31 Mayıs 2013 Cuma

Hıncal Uluç bunu hep yapıyor ama ne fayda...

Sabah gazetesinin "kerameti kendinden menkul" yazarlarından değil elbet Hıncal Uluç.

17 yaşında Yenigün gazetesinde spor sayfasında çalışmaya başlamış Uluç. 1967 yılında, askerlik dönüşü Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke, Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olunca haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamış; TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmış... 1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı'nın  çağırması üzerine  dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiş, ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 yılında Sabah'ta yazmaya başlamış...

75 yaşına merdiven dayadığı sırada kendinde özellikle gazetecilik konusunda ahkam kesmeyi de kendisinin hakkı olarak görüyor herhalde. Sık sık, Türkiye'de gazetecilik yapılmadığını, gazeteci kalmadığını filan yazıyor. Sabah arşivi bu tarz yazıları ile dolu.

Önceki gün (29 Mayıs) Gazeteler niye satsın ki?  diye bir yazı kaleme aldı Uluç. Her zamanki tepeden bakan tavrı ile yazdığı yazıda, yıllardır sık sık tekrar ettiği ve yanlış olduğunu artık internete giren herkesin bildiği bir iddiayı da yeniden yazmakta beis görmedi.

Hasan Cemal Banu Güven'e ne anlattı?

Hasan Cemal: Bir başbakanın çıkıp Kürtlere karşı yapılan hataları söylemesi lazım

PKK'nın Türkiye'deki silahlı unsurlarının sınır dışına çekilme sürecini izleyen usta gazeteci Hasan Cemal, gazeteci Banu Güven'in artı bir tv'de sunduğu 'Haftanın Başı' programında "Bugün eğer barışa gideceksek ve Türk kamuoyundaki hassasiyetlerden duyarlılıklardan söz ediyorsak bir başbakanın çıkıp ‘Bakın geçmişte devlet Kürtlere karşı şu yanlışları yapmıştır. Bundan dolayı bu sorun doğmuştur. Kürtlerin dili inkâr edilmiştir kimliği, inkâr edilmiştir. Bundan dolayı hapishanelerde eziyet çekmişlerdir’ diye anlatmaya başlamalı ki liderlik budur" dedi.

Cemal, Güven'in "Çekilme ne zamana kadar biter?" sorusunu "Mesela 1999’da birçok operasyon yapılmış çekilen PKK’lıya karşı. Ve operasyon yiyen PKK’lıların 500 kayıp verdiği hep anlatılıyor. Şu ana kadar hiçbir kayıp yok ve yürüyor. Ana çekilmenin 2 ay içinde tamamlanabileceğini söyleniyor" diyerek yanıtladı.

Milliyet'ten ayrıldıktan sonra T24'te yazmaya başlayan Cemal, internet medyasının yazılı basına göre imkanlarının daha geniş olduğuna değinerek, "Yıllar boyu hep yazıyorsunuz, sabahleyin kağıtta basılı olarak görüyorsunuz kendinizi. Bu daha farklı bir mecra. O yüzden bir ‘acaba ben kayboluyor muyum’ hissi başlangıçta geliyor. Fakat sonra insan kendini alıştırıyor" yorumunu yaptı.

PROGRAMIN İLK BÖLÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

PROGRAMIN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
 
Hasan Cemal'in Banu Güven'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

30 Mayıs 2013 Perşembe

Taraf'tan İş Bankası ve Cumhuriyet belgeleri

Sabah gazetesinin ekonomi müdürüyken Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak'ı "Benim gazetemin birinci sayfası da  aynı tutum içinde... Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin en iyi gazetesinde, Türkiye'nin en iyi ekonomi ve gazete sayfalarını yapmaya devam edeceğiz... İşimizi yapacağız... Balık bilmezse Halik bilir... Patron görür değerimizi anlar..." diyerek patrona şikayet eden bir isimdi Oğuz Karamuk. 

Ardından gazetenin okur temsilcisi Yavuz Baydar ile köşesinde kavga eden "bize gazetecilik dersi veriyor" diyerek tepkisini gösterdi ve "Siz de bilirsiniz ki, bu tip başarılar, genelde diğer yayın organlarında ödüllendiriliyor. Çelme takılmıyor." diyerek özür beklediğini ilan etti. 

Bir süre sonra Karamuk'un Sabah gazetesindeki görevlerine son verildi. İddialara göre Karamuk, patronu Serhat Albayrak'ı Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet ettiği için kovulmuştu.

Gerçek Gündem'in  haberine göre kovulmanın ardında yatan gelişmeler şöyle meydana geldi:
Karamuk, gazetenin CEO'su Serhat Albayrak'ı "kimi hisse senetlerinde spekülasyon yaptığı" gerekçesiyle Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet etti.  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın da kardeşi olan Serhat Albayrak'ın gazete yöneticilerinden biri tarafından Sermaye Piyasası Kurulu'na şikayet edilmesi Sabah yönetiminde soğuk duş etkisi yarattı. Çalık Grubu, Karamuk'un SPK'ya yaptığı şikayeti öğrenince Karamuk'un işine son verdi.
Bu iddia ne kadar doğrudur bilinmez. Ancak kısa süre sonra Karamuk, Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar'ın eşi Neşe Düzel'in Taraf genel yayın yönetmeni olmasıyla beraber Taraf'a transfer oldu. Karamuk, Nisan ayının sonundan itibaren Taraf'ın gedikli isimleri Demiray Oral, Tuncer Köseoğlu, Ümit Aslanbay ile "Yazıişleri Müdürü" olarak künyede yer aldı.

