1 Ekim 2013 Salı

Türkiye gazetesi, reklam, değişim ve herşeyin başı kredi...

Daha babası yaşarken şirketin yönetiminde söz sahibi olmak için uğraşan ancak çeşitli nedenler ile bir türlü istediği konumu elde edemeyen Mücahit Ören, Enver Ören'in ölümünden sonra İhlas Holding'in başına geçti.

Holding'in hala TGRT Haber gibi bir kanalı var ama ağırlığı Türkiye gazetesinde dersek yanlış olmaz. Gazetenin yönetiminde ise yıllardan beri Nuh Albayrak var.

Gazete yakın zamanda deyim yerindeyse baştan aşağı yenilendi. Bir yandan tasarımı, bir yandan logosu değişti, diğer yandan da yeni bazı yazar ve muhabirler ile yazıişleri kadrosunu güçlendirdi.

Yeni yazar diyoruz ama aslında yeni dediğimiz yazarlar Taraf'ın eski yazarları: Yıldıray Oğur, Alper Görmüş, Melih Altınok, Ceren Kenar gibi yazarların dışında Arzu Yıldız gibi Taraf muhabirleri de artık Türkiye'de. (İbrahim Kahveci, Burcu Çetinkaya ve Deniz Ülke Arıboğan gibi Tarafçı olmayanları da es geçmeyelim tabii ki).

Bu arada unutmadan Melih Altınok ile ilgili başka bir yazı daha yazdığımı söyleyeyim... OdaTV, BirGün, Taraf, Türkiye şeklinde giden medya karnesine bir süredir Kanal 24'ü de ekledi. Uzun uzun yorumlamazsam eksikliğini hissederim. Ama şimdi değil, daha sonra...

'Daha iyiye ulaşmak için değişim kaçınılmazdı' diyen Mücahit Ören, yeni dönemin amacını "Gazetemizde logo değişimi, yeni yazar kadrosu ve yenilenen içeriğimiz de daha iyiye ulaşma gayretimizin bir parçasını oluşturmaktadır." diyerek açıkladı. Ancak daha dikkat çekici olan gazetenin yeni yazarlarını tanıtan reklam.

Gelin hep beraber izleyelim.


Reklam işi zordur. Hele bir gazetenin reklamını yapıyorsanız daha da zordur. Egoları tavan yapmış, yazıları ile milyonları etkilediğini düşünen, hatta düşünmekle kalmayıp bunan inanan isimleri reklam filminde oynatmak, üstelik onları bir senaryo doğrultusunda hareket etmeleri için ikna etmek çok zor.  Şimdilerde Cumhuriyet'te yazan Bekir Coşkun, Habertürk'ün bir dönem çok sık yayınlanan "mutfak" temalı reklamın nasıl çekildiğini az da olsa Başın Öne Eğilmesin kitabında anlatır. (Reklamı hatırlamak isterseniz buraya bakabilirsiniz.)

Türkiye'nin reklamı da hiç farklı değil aslında. Baksanıza Melih Altınok'un, İbrahim Kapan'ın, Yıldıray Oğur'un, Halime Gürbüz'ün,  Ceren Kenar'ın hatta Burcu Çetinkaya'nın saf, şaşın bakışlarına. Deniz Ülke Arıboğan'ın, Alper Görmüş'ün reklam filminde rol almak yerine sadece görünmesi de şaşırtıcı değil. Belli ki "gençler" gibi reklam konseptine ikna olmamışlar.

Kolay da değil ikna olmak. Kendilerinin yazıları ile gündem belirlediğini, milyonları etkilediğini, herkesin ağzından çıkacak sözlere baktığını düşünen biri kolay kolay, sıradan insanın herşeyi bildiği, hatta kendisinden daha iyi bildiği düşüncesini kabul etmez. Hele bunu bir reklam filmi ile herkese ilan etmez. Gençler dediğim Melih Altınok, Yıldıray Oğur, Ceren Kenar'ı buna ikna eden reklamcı kimse tebrik ediyorum.

