9 Şubat 2014 Pazar

Yaşar Nuri konuşunca olanlar olmuş Saba... Herşey yolunda değilmiş.

Tarih: 14 Haziran 2013
Saat: 12.16
Telefonun bir ucunda Başbakan Erdoğan var diğer ucunda ise "Alo Fatih" Fatih Saraç.

Konu, Ciner Medya Grubu’nun ihalesiz bir şekilde TMSF'den aldığı Show TV'da yayınlanan “Saba Tümer’le Bugün” programı.

Başbakan Erdoğan, programa konuk olarak katılan İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk’ün yorumlarından öyle rahatsız olmuş ki, azarın kalayın bini bir para... Tabi özürün, af dilemenin, mahçubyetin de... Ufuk Köroğlu bugün piyasaya çıkan  Karşı Gazetesi'nin ilk manşet haberinde bu görüşmenin tapelerini yayınladı:
Recep Tayyip Erdoğan: Yanında kimse var mı?

Fatih Saraç :
Şu  kapıları kapayın... Yok efendim


Recep Tayyip Erdoğan:
Ya bu Show’da Yaşar Nuri’yi hiç dinliyor musunuz? Adam bize ne hakaretler yapıyor. Ya sen İslam’ı bilen birisin Fatih. Ya bu adamı nasıl çıkartıyorsunuz? Hiç siz ya


Fatih Saraç
: Abicim, sayın Başbakanım kesinlikle böyle bir şey yok. Hatta şunu söyledim. Bitirin dedim. Süresinde bitirmek sizin hassasiyetinize


Recep Tayyip Erdoğan:
Yani halka biz afedersin seçimden önce kömür dağıtıyormuşuz, pirinç dağıtıyormuşuz yani


Fatih Saraç
: Çok özür dilerim efendim. Sizi üzdüğüm için çok özür dilerim mahcubum. Anlaşılmıştır efendim. Tamam efendim. Çok özür diliyorum.
O PROGRAMDA NELER OLMUŞTU?

Saba Tümer ile birlikte cuma günleri Show TV'de ekrana çıkan Yaşar Nuri Öztürk, program başladıktan 15 dakika kadar sonra hükümeti, AK Partiyi ve Başbakan Erdoğan'ı isim vermeden sert bir şekilde eleştirip bir de üstüne konuyu Gezi Parkı eylemlerine bağlayıp Erdoğan'a yönelik "direnişin üzerine panzerleri salıyorsun Nereye kadar götüreceksin bunu, bağırıp çağırıyorsun, gözlerini faltaşı gibi açıp…" diyince olanlar oldu. Bakın neler demişti Yaşar Nuri Öztürk:

Yaşar Nuri Öztürk: Dünya standartlarına bakın, açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen rakamlar var. Türkiye'de mesela işi var denilen insanların çoğu açlık sınırının altında para alıyor. Bu insanların dünya standardında işi var mı? Kaldı ki dünya standartlarını geçin, Türkiye standarlarının bile işsizlik yüzde 20'yi bulmuş. Siz makro planda Türkiye'deki parayı, 74 milyona bölerek fert başına millil gelir hesaplıyorsunuz. Böyle bir şeytanlık var mı kim yutar bunu?

50 tane holdingin kasasına giden paraları nüfusa böl, fert başına milli gelir hesapla. Utanmıyor musun sen? O paradan Çemişkezek'deki, Taşlıtarla'daki, Sürmene'deki, Bayburt'daki adamın sofrasına bir zeytin gitmiş mi?

Ondan sonra Ramazan'da yemek çadırı açıp, tabiri caiz ise insanları ne yerine koyuyorsun? Beş çuval kömür, üç file yiyecek ile seçim arifelerinde bakar mısınız? Ondan sonra Direniş oldu… Direniş olunca ne yapıyorsun? Panzerleri üstüne salıyorsun. Nereye kadar götüreceksin bunu, bağırıp çağırıyorsun, gözlerini faltaşı gibi açıp… Nereye kadar götüreceksin bunu. Kendine baksana aynada.

Saba Tümer: Her şey olumluya gidiyor. O kadar umutsuz olmayın bence.

Yaşar Nuri Öztürk: Hayır ben umutsuz değilim. Ben umutsuz olsam son 35-40 yıldır hiç konuşmamam gerekirdi. Gider avukatlık yapardım her halde.

