruluyor. Gazetecilik değil siyaset üzerinden tanımlama yapmak mecburiyeti de daha belirginleşiyor.

Güneş, Akşam gazetesinin muhabirsiz yayını. Tıpkı Posta'nın Milliyet (şimdi Hürriyet oldu gerçi), Takvim'in Sabah'ın editöryal desteği ile yayınlanan gazetesi olduğu gibi muhabiri olmadan, ajans haberlerine takla attırmak yoluyla çıkartılan, ancak magazin ve bulmacası kuvvetli bir gazete Güneş de. Bir zamanların önemli gazetelerinden birinin ismini taşıyor ama şu aralar, muhalif çizgide yayın yapan bir gazete.

Peki az mı satıyor? Hayır tam aksine neredeyse grubun ana gazetesi Akşam kadar çok satıyor. Akşam'ın 102 bin satışı var, Güneş'in ise 101 bin civarında.

Haberler hafif, söylem popülist, tarz muhalif, ancak arkası dolu değil. Fotoğraflar büyük, başlıklar şişirilmiş, metinler dolgu...

Peki Güneş'in özelinde Laik gazetelerin çaresizliği nasıl vücut buluyor?

Bugün manşette "İçkiye büyük yasak!" haberi var. Gazetenin Ankara kulislerinden gelen bilgilerle yaptığı manşete göre, Alkol reklamlarını kısıtlamak için getirilen yasa teklifi aslında bir içki yasağı. Teklif yasalaşırda, ne Çiçek Pasajı kalacak, ne Nevizade... Hatta bakkalarda içki satılamayacak. Meyhane, büfe, lokantaların ruhsatları iptal edilecek, yenilerini almak çok zor olacak... 100 metre çevrede sürücü kursu bile olsa ruhsat alınamayacak... İçki satan dükkanlar camlarını içkiler görülmesin diye boyamak zorunda kalacak... 

Kısaca manşet haberi o çok iyi bilinen "Eyvah şeriat geliyor" temalı bir haber.

Haber bugün Güneş'e böyle yansıdı ama dün, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan yasa teklifi Alt Komisyon’a geri gönderildi. Alt Komisyon teklif üzerindeki çalışmaları bu hafta bitirecek, haftaya tekrar üst komisyon’da ele alınacak.

Teklif sahibi Ak Partili Recai Berber de teklifin turizm işletme belgesi olan tesisler için yeniden gözden geçirilmesi gerektiği görüşünde olduklarını vurguladı. Ayrıca mevcut ruhsat sahipleri için ‘müktesep haklar’, kazanılmış hakların da göz önüne alınması gerektiğini söyledi.

Berber, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında gözden geçirilerek, hem turistik tesislerin istisna kapsamına alınması hem de kazanılmış hakların korunması için düzenleme yapılacağını açıkladı.

Şimdi gelelim çaresizlik bölümüne...

Manşet haberinin hemen altında bir kutu haber var. Batan güneş... Cami silueti... "Regaip Kandiliniz Mübarek Olsun" başlığı. Çünkü bugün Regaip Kandili. Peki Güneş'in okuru ile Regaip Kandili nasıl ilişkilendiriliyor?

Okur içki satışının yasaklanmasından rahatsızlık duyacak diye düşünüyor ki gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Büyükçelebi, manşetinde "İçkiye Büyük Yasak" deniyor. Ama Regaip Kandilini kutlamamak da eksiklik olarak görünüyor olmalı ki "çaresizlik" içinde "mübarek olsun" deniliyor.

Elbette "sana ne kardeşim, içkimi de içerim, kandilimi de kutlarım" diyenlere itirazım yok. İçki yasağına Kandil kutlamasına katılanlar da karşı çıkabilir. Hatta en çok onlar karşı çıkmalı belki de... Ama ikisinin bir arada olması, birinin diğeri için olmazsa olmaz konumunda görünmesi de çarpıcı bir çelişki...

