24 Temmuz 2015 Cuma

Kurtuluş Tayiz'in PKK yazıları ile Kadir Cangızbay'ın travestilerinin ne ilişkisi var?

Akşam yazarı Kurtuluş Tayiz, "Uykuda polis öldüren cici çocuklar!" başlıklı yazısındaki satırlar ile aklıma çok ilginç şeyler düşürdü. Ne diyor Tayiz:

"...PKK'lılar cici çocuklardı; doğaya zarar vermemek için sigara izmaritlerini bile yere atmıyorlardı! PKK kuşları, böcekleri seven, koruyan bir örgüttü! Doğan Medyası ve Cumhuriyet, aylarca bu propagandayı yaptı millete.
Medya örgütün kanlı yüzüne giydirdiği güleryüzlü maskeyle milleti aldattı. Doğan Medyası, uykuda insan katleden canileri "cici çocuk" diye maskeleyerek kaleden içeri aldı, milletin savunmasız anında vurulmasına yol açtı.
Maalesef merkez medya kale kapılarını düşmana açan hain rolünü oynadı."
Tayiz'in Doğan Medyası dediği Hürriyet'e "çakmak" için çaba sarfettiği, bu arada ihmal etmeden Gülen Cemaati'ne laf sokuşturduğu, hatta yetinmeyip göze girebilmenin yolunun Erdoğan'a yağ yakmak olduğunu anımasığı anda "Ülke ne zaman zor duruma düşse, milletin başı ne zaman sıkışsa gözler onu arıyor. AK Parti'lisinden CHP'lisine ve MHP'ye kadar milletin güvendiği, işleri yoluna sokacak isim olarak gördüğü tek kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan. Türkiye'nin en büyük artısı bence bu." demesinin altında yatanlar yazının kendisinden daha ilginç bence.



Sevgili hocam Kadir Cangızbay'ın derslerinde anlattığı, (hatta ders notlarında da yazdığı ama benim bir türlü bulamadığım) bir travesti örneği vardır. 

Kadir Hoca derdi ki: 

"Travestiler, gerçekte 'kadın' olmadıkları için, yani kadınlığa sahip olmadığı için, bu gerçeği gizlemenin yolu olarak 'kadın'lığı abartmayı tercih ederler. Aşırı makyaj, dikkat çekici frapanlıkta giyim, kadınsı olduğunu düşündükleri kırıtma, dikkat çekici kadar çok 'kadınsı' kahkahalar... Bunların hepsi 'gerçek kadın' olmadığı gerçeğini gizlemek için yapılan abartılı davranışlardır." 

Benim mealen aktardığım bu sözlerin altında şöyle bir gönderme vardı aslında: "Türkiye'deki faşistler..." derdi Kadir Hoca masanın üzerinde duran viski sodasından bir yudum alıp, sigarasından bir nefes çektikten sonra de şöyle devam ederdi: 

"Türkiye'deki faşistlere bakın, çok büyük bir kısmı gerçekte Türk entisitesinden değildir. 12 Mart ve 12 Eylül'ün önemli faşistleri Çerkezdir. 'Türk' olmadıkları için, kendilerinde olmayan bu durumu aşırı şekilde abartılı olarak vurgular, herkesi Türk olmamak ile suçlar, Türk olmayanlara zulmederler..."

Hocamın haklılığına bir diğer örnek Alparslan Türkeş'in Kıbrıslı, Türk Milliyetçiliğinin temeli olan 9 Işık tezlerinin ise Hindistan'dan apartılmış olması sayılabilir mutlaka... Ya da Reha Oğuz, Yağmur Atsız gibi Turancıların birbirlerini dahi Türk olmamak ile suçlaması, kafa taslarını ölçtüklerinde Türk standart ölçüleri dediği ölçülerde çıkmaması sayılabilir.

Peki bunlar nereden geldi aklıma... Hemen başa dönelim... Kurtuluş Tayiz yüzünden geldi aklıma.

Taraf gazetesinin yazı işleri müdürü iken patron tarafından görevden alınması ile gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar'ın istifasına ardından da gazetedeki pek çok yazarın ayrılmasına yol açan Tayiz aslında kim diye bir bakalım...

Tayiz şu ara 41 yaşında olsa gerek. Vanlı Azeri bir ailenin çocuğu. Baba MHP'li, anne MSP-RP çizgisini destekliyor. Ortaokuldan terk, yani ilkokul mezunu. 16 yaşında PKK saflarına katılmış. 1991-2004 yılları arasında Diyarbakır Cezaevinde PKK hükümlüsü olarak hapis yatmış. 2004 yılında Özgür Gündem'de çalışmaya başlamış. "PKK savaş ilan edince" "gazetecilik yapmak istediği için" kovulmuş.  2007'de Taraf yazı işlerinde çalışmaya başlamış. Yazı işleri müdürü olmuş. Patron "Erdoğan'a karşı savaş açmak istediği için" 2013 yılında Taraf'tan da kovulmuş. Sonrasında şimdi hala yazdığı Akşam gazetesinde... 

Bu yaşamöyküsünü kendisi anlatıyor. Habertürk'ten Kürşad Oğuz'a. 13 yıl PKK davasından hapis yatan, 'silahlı mücadele'ye katıldığını reddeden, ama sosyalist bir örgüt olduğunu söyleyen PKK için yıllarını veren, hapisten çıktıktan sonra da PKK saflarında, en azından medya kanadında yer alan bir isim.

Tayiz'in bugün köşesinde yaptığı, Kadir Cangızbay Hocamızın anlattığı travesti hikayesine benzemiyor mu? Kendisinin geçmişini unutturması için PKK'ye her bulduğu fırsatta vurması lazım. Ama yetmez, patronunun "iki erkek arasında aşk olurmuş" diyerek çıtayı yükselttiği Erdoğan sevgisini gözle görülür, elle tutulur şekilde yazması lazım. 