Saba Tümer: Orada konuşurdunuz hocam…

Yaşar Nuri Öztürk: Evet gider para kazanırdım.


REJİ UYARDI REKLAM ARASINA GİTTİLER VE...

Bu diyalogun ardından "Ben bir 60 saniye ara vermek istiyorum." diyen Saba Tümer, yaklaşık 1 dakika süren reklam arasından döndükten sonra tekrar "Şimdi bir reklam arası verelim, Hocam siz sorularınızı okuyun, izleyicilerimiz de sorularını yollasınlar, sonra devam edeceğiz" dedi ancak program reklam arasından sonra birden bire, jenerik bile girmeden bitti.

Biz medya dünyasındakilerin reji uyarısı ile gerçekleştiğini düşündüğümüz yayın kesintisinin kaynağı meğer daha yukarılar, hatta en tepedekiymiş.

HOCA ELEŞTİRİLERİNİ BİLEREK YÜKSEK TONDAN YAPTI

Milliyet gazetesinde  televizyon yazıları yazan Sina Koloğlu 18 Haziran günü, yani olaydan 4 gün sonra köşesinde yaşananları şöyle yorumlamıştı:
"Yaşar Nuri Öztürk'le sanırım Show TV'nin muhabbeti bitmiştir. "Yayından kaldırın" kararını veren kimdir? Belli. Yaşar Nuri Öztürk, bir zamanlar Habertürk gazetesinde yazıyordu. Yazması istenmedi. Bana göre Hoca eleştirilerini bilerek yüksek tondan yaptı. Zaten bu kanalda programının devam etmesi mümkün değildi. Saba Tümer cephesindeyse durum farklı. Olan bitenden haberi yoktu benim bildiğim. Yani reklamların bu kadar uzamasından ve verilen karardan."

SABA TÜMER: HERŞEY NORMAL

Biz haberi Yaşar Nuri konuştu Saba Tümer bitti! diye kullandık çalıştığım internet sitesinde. Saba Tümer ise bu durumdan rahatsız olmuş olacak ki, reklam arasında biten programının yayından kaldırıldığı iddiasını yalanladı,  neden veda etmediğini twitter'dan şu sözlerle açıklamaya çalıştı:

*Her yilki gibi okullarin kapanmasiyla beraber bizde SEZON FINALI yaptik. Memleketimde yasanan olaylar yuzunden tatile girdik laylaylom demek icimden gelmedi normal olarak. Yani arkadaslar anlayacaginiz hersey normal ve akisinda:)) eylulde gorusmek uzere...
Böyle diyordu "Bayan Kahkaha" ama normalde 1.5 saat süren programın 20 dakikada neden 'veda bile edilmeden' kesilidiğini açıklamaya yetmiyordu bu herşey normal mesajı.

Saba Tümer herşey normal diyordu ama onun yayın saati için Ağustos ayında Gülben Ergen ile anlaşma yapıldığı ortaya çıktı önce, ardından da Acun Ilıcalı'nın Başbakan Erdoğan'ın direktifi ile satın aldığı TV8 kanalı Saba Tümer ile anlaştı.

Tüm bunlardan arta kalan ne? Başbakan Erdoğan'ın sabahtan akşama kadar Habertürk, Show TV gibi kanalları izlediği, beğenmedi programlar için kanal yönetimini ya da Alo Fatih'i aradığı mı? Sadece bunlar olsa belki "aman canım o da insan, tabii izleyecek" der, hatta "sırf 24 TV izlemesinden daha iyidir yahu, bırakın Show TV de izlesin biraz" derdik... Lakin bunlardan daha önemli bir şey var. Bir başbakan'ın programı beğenmedim demesi üzerine yayından kaldırılmasını sağlayan mekanizma. Alo Fatih'in, "burası Cemaatin kanalıdır" diyen patron Turgay Ciner'e rağmen, kanalın tepesine gelip oturması, Show TV'nin ihale bile yapılmaya gerek duyurlmadan Ciner grubuna verilmesi, bu medya yapısının geri dönüşü olmayan bir şekilde dönüşmesi...

Bunlar bence Başbakan'ın beğenmedi yayınları sansürlemek için kanalı aramasından daha vahim...

7 Şubat 2014 Cuma

Fatih Altaylı: Ankette Manipülasyon yapsam... Ne dersin?