Bakmayın siz Nuh Albayrak'ın ısrarla her sorulduğunda "Demezler mi insana, mademki siz farklı düşünsek de beraber yaşayabilmeliyiz diyorsunuz, niye Türkiye Gazetesi’nde farklı düşünenleri yazdıramıyorsunuz?" demesine. Bakmayın siz "bizden farklı yazmayacaklarsa neden aldık gazeteye?" demesine.

Değişimin ilk gün manşete taşıdıkları ve sonra da "başlığı yanlış atmışız şeklinde" özür diledikleri AK Parti kurucuları içindeki ajanlar haberi ile bir sinyal vermiş oldu Türkiye gazetesi, ama okuru için önemli olan hala, gazetenin logosundaki Türk bayrağının neden kalkmış olduğu.

Peki tüm bunların ardında ne gibi hesaplar dönüyor olabilir? Oda TV kaynaklı (güvenilirliği tartışılır) bir haber dikkat çekiyor. Cemaat medyasının AK Parti hükümetine muhalefet ettiği sırada eski Tarafçılara kapılarını açan Türkiye gazetesinin reklamdan yeni tasarıma dek mali kaynakları zorlayacak masrafları iddiaya göre Ziraat Bankasından alınan krediye bağlanıyor.
Türkiye gazetesinin “AKP’li Taraf” haline gelmesi hangi hediyeyle gerçekleşti?
Kulislerde sıkça konuşulan iddia şu: 
Ziraat Bankası Türkiye gazetesine (İhlas Yayın Holding’e) 40 milyon dolar kredi verdi.
Dediğim gibi doğruluğu tartışılır, ama doğru olma ihtimali çok yüksek bir iddia bu.

27 Eylül 2013 Cuma

Ali Kemal'den Cemal Paşa'ya çarpıcı bir mektup

Günümüz medyası ile doğrudan ilişkisi elbet kurulabilir ama günümüz ile ilişki kurmadan da yeteri kadar dikkat çekici bir mektup okudum bugün.

Ali Kemal, dönemin güçlü ismi Cemal Paşa kendisine arzu ettiği yabancı ülkede memuriyet görevini verdikten sonra,  "Kalem rekabeti, özellikle memleketimizde, her rekabet gibi çirkin ve adidir" diyerek teşekkürlerini dile getirdiği bir mektup yazmış. Yıllar içinde herşey tersine dönecek, Ali Kemal İttihatçılığın kardeşi kardeşten ayıran bir “veba” olarak nitelemeye başlayacak, Milli Mücadele'yi İttihatçı tertibi olarak yorumlayayıp ezmeye çalışacaktır. Ancak bu mektup yazıldığında daha o günlere çok zaman var.

İşte o mektubun çarpıcı hikayesi...


13 Eylül 2013 Cuma

Amazon kurucusu, Washington Post’u neden satın aldı?

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, hem de servetinin oldukça küçük bir bölümünü harcayarakWashington Post’u satın alacağı açıklaması herkesi şaşırttı. Bezos’un ilk medya yatırımı değil elbette bu. Ama elbette ki, Business Insider için birkaç milyon dolar harcamak ve Reason dergisini çıkaran Reason Foundation’a miktarı açıklanmayan miktar para vermekle, ABD’nin en büyük gazetelerinden birini 250 milyon dolara satın almak arasında haber değeri açısından da fark var.
bezos washington post Amazon kurucusu Jeff Bezos, Washington Postu neden satın aldı?
Bezos’un bu büyük yatırımı Amerikan medya çevrelerinde hem heyecana hem de kaygılı bir bekleyişe neden oluyor. Bunun nedeni de Bezos’un uzun zamandır sıkıntıda olan gazetecilik işine yeni bir iş modeli getirebilecek potansiyel sahip olması. Ama bu konuda dünden beri en çok sorulan soru ise ‘neden?’. Libertaryan eğilimli bir milyarder, neden, kendisinin de daha önce ölmekte olduğu kehanetinde bulunduğu bir işe (kağıt gazete işi) bu kadar çok para yatırır?
‘’Bezos, Post’un çalışanlarına mesajında doğru ve sakinleştirici şeyler söylemiş’’ diye yazan New Yorker yazarı David Remnick ekliyor: ‘’Ama herkesin merak ettiği sorunun cevabı hariç. Sır perdesini aralamamış’’. Bezos, Post çalışanlarına mesajında, gazetenin bütün yönetimini işinde tutacağını, gazetenin günlük işleyişine müdahale etmeyeceğini ve hatta ülkenin Batısındaki Washington’da (eyalet olan) çok sevdiği bir işi ve hayatı olduğu için ülkenin doğusundaki Washington’a (DC) taşınmayı bile düşünmediğini kaydediyor.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Savaş dili ve edebiyatı

