13 Mayıs 2013 Pazartesi

Yazı işlerindeki muhabirlerin yüzde 70'i tırpanlandı!

Medya eleştiri sitesi Medya Günlüğü'nün "pazartesi sohbetleri"ne konuşan Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, "Artık yazıişleri toplantılarında önce hangi haberlerin gazeteye girmeyeceği konuşuluyor, bu gazetecilik adına utanç verici" diyor.

Mutlu Medya Günlüğü'nün sorularını yanıtladığı röportajda çarpıcı bir duruma dikkat çekti. Çok fazla yoruma gerek yok. İşte Mutlu'nun gazetelerin mutfağının son dönemde geçirdiği değişime yönelik yazdıkları:



-Bu tabloda sosyal medyayı nerede konumlandırıyorsunuz?
-Düne kadar önemsemediğimiz sosyal medyanın artık çok önemli bir misyon üstlendiğini düşünüyorum. Hiçbir yerde yayımlanması mümkün olmayan haberler sosyal medyaya özgürce yayınlanıyor. Bu durum gelecek adına çok umutsuz olmamı engelliyor.

GAZETELER GÜÇSÜZ, DURUM PARLAK DEĞİL
-Gazetelerin internet sitelerinin durumu da hiç parlak değil...
-Gazetelerin kendisi her şeye rağmen hala en büyük haber kaynağı. İnternet medyası kurumsallaşamadı. Çoğu sadece bir kaç kişinşn çalıştığı sitelerden oluşuyor. İnternet siteleri ve televizyonlar hala gazetelerden besleniyor. Diğer yandan, gazetelerin haber merkezleri, haber havuzları güçsüzleşti.

-Nasıl güçsüzleşti?
-Örneğin, bir zamanlar Hürriyet'in bütün adliye-polis muhabirlerinin sayısı 70 kişiyi, yurt haberlerinde çalışanlar toplam 300 kişiyi bulurdu, kültür, sanat, ekonomi, spor bölümleri vardı, günümüzde bu muhabirlerin yüzde 70'i tırpanlandı. Şimdi polis-adliye muhabiri 3-4 tane var, siyaset muhabirlerinin sayısı da yine 3-4'e kadar indi. Gazetelerin artık özel haber derdi kalmadı. Biraz da, iktidar baskısıyla 'nasıl olsa yapılacak özel haber kullanılmayacak, o zaman muhabire ne gerek var' duygusu oluşmaya başladı. Gazeteler ajanslardan aldıkları haberleri aynı başlıkla, aynı sunumla veriyor. Özel haber sadece magazinde var ya da sadece bir kaç muhabirin çabasıyla yürüyor.

ÇIKIŞ YOLU ÖZEL HABER'E YÖNELMEK
-Bu durumdan çıkış yolu yok mu?
-Gazetelerin, genel olarak meydanın kurtuluşu, daha çok okunmalarının yolu özel habere yeniden dönmelerinden geçiyor. Demin sosyal medyanın etkinliğinden söz etmiştim, bunun nedeni gazetelerin zaafı. Onların yarattığı boşluğu sosyal medya dolduruyor. Sağlık muhabirleri ilaç tanıtım toplantılarına gidiyor, biz ise hastanelerde gerçekte olup bitenleri tesadüfen bir yakınını görmek için hastaneye giden kişinin attığı Twitter mesajından öğreniyoruz. Sen de hatırlayacaksın, eskiden sağlık muhabirleri bir kaç hastaneye birden bakardı, itfaiye, deniz, Beyoğlu muhabirleri vardı. Şimdi olmamasının nedeni ekonomik değil, o muhabirlerin getirdiği haberleri koyabilecek cesarete sahip değiliz çünkü. Objektif habere ve bağımsız yoruma dönebildiğimiz gün gazetecilik de eski işlevine döner.

12 Mayıs 2013 Pazar

Yazarlar gitti Taraf'ın hisseleri düştü

Taraf Gazetesi, üst üste gelen istifaların ardından Borsa İstanbul'daki (BİST) hisselerinin serbest düşüşe geçmesiyle de sarsıldı.

HİSSELER 2 HAFTADA % 35,7 DÜŞTÜ

Habertürk'ün haberine göre gazetenin hisseleri 26 Nisan'da Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar ve 22 köşe yazarının istifasından sonra cuma itibarıyla 2 haftada yüzde 35.7 çakıldı.

Analistler, istifaların ardından gazetenin okuyucu ve gelir kaybına uğrayacağı düşüncesiyle hisselerde satış yaşandığını belirtiyor.

Taraf'ın piyasa değeri 2 haftada 38milyon lira eriyerek 68.5milyon liraya kadar geriledi. Borsadaki ilk işlemgünü olan 2 Mart 2012'de 44.5milyon TL olan Taraf'ın piyasa değeri 19 Nisan 2013'te 107.5milyon TL'ye kadar yükselmişti.