13 MART 2013

Habertürk gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, bundan sonra başbakan Erdoğan'ın kendine hitabı  "Alo Fatih" ile anılacak olan Habertürk Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanvekili Fatih Saraç'ı arıyor ve anketlerde manüplasyon yapayım diyor:

f.saraç - evet?

f.altaylı - diyorumki ben, bu anketin bdp ile olan bölümünü ben biraz anket şirketiyle konuşsam, iki puan yüksek göstersek ne dersin?

f.saraç - mhp'ninkini alıp oraya koyun ya.

f.altaylı - hı?

f.saraç - mhp'ninkini alıp oraya koyun.

f.altaylı -
işte biz kararsızlardan biraz aktarırım, biraz mhp'den aktarırım falan manipülasyon yapıyım.

f.saraç - ama bazı bilgiler var ha, onu şimdi oradan çıktım şeyde, çamlıca’dayım. (başbakan’ın kısıklı’daki evinden çıkıyor) yani seninle konuşacağım nelerini yayınlayacan, ne yapacan.

f.altaylı - işte konuşalım onları bi.

f.saraç - tamam, ben seni çıkıyım, yarım saat sonra çıkıyorum.

f.altaylı - ben ...

f.saraç - seni arayabilirim ama.

f.altaylı - tamam okey, çıkınca ara beni.

f.saraç - tamam hadi.

f.altaylı - tamam hadi, bay bay.



 

6 MART 2014 

Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı yukarıdaki ses kaydı, internette yayınlandıktan sonra, ses kayıtlarının montaj olduğunu, konuşmanın bütününe bakmak gerektiğini savunarak "Gelen anketi olduğu gibi yayınladık.Bizi bu kavgada bir taraf yapmak istiyorlar. Habertürk de inatla kimsenin yanında yer almıyor." dedi.

Kendini mağdur ilan etti

Altaylı doğal olarak kendisini sıkıntıya sürükleyecek bu ses kasetleriyle ilgili iddiaları yalanlayarak kendini mağdur ilan etmeyi de ihmal etmedi. Altaylı, konuyla ilgili hiç bir alakası olmamasına rağmen "2007'de benim başında bulunduğum gazeteye sahte bir belgeyle el kondu. Bunu niye kimse hatırlamıyor? Medyada Fatih Altaylı ve Ciner Grubu'nun ödediği bedeli neden kimse hatırlamak istemiyor" dedi.

Diğerlerine bok attı!

Habertürk Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanvekili Mehmet Fatih Saraç 'ın gazetedeki konumunun da açık olduğunu belirten Altaylı, "Saraç Grubun yönetiminde. Gazetede adı yazıyor. Gizli saklı bir şey değil. Habertürk'te her şey şeffaf. Diğer gruplarda neler oluyor, kimse buna bir şey demiyor" dedi.

"Bir yerde olmak olmamaktan iyidir
"
 
Altaylı, artı 1 tv'de Mirgün Cabas ile Herşey programına telefonla katıldı ve sorularını yanıtladı. Cabas'ın "Vahim bir duruma düştüm. Şimdi bu durumdan kurtulsaydım" diye düşündüğün oluyor mu? sorusuna ise, "Çok vahim duruma düştüğümü zannetmiyorum. Türk medyasının durumu ne kadar vahimse bizim durumumuz da o kadar vahim..Bazı yerde olmak bazı yerde olmamaktan daha iyidir. Birbirimizden farklı bir durumda değiliz. Beni hala oarada tutuyor olmaları da grup açısından önemli" cevabını verdi. Altaylı, Cabas'ın istifa edip etmeyeceği sorusuna ise "İstifa etmeyi düşünmüyorum" diye karşılık verdi.

Senin hiç haber yapman engellenmedi mi?

Program sonunda Altaylı ile Mirgün Cabas arasında karşılıklı soru-cevap trafiği de yaşandı. Altaylı'nın Mirgün Cabas'a sorduğu, "Senin haber yapman hiç engellenmedi mi?" sorusuna Cabas'ın verdiği cevap bir hayli çarpıcıydı: "Evet engellendiği için orada değilim.. "

5 Şubat 2014 Çarşamba

Erdoğan'dan Habertürk'e telefonla direktif...