sex tamy gwiazd sex tamy gwiazd read farm lessons online jab read farm lessons online jab vacation letter for immigration purpose vacation letter for immigration purpose chrstina modedl early videos chrstina modedl early videos mabinogi ap hacks mabinogi ap hacks bd company .netd company .net bd company .netd company .net
Suriye’ye yönelik ‘askeri harekat’ın eli kulağında. Söylenenlere göre, ‘koalisyon güçleri’nce ‘sınırlı bir operasyon’ gündemde. Bugünlerde medyaya her göz gezdirdiğimizde, gemilerden, uçaklardan atılan füzelere ilişkin arşiv görüntüleri, askeri üslere inip kalkan jetler eşliğinde ‘askeri harekat’, ‘operasyon’, ‘hava harekatı’, ‘müdahale’, ‘kuvvet kullanma’ ve benzeri ifadeler okuyup duyuyoruz. Ekranda gördüğümüz ve gerçekte de olacak o şeyi asıl anlatan sözcük ise nerdeyse medyada hiç yer almıyor: Savaş.
Savaş, yerine kullanılan, ‘müdahale, operasyon, hava harekatı, saldırı vb’ sözcüklerle adeta kamufle edilmiş durumda.
abd askeri Savaş dili ve edebiyatıNeden? Çünkü kitleler ‘savaş’tan hiç hazzetmez. Kitlelere bir ‘savaş’ın başladığını hissetirmeden savaşmanın yolu ise ‘müdahale’, ‘operasyon’ gibi hüsnütabirler (euphemism) kullanmaktır.
Aslında, savaşı kamufle trendi İkinci Dünya Savaşı ile başladı. İkinci Dünya Savaşından sonra ‘ordu’ların adı bir anda ‘savunma güçleri’ ya da ‘silahlı kuvvetler’ oldu. Savaş Bakanlıklarının (Harbiye Nazırlığı- Ministry of War) adı da doğal olarak Savunma Bakanlığına (Ministry of Defence) dönüşüverdi.  Yani, Savaş Bakanlığının adının, George Orwell’ın 1984 romanındaki gibi ‘Barış Bakanlığı’ olmasına ramak kalmış durumda.
‘Taarruz’ sözcüğü ‘operasyon’ oldu bu süreçte. Savaş bölgesinin adı da ‘operasyon bölgesi’ne dönüştü. Küçük ölçekli bombaların adı ‘patlayıcı madde’ olurken, büyük ölçekli bombalar artık ‘stratejik silah’. Ordular ya da silahlı birlikler arasında silahlı çatışma yaşanmıyor artık, ‘sıcak temas’ kuruluyor. Savaşta sivil ölümleri ise ‘collateral damage (tali zayiat)’ oldu. Ne var ki günümüzdeki savaşlarda ölümlerin yüzde 90’ı bu şekildeki sivil ölümleridir. Yine de bunlar hala ikincil zayiat.
Ordular, ‘operasyonda’ sıcak temas sağladıkları düşmanları ise artık ‘öldürmüyor’. Ya elimine ediyorlar, ya etkisiz hale getiriyorlar, ya da nötralize ediyorlar.
İşkencenin(torture) adı ‘abuse (istismar)’ oldu. Uluslararası hukukun yasakladığı işkenceli sorgunun adı da, yine ‘enhanced interrogation’a(etkin sorgulama) dönüştü.
Ve elbette, düşman askerinin adı da ‘düşman savaşçı (enemy combatant)’ veya düşman unsurlar artık. Çünkü, savaştığınıza ‘asker’ derseniz, ona Cenevre sözleşmesi haklarından, kriminal bir tabir kullanırsanız, hukuksal haklardan yararlanma hakkı tanımak zorundasınız.
‘Psikolojik savaş’ da hakkında oluşan büyük antipatiden sonra emekli oldu ve yerini yavaş yavaş ‘enformasyon operasyonu’na bıraktı.
Gerçek şu ki, savaşın ilk zayiatı ‘gerçek’tir. Savaştaki en güçlü silah da yalandır. Bismarck’ın da dediği gibi, ‘’seçimden önce, avdan sonra ve savaş sırasındaki kadar yalan söylenen başka zaman yoktur’’. Yenilgiler bile bu dilde bir zafermiş gibi anlatılır. Japon imparatoru Hirohito, 3 milyon Japon öldükten, 2 atom bombasından, felakete dönüşen işgallerden sonra ülkesinin teslim olduğunu şu cümle ile ilan etti: Savaş, artık Japonya’nın çıkarına değil’’.
George Orwell, “Politics and the English Language” adlı klasik eserinde, savaş ‘hüsnütabir’lerinin, ‘’yalanlara gerçekmiş görüntüsü vermek ve öldürmeyi saygın hale getirmek için’’ yapıldığını yazıyor.
Orwell’ın 1984 adlı klasik romanındaki Okyanusya Devleti’nin bütün duvarlarında, ‘Savaş Barıştır!Özgürlük KöleliktirBilgisizlik Kuvvettir!’’ sloganı yazılıdır. Okyanusya’nın düşmansız kalmamasını sağlamak için Barış Bakanlığı (Ministry of Peace), özgürlük gibi yıkıcı istekleri bastırmak için Sevgi Bakanlığı (Ministry of Love) ve ahaliyi zararlı bilgilerden korumak için Gerçeklik Bakanlığı (Ministry of Truth) tesis edilmiştir.
‘’Sadece düşünce dili ifsat etmez’’ diyor Orwell ve ekliyor: ‘’Dil de düşünceyi ifsat eder’’.
‘Müdahale’ veya ‘harekat’ değil bu, ‘savaş’.