Karamuk dün ve bugün İş Bankası ile ilgili bir dizi belgeyi köşesine taşıdı. İlginç olan belgelerin medya ile ilgili içeriği... Onun için kaybolmasın dijital çöplükte diyerek bir kopyasını da buraya alıyorum.

İŞ'te Ergenekon belgeleri


Oğuz Karamuk / TARAF
29.05.2013 

İş Bankası Yönetim Kurulu Toplantı tutanakları yakın tarihe ışık tutuyor. Belgeler Tuncay Özkan’a yönelik soruşturma kapsamında savcılık tarafından bankadan alınmış. Ak Parti’ye karşı medya eleştirilerinin en yoğun olduğu dönemde, CHP kontenjanından yönetimde yer alan Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman, bankanın kaynaklarının partisine yakın medyaya kullandırılması için baskı yapıyor. Sadece siyaset değil ekonomide, her alanda safların belirlenmesi gerektiğini söylüyor. O günkü Genel Müdür Ersin Özince direniyormuş gibi gözüküyor. Sonra onun da tavrı değişiyor

Yer İş Bankası Kuleleri, tarih 28 Aralık 2005... Banka Yönetim Kurulu’na CHP kontenjanından giren CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman, Genel Müdür Ersin Özince’ye hesap soruyor. Ak Parti aleyhine keskin muhalefet yapan Tuncay Özkan’ın Kanaltürk adlı televizyonuna reklam verilmesi için baskı yapıyor. Banka Yönetim Kurulu’ndan itiraz sesleri yükseliyor: “Kanaltürk bizim aleyhimizde haberler yapıyor, vermeyelim.”
Sonuç değişmiyor, CHP’li üyenin dediği oluyor. Üç ay sonra banka reklam politikasını değiştiriyor ve bir süre sonra Ergenekon davasından dolayı hapse girecek olan Tuncay Özkan’ın Kanaltürk’üne İş Bankası reklam muslukları açılıyor. Konuşmalar ilerledikçe CHP’li Nail Gürman’ın sadece reklam değil hemen her alanda, hatta İş Bankası’nın çocuklar için yaptığı yayınlara kadar istediklerini yaptırdığı ortaya çıkıyor... Ve İş Bankası’nın olay Yönetim Kurulu toplantı tutanakları başlıyor...

Tarih: 28.12. 2005
Nail Gürman konuşuyor:

“Cumhuriyet gazetesi az tiraja sahip diye daha az reklam vermek doğru değildir, bunun gerekçesi yoktur. Bununla ilgili olarak bir başka konu şu. Banka geçmişte bazı yayın organları ve televizyon kanalları ile bir çekişmede olmuştur. Bunun bir sıkıntısı vardır. Biz yakın geçmişte bir gazeteyle bir grupla bu çekişmeyi yaşadık. Sonra sorunlar halledildi. Biz de reklamımızı veriyoruz, iş yürüyor. Eğer ölçü buysa, bu zararı veren gazeteyle de hiçbir zaman bir reklam ilişkisine girmemek lazım. Ama Kanaltürk televizyonunu ihmal etmek mümkün mü? Samanyolu televizyonuna reklam verirken Kanaltürk’ü nasıl ihmal edersiniz? Bunlar düzenlenmelidir, düzgün bir şekilde yapılmalıdır.

KANALTÜRK VE VATAN İŞ BANKASI’NA SALDIRDI

Ersin Özince cevap veriyor:
Vatan Grubu da Kanaltürk de bize 2005 yılı içinde çirkin şeklide saldırılarda bulunan iki yayın organı. (...) Bu yayın organlarının bunu iyi niyetle yaptıklarını ve bankada mevcut olan bir hatayı, yanlışlığı ortaya çıkartmak amacıyla yaptıklarını söylemek mümkün değil. Bunu kendileri bile söyleyemiyorlar. (...) Yalnız bazı ufak farklılıklar var. Bir tanesine açıklama gönderdik, derhal yayınladı (Vatan). Öbürüne mahkeme kararıyla zorlukla yayınlatabildik (Kanaltürk). Bir tanesi bankaya değil daha ziyade hissedarına sataştı. Öbürü her yönüyle bankaya ve iştiraklerine hakaret etti.

(...) Bunun reklam politikamızla ilgili yönü nedir? Aslında hangisine önceden reklam veriyorsak o reklam almaya devam etti. Çünkü onun bir tirajı vardı. Reklam vermeyle teknik yönden ilintisini hiçbir şekilde arkadaşlarıma kurmadım. Onlar tamamen belirledikleri ilkeler doğrultusunda, öteden beri olduğu gibi sürdürmeye devam etti. Onda da bütün çabam, bugün Nail Bey’in ifade ettiği gibi sonunda Samanyolu gibi yerlere reklam vermek değil. Reklamı verirken asla kişisel değerlendirmelerle hareket etmiyoruz. Tiraj vs. hususlar bu kararlarda etkili oluyor.

 

SAMANYOLU’NA REKLAM YARARLI DEĞİL

Tarih: 30 Mart 2006
Nail Gürman:

2006 bütçesi görüşülürken bazı basın yayın organlarına reklam ve ilan verilmesinin yararlı olmadığını ifade etmiştim. Bunun tersine bazı organlara da neden verilmediği konusunda zihnimde bir soru belirmişti . (... ) Samanyolu televizyonuna 150 milyar lira (150 Bin) reklam bedeli veriyoruz. Bu doğru değildir, bu uygulamadan kesinlikte vazgeçilmesi lazımdır. Kanal Türk televizyonuna Akbank, Yapı Kredi, Oyakbank gibi bankalar reklam veriyor da biz hangi gerekçeyle vermiyoruz? O konuda bir gelişme var mı bilmiyorum, onun için ezbere konuşmuş olmayayım. Çünkü Sayın Özince’nin bakacağız, inceleyeceğiz diye bir beyanı vardı, öyle anımsıyorum. Oyle bir hazırlık varsa mesele yok. Ama yoksa da bu hazırlığın süratle yapılmasını ve gündeme taşınmasını uygun gördüğümü ifade edeyim. ... Bana göre yapılan yanlışların ve eksiklerin artık süratle sonunun alınması lazımdır.”