Başbakan Erdoğan'ın, Habertürk TV ekranındaki bir son dakika bandındaki ifadeler yüzünden kanal yöneticisi Fatih Saraç'ı arayarak derhal müdahale ettiği konuşmanın ses kaydı yayınlandı.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, BİM marketler zincirinin kurucu ortaklarından olan ve daha sonra Turgay Ciner'in sahibi olduğu Ciner Yayın Holding'in başına getirilen Fatih Saraç'tan, Habertürk TV'nin ekranından bant akışı içinde geçirilen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sözlerini çıkarmasını istediği ortaya çıktı. Televizyon ve sosyal medyaya yansıyan haberlere göre Erdoğan,  "Hayret ya, bunlara ne gerek var" diyor, Saraç, "Şimdi yapıyorum efendim" karşılığını veriyor.

Artı1 TV ve Artı1 TV internet sitesi haberartibir.com ile Twitter'da paylaşılan haberlere göre, Erdoğan, Saraç'a, Gezi Parkı olayları sırasında 4 Haziran 2013'te Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü göreve çağıran MHP lideri Bahçeli'nin sözlerinin Habertürk ekranında akan yazılı banttan (KJ) geçmesine tepkisini dile getiriyor.

O sırada bulunduğu Fas'tan aradığını ve Habertürk'ü izlediğini belirten Erdoğan ile Saraç arasında geçen konuşmaya ilişkin ArtıTV ile haberartibir.com'da yayınlanan haber şöyle:


Saraç şu sıralar okuduğum Mustafa Hoş'un abluka isimli kiatabında da Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla Habertürk'e gelen ve cemaat örgütlenmesini Habertürk'ten tasfiye eden isim. 

 

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir intihalci olarak Serdar Turgut portresi

Eğer mümkünse bundan böyle lokantalarda hollandaise sos barındıran yemeklerden ısmarlamayın. 
Hollandaise sos azıcık beklediğinde bakterilenmeye başlar; çünkü bakteriler yumurta ve tereyağı ile hazırlanan bu son derece zarif sosa bayılırlar. 
Kitabından konuları öğrendiğim şefin iddiasına göre, şu anda dünyada hollandaise sosu yemek siparişi geldiği anda hazırlayan tek bir lokanta bile yokmuş. 
Abartıyor, bence en azından beş altı lokanta vardır dünyada işi böyle yapan. 
Diğerlerinde ise hazırlanan sos en azından beş altı saat beklediği için bunu yiyenler büyük bir risk altında, benden söylemesi. 
Ancak hollandaise sos şefler açısından iyi bir sostur; çünkü bu da tereyağı israfını önleyen bir şeydir. 
Masalara yemek öncesinde getirilen tereyağı üzerine sigara külünden tutun, ekmek kırıklarına kadar her şey düşer. 
Teorik olarak doğru olan, bu tereyağların çöpe atılmasıdır. 
Ancak nasıl ki hemen hemen hiçbir lokantada, bir masadan alınan ekmek sepetindeki ekmekler de çöpe atılmaz ve başka masalara taze ekmek diye götürülürse (İnşallah bir masa öncesinde oturan müşteriler arasında soğuk algınlığı olan veya şimdi moralinizi bozmamak için saymayacağım başka virüsler taşıyan müşteriler yoktur. Dua edin de olmasın; çünkü bir hapşırmayla iş biter), başka masalardan alınan tereyağı da katiyen çöpe atılmaz. 
Bunların üzerindeki ekmek ve sigara külünü temizleyerek yağı tekrar kullanmanın en iyi ve kolay yolu, bunu hollandaise sos yapımında kullanmaktır. 
Üzerinde ekmek kırıntıları ve sigara külü bulunan yağı iyice erittikten sonra bir süzgeçten geçirip temizlerler ve bunu sos yapımında kullanırlar. 
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Bu uzun alıntı Serdar Turgut'un 10 Kasım 2000 günü Hürriyet'teki köşesinde yazdığı yazısından. Önce 13 küsür yıllık bu yazıyı neden alıntıladığımı anlatayım isterseniz.

ÖZKÖK'ÜN TÜRK MEDYASINA EN BÜYÜK KATKISI

Serdar Turgut'u Hürriyet'in Washington temsilciliği yaptığı zamandan beri okurum. Ertuğrul Özkök'ün medyaya en büyük katkılarından biridir bence. Sarkastik hatta kinik dili, eleştiri oklarını bir tabu kırıcı olarak kullanması, etnik, dinsel, hatta ailesel aktörler ile rahatlıkla dalga geçebilmesi... Bunların hepsi olumlu hanesine yazılacak özellikleri...