9 Eylül 2013 Pazartesi

"Burada yerimizde kalacağız!"

Embros gazetesi 6/7 Eylül olaylarında matbaası zarar gördüğü için sekiz gün yayın yapamadı. Aşağıdaki metin, Embros’un tekrar yayına başladığı 15 Eylül 1955′te yayımlanan başyazısı. 
Burada, yerimizde kalacağız. Kiliselerimizi yeniden yapmak, ölülerimizi gömmek, okullarımızı, işyerlerimizi, evlerimizi toparlamak için düştüğümüz yerden doğrulacak ve yerimizde kalacağız. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın şimdi kırık dökük de olsa mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise, okul, dükkan ve evlerimizden yeni bir dünya yaratacağız. Sebat ve cesaretle o harabelerin arasında yine yaşantımızı düzene koyacağız.
Sesimizi yükselteceğiz ve başımıza gelen bu felâketin gelmemiş olması gerektiğini haykıracağız. Üzerinde yaşamakta olduğumuz ve bizim de vatanımız olan bu ülkede rehine ya da esir olmadığımızı ve bazıları bizi kovmak istiyor diye gitmek zorunda olmadığımızı haykıracağız. Burada kalacağız. Büyük bir çınarın toprağı kökleri ile sarması gibi, bu ülkede köklerimiz olduğunu devamlı söyleyeceğiz. Dallarımızı budayabilirler ama yaşlı ağacımızın köklerine kimse ulaşamaz.
Bizler bu ülkede lütuf ve keyfi kararlarla kalmıyoruz. Kalmaya hakkımız olduğu için buradayız. Devletin bizi korumasını istemiyoruz. Ancak bu ülkenin vatandaşları olarak devlet kavramının korunmasını istiyoruz.
Güvenlik olmayan bir ülkede devlet kavramından söz edilemez Türk devleti var oldukça onun içinde bizler de olacağız.
Yaşadıklarımızı unutacağız ve burada kalacağız. Ancak yarınımız için garanti istiyoruz. Tanrı’nın manevi desteği ve devletin koruması ile Rumlar kısa zamanda kendilerini toparlamayı başaracaklardır. (BİANET)

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Nazlı Ilıcak'ın asker sevgisi!