AHMET ALTAN İSTİFA EDİNCE HİSSELER TAVAN YAPMIŞTI
14 Aralık 2012'de kurucu Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, yardımcısı Yasemin Çongar ve yazar Murat Belge istifa etmişti. Ancak o tarihteki istifalar hisselerde büyük bir satış getirmemişti. Taraf'ın halka arz edilen 1.6milyon hissesinin yarısını 7 yatırımcı satın almıştı. Taraf'ın halka açıklık oranı ise yüzde 18.

10 Mayıs 2013 Cuma

Yine Taraf, yine Gülen, yine Cemaat!


Daha bir kaç gün önce,   Taraf gazetesini Gülen Cemaati mi bitirdi?  diye bir yazı yazmış, Taraf ile Gülen Cemaat'i arasında kurulan ilişkiye dikkat çekmiştim.

Cemaate dahil olduğunu çeşitli yerlerde açıklayan isimlerin köşe yazarlığı yapması, Taraf'ın abonelik sisteminin Cemaatin gazetesi Zaman'ın desteği ile kurulması gibi kimi organik, kimi inorganik bir çok bağlantı var Cemaat ile Taraf arasında. Tabi gazetenin logosundaki yeşilin Cemaati imlediğin söyleyecek kadar düşürmeye gerek yok düzeyi.

Ancak dile getirilen ilişki iddiası belki de ilk kez bu kadar net ortaya kondu. Pennsylivania'da Gülen'i ziyeret eden isimlerden biri olan Amberin Zaman, bir süre önce Habertürk'ten patron kararı ile kovulmuştu. Aynı zamanda The Economist dergisinin Türkiye temsilcisi olan ve yazıları ile hükümete yönelik eleştirileri -kovulmasından sonra da- yabancı basında dile getiren Zaman, ABD gezisi sonrasında "yuvaya geri döndü".

İlk yazısında Barış Yarkadaş'ın dile getirdiği "Taraf'a Gülen ile görüştükten sonra döndü" iddiasını -ve diğer iddaları- sert bir dille yalanladı. Neler yazdı önce ona bakalım, ardından o cümleler içinde en çarpıcı olan bölüme ayrıntılı şekilde bakalım:


Gelin görün ki görüşmeye tanık olan aramızdan birileri bir internet sitesine görüşmeye dair hayal ürünü bir dizi çirkin iddialarda bulundu. Örneğin Mehmet Altan Hoca'nın elini öpmüş. Yalan. Gülen kanepeye oturmuş, Altan da. Bizler ise yerde bağdaş kurmuşmuşuz. Yalan. Hiç birimiz yerde oturmadık. Gülen'in Başbakan'a yönelik sarf ettiği iddia edilen birtakım sözler karşısında ben "Hele şükür, bunları birinin söylemesi gerekirdi" demişim. Yalan. Mehmet Altan bu sözlerime onay vermiş. Yalan. Gülen'den de "daha ateşli konuşmalar" yapmış. Yalan. Yavuz Oğhan Gülen konuştukça "başıyla onaylama hareketi" yapmış. Yalan.

TARAF'A GÜLEN İLE GÖRÜŞTÜĞÜM İÇİN  DÖNMÜŞÜM

Bu arada Taraf'a dönüşüm de Gülen'le yaptığım görüşmeyle ilişkilendiriliyor. Yalan. Gittiğimde Taraf'tan herhangi bir teklif henüz gelmemiş olduğu gibi sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. Ümit Aslanbay şahidimdir.

BATSIN BÖYLE GAZETECİLİK

Üstelik Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarına ilişkin süreçte Cemaat'i sertçe eleştirdim. En çok eleştirdiğim yanları da bu eleştirilerin karşısında sergiledikleri kibre varan tahammülsüzlükleriydi. Cemaat'e yakın gazetelerde, özellikle de Today's Zaman da bu kez beni hedef alan yazılar yayımladı.
Bu iğrenç yalanları kim ve hangi maksatla yaydı inanın aklım almıyor. Ama her kimseniz batsın böyle gazetecilik.

Amberin Zaman'ın Cemaat'i çok eleştirdim şeklinde dile getirdikleri doğru. Bu konuda Google taraması bile yeterli sonucu verir.  Sonrasında hükümete yönelik eleştirileri de ortada...

Ama söylediği bir cümle var ki, ona anlam vermek çok zor. 

(Gülen ile) sohbet esnasında Taraf'ın "T"si bile geçmedi. Kaldı ki Neşe Düzel ile görüşmek üzere gittiğimde "Gerektiğinde Cemaat'i de eleştireceğim" dedim. O da "İstediğini yazmakta özgürsün, herkesi eleştirebilirsin biz burada gazetecilik yapıyoruz yapacağız" dedi. 
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Neşe Düzel'in çağrısı ile Taraf'a giden Amberin Zaman görüşme sırasında Ümit Aslanbay'ın da şahit olduğu sözleri ile -hiç Political correctness olmayacak biliyorum ama- "merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" durumu.

Taraf genel yayın yönetmenine neden yeni bir yazar "Cemaati de eleştirme" izni alır?  Bu bir soru olarak ortada duruyor.