Ama giderek değiştiği, Hürriyet'teki köşesinde yazdığı penis yazıları, Akşam'a genel yayın yönetmeni olunca hiç yazılmamış gibi "Milliyetçi ve muhafazakar fikirleri olan; ama modern yaşayan insanların gazetesi olacağız" gibi abukluklara yöneldi.

"Marksizm ile İslam'ın ittifak arayışı ise hem komik hem de geleneğe bir ihanettir." dedikten hemen sonra Gülen'i ziyarete gitti. Eleştirileri ise "Ben Atatürkçü, laik ve seküler cumhuriyete inanan biri olarak, cemaate itici olarak bakmıyorum. Kucaklaşıcı bakıyorum onların içine girerek, onları anlamaya çalışıyorum. Gerekirse onlar gibi davranıyorum. Namaz kılmıyorum, dindar değilim" diyerek yanıtlayabildi.

Gülen'in hediyesi olan saati koluna takarak döndü Türkiye'ye ama Cemaat ile AK Parti savaşı kopunca, Hükümetten yana tavır alarak, "Ben  60 yaşına yaklaşıyorum bu demektir uzunca bir geçmişte Türkiye'nin iniş çıkışlarını biliyorum, yakından yaşadım. Türkiye benim geçmişimde bugünkü kadar tehlikeye yaklaşmadı hiçbir zaman. (...) Şu anda bize olan şey darbenin yerine geçen şeydir.” demeyi tercih etti.

Neyse sözü uzatmayalım. Amacım, Oray Eğin'in dediği gibi  "yaptığı işlere başlaması ve devamını pek getirmemesiyle bilinen"  Serdar Turgut eleştirisi yazmak değil. Şu lokanta alıntısına döneyim.

MR. GURME

Serdar Turgut, bir yandan yıllarca Hürriyet gazetesinde Mr. Gurme takma ismiyle yemek yazıları kaleme aldı (tıpkı Güngör Uras'ın, Ali Rıza Kardüz olması gibi...). Yetmedi Habertürk TV'de aynı isimle bir de televizyon programı yaptı.

Yemek yemekle arasının iyi olduğu görüntüsünden de anlaşılıyor zaten Serdar Turgut'un ancak yemek bilgisinin kaynağının neresi olduğu yukarıdaki alıntıyla ortaya çıktı... En azından benim için.

Geçen sene Digiturk'e üye olup HomeTV'yi izlemeye başlayınca Anthony Bourdain ile tanıştım. Sadece yemeğin değil yemek kültürünün ukala şefi ülke ülke gezip dünya yemeklerini tadıyordu No Reservations isimli televizyon şovunda.

Yiyor, geziyor, hep daha fazlasını görmek, tatmak istiyor; bunun için de çaba sarfediyordu.

Sonra anladım ki zaten kendisini tanıyormuşum. Kitchen Confidential isimli televizyon dizisi Bourdain'in kitabından uyarlanmış meğer...

Hem de aynı isimli kitabından... Aralık sonunda "kitap Türkçe'ye çevrilmiş olabilir mi?" diyerek idefix'e baktım. Evet Mutfak Sırları adıyla çevrilmiş. Oğlak Yayınevi basmış, üstelik 5. baskısını yapmış kitap. Hemen bir tane sipariş ettim ve deyim yerindeyse yutarcasına okumaya başladım.

O zaman ilginç bir durumla karşılaştım. Eski eroinman, uyuşturucu bağımlısı, şeflik yapmaktansa rock star gibi davranan, ama dibe vurduğu zaman durup kendisine bakan, nerede hata yaptığını gören, hatalarından ders çıkartan ve yetinmeyip o dersleri bizimle paylaşan Bourdain'in 2000 yılında basılan kitabında yazdıklarının bir kısmını ben daha önce okumuştum.

Mesela Mutfağımızdan Masanıza başlığı ile daha önce New Yorker dergisinde yayınladığı ve kitabında da önemli bir yer tutan bölümü... New Yorker okumadığıma, Bourdain'i daha önce tanımadığıma göre nereden bilebilirdim ben bu yazdıklarını? Hafızamı biraz zorlayınca aklıma Serdar Turgut'un yazdıkları geldi. Önce Mr. Gurme ismiyle yazmış sanarak Hürriyet arşivlerini karıştırdım. Bulamayınca bir de kendi ismiyle baktım... Bingo!