Çünkü "yandaşlık" da denilen bu tavır, tıpkı Olimpiyatların sloganı gibi: Citius, Altius, Fortius... Yani: "Daha Hızlı, Daha Yükseğe, Daha Güçlü".

24 Nisan 2015 Cuma

100 yıl önce Osmanlı basını da katledildi!

Ne kadar farkındayız bilinmez ama 24 Nisan sadece Ermenilerin değil Osmanlı gazetecilerinin ve Osmanlı gazeteciliğinin de katledildiği bir tarih...
 Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar ile gündeme gelen 24 Nisan giderek daha çok bilinir oldu.
Farklı perspektiflerden "Büyük Felaket", "Ermeni Soykırımı" ya da "Ermeni Tehciri" diye de anılan, 1915 yılında 'Osmanlı Devleti tebaası olan Ermenilerin yurtlarından Suriye çölüne sürgün edilmesinin yıl dönümü' diye de bilinen 24 Nisan, aslında İstanbul'da yaklaşık 250 kadar Ermeni aydınının tutuklandığı tarih.

Ama 24 Nisan'ı aynı zamanda hükümetinin Osmanlı basınını 'katlettiği' tarih olarak da değerlendimek mümkün...

Neler oldu 24 Nisan 1915'de? Önce ona bir bakalım ki "Osmanlı basınının katledildiği tarih" iddiamızı anlamlandırabilelim:

24 Nisan 1915 gecesi, yaklaşık bir yıldır savaşta olan Osmanlı Devleti hükümetinin direktifi ile emniyet güçleri ellerindeki isim listelerinde yer alan Ermeni aydınlarını tutuklamaya başladılar.

BİR GECEDE 200 KİŞİ TUTUKLANDI
Nesim Ovadya İzrail'in araştırmasında altını çizdiği gibi, 24 Nisan gecesi Osmanlı emniyeti, İstanbul'da ellerindeki listede yer alan isimlerden büyük kısmını, yaklaşık 200 kadarını tutuklamıştı. İzrail, çalışmasında 900 bin nüfuslu şehirde 200 kişinin tutuklanmasının, bugünün nüfusu ile karşılaştırıldığında yaklaşık 3000 kişinin tutuklanmasına denk olduğunu ortaya koyuyor.
Bu geniş kapsamlı operasyon "ayaklanma hazırlığı" içerisinde olduğu ileri sürülen Ermeni aydınlarının büyük çoğunluğu tutuklandıktan sonra yargılanmaksızın  Çankırı'ya gönderildi.

24 Nisan 1915 Cumartesi günü başlayan operasyon ile tutuklanan 250 kadar Ermeni Aydınının arasınds 19 doktor, 3 diş hekimi, 6 devlet memuru, 3 belediye baaşkanı, 2 öğrenci, 9 eczacı, 8 hukukçu, 4 mimar, 2 bilim adamı, 7 din adamı, 2 tiyatrocu, 36 öğretmen ve tek mesleği gazetecilik olan 10 kişi vardı. Ancak tutuklananların büyük çoğunluğu dönemin Ermeni ve Osmanlı gazetelerinde yazar olarak isim yapmış kimselerdi. Tutuklananlar arasında ayrıca 5 dizgici, 4 kitapçı da yer alıyordu.

OPERASYON AZADAMARD GAZETESİNDEN BAŞLADI
Zaten gece yarısı yapılan operasyona Pera'daki Taşnaksutyun Parti Merkezi ve partinin yayın organı olan Azadamard gazetesi ve matbaasından başlanılmıştı.
Binada bulunan tüm editör, muhabir ve büro personeli tutuklanmış, binaya karakol kuran polis, haberi olmadan buraya gelen herkesi de gözaltına almıştı. O kadar ki, gazetenin sadece muhabir, yazar, editörleri ve matbaa işçileri değil, çaycısı Hampartsum Balasan da tutuklanıp Ayaş'a gönderilen ve orada katledilenler arasındaydı.

Tutuklanan Ermeni Aydınların geri dönmeyeceğinden herkes o kadar emindir ki gazetenin yöneticileri ve çalışanları tutuklandıktan hemen sonraki günlerde, matbaa makineleri İttihat ve Terakki'nin yayın organı olarak bilinen Hüseyin Cahit Yalçın'ın başyazarı olduğu ve Ahmet Emin Yalman'ın da çalıştığı Tanin gazetesinin binasına taşınmıştı.

25 Nisan'da devam eden operasyon ile tutuklanan Ermeni Aydınların sayısı 250'ye ulaştı. Tutuklular, 26 Nisan günü trenlerle Ankara'ya oradan da at arabaları ile Çankırı ve Ayaş'a gönderildiler. Yargılanma ya da mahkeme süreci yaşanmadı.

KİRKOR ZOHRAB DA TUTUKLANIYOR
İstanbul'daki Ermeni Cemaati'nin önde gelen isimlerinden olan Kirkor Zohrab, 24 Nisan 1915 gecesi yapılan operasyonda tutuklanmamıştı. Bunda Zohrab'ın İttihat ve Terakki listesinden milletvekili seçilmiş olmasının da payı olsa gerek. Ancak ilerleyen günlerde, tutuklama operasyonuna karşı Sadrazam ile görüşmesi ve serbest bırakılmaları için çalışmalar başlatması, Zohrab'ın da tutuklanmasna yol açtı.

Tehcir kararını uygulamaya koyan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen ismi ve dönemin iç işleri bakanı Talat Paşa ile birlikte zaman geçiren, bezik oynayan Kirkor Zohrab, yine böyle bir gecenin ardından İttihat ve Terakki Kulübünden evine dönmesinin ardından gözaltına alındı.
20 Mayıs 1915'te tutuklanarak Çankırı ve Ayaş yerine Diyarbakır'a doğru yola çıkarılan Zohrab, 15 Temmuz 1915 tarihinde eşine yazdığı mektupta "öldürüleceğinden emin olduğunu" anlatıyordu.
Zohrab, Urfa yakınlarında Teşkilat-ı Mahsusa'cı Çerkez Ahmet çetesi tarafından başı taşla ezilerek öldürüldü.