15 Mayıs 2013 Çarşamba

NTV, THY Grevini bir gördü bir görmedi!

Reyhanlı katliamı üzerine haberleri an be an yayınlayan, ardından da yayın yasağı ile birlikte tüm haberleri sisteminden silen, NTVMSNBC şimdi de THY'nin grev haberini "uçurdu".





SABAH HABER VARDI ŞİMDİ İSE...

Sabah sitenin manşetinde yer alan Grev haberi, sitenin Türkiye sayfasında bile yayınlanmıyor. Sitede THY, Grev anahtar kelimeleri ile yapılan arama ile zorlukla bulunan haberde Hava-İş: Grevdeyiz, THY: Uçuşlar sürüyor başlığı kullanılmış ve şöyle denilmişti:
"Türk Hava Yolları yönetimi ile toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşamayan Hava-İş Sendikası, aldığı grev kararını uygulamaya başladı. Sendikaya bağlı çalışanlar, gece saat 3'ten itibaren greve başlarken Türk Hava Yolları'ndan "Seferlerde bir aksama yok" açıklaması geldi."

İSTEDİĞİ HABERİ YAYINLAR İSTEMEDİĞİNİ YAYINLAMAZ 

Elbette, internet sitesinde haberin nerede yer alacağını ya da yer alıp almayacağına yayıncı kuruluş kendisi karar verir. Ancak var olan bir haberin bir anda bulunamaz olmasının dikkat çekici olduğu da ortada.

THY ÖNEMLİ BİR REKLAMVEREN DİYE Mİ?

NTV'nin haberi sitenin manşetten, ana sayfadan ve Türkiye kategosinin ana sayfasından düşürmesinin ardındaki gerekçenin THY'nin önemli bir reklam veren olması olduğu sanılıyor.

MANŞETTE OBAMA İÇİN "ÜÇ MAYMUN" DİYOR AMA...

NTV'nin internet sitesinde manşette yer alan Obama haberine attığı "üç maymun" başlığı ise ironik bir duruma yol açtı.
Deneme

REYHANLI BOMBALARI ARDINDAN DA AYNISINI YAPMIŞTI


NTV Reyhanlı haberlerine yayın yasağı konması üzerine de aynı şeyi yapmış, haberlerin tamamını arşivinden silmiş; ardından gelen eleştiriler üzerine de bir açıklama ile suçlamaları reddetmişti.
Açıkmalada şöyle denilmişti:

"NTV'nin Reyhanlı saldırısı ile ilgili haberleri görmediği ve yayınlamadığı bilgisi gerçek dışıdır. NTV olayın olduğu andan itibaren canlı yayın ekipleri muhabir bağlantıları ve uzman konuklarla gelişmeleri kapsamlı bir şekilde ekrana yansıtmıştır, yansıtmaya da devam etmektedir. Ancak soruşturmanın gizliliği ile ilgili gece yarısı gelen mahkeme kararı doğrultusunda yayın yasağı kapsamına giren görüntü ve bilgiler haber metinlerinde yer almamıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Savaş Ay eski günleri anlatıyor!

Savaş Ay Türkiye'nin az sayıdaki "iyi" savaş muhabirlerinden biri. Birand'ın arkasından kendisini nasıl savaş muhabiri yaptığını anlatan bir yazı kaleme almıştı. Bugün ise köşesinde başka bir dönemi, savaş muhabirliği öncesinde yaptığı gazeteciliği yazdı.

Basın Tarihi açısından çarpıcı bir anı/ayrıntı... Yok olmasın istedim...

Günün modası yıkılıp-yapılacak İnönü Stadı'yla ilgili anılardan söz etmek, malum. Eksik kalmayayım diye lafa girecek oldum, gazetedeki Beşiktaşlı genç tayfa susturdu hemen. "Abi senin ne işin var Beşiktaş'la, İnönü Stadı'yla?"

Bak şu yeni yetmelere. 40 yıl önce mesleğe çaylak stajyer olarak orada başladım desem hangisi inanır ki?