İşte yukarıdaki alıntı, serbest bir çeviriyle Serdar Turgut'un Bourdain'den aparttığı, hadi akademik jargona uyalım intihal yaptığı bölüm.

Haksızlık etmeyelim, intihalini gizlemek için küçük bir de üçkağıda başvurmuş: "Kitabından konuları öğrendiğim şefin iddiasına göre"cümlesini sıkıştırmış yazısına. Gerçi ne kitabın adı, ne o şefin kim olduğu belli değil.

İşte size bir intihalci olarak Serdar Turgut portresi...

15 Ocak 2014 Çarşamba

Hasan Cemal bu haberi görmeyen gazetesine ne diyecek?

Önce Paris’te PKK’lı üç kadına suikasttan tutuklanan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı internete düştü.  Halen Fransa'da tutuklu bulunan Güney’in bir yakınının internete yüklediği ve Güney'in MİT’çilerle yaptığı suikast planlarına ait, parçalar halinde yayınlanan ses kaydındaki konuşmalar bomba etkisi yaratıp gündemi sarsmalı, hükümetin "Kürt Barışı" ile ilgili açılım sürecinde ciddi soru işaretleri yaratmalıydı.

Ama olmadı... Kafamızdaki soru işaretleri daha tam anlamıyla şekillenmeden bir başka kaset, gündeme bu sefer gerçek bir bomba etkisi ile düştü.

Fethullah Gülen ile kimliği henüz belli olmamış (bazılarına göre Cemaat'in Türkiye sorumlusu) bir kişinin konuşmaları internette yayınlanıverdi. 

[İlginçtir, hafta sonundan itibaren önce Vimeo, sonra Youtube birbiri ardına mahkeme kararları ile kapatıldı, Türkiye'den erişimi engellendi... Gülen'in ses kayıtları ise soundcloud sitesinde yayınlanıverdi.]

Uganda'dan gelen ananasları bir yana bırakırsak, Gülen'in ses kayıtlarında "Rafineri'yi Koç Grubuna verelim... Gönüllerine girmiş oluruz..." bölümü dışında çok çarpıcı bir yer yok. Medya ile ilgili olan konuşmaların dökümünü zaten şurada paylaşmıştım.

Gelelim daha ilginç olan kısmına.

Medya bu ses kayıtlarını nasıl gördü? Doğal olarak AK Parti-Cemaat saflaşmasında AK Parti'den yana duranlar "işte paralel örgüt" derken, Cemaat medyası ve son zamanlarda cemaat kaynaklarından beslenen gazeteler "Gülen ile görüşmek suç mu?" perspektifinden yaklaştı kasetlere.

TARAFSIZ MEDYA O HABERİ NASIL GÖRDÜ?

Peki teknik olarak tarafsız gibi görünenler? Sözcü, Aydınlık, Yurt gibi ulusalcı cephedekilerden söz etmiyorum elbette. Onlar babamın deyişiyle "domuzdan kıl kopartmak kardır" yaklaşımında. Hükümetin bu kavgadan yaralanarak yıkılmasını bekliyorlar. Kürtler de değil sözünü ettiğim. Onlar da haklı olarak "biz son yıllarda fiilen Cemaat ile savaştık. Şimdi tarafımız bizimle masaya oturacak olan hükümettir" diyorlar.

A Haber gibi bir kısım hükümet yanlısı medya kasetleri önce haber olarak görüp sonra (işin hukuki sürecini düşünerek olsa gerek) sitelerinden kaldırdılar. Nasıl olsa Ensonhaber ve Habervaktim gibi siteler hatta OdaTV ses kayıtlarını yayınlıyordu, ne gerek var elini ateşe sokmaya...

Aslında soruyu bir kez daha,  T24 haberi nasıl gördü diye sormak lazım belki de... Neden T24'e odaklandığımı da şöyle hatırlatayım "Bağımsız İnternet Gazetesi" sloganı ile yol alan site özellikle, 2009 Mart'ında, "Balbay Günlükleri" diye anılan ve daha sonra Mustafa Balbay'ın yargılandığı 2. Ergenekon davası iddianamesine giren metinleri yayınlayarak medyada kendine ciddi bir yer edinmişti.