Çerkez Ahmet, 30 Eylül 1915'de Zohrab'ı öldümesinden 2 ay kadar sonra Şam'da dönemin İttihat ve Terakki liderlerinden Cemal Paşa tarafından, cinayet ve yağma suçlaması ile yargılandı ve asıldı.
Ancak öldürülen diğer Ermeni Aydınlarının katilleri cezalandırılmadı.

250 ERMENİ'DEN 174'Ü KATLEDİLDİ
24 Nisan'da başlayan operasyon ile gözaltına alınıp Çankırı ve Ayaş'a sürülen yaklaşık 250 Ermeniden 174'ü hiç bir yargılama olmaksızın katledildi. 76 kişi ise her şeye rağmen sağ kurtulabilmişti.

Öldürülen Ermeniler arasındaki gazeteciler, Osmanlı Devletinin yurttaşı olmasına rağmen  TGC ve ÇGD gibi meslek kuruluşları tarafından dahi "katledilen gazeteciler", "basın şehitleri" gibi listelere dahil etmiyor.

Ne kadar farkındayız bilinmez ama 24 Nisan sadece Ermenilerin değil Osmanlı gazetecilerinin ve Osmanlı gazeteciliğinin de katledildiği bir tarih. Tutuklanan, sürgüne yollanan, vahşice katledilenler Osmanlı devletinin yurttaşı olan Ermenilerdi. Çıkardıkları, yazı yazdıkları gazeteler Osmanlı basını diye anılan gazetelerdi. Onların öldürülmesi, Osmanlı gazeteciliğini de bir parça öldürdü.

İŞTE 1915'DE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER
Necati Abay'ın derlediği listelerde 32 Ermeni gazetecinin de tehcir sırasında öldürülenler arasında yer aldığı görülüyor. Tespit edilemeyen, gazetecilik yaptığından emin olunamayan başka isimlerin de olma olasılığı çok yüksek. İşte 1915 yılında yaşamını yiten o gazeteciler:

1- Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
2- Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
3- Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü,
4- Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5- Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı.
6- Nerses Papazyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7- Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8- Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9- Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10- Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11- Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12- Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13- Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14- Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15- Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16- Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17- Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18- Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19- Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20- Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21- Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22- Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23- K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24- Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25- Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26- E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27- Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28- Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29- Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30- Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31- Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
32- Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915 
( Bülent Tellan )

23 Aralık 2014 Salı

BirGün'ün manşetiyle gazetecilik mi yapıyor?

Bugün değin Erdoğan'ın gözüne bant çeken manşetiyle çok eleştirilen, Osmanlıca tartışmasıyla ilgili manşetinde 'hırsız' yazmak isterken 'hayırsız' yazarak büyük bir yanlışa imza atan BirGün gazetesi bugünkü manşeti ile de çok konuşulacak gibi.

Gazete, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Doğum kontrolü ihanettir' açıklamasına atıfta bulunarak isim vermeden gazetenin manşetinden esti gürledi.

OKUMAK İSTEYEN OKUR, İÇ SAYFALARA BAKABİLİR


Gazete manşetin üst başlığında "Doğum kontrolü terörü, ihanetçi kondom vb şeyleri okumak isteyen okurlar iç sayfamıza bakabilirler" ifadelerini kullanırken manşet başlığında ise "Bir sarayda oturan ve sürekli saçmalayan biri var işte artık biz o kişiye laf yetiştirmek istemiyoruz" ifadesini kullandı.
Deneme
GAZETENİN GÖREVİ LAF YETİŞTİRMEK Mİ?

BirGün'ün muhalefet cephesinde çok ses getiren ve sosyal medyada defalarca paylaşılan bu manşeti bir gazetecilik tartışmasını da ortaya çıkardı.

"Gazetecinin görevi ve sorumluluğu, olan biteni halka iletmektir." ilkesinden yola çıkarak BirGün'ü eleştirmek mümkün. 

"BirGün, herhangi bir haberin aktörüne laf yetiştirmek zoruda olmadığı gibi böyle bir davranışın içine girmesi onu gazeteci olmaktan çıkartır"  yorumunu yapmak da öyle.

Her halükarda adından söz ettirmeyi amaçlayan bir manşet ise BirGün'ün hedefine ulaştığını da kabul etmek zorundayız.

12 Aralık 2014 Cuma

Cemaat medyasına operasyon mu Algı operasyonu mu?

Önce Fuat Avni (11.12.2014) Gülen Cemaati'nin medya ayağına dönük dev bir operasyon yapılacağını iddia etti. Ardından Zaman gazetesi önünde bir miting, Adliye ve Eminyet önünde protestolar yapıldı.

Toplum hükümet-cemaat savaşında bugüne kadar operasyonların hepsini bilen isim olarak değerlendirdiği Fuat Avni  isimli Twitter hesabından gelen bu medyaya yönelik operasyona tamam gözüyle bakarken, aynı hesap, operasyonun sızması ve  gelen tepkiler yüzünden iptal olduğunu açıkladı.

Ne olduğuna bir kez daha bakalım sırayla sonra da yorum yapmaya çalışayım.

FUAT AVNİ'DEN 150 GAZETECİYE OPERASYON TWEETİ

 
Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin genel yayın yönetmenlerinin de aralarında 150'ye yakın gazetecinen gözaltına alınacağını öne süren Fuat Avni, "Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede" dedi.

BARANSU, USLU, KENEŞ, GÖNÜLTAŞ...

Yarın yani 12 Aralık Cuma günü İstanbul, Ankara ve Malatya merkezli operasyonlar yapılacak.
Bunları haber yapan Kerim Balcı, Nuh Gönültaş, Adem Yavuz Aslan, Erhan Başyurt, Bülent Keneş Mehmet Baransu ve Emre Uslu listede.