 

ERSİN ÖZİNCE REKLAM POLİTİKASINI DEĞİŞTİRİYOR

Ersin Özince:
Reklam işini daha önce de bilgi verdiğim gibi çok istatistiki ve aritmetik değerlere dayamıştık. Burada yapılan konuşmalar, tartışmalar doğrucusunda bu işi yeniden sorguladık ve mantık değil de sektör uygulamaları nasıl diye baktık. (...) Esasen biz bugüne kadar kitabi davranmayıp bunların bir şekilde reklam gelirleriyle desteklenmesi yoluna gitseydik belki tam tersine destekleyip lehimize lobi yapabilirlerdi.

(...) Burada herkesin beklentisi aynı, herkes İş Bankası icrasından para bekliyor. Biz bu konuda sadece istatistiklere bakarak değerlendirme yapmayacağız. Kanaltürk’e, Haber Türk’e veya diğerlerine, öbür bankalar nasıl reklam veriyorsa biz de o kadar bulunalım düşüncesindeyiz.”

Nail Gürman: Bu uygulama ne zaman başlayacak?

Ersin Özince: Hemen. Bugün basında bizim bilanço ilanlarımız yayınlanacak, onlarla başlayabilir.

Caner Çimenbicer (Yönetim Kurulu Başkanı): Bize hakaret eden, bize kin kusan kurumlara, yayın organlanna reklam verilmesine karşıyım. Kanaltürk de bunlardan birisi ve kişisel olarak reddediyorum ve muhalifim.

Nail Gürman: Hiç kuşkusuz bir basın organının İş Bankası hakkında yaptığı yalan ve yanlış yayınları desteklemek olanak dışıdır ve bu hiç kimsenin içine sinmez. Ancak benim içerideki dosyamda var, bunu aramızdaki bir fikir alışverişinin kanıtı olarak söylemek istemiyorum, ama bunun en taze örneğini Vatan’da yaşadık. Niye Vatan’a reklam vermeye devam ediyoruz? Basisen, Tiryakioğlu, İş Bankası, Evcil diye karmakarışık yayınlar olunca biz Vatan’ın reklamlarını kestik

Ersin Özince: “Kesmedik, onlar kestiğimizi iddia ettiler.”

 

BEDAVADA BASSA ZAMAN’DA ÇIKAN İLANIN ÖNEMİ YOK

Nail Gürman:
Ben bu tür haberleri dosyamda biriktiriyorum. Fatih Ataylı’nın Hürriyet gazetesindeyken, ‘Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince’nin bu görevde ne kadar kalacağını merak ediyorum’ mealinde, bundan yaklaşık bir sene evvel yayınlanmış bir yazısı var. O zaman niye Hürriyet’e, Milliyet’e reklam veriyoruz? Bunun sonu gelmez. Diğer taraftan nasıl büyük ortak için yalan yanlış haber yazıldıysa Cumhuriyet Halk Partisi için de basında pek çok yalan haberler çıkıyor. Eğer öyle bakarsak, CHP de bu bankanın bir parçası. Ben size daha evvel kişisel konuşmalarımızda da o görüşümü aktarmıştım, dediklerinizin hepsine katılıyorum. Kolay iş değildir. Konuşmalarınızda belirtiniz, Cumhuriyet gazetesinin geçmişten itibaren Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yayın organı gibi davranmadığı tam tersine zaman zaman alıp yere vurduğu da bir gerçektir. Durum böyleyken bedava da bassa, bir kuruşa da bassa, Zaman’da, Yeni Şafak’ta bizim bankanın bilançosunun ilan edilmesinin onu okuyanlar tarafından hiçbir kıymeti olmadığı kanısındayım.

 

ARTIK EKONOMİDE, SİYASETTE TAVIR BELİRLEME ZAMANI

Onun için Türkiye ekonomide, siyasette, her yerde yeniden kesin tavırların, fikirlerin belirlenmesi düzeni içine girmiştir. Biz de bunun tarafıyız. Onun için benim de hepsine birden kızdığım noktalar var. Ona bakarsanız hepimiz ona göre davranalım.

Ersin Özince: Biz aşırı tutucu veya cumhuriyet aleyhtarları yayın organlanna neden reklam veriyoruz, ne kadar veriyoruz? Mesela bugün bilanço ilanımız çıkacak. 1 milyar TL’ye (Bin TL) alırsa Yeni Şafak gazetesinde de çıksın düşüncesindeyiz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük bilançosunu görsünler istiyoruz. Fakat katiyen ne televizyonlarına ne gazetelerine verdiğimiz rakamlar ciddi tutarlara varmıyor.

 

ONLARA REKLAM VERMEYE BEN DE RAZI DEĞİLİM

Arkadaşlanmdan aldığım bilgiler 6 milyar TL (6 bin) civarında olduğu şeklinde. İsterseniz bu rakamları bir dahaki toplantıda kime kaç para vermişiz açıklarım. Benim kesinlikle bunlara bu tutarlarda iş verilmesine bir rızam yok, böyle bir bilgi de yok. Bütün aleyhtarlığına rağmen Zaman’da yeri geldiğinde iki cins ilan çıkabiliyor. Çünkü Zaman’ın belli bir tirajı var. Böyle olduğu için firma destekli Maximum Kart ilanları çıkıyor. Örneğin İstikbal Kanepe’nin reklamları olabiliyor ve zaten bunun önemli bir bölümünü İstikbal sağlıyor. Bizim müşteriye şu gazetede çıksın, bu gazetede çıksın şeklinde yönlendirmemiz olamayacağı için bu tür reklamları mazur görmek lazım. Sadece İş Bankası olarak verdiğimiz reklamlar ise son dereca mahduttur ve diğerlerine vermemiz söz konusudur.