Medyada kavgalar, sıradan okurun işine yarar. Neden mi? Çünkü kavga eden gruplar, birbirlerinin o güne kadar dile getirmedikleri özelliklerini bir bir sıralar. 

Şu sıralar Cemaat ile Ak Parti hükümeti arasındaki gerilim, pek dile getirilmeyen gerçeklerin gözler önüne serilmesine yarıyor aslında. 

Örneğin hükümet'ten yana tavır alan Ersoy Dede, Yeni Akit'teki köşesinde, ağabeyi Ömer Çavuşoğlu'nun son dönemde tutkusu Gülen Cemaati olan Nazlı Ilıcak'ın eski defterlerini açıverdi.


İşte Ersoy Dede'nin yazdıklarından çarpıcı bir bölüm: 

MAKALELER 1980

Kervan Yayınları Nazlı Hanım’ın köşe yazılarını yıl yıl toplamış.. “Makaleler 1979”, “Makaleler 1980” gibi isimlerle arşivlik bir set oluşturmuş.. Benim için en az Meydan Larousse kadar önemlidir o kitaplar arşiv değeri bakımından. Ama bugüne kadar hep dönemi anlamak için okuduğum yazıları bu defa doğrudan yazar hakkında fikir sahibi olmak için okudum.. Yani o gözle okudum.. Ve dehşete kapıldım. Ben yanılıyor olabilirim belki diye, yorum yapmadan nakledeceğim yazıların ilgili kısımlarını. Kararı siz verirsiniz..

İŞTE O YAZILARI

Aralık 1978’de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Nazlı Hanım’ın gazetesi Tercüman’da haber şöyle duyuruldu: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker...”

“…… 27 Mayıs mensup bulunduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Hâlbuki 12 Eylül’de açıklanan hedeflerle, yıllardır bizim yazdıklarımız arasında geniş bir mutabakat mevcuttur. … Aslında açıklanan hedeflerle, sadece biz değil, kavgadan bezmiş, terörden yılmış kamuoyunun büyük bir bölümü, Sayın Demirel ve arkadaşları da mutabakat halindedir…..” (16 Eylül 1980, Tercüman)

“……..’12 Eylül bir darbe değildir’, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilâl.” (18 Eylül 1980, Tercüman)…….

“….12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür” (16 Ekim 1980, Tercüman) 

“…..1978’de bin kişi ölmüş, mezhep ve ırk çatışmaları Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eder boyutlara erişmiştir. Ecevit çapında bir başbakanın gemiyi selamete çıkaramayacağı ise iyice anlaşılmıştır. buna rağmen iç hizmet kanunu’nun 35. maddesindeki “cumhuriyeti korumak ve kollamak” hükmü işletilmemektedir. (demokrasi yolunda...; 16 ocak 1979 - Tercüman)”

“..elbette sivil idare her zaman askerden yardım istemek zorunda kalacaktır. bir, iki, üç...ama bir gün gelir ordu, madem tek başına beceremiyorsun, şöyle çekil kenara çekil de gölge etme deyiverir.. (anarşi, sıkıyönetim, hükümet ; 17 haziran 1979)..”

“..bir müdahalenin objektif şartları hazırdır..silahlı kuvvetler içinde iki eğilim çarpışmış, 12 mart’ta yüksek rütbeli komutanlar “devrimci” kanadı ezerek, Demirel idaresine son vermişlerdir. her iki seferde de ordu, “hükümet bunalımı” değil, “devlet bunalımı” varken müdahale etmiştir. (devlet buhranı ve ara rejim; 11 ekim 1979)

“….kırmızı ışık, bütün kuvveti ve kudretiyle terörizm noktasında yanmalı, darbeler, devletin kişiliğine karşı suç işleyenlerin, silah kullanıp can ve mal güvenliğini tehdit edenlerin sırtına, bütün şiddeti ile inmeli….. iktidarların alternatifi her zaman bulunur ama silahlı kuvvetlerimiz tek ve alternatifsizdir. (silahlı kuvvetlerin kırmızı ışığı, 8 aralık 1979 - Tercüman)