Ayrıca Zaman, Bugün ve Taraf gazetelerinin Genel Yayın Yönetmenleri de göz altına alınacaklar listesinde.

Cemaat geneline yargı ayağı, medya ayağı, emniyet ayağı gibi geniş çaplı operasyon yapılacak.
Operasyon kapsamında gözaltına alınacak gazeteci sayısı 150'ye yakın.

Genel olarak operasyonun merkezi İstanbul TEM Şube. Ekrem Dumanlı dahil Zaman Gazetesi'nin neredeyse yarısı gözaltı listesinde.

Cemaat'le birlikte muhalif basın ve merkez medya da operasyon kapsamına dahil edildi.
28 Şubat gerekçesi ile Merkez Medya'ya, Türkiye'nin tanınmış iş adamlarına, medya patronlarına ve yazarlara operasyon yapılacak.

Cemaate operasyon yapılırken Ergenekon'un intikamı diye susturulan merkez medya sonraki safhada 28 Şubat bahanesiyle tasfiye edilecek.

İŞTE FUAT AVNİ'NİN O TWEETLERİ

ekran-resmi-1436-02-19-3.01.48-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.32-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.39-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.47-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.02.53-pm.png

ekran-resmi-1436-02-19-3.26.23-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.26.41-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.53-pm.png
ekran-resmi-1436-02-19-3.29.58-pm.png
Deneme
ZAMAN GAZETESİ ÖNÜNDE EYLEM

İddianın ardından İstanbul'da Zaman Gazetesi ve Cihan Haber Ajansı çalışanlarına destek olmak için yüzlerce kişi, her iki yayın grubunun da bağlı olduğu Feza Gazetecilik'in önünde toplandı.

Grup, 'Biat edene saray, etmeyene zindan', 'Yolsuzluklar sıfırlanamaz' pankartları açtı; 'Demokrasi erlerinin yanındayız' sloganları attı.

Deneme


Operasyon iddiaları üzerine gazetecilere destek olmak için vatandaşlar yağmurlu havaya rağmen Vatan Caddesi üzerindeki Emniyet Müdürlüğü ile Çağlayan Adliyesi önüne akın etti.
Adliye önünde toplanan 2 bini aşkın vatandaş, demokrasi ve medyaya yönelik darbe anlamına gelecek operasyona karşı tepkilerini dile getirdi.

Deneme

BASIN SUSARSA BU İŞ BİTER Mİ SANDIN?

Vatandaşlar ellerindeki dövizlerde, 'Basını susturmakla bizi susturamazsınız', 'Hiç durmadan yürüyeceksiniz', 'Paraları süpürebilirsiniz ama Zaman'ı asla', 'Basın susarsa bu iş bitermi sandın', 'Dur yolcu, yolsuzluk çıkmaz sokak' 'Hırsızlığın yıldönümünde hırsız operasyonda' 'Korkma titre' gibi sloganlar dikkat çekti.

GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR

Vatan Caddesi üzerindeki İstanbul Emniyeti önüne de yüzlerce vatandaş akın etti. Yaklaşık bin kişi medyaya ve polisleri yönelik yeni bir operasyonu protesto etti.

DUMANLI "YA GELİN ALIN, YA DA BİZ GELİYORUZ"

Emniyete gelen vatandaşların ellerindeki pankartlarda, "Sıfırlanan paralar unutulmaz, Göklerden gelen bir karar vardır, 17 Aralık unutulmaz, 25 Aralık unutulmaz, bide "VIP" torpil unutulmaz" dövizleri yer aldı.

Ekrem Dumanlı: Bu sadece Zaman'ın meselesi değildir, bu özgürlük meselesidir

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Fuat Avni'nin birçok medya kuruluşuna yönelik 'intikam operasyonu' iddiasına yönelik olarak, "Bu mevzuyu cemaat-parti kavgası gibi senarize etmek çok büyük gaflet olur. Bunun faturasını bu ülke çok ağır öder. Böyle bir operasyon, demokrasiye, basın özgürlüğüne darbedir" dedi.

Hükümete seslenerek adeta rest çeken Dumanlı, "gelin alın bizi, alırsanız alın yoksa ben Adliye'ye gideceğim" dedi. "Türkiye'nin beşinci sınıf bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşmesine razı olmayacağız" diyen Dumanlı cemaatin olası biroperasyon karşısında direnişe geçeceği mesajını verdi.

Dumanlı, “Mesela sadece Zaman, Todays, Bugün gazetesi, Samanyolu, Samanyoluhaber değil. Bunda başarılı olurlarsa ardından Sözcü Gazetesi, ardından Hürriyet Gazetesi, ardından başka gazete ve televizyonlar. Bu resmen hukuka yapılan bir darbedir, basına yapılan bir darbedir, fikir özgürlüğüne karşı yapılan bir darbedir.” dedi. 

İKİNCİ OPERASYON BOMBASI

Gündemi sarsan operasyon iddiasının ardından Fuat Avni, akşam saatlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Twitter fenomeni bu kez operasyonu nasıl deşifre ettiğini yazdı, operasyona katılacak isimleri yazdı. 

"TARTIŞMALARA NEDEN OLDU"
Listeyi yayınladıktan bir saat sonra bir kez daha ortaya çıkan Fuat Avni, bu kez de hükümet cephesinden kendi attığı twetlerin etkilerini yazdı. Fuat Avni'nin iddiasına göre operasyonun deşifre olmasının ardından Ankara, cemaate yönelik operasyon için yeni yollar aramaya başladı. İşte o yazılarlar;


56.20141212011901.jpg 


NE OLUYOR PEKİ?

Kısa bir yorum yapmaya çalışayım tüm bunlara...

1. Ortada bir operasyon yok. Yapılacak iddiası var, sonra yapılan protestolar var, daha sonra yapılmayacak deşifre oldu diye vazgeçildi iddiası var. Sonuç olarak operasyon yok.