Eskiler hatırlar. Gazeteler daha o gün sona ermeden; "meyhane baskısı", "kaldırım baskısı", "akşam baskısı" diye basılır, "Hayde yazıyoooo yazıyooo" diye bağrışan gençler tarafından vapur iskeleleri, tren istasyonları, çarşı içleri gibi kalabalık yerlerde satılırdı o devirlerde

İşte korkunç cinayetlerin, büyük kazaların ya da mühim maç günlerinin olduğu akşamlar kaldırım baskılarının en çok sattığı zamanlar olurdu.
Maçların tümü İstanbul'un tek stadı "Mithatpaşa"da (İnönü) oynanırdı öğleden sonraları. Art arda 2 maç oynandığını çok gördük.
İşte o maçların ilk devrelerinde atılan goller çok önemsenirdi. Çünkü devre arasında o fotoğraflar hemen gazeteye gidecek, seçilen kareler klişehanede kotarılacak, "İşte Kral Metin'in muhteşem volesi" türünden şimşir başlıklarla sayfaya "nal kadar" büyük girecek.


Basın kartı olmayan stada nasıl girecek ki ben gibi bir toy girsin. Çaresi şoför kartıyla bulundu. Devre arasında gol fotoğraflarını almaya giden şoförlerin özel kartı vardı çünkü. Ben onlardan birini kapar, şoför kadrosuyla stada girer, usta foto muhabiri abilerin de hoş görüsüyle kale arkasında yerimi alır beklerdim.
İşin matrağı, gönderilecek filmler sahadan tribüne elle atılır, gerçekten film almaya gelen gazete şoförleri kaleci antrenmanı yapar gibi havalara zıplayıp yakalardı bobinleri. Sonradan çelik tel, 1-2 dişli çark ve bobin koyacak kutu marifetiyle ilkel bir teleferik düzeneği kurulmuştu da hayran kalmıştık icada.

Akabinde, polis muhabirliğine geçene kadar tam 1.5 yıl müdavimi oldum stadın. Her maça gidip, yüzlerce kez deklanşör basardım. En büyük keyfim de Fener maçları için geceler boyu kapılarda bekleyip zor bela stada girdiğimiz eski mahalle arkadaşlarıma sahanın ortasında çektirdiğim fotoğrafları gösterip, onları kıskandırmak olurdu.


Yazı işlerindeki muhabirlerin yüzde 70'i tırpanlandı!

Medya eleştiri sitesi Medya Günlüğü'nün "pazartesi sohbetleri"ne konuşan Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, "Artık yazıişleri toplantılarında önce hangi haberlerin gazeteye girmeyeceği konuşuluyor, bu gazetecilik adına utanç verici" diyor.

Mutlu Medya Günlüğü'nün sorularını yanıtladığı röportajda çarpıcı bir duruma dikkat çekti. Çok fazla yoruma gerek yok. İşte Mutlu'nun gazetelerin mutfağının son dönemde geçirdiği değişime yönelik yazdıkları:



-Bu tabloda sosyal medyayı nerede konumlandırıyorsunuz?
-Düne kadar önemsemediğimiz sosyal medyanın artık çok önemli bir misyon üstlendiğini düşünüyorum. Hiçbir yerde yayımlanması mümkün olmayan haberler sosyal medyaya özgürce yayınlanıyor. Bu durum gelecek adına çok umutsuz olmamı engelliyor.

GAZETELER GÜÇSÜZ, DURUM PARLAK DEĞİL
-Gazetelerin internet sitelerinin durumu da hiç parlak değil...
-Gazetelerin kendisi her şeye rağmen hala en büyük haber kaynağı. İnternet medyası kurumsallaşamadı. Çoğu sadece bir kaç kişinşn çalıştığı sitelerden oluşuyor. İnternet siteleri ve televizyonlar hala gazetelerden besleniyor. Diğer yandan, gazetelerin haber merkezleri, haber havuzları güçsüzleşti.