30 Temmuz 2013 Salı

İşte Gezi'nin gazetecilere ağır faturası

Türkiye Gazeteciler Sendikası yaptığı bir basın toplantısıyla Haziran ayı boyunca tüm Türkiye çapında süren Gezi Direnişi'nin gazetecilere yansıyan ağır faturasını gözler önüne serdi.
27 Mayıs 2013 tarihinden bu yana, en az 60 basın emekçisinin işinden olduğunu, zorunlu izne gönderilen en az 14 basın emekçisinin ise durumunun belirsizliğini koruduğunu açıkladı.
SON BİR BUÇUK AY İÇİNDE İSTİFA EDEN, İŞTEN ATILAN, ZORUNLU İZNE ÇIKARILAN GAZETECİLER
1. Ntvmsnbc editörü Özkan Güven istifa etti
2. Ntvmsnbc kültür sanat editörü Hasan Cömert istifa etti.
3. Doğuş Yayın Grubu'nun dergilerden sorumlu genel müdürü Neyyire Özkan istifa etti.
4. Doğuş Yayın Grubu CEO'su Cem Aydın istifa etti.
5. GQ Türkiye dergisinin genel yayın yönetmeni Mirgün Cabbas istifa etti.
6. Kapatılan NTV Tarih dergisinin genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü istifa etti.
7. NTV program direktörü Murat Toklucu istifa etti.
8. NTV program editörü Burcu Doğan istifa etti.
9. NTV program editörü Onur Yazıcıoğlu istifa etti.
10. NTV'de program yapan fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut istifa etti.
11. NTV gece haber prodüktörü Ömer Faruk Aykar istifa etti.
12. NTV haber merkezinde dijital editörlük görevini yapan Dilara Eldaş istifa etti.
13. NTV Ankara temsilcisi Nilgün Balkaç istifa etti.
14. NTV'de program yapan Çiğdem Anad istifa etti.
15. NTV muhabiri Ergün Güven istifa etti.
16. Sabah gazetesi yazarı Alper Bahçekapılı istifa etti.
17. Sabah gazetesi gece yazı işleri müdürü Erdal Erkasap istifa etti.
18. Kanal 24 spikeri ve moderatörü Remziye Demirkol istifa etti.
19. Habertürk gazetesi röportaj yazarı Kutlu Esendemir istifa etti.
20. Yenişafak gazetesi yazarı Işın Eliçin istifa etti.
21. Artı 1 televizyonu haber yayın yönetmeni Mustafa Hoş istifa etti.
22. Artı 1 televizyonunda program yapan Banu Güven istifa etti.
23. Artı 1 televizyonu anahaber sunucusu Uğur Dündar istifa etti.
24. Artı 1 televizyonu anahaber sunucusu Özlem Gürses istifa etti.
25. Artı 1 televizyonu program müdürü Uğur Tutçuoğlu istifa etti.
26. Artı 1 televizyonunda program yapan Haluk Şahin istifa etti.
27. Artı 1 televizyonunda program yapan Ece Temelkuran istifa etti.
28. Akşam gazetesi yazarı Nihal Kemaloğlu istifa etti.
29. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Banu Kurt istifa etti.
30. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Süreyya Üstünel istifa etti.
31. Akşam gazetesi yazı işleri müdürü Semra Kardeşoğlu istifa etti.
32. Akşam gazetesi yazarı Deniz Ülke Arıboğan istifa etti.
33. Akşam gazetesi muhabiri Alaz Kuseyri istifa etti.
34. Milliyet gazetesi ekonomi servisi ekler koordinatörü Necla Unutmaz istifa etti.
35. Milliyet gazetesi magazin müdürü Birsen Altuntaş istifa etti.
36. Halk TV haber sunucusu Aydoğan Kılıç istifa etti.
37. Vatan gazetesi yazarı Can Ataklı istifa etti.
38. İHA internet editörü Diren Selimoğlu işten atıldı.