2. Cemaat, bugüne dek yapılan tüm operasyonların birinci elden ifa eden yapı olarak bu işin nasıl yapıldığını çok iyi biliyor. Bu nedenle onlardan gelen "nefret operasyonu" söylemi aklıbaşında insanları güldürencek kadar trajik, şoke edecek kadar da komik.

3. Cemaatin olmayan bir operasyonu var gibi göstermesinin nedeni ne olabilir sorusunun yanıtı net. Olmayan bir şeyi var gibi göstermek korkuyu büyütmekten başka birşey değil. Hele dünya medyasının bunu haber yapması, Fuat Avni'nin tweetlerin İngilizcelerini de atması... Bunlar da eklendiğinde, olmayan bir operasyon yapılacak gibi gösterilerek Erdoğan rejimini  zora sokmaya çalıştıkları ortada.

4. Cemaat ve çevresindeki halkaya siyasi bir müttefik olarak güvenilmeyeceği bu süreçte bir kez daha ortaya çıktı. Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV davası, KCK basın davası gibi süreçlerde gazetecileri tutuklayan, yargılayan, eleştirilere "basın özgürlüğü gibi göstermeyin" diye yanıt veren cemaat çevreleri bu kez kendisi basın özgürlüğü bayraktarlığına sığınıyor. Dumanlı'nın 2011'de yazdığı yazı tam da bugün kendisine söylenebilecek bir şey halini aldı.

5. Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş ve uygulamaya koyacak iken deşifre olduğu için vazgeçmiş olabilir mi? Soruyu ikiye bölüp yanıtlayayım. Evet Erdoğan rejimi böyle bir operasyon hedeflemiş olabilir. 17 Aralık sonrası emniyette yapılan operasyonlar, medyaya da böyle bir uygulama yapılabileceğinin ispatı. Ancak vazgeçme herşeyi bozuyor. Bugüne dek geri adım atmamak ile övünen ve neredeyse övünmekte haklı olabilecek kadar az geri çekilen Erdoğan'ın böyle bir adımı sırf deşifre oldu diye atmaktan vazgeçmesi, üstelik gözaltına alınacağı söylenen isimlerin "bekliyoruz" demesine rağmen geri adım atması hiç de inandırıcı gelmiyor bana.

6.. Savaş giderek "kanlı" hale geliyor. Cemaat hükümeti daha da "kanlı" adımlar atmaya kışkırtıyor. Tüm bu "operasyon" polemiğinin tek gerekçesi de bu olabilir.

7. Cemaat çevrelerinin dile getirdiği gibi "nefret" değil belki ama ismi "Algı operasyonu" olmayı en çok hakeden de işte bu son yaşadığımız süreç olsa gerek.

25 Kasım 2014 Salı

'Gazetecilik faaliyetlerinde kovulmadılar'

Star Medya Grubu ve Kanal 24 ile Akşam ve Güneş gazetelerini elinde bulunduran işadamı Ethem Sancak, yayın yönetmenlerini görevden aldı.

Mustafa Karaalioğlu, Star gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın grupla herhangi bir ilişkisinin kalmadığı belirtildi.

PATRON İLE KARAALİOĞLU ARASINDA HORTUMLAMA KAVGASI

Star'da patron Ethem Sancak ve CEO Mustafa Karaalioğlu arasında 2 milyon liralık 'hortumlama' kavgası çıkmıştı. Buna göre gazetenin promosyon için kamu bankalarından çektiği kredinin 2 milyon lirasının Karaalioğlu'nun ekibi tarafından iç edildiği iddia ediliyordu.

İddiaya göre olayın ortaya çıkması Sancak ile Karaalioğlu'nun arasını açtı. Taraflar arasında o günden bu yana soğuk rüzgarlar esiyordu.

AKŞAM SAATLERİNDE TEBLİĞ EDİLDİ

Star Medya Grubu CEO'su Mustafa Karaalioğlu, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ile Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan'ın görevlerine son verildiği kararı kendilerine akşam saatlerinde tebliğ edildi.

TWITTER'DA KİM NE DEDİ?

DenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDenemeDeneme
Deneme

7 Kasım 2014 Cuma

'Taksim karıştı!' mı karışmadı mı? Ya da ideolojik atgözlüklü gazetecilik...

Taksim karıştı!

Bir grup öğrenci Cebeci Kampüsünde toplanandıktan sonra "Üniversitemize, geleceğimize sahip çıkalım" yazılı pankartlar ile Cemal Gürsel Caddesi'ni trafiğe kapatıp Kızılay istikametine yürümeye gitti. Polis grubu Kurtuluş Kavşağında durdurdu.
Uyarılara rağmen grup dağılmak istemeyince polis tazyikli su ile müdahale etmek zorunda kaldı. Grup daha sonrasında dağıldı.

TAKSİM'DE YÖK KARŞITI EYLEM

100 kişilik bir grup Taksim Tünel Meydanı’nda toplanarak "Özgürlük ve yaşam için örgütleniyoruz; müşteri değil öğrenciyiz" yazılı pankartlar ile İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. Galatasaray Meydanı’nda grup adına açıklama yapan Nurbanu Güner, "Üniversitelerde sayısız lüks mekan varken, ne yeterli sayıda yurt var ne de öğrencilerin ihtiyaçlarını giderebileceği uygun mekan var. Okulların dört bir yanı inşaat halinde ve bu inşaatlar YÖK eliyle taşeron firmalara verilmektedir. Taşeron, Soma katliamında ve diğer her yerde olduğu gibi, üniversitelerde de işçileri öldürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Ordu Üniversitesi’nde 2, İTÜ’de 1 işçi iş cinayetlerine kurban gitmişti. YÖK, üniversiteleri piyasaya açtıkça, üniversitelerdeki sömürü kat be kat artmaktadır" ifadelerine yer verdi. Ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı. 