-Nasıl güçsüzleşti?
-Örneğin, bir zamanlar Hürriyet'in bütün adliye-polis muhabirlerinin sayısı 70 kişiyi, yurt haberlerinde çalışanlar toplam 300 kişiyi bulurdu, kültür, sanat, ekonomi, spor bölümleri vardı, günümüzde bu muhabirlerin yüzde 70'i tırpanlandı. Şimdi polis-adliye muhabiri 3-4 tane var, siyaset muhabirlerinin sayısı da yine 3-4'e kadar indi. Gazetelerin artık özel haber derdi kalmadı. Biraz da, iktidar baskısıyla 'nasıl olsa yapılacak özel haber kullanılmayacak, o zaman muhabire ne gerek var' duygusu oluşmaya başladı. Gazeteler ajanslardan aldıkları haberleri aynı başlıkla, aynı sunumla veriyor. Özel haber sadece magazinde var ya da sadece bir kaç muhabirin çabasıyla yürüyor.

ÇIKIŞ YOLU ÖZEL HABER'E YÖNELMEK
-Bu durumdan çıkış yolu yok mu?
-Gazetelerin, genel olarak meydanın kurtuluşu, daha çok okunmalarının yolu özel habere yeniden dönmelerinden geçiyor. Demin sosyal medyanın etkinliğinden söz etmiştim, bunun nedeni gazetelerin zaafı. Onların yarattığı boşluğu sosyal medya dolduruyor. Sağlık muhabirleri ilaç tanıtım toplantılarına gidiyor, biz ise hastanelerde gerçekte olup bitenleri tesadüfen bir yakınını görmek için hastaneye giden kişinin attığı Twitter mesajından öğreniyoruz. Sen de hatırlayacaksın, eskiden sağlık muhabirleri bir kaç hastaneye birden bakardı, itfaiye, deniz, Beyoğlu muhabirleri vardı. Şimdi olmamasının nedeni ekonomik değil, o muhabirlerin getirdiği haberleri koyabilecek cesarete sahip değiliz çünkü. Objektif habere ve bağımsız yoruma dönebildiğimiz gün gazetecilik de eski işlevine döner.

12 Mayıs 2013 Pazar

Yazarlar gitti Taraf'ın hisseleri düştü

Taraf Gazetesi, üst üste gelen istifaların ardından Borsa İstanbul'daki (BİST) hisselerinin serbest düşüşe geçmesiyle de sarsıldı.

HİSSELER 2 HAFTADA % 35,7 DÜŞTÜ

Habertürk'ün haberine göre gazetenin hisseleri 26 Nisan'da Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar ve 22 köşe yazarının istifasından sonra cuma itibarıyla 2 haftada yüzde 35.7 çakıldı.

Analistler, istifaların ardından gazetenin okuyucu ve gelir kaybına uğrayacağı düşüncesiyle hisselerde satış yaşandığını belirtiyor.

Taraf'ın piyasa değeri 2 haftada 38milyon lira eriyerek 68.5milyon liraya kadar geriledi. Borsadaki ilk işlemgünü olan 2 Mart 2012'de 44.5milyon TL olan Taraf'ın piyasa değeri 19 Nisan 2013'te 107.5milyon TL'ye kadar yükselmişti.

AHMET ALTAN İSTİFA EDİNCE HİSSELER TAVAN YAPMIŞTI
14 Aralık 2012'de kurucu Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, yardımcısı Yasemin Çongar ve yazar Murat Belge istifa etmişti. Ancak o tarihteki istifalar hisselerde büyük bir satış getirmemişti. Taraf'ın halka arz edilen 1.6milyon hissesinin yarısını 7 yatırımcı satın almıştı. Taraf'ın halka açıklık oranı ise yüzde 18.

10 Mayıs 2013 Cuma

Yine Taraf, yine Gülen, yine Cemaat!


Daha bir kaç gün önce,   Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi?  diye bir yazı yazmış, Taraf ile Gülen Cemaat'i arasında kurulan ilişkiye dikkat çekmiştim.