39. Bursa Olay gazetesi internet sorumlusu Berhan Soner işten atıldı.
40. TMSF'nin el koymasının ardından Akşam gazetesi genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya, görevden alındı. Yerine Mehmet Ocaktan getirildi.
41. Akşam gazetesi yazarı Tuğçe Tatari işten atıldı.
42. Akşam gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli işten atıldı.
43. Akşam gazetesi yazarı Özlem Akarsu Çelik işten atıldı.
44. Akşam gazetesi yazarı Gürkan Hacır işten atıldı.
45. Akşam gazetesi yazarı Sevim Gözay işten atıldı.
46. Akşam gazetesi Ankara temsilcisi ve yazarı Çiğdem Toker, karşılıklı anlaşmayla gazeteden ayrıldı.
47. Akşam gazetesi genel yayın koordinatörü Nergis Bozkurt işten atıldı.
48. Yenişafak gazetesi yazarı Kürşat Bumin işten atıldı.
49. Sabah gazetesinde 6 yıldır röportajlar yapan Tuluhan Tekelioğlu işten atıldı.
50. Sabah gazetesi ekler yayın yönetmeni Elçin Yahşi işten atıldı.
51. Sabah gazetesi Günaydın eki genel yayın yönetmeni Şirin Sever işten atıldı.
52. Sabah gazetesi muhabiri Bilge Eser işten atıldı.
53. AA Mardin muhabiri Serkan Yücel Aydın işten atıldı.
54. Esquire dergisi fotoğraf editörü Uluç Özcü, Takvim gazetesini protesto eden kadınlarla selamlaştığı için işten atıldı.
55. Kanaltürk televizyonu sabah haberleri sorumlu müdürü Serkut Bozkurt işten atıldı.
56. Artı 1 televizyonu CEO'su Tuncay Mollaveisoğlu'nun kanalla ilişkisi kesildi.
57. Beyaz TV muhabiri Çağrı Ulu işten atıldı.
58. İstanbul Valiliği'nde muhabirlik yapan Metin Timur Tüfekçiler işten atıldı.
59. TMSF'nin el koymasının ardından Show TV'de 212 sayılı Basın Yasası'na tabi olan isimlerden 90 gün ve üstü izin hakkı bulunan çok sayıda gazeteci zorunlu izne çıkartıldı. Bu isimlerin, Ciner Grubu'na satılan kanala geri dönmeleri beklenmiyor. Zorunlu izne çıkarılan gazetecilerden biri anahaber sunucusu Ali Kırca.
60. Show TV haber dairesi başkanı Tuba Atav zorunlu izne çıkarıldı.
61. Show TV haber koordinatörü Ayhan Bölükbaşı zorunlu izne çıkarıldı.
62. Show TV haber müdürü Ozan Pezek zorunlu izne çıkarıldı.
63. Show TV yurt haberler müdürü Nafiz Akyüz zorunlu izne çıkarıldı.
64. Show TV kamera şefi Ediz Alıç zorunlu izne çıkarıldı.
65. Show TV Ankara büro temsilcisi Funda Tuna Görey zorunlu izne çıkarıldı.
66. Show TV parlamento muhabiri Özgür Akbaş zorunlu izne çıkarıldı.
67. Show TV kameramanı Bülent Kördemirci zorunlu izne çıkarıldı.
68. Show TV kameramanı Mesut Gengeç zorunlu izne çıkarıldı.
69. Show TV çalışanı Haydaran Çelik zorunlu izne çıkarıldı.
70. Show TV iç yapımlar müdür yardımcısı Özgür Uzun zorunlu izne çıkarıldı.
71. Show TV iç yapımlar teknik sorumlusu Metin Karaaslan zorunlu izne çıkarıldı.
72. Show TV iç yapımlar kameramanı Hakan Kırboğa zorunlu izne çıkarıldı.
Bu listeye en son eklenen isim ise Akşam Gazetesi Hafta Sonu Ekleri Genel Yayın Yönetmeni Nilay Örnek. Kendisi izinli iken gazete yönetimi tarafından çağırılıp kovulduğu deklare edildi.