Yukarıdaki haber "Yeni Türkiye" söylemi ile birlikte yenilenen ama ne yenisi, bildiğin en eski kalıplarla, gazetecilik görünümü altında ideolojik atgözlüğü ile gazetecilik yapmayı sürdüren Türkiye gazetesinden bir haber

Malum 6 Kasım, YÖK'ün kuruluş yıldönümü olarak devlet katında eğitim bürokrasisi tarafından kutlanılmıyor. Ancak öğrenciler her 6 Kasım'da eylemliklerin en güzeliyle sahneye çıkıyorlar. Dünya Yerinden Oynar, YÖK'ten Adam Çıksa diye bağırılırdı bizim zamanımızda '6 Kasım'larda. Herhalde yine güzel sloganlar atıyorlardır öğrenciler kendilerini sarmalayan en görünür zinciri, YÖK'ü parçalama isteğiyle. 

Peki Türkiye gazetesinin, yukarıdaki haberine... 
Gazete, haber filan gibi kelimleri kullandığıma bakmayın... Sırf adet yerini bulsun diye. Çünkü görünen o ki ne Türkiye bir gazete, ne yazdıkları haber, ne de çalışanları gazeteci. Tamam biliyorum basın devletin ideolojik aygıtıdır elbette. "Egemen düşünceler egemenlerin düşünceleridir..." tamam onu da biliyorum. Ama hiç olmazsa oyunu kuralına göre oynayan, mesleğin kendisini ambalajlamak için sarıp sarmaladığı etik, ahlak, vs. gibi ilkelere uyuyormuş gibi görünen bir şey yapılsın. Büyük büyük konuşmalar yapanların arkasında "uluslararası kuralları var bu işin" diye ahkam kesenler boşa çıkmasın hiç olmazsa. 

Gelelim şu yukarıdaki haber görünümlü yalana...  Parça parça analiz edelim:

Başlık ne? Taksim karıştı!
Yer Neresi: Taksim, İstanbul.
Ne olmuş: Karışmış! (ünleme dikkat)
Ne zaman: Belli değil geniş zaman kipi kullanılmış...
Nasıl: O da belli değil (en azından başlıkta) 

Ne olmuş, nasıl olmuş haberden okuyalım diye bakıyoruz metne: "100 kişilik bir grup Taksim Tünel Meydanı’nda toplanarak "Özgürlük ve yaşam için örgütleniyoruz; müşteri değil öğrenciyiz" yazılı pankartlar ile İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. Galatasaray Meydanı’nda grup adına açıklama yapan Nurbanu Güner, "Üniversitelerde sayısız lüks mekan varken, ne yeterli sayıda yurt var ne de öğrencilerin ihtiyaçlarını giderebileceği uygun mekan var. Okulların dört bir yanı inşaat halinde ve bu inşaatlar YÖK eliyle taşeron firmalara verilmektedir. Taşeron, Soma katliamında ve diğer her yerde olduğu gibi, üniversitelerde de işçileri öldürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Ordu Üniversitesi’nde 2, İTÜ’de 1 işçi iş cinayetlerine kurban gitmişti. YÖK, üniversiteleri piyasaya açtıkça, üniversitelerdeki sömürü kat be kat artmaktadır" ifadelerine yer verdi. Ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı.

Burada en önemli bölüm haberin son cümlesi bence: "GRUP OLAYSIZ BİR ŞEKİLDE DAĞILDI."
E hani Taksim karışmıştı? Öğrenciler gelmişler, sloganlarını atmış, açıklamalarını yapmış ve dağılmışlar. 
Burada  karışan Türkiye gazetesinin muhabiri, editörü, vs.nin aklı da değil. Onlar bizim zihnimizi karıştırmak, bulandırmak istiyorlar sadece... Öğrenciler geldi, ortalık karıştı... Bir şey olmamış olmasının da hiç önemi yok.  İdeolojik atgözlükleri bir olay olmasa bile Taksim Karıştı! diye başlık atabilir habere... Çünkü öğrenciler var, Kürtler var, YÖK ve dolayısıyla hükümet protestosu var.
Hani "Reis"in  kızdığı zaman söylediği bir şey vardı ya: "Batsın sizin gazeteciliğiniz..."
Onu "Batsın sizin Yeni Türkiye gazeteciliğiniz" diye revize etmemiz lazım bence...

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Yılmaz Özdil milletvekili mi olacak yoksa site mi kuracak?

Yılmaz Özdil'in yazısının yayımlanmaması üzerine Hürriyet'ten istifa ettiği iddiası medya kulislerinde konuşulurken, Sözcü'den Emin Çölaşan, gazetesi Hürriyet tarafından yazısı sansüre uğrayan Yılmaz Özdil'e çağrıda bulundu, "Bizde baskı yok, sansür yok. Sözcü'ye hoş geldin" yazdı.

Ancak anlaşılan o ki Hürriyet gazetesi ile ilgili olarak "o defter benim için kapandı" diyen Özdil, istifa etmek yerine "kovulmayı" ve böylece gazeteden tazminat almayı bekliyor.

Yine Sözcü yazarı Bekir Coşkun'un "sen hele bir kesin kovul o zaman biz seni kucaklayıp yanaklarından öperiz" demesi de Özdil'in ipleri "resmen" koparmadığının ispatı gibi.

Peki Özdil, kendisine daha şimdiden kucak açmış Sözcü'ye gider mi?

Gelin Hürriyet'te daha önce "kovulan", "istifaya zorlanan" diğer yazarların yaptıklarına bir bakalım. Aralarında milletvekili olan da var, gazete gazete gezen de, artık gazetede yazmayacağım diye internet sitesi açan da... Bakalım o yazarların yaptıklarına bakın Özdil'in de yapabileceklerini tahmin edebilecek miyiz:

EMİN ÇÖLAŞAN: "KOVMAK ZORUNDA KALDILAR"

Tam yedi yıl önceydi, korku dağları bürümüştü. Sürekli baskı yaparlardı:
“Aman hükümete bindirme, bizim özelleştirme işimiz var. Star televizyonunu almak üzereyiz, işimiz aksamasın!..”
“Sayın başbakan şu yazına çok alınmış, dikkatli ol!..”
“Patron bu yazına çok bozuldu, onu zor durumda bırakıyorsun!..”
“Eleştireceksen haftada bir eleştir kardeşim, yumuşak yaz!..”