Cemaate dahil olduğunu çeşitli yerlerde açıklayan isimlerin köşe yazarlığı yapması, Taraf'ın abonelik sisteminin Cemaatin gazetesi Zaman'ın desteği ile kurulması gibi kimi organik, kimi inorganik bir çok bağlantı var Cemaat ile Taraf arasında. Tabi gazetenin logosundaki yeşilin Cemaati imlediğin söyleyecek kadar düşürmeye gerek yok düzeyi.

Ancak dile getirilen ilişki iddiası belki de ilk kez bu kadar net ortaya kondu. Pennsylivania'da Gülen'i ziyeret eden isimlerden biri olan Amberin Zaman, bir süre önce Habertürk'ten patron kararı ile kovulmuştu. Aynı zamanda The Economist dergisinin Türkiye temsilcisi olan ve yazıları ile hükümete yönelik eleştirileri -kovulmasından sonra da- yabancı basında dile getiren Zaman, ABD gezisi sonrasında "yuvaya geri döndü".

İlk yazısında Barış Yarkadaş'ın dile getirdiği "Taraf'a Gülen ile görüştükten sonra döndü" iddiasını -ve diğer iddaları- sert bir dille yalanladı. Neler yazdı önce ona bakalım, ardından o cümleler içinde en çarpıcı olan bölüme ayrıntılı şekilde bakalım:


Gelin görün ki görüşmeye tanık olan aramızdan birileri bir internet sitesine görüşmeye dair hayal ürünü bir dizi çirkin iddialarda bulundu. Örneğin Mehmet Altan Hoca'nın elini öpmüş. Yalan. Gülen kanepeye oturmuş, Altan da. Bizler ise yerde bağdaş kurmuşmuşuz. Yalan. Hiç birimiz yerde oturmadık. Gülen'in Başbakan'a yönelik sarf ettiği iddia edilen birtakım sözler karşısında ben "Hele şükür, bunları birinin söylemesi gerekirdi" demişim. Yalan. Mehmet Altan bu sözlerime onay vermiş. Yalan. Gülen'den de "daha ateşli konuşmalar" yapmış. Yalan. Yavuz Oğhan Gülen konuştukça "başıyla onaylama hareketi" yapmış. Yalan.

TARAF'A GÜLEN İLE GÖRÜŞTÜĞÜM İÇİN  DÖNMÜŞÜM

Bu arada Taraf'a dönüşüm de Gülen'le yaptığım görüşmeyle ilişkilendiriliyor. Yalan. Gittiğimde Taraf'tan herhangi bir teklif henüz gelmemiş olduğu gibi sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. Ümit Aslanbay şahidimdir.

BATSIN BÖYLE GAZETECİLİK

Üstelik Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarına ilişkin süreçte Cemaat'i sertçe eleştirdim. En çok eleştirdiğim yanları da bu eleştirilerin karşısında sergiledikleri kibre varan tahammülsüzlükleriydi. Cemaat'e yakın gazetelerde, özellikle de Today's Zaman da bu kez beni hedef alan yazılar yayımladı.
Bu iğrenç yalanları kim ve hangi maksatla yaydı inanın aklım almıyor. Ama her kimseniz batsın böyle gazetecilik.

Amberin Zaman'ın Cemaat'i çok eleştirdim şeklinde dile getirdikleri doğru. Bu konuda Google taraması bile yeterli sonucu verir.  Sonrasında hükümete yönelik eleştirileri de ortada...

Ama söylediği bir cümle var ki, ona anlam vermek çok zor. 

(Gülen ile) sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. 
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Neşe Düzel'in çağrısı ile Taraf'a giden Amberin Zaman görüşme sırasında Ümit Aslanbay'ın da şahit olduğu sözleri ile -hiç Political correctness olmayacak biliyorum ama- "merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" durumu.

Taraf genel yayın yönetmenine neden yeni bir yazar "Cemaati de eleştirme" izni alır?  Bu bir soru olarak ortada duruyor.