"HABERİN ALLAHI"


Taraf yazarı Halil Berktay'ın "Türkiye'nin Watergate'i" diyerek selamladığı günlükler haberi için sitenin yöneticisi Doğan Akın, (Balbay'ı kastederek) "gazetecilik sınırının aşıldığı" hatırlatmasını yapıyordu. Daha sonra Milliyet'ten Başbakan Erdoğan'ın tepkisini çekerek kovulunca T24'e geçen ve orada yazmaya başlayan Hasan Cemal ise şöyle yazacaktı köşesinde:
(1) Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır.
(2) Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur.
(3) Balbay günlüklerini yok sayan medya yöneticilerinin gazetecilik dersinden alacakları not sıfırdır.
(4) Balbay günlüklerine burun kıvıran ya da haberi kerhen, yasak savarcasına gören gazete yöneticilerinin notu da kırıktır.
(5) Gazeteci milletini de bağlar hukuk. Ama hukukçu değildir gazeteci! Bazen kamu yararı öylesine ağır basabilir ki, bedelini ödemeyi göze alır ve yürüyüp gider gazeteci, eğer gerçekten gazeteciyse... 
Peki bugüne kadar pek çok "gerçek haber"i yayınlayan, yasal sınırları ihlal etmeyi gazetecilik yapmak için pek de önemsemeyen, (doğru olan da budur bence de, gazeteci kamu görevi için gerekirse yasaların sınırlarını zorlar, ihlal eder...) T24 Gülen'in kasedi haberini nasıl gördü?

Hemen söyleyelim, "görmedi"...

O HABERİ GÖRMEDİ AMA BUNLARI KULLANDI

Kimi sitelerde yapıldığı gibi "Piyasaya servis edilen Cemaat kaseti kurumumuza da geldi. Ancak yayın ilkelerimiz gereği gizli ve gayri yasal yollarla elde edilen ses ya da görüntülü kayıtları yayınlamıyoruz..." denilmedi T24'te. O haber hiç yokmuş gibi es geçildi.

Ardından yayınlamadıkları, ne olduğuna dair okura hiç bilgi vermedikleri ses kasetleri için "Fethullah Gülen'in avukatı: Ses kaydını haberleştirenleri dava edeceğiz" açıklamasını haberleştirdi site.

Sonra Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Fethullah Gülen'in ses kaydında anormal bir şey yok açıklamasına yer verdi.

Doğal olanı o kasetlerin ne olduğuna, içeriğinde neler yer aldığına dair bir haber yapması, ardından da kasetlerle ilgili haberler yayınlamasıydı ama olmadı. Bağımsız İnternet Gazetesi T24 bu gazetecilik sınavından geçemedi ne yazık ki... Doğan Akın, gazeteci olmanın yanı sıra sitenin patronu olarak kendince o haber yer vermemesine bir neden bulabilir elbet. İnandırıcılığı tartışılır, haklı bulunur ya da bulunmaz.

HASAN CEMAL NE DİYECEK MERAK EDİYORUM?

Lakin benim merak ettiğim, 2009 yılında "Balbay günlükleri haberin Allah’ıdır. Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur." yazan Hasan Cemal, daha dün "özgürce yazıyorum" diyerek övdüğü T24'ün bu haberi kullanmamasına sessiz kalmayı sürdürecek mi? Yoksa Hasan Cemal'e göre Gülen'e ait ses kasetleri "haberin Allahı" değil mi?

14 Ocak 2014 Salı

"Gülen'in sözcüsü" (!) Gülerce ve Bir Gülen Müessesesi olarak Ciner Medya...

Dün akşam Fethullah Gülen'le bir şahsın telefon görüşmesinin kayıtları internete,  düştü. Bir çok ünlü iş adamının isimlerinin geçtiği görüşmelerde medya ile ilgili detaylar da vardı. Bu detaylardan biri "Cemaat'in sözcüsü" olarak anılan Hüseyin Gülerce hakkındaydı.
HOCAM HÜSEYİN GÜLERCE'NİN YAZISINDAN BİLGİNİZ VAR MI?
Zaman yazarı Hüseyin Gülerce, Cemaat ve Hükümet için Sulh çağrısında bulunan bir yazı kaleme almış, Telefondaki "abi" Fethullah Gülen'e  Hüseyin Gülerce'nin bu yazısını soruyor:
-Bir de efendim bugünkü şeyle alakalı, bugünkü Hüseyin Gülerce'nin yazısı o sulh mü o zatıalinizin bilgisi dahilinde mi yoksa kendiğilinden mi yazdığı bir şey?
- Fethullah Gülen: Hatırlayamadım. Nedir O?
- Efendim 3 şart koşuyor. 1. yolsuzlukların üzerine gidilsin diyor. Yani paralel yapı varsa onları tasfiye edebilir. 2. Dedikodu gıybet etmeyelim. Bu bütün ülkeyi rahatsız ediyor. Sulh yolunu teklif ediyor.
- Fethullah Gülen: Önemli değil.
- Başüstüne
- Haberim yok. Siz şimdi o meseleyi halledin. O meseleyi halledin.
- Başüstüne efendim. Hürmet ediyorum. Allah sağlık sıhhat versin.