Ersin Özince: Hümanistim Tuncay Özkan: Ben vururum

ERSİN ÖZİNCE: Kanaltürk, gibi kanallara öteden beri sempatiyle baktık. Fakat Tuncay Özkan Bey’in, bu kanalı kurmadan önce Akşam gazetesinin yayın grubunun başındayken, Bankamız aleyhine doğrudan yaptırdığı yayınlar olmuştu ve ben bunu astlarıyla da üstleriyle de, kendisiyle de konuştum. Zaten kendisi de doğruluyor ve “Hayat böyle Sayın Özince, hayat bir mücadele” diyor. Ben hümanistim dediğimde, “Ben insanların hümanistliğine, iyiliğine inanmam. Ben size vururum, siz kendinizi korursunuz.. Benim sorunum İş Bankası’yla değil, yönetimiyle. İş Bankası yönetimi değişmelidir” diyor. Bunu bazı kişilerle paylaşıyor. Söylediğine göre İş Bankası Genel Müdürü’nü değiştirecekmiş. Geçen genel kurulda olmamış, bu genel kurulda değiştireceğini söyleyebiliyor. Direkt bu ifadeyi değil ama buna benzer ifadeleri benim yüzüme karşı da söyledi. Ben de kendisine, hayatta sizin gibi kimselerden yoruldum, size başarılar dilerim dedim. Bu konuşmalar gayet nezaket içinde geçti ve sonunda tokalaşıp ayrıldık. Ama hakikaten böyle insanların, bu makamlarda, böyle yerlerde oturan insanların ve bu tür siyasetin beni çok yorduğunu ifade etmek isterim...

NAİL GÜRMAN, İş Bankası’nın Atatürk’ten kalan yüzde 28’lik hissesini temsilen yönetim kuruluna giren üyelerden sadece biri. Ancak banka yönetim kurulu adeta ona hizmet için toplanıyor. Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Özince sürekli olarak Gürman’a hesap veriyor. Bankanın Yönetim Kurulu Başkanı Caner Çimenbiçer ise sessiz. Toplantıda neredeyse bütün üyeler Gürman’a biat eder gibi... 

----------------------------------------------------

Bu bankacıların İŞ’i gücü Cumhuriyet’miş

Oğuz Karamuk / TARAF
30.05.2013
İş Bankası yönetimine CHP kontenjanından giren Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman takıntılı bir ısrarla Cumhuriyet gazetesine ilan verilmesini istiyor. Yeni Şafak ve Zaman’a ilan verilmesine ise karşı. Bankanın o zamanki Genel Müdürü, şimdiki Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Cumhuriyet’in reklamlarını yüzde 57 artırdıklarını, ilan yükseltmenin dışında gazeteyi satın almak için ciddi ciddi uğraştıklarını, kendisinin bu konuyla ilgili birkaç kez İlhan Selçuk’la görüştüğünü anlatıyor. Özince Yeni Şafak ve Zaman’a ilan verilmesini yasakladığını kendisi itiraf ediyor. Konuşulanlar bankanın yönetim kurulunun ideolojik bir yapılanma içinde olduğunu kanıtlıyor
Dün, İş Bankası Yönetim Kurulu’na CHP adına giren Deniz Baykal’ın avukatı Nail Gürman’ın, Ergenekon davasından tutuklu olan ve o dönem Ak Parti hükümeti hakkında yaptığı aleyhte yayınlarla dikkat çeken Tuncay Özkan’a ait Kanaltürk kanalına reklam verilmesi için, yönetime nasıl baskı yaptığını gösteren konuşmalarını yayımladık. Nail Gürman’ın baskısına dönemin İş Bankası Genel Müdür Ersin Özince önce direniyor gibi gözüküp, ardından istenilenleri adeta gönüllü olarak yerine getiriyordu. Bugün İş Bankası’nın 2005-2007 dönemindeki yönetim kurul toplantı tutanaklarında bir başka önemli konu olan Cumhuriyet gazetesiyle ilişkileri içeren konuşmaları yayımlıyoruz.

Toplantılarda geçen konuşmalar, halen İş Bankası’na ait Milli Reasürans’ın yönetiminde olan Nail Gürman’ın Cumhuriyet gazetesine daha fazla reklam verilmesi isteğinin nasıl bitip tükenmek bilmeyen bir ısrara dönüştüğünü gösteriyor. Ersin Özince’nin ise bankacı halinden pek eser kalmamış. Cumhuriyet’in reklamlarını bir yılda yüzde 57 artırdığını, Zaman’a, Samanyolu’na, Yeni Şafak’a adeta reklam verilmesini yasak ettiğini ‘övünerek’ anlatıyor. Tutanakları okudukça, Ersin Özince’nin Cumhuriyet’e ortak bulmak için uğraştığını, danışmanlıklar verdiğini görüyorsunuz. Ak Parti Hükümeti’nin iktidara gelişini “Genç subaylar rahatsız” manşetiyle karşılayan Cumhuriyet gazetesi, arada bankayla ilgili aleyhte yayınlar yapsa da Özince’nin deyimiyle çok ciddi ‘müzaheret’ yani arka çıkma görmüş. Öyle ki, İş Bankası Yönetim Kurulu, Cumhuriyet gazetesini nasıl satın alabiliriz diye ciddi ciddi konuşmuş, plan bankacılık mevzuatı izin vermediği için hayata geçirilememiş.