Yazılarımı makasladılar, sansür ettiler ama beni istifa ettiremediler. Kaleyi onlara teslim etmedim. Böyle rezil, utanç verici, yüz kızartıcı baskılar yaşadım ve Temmuz 2007 seçimlerini de Tayyip kazanınca iş olacağına vardı…
Son çare olarak kovmak zorunda kaldılar!

Özdil'in yazısı yayımlanmayınca kaleme aldığı yazısında böyle diyordu Çölaşan. "Rezil, utanç verici, yüz kızartıcı baskılar" yaşadığını ama yine de "kaleyi teslim etmediğini" söyleyerek övünen Emin Çölaşan'ın Hürriyet gazetesindeki köşe yazarlığına 14 Ağustos 2007 tarihinde son verildi. Çölaşan yaşadıklarını "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" isimli bir kitapta anlattı.

Ardından Aydın Doğan ile karşılıklı hakaret davaları açtılar birbirlerine... Doğan, Çölaşan için, "Sırlarımızı açıkladı, kişilik haklarımı zedeledi, beni kamuoyunda küçük düşürdü'' dedi ve 50 bin YTL tazminat istedi.  Çölaşan, 13 Ekim 2009'dan beri ise Sözcü'de yazıyor.

UĞUR DÜNDAR: GEZMEDİĞİ KANAL KALMADI

1970 yılında TRT'de çalışmaya başlayan Dündar, 1986 yılında Hürriyet'te köşe yazmaya başlamıştı. 1992 yılında Show TV'de, 1995'te Kanal D'de, 2000 yılında yeniden Show TV'de, adından Star TV'de çalıştı. Aynı yıl Star gazetesi yazarı oldu. 2001 yılında Sabah Gazetesi'ne geçti, ATV'de program yaptı. 2002 yılında Star TV'ye ve Star gazetesine gitti. Kısa süren bir Kanal D macerası sonrasında 2008 yılında son kez Star TV'de  ana haber bülteni sundu. 2010 yılında yeniden Hürriyet'te yazmaya başladı. 2011 yılında Star TV, Doğuş Grubu'na satıldıktan sonra Star TV'ye veda etti.

Deyim yerindeyse gezmediği kanal kalmayan Uğur Dündar, Star TV'den ayrıldıktan tam 376 gün sonra, 14 Mayıs 2012 günü Sözcü gazetesindeki köşesinde yazmaya başladı.


OKTAY EKŞİ: "ANALARINI BİLE SATAN ZİHNİYET"
8 Ocak 1952 tarihinde, 19 yaşında gazeteciliğe başlayan Oktay Ekşi Hürriyet gazetsinin Başyazarı iken, 28 Ekim 2010 tarihli başyazısında, AK Parti'nin, Karadeniz bölgesinde hidroelektrik santrallar yapılması için 49 yıl süreyle özel şirketlere su kullanım haklarının kiraya vermesini eleştirirken "şimdi analarını bile satan o zihniyetin marifetini görüyoruz" ifadesini kullandığı için istifa etmek zorunda kaldı.
31 Ekim 2010 tarihli yazısında "1966 yılından beri mensubu olduğum, 1974 yılından beri de 'Başyazar'ı sıfatını taşıdığım Hürriyet Gazetesi'nden ayrılmaya karar verdim" diyerek istifa ettiğini açıkladı.
Ekşi, kısa süre sonra CHP'ye katıldı ve Ekşi, 2011 genel seçimleri sonrasında 24. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi.
CÜNEYT ÜLSEVER: HÜRRİYET'TEN AYRILDIĞINI AYDINLIK'TAN ÖĞRENDİ
Boğaziçi Üniversitesi'nde iktisat okuyan ardından ABD'de Columbia Üniversitesi'nde eğitimine devam eden ve Harvard Üniversitesi’nde insan kaynakları üzerine doktora yapan Ülsever, 1983 yılında doktorasını alıp Türkiye'ye döndü. Amerika'ya giderken ateist ve marksist olduğunu; Türkiye'ye ise liberal bir Müslüman olarak döndüğünü söyleyen Ülsever Kanal 7, STV ve Hürriyet gazetesinde çalıştı.
Hürriyet gazetesinde yazıları önce haftada bir güne indirilen ve ardından da 3 haftadır kadar yayımlanmayan Cüneyt Ülsever'in 24 Mart 2011 günü gazeteyle ilişiği kesildi.
Ülsever Hürriyet'ten ayrıldığını ise Aydınlık gazetesinden arayan bir muhabir sayesinde öğrenmişti:
"...beni Aydınlık gazetesi aradılar, “hayırlı olsun Hürriyet’ten ayrılmışsınız” dediler. Nereden çıkardınız dedim. “Enis Berberoğlu’nu aradık ulaşamadık, sekreteri ‘o ayrıldı’ dedi” cevabını aldım. Ben böyle öğrendim Hürriyet’ten kovulduğumu. Enis Berberoğlu’nun ciğeri yetmedi, sekreteri Aydınlık gazetesinden bir muhabire söyledi, o kız da bana sorduğunda “sağol kızım ben senden atıldığımı öğrenmiş oldum” dedim. Bunun üzerine ben insan kaynaklarını arayıp ağzıma gelen her şeyi söyledim. Mert olun, erkek olun, neyse kararınız bana açık olun dedim. Bana bir işten atma mektubu gönderdiler."
Ülsever, Aydınlık'tan gelen "bizde yaz" teklifine rağmen önce Oda TV internet sitesinde sonra da 29 Ocak 2012 günü yayın hayatına başlayan Yurt gazetesinde yazmaya başladı.
BEKİR COŞKUN: PARA İÇİN DİYENLERDEN YILLAR SONRA İNTİKAM ALDI

Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil'in yazısının yayımlanmaması üzerine ilginç bir yazı yazarak kendisinin de Hürriyet'te yaşadıklarını yazmıştı:
"Editör arkadaş arıyor “Yazını okudum çok güldüm, eline sağlık, harika ya…” diyor… Bu demek ki; yazıyı koymayacaklar...
Arada bir yazını koymazlar…
Okur da bir alemdir ha, sen gidince bırakırız gazeteyi der, ama Türkiye’nin en çok yazar kovan gazetesi, en çok okunan gazetesidir şu anda…"

Bekir Coşkun, 1978’de Günaydın'da Dokuzuncu Köy isimli köşeyi yazmaya başladı. 1987’de Sabah Gazetesi'ne geçtiğinde köşesinin ismi Onuncu Köy oldu. 1993'te Hürriyet'e geçti ve üçüncü sayfada yazmaya başladı.

Coşkun, 9 Eylül 2009 günü Hürriyet'ten ayrılmış, yerine ise Yılmaz Özdil yazmaya başlamıştı.  Coşkun, 25 Eylül 2009'da  HaberTürk gazetesinde yazmaya başlamış ancak referandumda AK Parti hükümetine karşı yazdığı yazılardan dolayı baskı gördüğünü iddia eden Coşkun'un işine bir yıl kadar sonra 20 Eylül 2010 günü son verilmişti. Yılmaz Özdil o günlerde yazıdğı bir yazıda şöyle demişti:

"Türk kahvesidir Bekir Coşkun. Sabah güne başlarken, ya da, akşam günün yorgunluğunu atarken yudumlamanız ondan. Zihin açar. Onsuz basın, püreleşmiş patatesler, kalbi taşlaşmış yumurtalar, telvesi donmuş boş fincanlardan ibarettir. Ve, siz hâlâ diyorsunuz ki: “Köşesini almışlar elinden...”  Yanılıyorsunuz. Keyfinizi elinizden aldılar aslında."

Bekir Coşkun, Habertürk'ün ardından 3 Kasım 2010'dan itibaren Cumhuriyet Gazetesinde, 14 Mart 2013 tarihinden itibaren ise Sözcü Gazetesi'nde yazılarını yazmayı sürdürdü.

Kendisinin Hürriyet'ten ayrılmasına sebep olan ve kısa süre önce de istifaya zorlanan Enis Berberoğlu için yazdığ bir yazısında ise Coşkun şöyle demişti:
"Enis Berberoğlu "Çok para verdikleri için gitti" demişti...
Tüm bu yazıyı onun için yazıyorum...
Sen niye gittin?.."

RAHMİ TURAN: SÖZCÜ'NÜN GİZLİ TOKMAK'I

Gazetecilik okulu gibi olan ve sadece çıkardığı gazeteler değil, yetiştirdiği gazeteciler ile de tanınan Rahmi Turan, Doğan Grubu için uzun yıllar Gözcü isimli gazeteyi çıkardı ve yönetti. Gözcü'nün kapanması sonrasında Ertuğrul Akbay'ın oğlu Burak Akbay'ın sahipliğinde çıkan Sözcü gazetesini dışarıdan destekleyen Rahmi Turan, 20 yıl kadar çalıştığı Hürriyet'ten kovuldu.
Veda yazısını 2 Nisan 2012 günü kaleme alan Turan, sonrasında verdiği röportajlarda şöyle demişti:
“Bütün kainat biliyor ki, gazetenin üzerinde siyasi baskılar var. O siyasi nedenlerle açıldığını herkesin bildiği -yani bu konuşuluyor, benim söylememe gerek yok- vergi cezaları, şunlar bunlar sonucunda birtakım operasyonlar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor, bundan sonra da belki de yapılacak.”
Bu dönemde sık sık yeni bir gazete kuracağını da söyleyen Turan, 24 Ağustos 2013 tarihinden itibaren haftada 4 gün Sözcü gazetesinde köşe yazmaya başlamış ve birinci sayfada daha önce Tokmak müstear ismiyle yazdığı yazılara imza atmaya başlamıştır.

ÖZDEMİR İNCE: GAZETECİ DEĞİL EDEBİYATÇIYIM
Şair ve edebiyatçı kimliği gazetecilikten çok daha baskın olan Özdemir İnce 14 Ocak 2001'de köşe yazarlığına başladığı Hürriyet Gazetesi'nden 1 Nisan 2012'de ayrılmıştı.  İnce son yazısında "din adamlarının" camiye çekilmesi gerektiğini ifade etmiş ve "Değerli okurlar, son yazımı okudunuz! Teşekkür ederim! Sağlıcakla kalın!" notu yer vermişti.
İnce, 23 Nisan 2013 ile  30 Nisan 2014 tarihleri arasında Aydınlık gazetesinde haftada 5 yazı yayınladıktan sonra bu gazeteden ayrıldı.
İnce son yazısında artık gazetelerde yazmamaya karar verdiğini açıkladı ve bu kararı şöyle gerekçelendirdi:

"Düşündüm: Aydınlık’tan aldığım ya da başka bir gazeteden alacağım ücrete ihtiyacım olmasına rağmen artık bir gazetede yazı yazmak istemiyorum. Neden mi? Çünkü ben bir gazeteci, bir gazete yazarı değilim, bir gazetede yazan edebiyatçıyım. Bir edebiyatçının gazetede yayınladığı yazılar, bir kitabın parçalarıdır. Hiçbir ciddi edebiyatçı 24 saat ömürlü bir metni yazmak istemez. Bir edebiyatçı ile gazetecinin farkı budur."


Bunun ardından İnce, kişisel web sitesini kurdu ve site 18 Haziran 2014 günü faaliyete geçti.