TURGAY CİNER'E TALİMAT
Bir diğer önemli görüşme de Turgay Ciner'in Gülen'e yolladığı mesaja ilişkin. "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat, Ekim 2013 FG Mustafa Koç, Takip - Sponsor - TUSKON, Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var, FG Thy Para Çekmesi" başlıkları ile internete yüklenen görüşmelerdeki sohbet ise şöyle:
- Alo
- Aloo
- Tamam bir görüşeyim dedi ama uzun olmasın tamam mı
- Tamam
- Fethullah Gülen: Efendim.
- Hürmet ederim efendim inşallah daha iyi afiyettesinizdir
- Fethullah Gülen: İnşallah
- Bu Aziz Bey vardı efendim. O gelecek olan beyefendi.Pasaportunu elden almak için rica etti. Pazartesi günü verecekler
- Fethullah Gülen: Kimin dediniz?
- O Bursa'dan gelecek olan Aziz Bey. Osman Hoca söylemişti Hocam.
-Fethullah Gülen: Ha Tamam evet hatırladım evet tamam peki
- Ali Sabancı'yla beraberdim dün Hocam. Çok Selamları var. Sağlığınızı sıhhatinizi sordu. En çok da o arayıp sordu bu süreçte.Ceyda Hanım bir mektup verdi. O da o şekilde telefonla olmayabilir dedi. Turgay Ciner Bey'e uğradık bugün. Hasan beyle bir koşe yazarının menfi yazı yazma durumu vardı. Onu öğrenmiştik. Kendisini aradık. Bizzat devreye girdi. "Bu gazetede aleyhinize hiçbirşey çıkamaz" dedi. Hepsi bunların 'Hizmet Müessesesi' dedi. "Büyüğümüzün (Fettullah Gülen) aleyhine de ben burada bir şey çıkartmam" dedi.Öyle güzel bir görüşme geçti efendim kendisiyle.
- Fethullah Gülen: Çok iyi. Allah Razı olsun
- Bu dostlarımıza Uganda'dan ananas falan gelmiş. İşte efendim onlara göndermiştim. Bugün teşekkür mektubu yazmış o Koç. Adamı da aradım. Yardımcısıyla görüştük. Bu iftar meselesini de orada tekrar görüşürken Mustafa (Koç) Bey'in Adnan Bey Polat'ın aramasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti efendim. Ben Süleyman abiyle de paylaştım bunu, söyledim kendisine. herhangi bir şey olursa ben görüştüreyim, Federasyon Başkanı'nı da tanıştırdık zaten dedim. Siz arada kalacak olursanız bizim üstümüze atın en azından. Siz kötü olmayın Adnan Bey'le dedim. Böyle bir şey çıktı ortaya hocam.
- Fettullah Gülen: Meseleyi çözün bence. Yumuşakça inşallah.

RAFİNERİYİ KİME VERELİM

- Bir de efendim rafineri meselesini ben şeye götürmedim. Koç'a. Fatih Baltacı Bey o ortağı olan iki ayrı ülkedekilerle görüştü. İlgilenmiyorlar. Akın İpek Bey'e söyledim. O da ilgilenmiyor. Bu ayın 8'inde de müraacat etmek için son tarihi. Onlara bildirelim mi bunu Koç'a . Başka bir alternatif gelmedi aklımıza.
- Fettullah Gülen: Evet olabilir bence de. Gönüllerine girmiş olursunuz.
- Başüstüne hocam.
- Hürmet Ederim. Allah'a afiyetler versin inşallah
Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırılması ile ilgili talimatları: BDDK'da adamlarımız var.