» 30 mart 2006

NAİL GÜRMAN: ...Özellikle Cumhuriyet gazetesine uzun yıllardan beri hiçbir şekilde ne kendimiz ne de iştiraklerimiz aracılığıyla bir yardımda, katkıda bulunmuyoruz.

ERSİN ÖZİNCE: ... Bu mealde Cumhuriyet gazetesinin çok ciddi müzaheret gördüğünü ifade etmek isterim. Ben iş prensiplerimle ve bankamızın prensipleriyle ters düşmeyecek noktalara kadar Cumhuriyet gazetesine fazla reklam verilmesini veya destek verilmesini savundum. Hatta geçmişte bu gazetenin sahiplik sorununa çare aranmasında dahi bazı çabalar gösterdim. Cumhuriyet gazetesi her zaman tirajına göre diğerlerinden daha farklı pay almıştır. Bunun gerekçesi de okurun niteliğidir. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi ile Hasan Ali Yücel dizisinin basılması ve ücretsiz dağıtılması gibi müşterek bazı kampanyalar yapılmıştır. Daha birçok konuda kendilerine fikir verilmiştir, danışmanlık yapılmıştır. Ama onların ihtiyaçlarını tümüyle karşılamak bizim imkânlarımız dâhilinde değil. Özellikle Gürbüz Çapan ve Turgay Ciner beylerle ortaklık yapmaya karar vermelerinden sonra biz onlara biraz daha mesafeli durduk. Reklam kampanyalarımızda her zaman tirajdan bağımsız, ayrı bir müşteri kitlesinin gazetesi olarak destekliyoruz.

ZAMAN İLE YENİŞAFAK’IN OKURU CUMHURİYET’İNKİYLE KIYAS EDİLMEZ

Beklentilerini diğer yayın organlarına yaptığımız esaslarla karşılamamız mümkün değil, ihtiyaç duydukları desteklerin miktarı onların hissesine düşecek miktarların her zaman kat be kat üzerinde oldu. Tabii, ki kabili kıyas değil ama Yeni Şafak gazetesine veya Samanyolu televizyonuna verdiğimizden çok daha fazlasını Cumhuriyet’e öteden beri verdik. Ama Cumhuriyetin mali problemleri çok büyük. Bu konu tabii çok tartışılacak bir konu.


» Tarih: 23.01.2007

YAVUZ EGE (CHP kontenjanından atanan yönetim kurulu üyesi):

(...) Raporda yayın faaliyetleri konusunda bilgi var. Bu bağlamda, geçenlerde dikkatimi çekmiş olan, 14 Ocak tarihi Cumhuriyet gazetesinde çıkan Hikmet Çetinkaya imzalı bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Cumhuriyet, POAŞ ve Türk solu başlığını taşıyor. O yazıda bankamızla ve Sayın Genel Müdürümüz’le ilgili bir takım ifadeler var. “Yıllar önce İş Bankası, Cumhuriyetin yakın tarihimizle ilgili kitaplarına destek veriyordu. Fethullah Gülen Atatürk’ün kurduğu bankaya bir rest çekti, destek bir anda kalktı” diyor ve arkasından “Biliyorum Aydın Doğan’ın İş Bankası Genel Müdürü Ensin Özince ile arası çok iyiydi” diye bir ifade ile devam ediyor.

NAİL GÜRMAN: Benden evvel söz alan arkadaşlardan Sayın Ege, 14 Ocak tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazıdan söz etti. Buna bir yanıt verdik mi veya bir açıklama gönderdik mi veya bir mektupla bunun doğru olmadığını söyledik mi bilmiyorum.

Bunun yanı sıra, ben verdiğimiz TV reklamlarını ve gazete reklamlarını izliyorum. Bu sorunun da yanıtını ilgili arkadaşlarımdan rica ediyorum. Neden Cumhuriyet gazetesine reklam vermiyorsunuz? En son örnek olarak söylüyorum, Vatan gazetesi son yayınlarında ileri geri bir sürü haber yazdı, açıklamalar gönderildi, sonra Vatan gazetesiyle ilgili yayın problemimiz düzeldi. Neden Cumhuriyet gazetesine reklam verilmiyor? Bir kişisel karar mıdır, bir toplu karar mıdır, yoksa bu resmi banka politikamız mıdır? Eğer bir gazete İş Bankası ile ilgili yalan yanlış haber veriyor diye reklam kesiliyorsa o zaman ben çizelgesini çıkarayım, bir sürü gazete getireyim önünüze, hepsinin reklamını keselim.

 

CUMHURİYET’İN REKLAMINI BİR YILDA YÜZDE 57 ARTIRDIK

ERSİN ÖZİNCE: Sayın Gürman’ın, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili sorusunu da bu vesile ile cevaplamak isterim. Biz prensip olarak hem görsel medyada hem yazılı medyada hedef kitle ve erişim temel prensipleri üzerine, tamamen matematik bir model üzerinden yatırım kararını veriyoruz. Bu kapsamda Cumhuriyet gazetesinin 2005 yılında 74 bin 500 TL, 2006 yılında da 117.200 TL payı oldu ve yaklaşık yüzde 57’lik bir artış söz konusu. Her yıl periyodik olarak bu mecralarla da temas kuruluyor. Bu bağlamda, önceki hafta kendileri ile bir temas kurulmuş ve gelen kişiler bu toplantıda memnuniyetlerini ifade etmişler. Onu da belirtmek isterim.”

NAİL GÜRMAN: Bu dönem içinde Zaman Gazetesine, Samanyolu televizyonuna verilen reklam bedeli nedir?

ÖZCAN TÜRKAKIN (İş Bankası iştiraklerinden Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası’nın şimdiki Genel Müdürü. O dönem İş Bankası’nda Genel Müdür Yardımcısıy’dı): Şu anda yanımda yok ama iletebiliriz. Prensip olarak yoğun olarak planladığımız imaj kampanyası şeklînde yıllık iki büyük kampanyamız var, ki bunların birisi bilanço döneminde, birisi de kuruluş yıl dönümünde yayınlanıyor. Sınırlı erişimi olan söylediğiniz tür kanallardan, genel olarak bu iki kampanyada faydalanıyoruz. Onun dışında, ağırlığı oluşturan kredi kartı ve bireysel ürünlerle ilgili reklamlarda pek bu tür kanalları kullanmıyoruz.

NAİL GÜRMAN: Söylediğiniz matematik dağıtım ölçüsü Zaman gazetesi ile Cumhuriyet gazetesinin tirajı karşılaştırıldığında nasıl bir sonuç veriyor diye öğrenmek için sormuştum.

 

GENEL MÜDÜR ZAMAN’A, YENİ ŞAFAK’A REKLAM VERMEYİ YASAK ETTİ ASLINDA!

ERSİN ÖZİNCE: Ben Cumhuriyet gazetesi ile ilişkileri detayı ile anlatacağım, fakat Zaman Gazetesi ile Cumhuriyet’in mukayesesi söz konusu olamaz. Özcan Bey (Türkakın) usule uygun cevap veriyor, ama Genel Müdürün o gazetelere reklam vermeyi yasak ettiğini söylemesi lâzım aslında.
ÖZCAN TÜRKAKIN: “Yeni Şafak, Samanyolu, Zaman Gazetesi gibi kanalları kullanmıyoruz.
ERSİN ÖZİNCE: Aritmetik modeller onlara da reklam vermek gerektiğini gösteriyor. Fakat bunlara bir tek bilanço büyüklüğü ile ilgili reklam veriyoruz.
NAİL GÜRMAN: Sonuçta aritmetik hesabın dışına çıkılabiliyor demek ki.

ERSİN ÖZİNCE: Bilançonun büyüklüğünü, İş Bankası’nın Türkiye’nin en büyük bankası olduğunu herkes duysun diye, çok cüz’i birtakım reklamlar onlara da verildi. Zaten onların reklamları daha ucuz. Fakat onun dışındaki kampanyalarda bu gazetelere reklam vermedik.

 

CUMHURİYET VE BRT’Yİ ALABİLİR MİYİZ DİYE BAKTIK

(...) Nitekim geçmişte basın sektörüne girmek dahi değerlendirilmiştir. Bu heyette bugün söz konusu olduğu gibi geçmişte basınla ilgili değerlendirmeler yapılmış ve BRT televizyonunu çalıştırabilir miyiz veya Cumhuriyet gazetesine hissedar olabilir miyiz gibi konuşmalar dahi yapılmıştır. Geçmiş dediğim de çok uzak geçmiş değil, yakın bir süre öncesidir.

(...) Buna rağmen Cumhuriyet gazetesiyle zaman zaman çeşitli yakınlaşmalar denedik. Hatta İş Bankası Cumhuriyet Gazetesini satın alabilir mi seviyesine kadar, konu bazı kimselerce değerlendirildi. Hatta geçmişte, Cumhuriyet gazetesi çok büyük problemler içindeyken sayın yönetim kurulu üyelerimizden de ‘bu konuları değerlendirelim, acaba biz Cumhuriyet gazetesini alabilir miyiz diye bakalım’ şeklinde temenniler dile geldi. Fakat Türkiye’deki yasal mevzuata baktığımızda bunun imkânsız olduğunu gördük.
NAİL GÜRMAN, İş Bankası yönetim kurulunda Ersin Özince’den hesap sormaya devam ediyor. Toplantılar boyunca hep aynı soruyu soruyor: “Cumhuriyet’e neden ilan vermiyorsunuz?” Ersin Özince kayırma, kollama, arka çıkma yaptıklarını anlatsa da Gürman tatmin olmuyor. İş Bankası’nın 360 milyon liralık reklam ve tanıtım bütçesine ilişkin görüşmelere Cumhuriyet gazetesi damga vuruyor.


Cumhuriyet’i tarafsız biliyorduk taraflı çıktı!

Ersin Özince: ...Heyette bu konuda bir eğilim belirtilip (Cumhuriyet’in satın alınması) cumhuriyetin kurduğu gazete gibi değerlendirmeler yapılınca, ben Sayın ilhan Selçuk’la birkaç kez bir araya geldim. Basında da galiba sonradan çıktığı şekilde Esas Holding ile İş Bankası’nın, Cumhuriyet gazetesini birlikte almaları ya da hissedar olarak girmeleri gazete tarafından çok istendi. Fakat gerek söylediğim nedenlerden ötürü ve gerekse Cumhuriyet gazetesi hisselerinin bir vakfın elinde olması nedeniyle bunu gerçekleştirmek mümkün olmadı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesi maalesef bir dönem bizim ikinci büyük ortağımıza (CHP) karşı da bazı yayınlara girdi. Bu durum muhtemelen genel başkan değişikliği sırasındaydı. Politik bir gelişme olduğu için o dönemde özellikle uzak durduk. Gazete ile ilk yakınlaşma önceki sayın genel başkanın döneminde olmuştu ve Sayın Deniz Baykal’ın yönetime geleceği sıralarda Cumhuriyet gazetesi çok ilginç bir yayın yapmaya başladı. Bu bizi şu nedenle ilgilendirdi, tarafsız diye düşündüğümüz Cumhuriyet Gazetesinin birdenbire ciddi bir taraf olduğunu gördük.

İnsan insana benzer... Ya karikatür karikatüre?

İnsan insana benzer derler ya... Aynı şey karikatür için de geçerli. Bazen birbirini hiç tanımayan nice karikatürist, kilometrelerce uzaktaki bir meslektaşının çizdiği espiriyi neredeyse aynı şekilde düşünüp çizebiliyor. Bazen "intihal" koksa da yaşanabilecek olan bir durum bu.

Örneğin Levent Gönenç, bloglarından birinde bu benzer karikatür meselesine pek çok örnek gösteriyor. Buradan, buradan ya da buradan Gönenç'in dikkat çektiği benzer karikatürlere örnekler incelenebilir.

Peki benzer karikatür meselesi iki mizah dergisinin kapak karikatüründe yaşanırsa ne olur?

Penguen'in lokomotif çizerlerinden Erdil Yaşaroğlu Nisan 2012'de Hür Kamu Çalışanları Sendikası ('nın dergisi) için verdiği röportajda, haftalık mizah dergilerinin kapak karikatünün nasıl çizildiğini şöyle anlatıyordu:

29 Mayıs 2013 Çarşamba

RedHack gazetecilere verilen çekleri de açıkladı!

RedHack tarafından Egemen Bağış ve eşi Beyhan Yıldırım'a ait olduğunu iddia edilen mailler ve bazı belgelerin yayınlanması kafaları karıştırdı. Bugüne kadar emniyet, içişleri, TÜBİTAK, YÖK vb. devlet kurumlarına ve okul sütü skandalı sonrasında süt üreticilerine yönelik eylemleri ile kamuoyunda ciddi bir "hayran" kitlesi yaratan RedHack'in bu son eylemi "kişisel hayatı" ihlal suçlaması ile tepki de çekti.

MAİLLER VE BELGELER GERÇEK

RedHack tarafından kırılan, ardından Bakan Bağış'ın “özel yaşama müdahale” gerekçesiyle mahkemeden sansür istemesi belgelerin içeriğinin gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Zaten RedHack üyeleri de, “Egemen Bağış, RedHack'i Mahkemeye Vererek, hakkındaki belgeleri doğruladı. AKP milletvekili ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın adam kayırma, torpil gibi özelliklerini ve ahlak bekçiliği yaparken, kendi "ahlakini" ortaya serdiğimiz, yine kendi mail yazışmaları, başvurdukları mahkeme kararıyla blogger yönetimi tarafından kal dirilmiştir. Bu sayede belgeleri doğrulandığını da öğrenmiş olduk. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına hazırlanan Egemen’lerin başı bu gidişle çok ağrıyacak gibi” dedi.

“http://redleaks.blogspot.com” sayfasında yer alan ve Egemenleri Bağışlamayacağız sloganı ile açıklanan belgeler, Bağış'ın talebi ve Ankara 3. Sulh Mahkemesi’nin kararıyla doğrultusunda   Google tarafından kaldırıldı. Grup, belgeleri bu kez “http://redleaks.blogspot.nl/” adresinde yayınlanlamaya başladı.

BELGELER İÇİNDE NELER VAR?

Bakan Bağış ve eşinin mailleri ve ("belgeler sahte" diyenleri ikna edecek fotoğrafların) yanısıra Bağış’ın 2008 yılı vergi bildirimi ve telefon arama listesi ile Egemen Bağış'ın eşi Beyhan Bağış'ın temsilcisi olduğu Vakko'nun hediye çeklerini kimlere gönderdiğinin listesi de açıklanan belgeler arasında. Çekler içinde ismi geçen gazetecilerin varlığı da dikkat çekici.

EN BÜYÜK ÇEK ERDOĞAN'A İKİNCİSİ İSE BARLAS'A

Vakko'nun hediye çekleri listesinde en yüksek meblağın 5 bin TL ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verildiği anlaşılıyor.

Toplamı 90 bin lirayı bulan listede, Erdoğan’dan sonra en yüksek miktar 4.750 TL ile Mehmet Barlas ve eşi Canan Barlas'a gitmiş. 

Listede özellikle gazetecilerin bu hediye çeklerinden faydalandığı görülüyor. Taraf, Posta, Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Habertürk, Türkiye, Star, Dünya, Bugün, Zaman, Kanal 24. Çeklerdeki miktarlar 150 TL ile 5 bin arasında değişiyor.

İşte listede yer alan gazeteciler ve yollanan çeklerin TL karşılığı:

 

 



HANGİ GAZETENİN YÖNETMENİ İLE YAŞIYOR BİZİ ALAKADAR ETMEZ

RedHack, “Bir defa sunun altını çizelim "özel hayat" meselesi olsaydı bizlerin "neler yayınlayabileceğini" Egemen çok iyi biliyor, bizlerin yani sosyalistlerin ahlaki yapısı onların yaptığı gibi "yandaş" medyada insanların özel hayatını çarşaf çarşaf yayınlamalarına benzemez. Kim kimin sevgilisi, kim kimi ne yapmış, hangi gazetelerin yönetmeniyle ne yaşıyorlar bizi alakadar etmez. Bu arada belirli bir kesimin hümanizminin sadece "kendi tecavüzcülerine" olması da ayrıca incelenmesi gereken pedagojik bir olay” diye ekledi.

LİSTEDEKİ İSİMLER NE DİYOR?

Candaş Tolga Işık: Vallaha bana ulaşan bir hediye çeki yok ama siz isterseniz bir de Tolga Candaş'a sorun!

Yıldıray Oğur: Beyhan-Egemen Bağış'ı tanımam, hayatımda kimseden hediye çeki almadım,almam, avanta hiçbirşeyi kabul etmem, etmedim. Bu iftirayı haber yapanlar/yapacaklar hakkında açacağım tazminat davası paralarıyla Vakko'dan alışveriş yapmayacak kadar da zevk sahibiyim.. ülkerin yılbaşı kutusundan abur cuburla karnımı doyurmuşluğum vardır tabi.

Cemil Barlas (Mehmet ve Canan Barlas'ın oğlu):  piyasada dolaşan "hediye çeki" listesi uyduruktur.. iftiradır.. ayrıca yayınlanan isimler yayınlandıktan sonra bile değişmektedir..

Esin Gedik (Ertuğrul Mavioğlu aracılığı ile) Esin Gedik aradı: "kimseden hediye çeki almadım, gönderseler iade ederdim" dedi

GAZETECİ HEDİYE KABUL EDER Mİ?

Basın mensuplarına toplantı ve değişik sebeplerle hediye verilmesi eskiden beri etik bir problem olmuştur. Çok bilinen birt tartışma bu aslında. Gazeteci hediye kabul eder mi etmez mi? Yanıt net: Etmez. Yılbaşı hediyesi de mi kabul etmez? Yanıt aynı: Etmez.

Çağdaş Gazeteciler Derneği üyelerinin uyması öngörülen gazetecilik ilkeleri başlığı ile ilan edilen ilkelerin ilk maddesi şöyle diyor mesela:
1. Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez.
Medya Etiği Platformu, "Gazeteciler iltimas, hediye veya para için bilgi vermeyi öneren kaynaklardan uzak durmalıdır." dedikten sonra şöyle devam ediyor:
Hediyeler, özel muamele veya para almak kabul edilemez.
TGC'nin Gazetecilik Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi de benzer bir tepki gösteriyor hediye olayına:
Hediye: Yayın Öncesi kararlarla ve yayınlarla ilgili önyargı, kuşku yaratacak her cinsten kişisel hediye ve maddi menfaat reddedilmelidir.
Bir başka meslek kuruluşu Ekonomi Muhabirleri Derneği, etik ilkelerinde şöyle diyor:
EMD Üyesi kamu ya da özel sektör kuruluşlarından, bunların yetkililerinden ve bunlar adına basınla ilişkileri sağlayan birim ve kuruluşlardan herhangi bir gerekçeyle hediye kabul edemez.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Gerçekten ne yapacağız? Bir bakanın eşi çalıştığı kurumdan pek çok gazeteciye hediye çeki gönderiyor. Almadım diyen de var elbet ama sesini çıkartmayan (dolaylı yoldan aldığını kabul eden de) var. Meslek Kuruluşlarından pek ses seda çıkmıyor. Bakalım gazetecilerin  aldığı hediyeler yanlarına kar kalmaya devam mı edecek?

27 Mayıs 2013 Pazartesi

‘Köşe yazarı’ diye meslek mi olur?

Başlığı Akşam gazetesine röpotaj veren Posta gazetesi "köşe yazarı" Candaş Tolga Işık'tan ödünç aldım.

Medyada bir anda yıldızı parlayan isimlerden biri Candaş Tolga Işık. Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil gibi kelime oyunları ile süslü yazı yazanlardan. Belki de Beşiktaş taraftarı olmanın verdiği "muhalif" kimlik ile sokağın/tribünün nabzını tutabilme, onlarla beraber soluk alıp vermenin getirdiği bir durumun birleşmesi Candaş Tolga Işık'ın başarısının sırrı.

Kısa bir süre önce yazılarından derlenmiş bir kitabı çıktı. İthal Edilmiş Korkular Ülkesi ismiyle. Haliyle gazetelerde röportajlar yapılarak kitap okura tanıtılıyor.  

Ben Posta ve Akşam gazetelerindeki röportajları gördüm şimdilik... Eminim başka röportajlar da yapılmıştır/yapılacaktır. 

Akşam'dan Kaan Kavuşan'a konuşan Işık şöyle diyor:  
Peki, ‘moleküler biyoloji’, ‘gen mühendisliği’ derken gazetecilik nasıl karşınıza çıktı?
Kararı ben vermedim, Allah verdi... Bana kalsa ya bilim adamı olacaktım ya da ilaç firmasında yönetici! 2001’de bir yandan ilaç firmasında çalışıyor, bir yandan da hafta sonları radyo programı yapıyordum. Acayip konuklar alıyorum. Bakanlar, belediye başkanları, siyasi parti liderleri, sanatçılar… Herkes Fatih Terim’i arıyor mesela, bir tek ben ulaşıyorum, tekneden programa bağlanıyor. Radyonun genel müdürü İlhan Uzundurukan “Sen gazetecilik yapmalısın” dedi. Beni Rıfat Ababay’a gönderdi. Rıfat Abi önce pek yüz vermedi. Sonra 1 yıl sürekli aradım, hatta taciz ettim: “Şöyle bir haber var; bununla konuştum; şöyle şeyler dedi” diye... Bir gün Rıfat Abi, “Gazeteye gelsene tekrar” dedi. “Programda konuştuğun insanlarla gazeteye röportaj yap.” Başladım. O arada ilaç firmasından kovuldum.

26 Mayıs 2013 Pazar

Elif Şafak'tan Türk medyasında bir ilk! İki gazete tek röportaj

Efsanevi müzik grubu Pink Floyd'un solisti Roger Waters yazar Elif Şafak'a verdiği röportajda dünya medyasının diline düşecek Türkiye itirafında bulundu.

Ünlü yazar Elif Şafak,  Hürriyet gazetesinin medya sponsoru olduğu ve 3 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleşecek 'The Wall' turnesi öncesinde Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters ile görüştü.