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Mehmet Altan Fethullah Gülen'in elini öptü mü?

Gülen'i ziyaret eden gazetecilerin kimliği ve yapılan konuşmalar medya gündemini meşgul ediyor. Yarkadaş, sitesinde Mehmet Altan'ın Gülen'in elini öptüğünü, "yeter artık Erdoğan'a karşı yumruğunuzu masaya vurun" dediğini yazmıştı.
  
Mehmet  Altan, ABD'de Fethullah Gülen'i ziyaret eden grupla ilgili olarak Yarkadaş'ın öne sürdüğü iddiaları yalanladı.

Altan, Gülen'in elini öptüğü iddiasını da içeren Yarkadaş'ın yazısı için "deli saçması" ifadesini kullandı ve "Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti" dedi.

 Mehmet Altan, Yarkadaş’ın yazısındaki iddialara ilişkin olarak T24'e şu açıklamayı yaptı:
 
"Birincisi bir gazetecilik tekniği açısından yanlış. İsmi verilmeyen bir kişinin verdiği bilgi olarak söz ediliyor.  Biz oradaki Balkan göçmen derneklerinin daveti üzerine gittik. Davetin programlarından birinde de Gülen ile görüşme vardı. Orada bulunan gazetecilerden hiçbiri bunu yazmadı. Yazmaya çalışan ise adı verilmeyen bir gazeteciye göre bunu anlatıyor.

Benim üzerimden bir yalan dolan ürüyor. En baştan alırsak zaten isimler yalan. O toplantıda Harun Tokak ve Mustafa Yeşil yoktu. İlk yalan dolan buradan başlıyor. Sonra yok efendim el öpmüşüm filan. Deli saçması bir durum. El öpmek, el öptürmek adetim değildir. Ben 60 yıldır bu ülkede yaşıyorum. Beni bilen bilir. İftira kampanyası… Üstelik ben demişim ki, yumruğunuzu vurun... Benim derdim iktidar kavgaları değil, sistemin demokratikleşmesi. Ben gerçek demokrasinin peşinde birisiyim. Bunu söyleyeceksem kendim söylerim.

Sonra Taraf’ta yaşananları Fethullah Gülen görüşmesine bağlıyor. Yani ben iktidar savaşını kışkırtıyorum, sonra Taraf’ta operasyon yapıyorum… Abuk sabuk şeyler… Akşama da Obama’ya telefon edeceğim!

Bu Türkiye’de barış ve demokrasi isteyenlere karşı hamam böceği operasyonu. Ürküntüm gazeteciğin ne hale geldiği… Bunun engeli yok,  bunun denetimi yok…  İsimlerden başlayan yalan baştan aşağı yalan, katılanlar bile yalan ama yazılabiliyor… Bu nasıl bir gazeteciliktir. Bu nasıl karakterdir. Kim bu kadar yalandan medet umuyor? Gazetecilik bu kadar mı iğrençleşti?

Benim üstümden neden bir iftira kampanyası üretiliyor? Ben Türkiye’de kalıcı barış ve demokrasi istiyorum. Diktatörlük peşinde olanlar var. Benim derdim  iktidar kavgaları değil, bu 12 Eylül anlayışının değişmesi."

Gülen'i ziyaret edip elini öpen gazeteciler kim?

Son günlerde Gülen'in, kendisini ziyaret eden bir dizi gazeteciye Başbakan Erdoğan'ın "güç zehirlenmesine uğradığı"nı söylemesi AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin yeniden konuşulmasına neden oldu.

Peki kim o gazeteciler ve neler konuşuldu?



İddiaya göre o gazeteciler  Mehmet Altan,  Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Amberin Zaman, Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk.
 
İddiayı ortaya atan Barış Yarkadaş, Taraf gazetesinde yaşananların ardında Mehmet Altan'ın olduğunu öne sürdü. "Mehmet Altan'ın Fethullah Gülen'in elini öptüğünü" söyleyen Yarkadaş, "Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, 'Artık yeter, elinizi masaya vurun' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor" dedi.

Yarkadaş, yazısında, "Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor" ifadelerini kullandı.

Barış Yarkadaş'ın www.gercekgundem.com sitesinde yayınlanan (07.05.2013) yazısı şöyle:
Pazar günü kaleme aldığım ''Milli Merkez ve Fethullah Gülen'in sohbeti...'' başlıklı yazı gündemi sarstı. Yazıda yer alan analiz ile kulis bilgileri, ulusalcı kesimlerden Atatürkçülere, Fethullah Gülen Hareketi'nden AKP tabanına uzanan geniş bir yelpazede tartışıldı. Medyadaki gelişmeleri haber veren internet siteleri ise özellikle yazıda yer alan "Fethulah Gülen'in sohbeti'' başlıklı kısmı öne çıkardı. Birçok internet sitesi, "Gülen'in toplantısına hangi gazeteciler katıldı?'' diye sordu.

Dört gazeteciyi yazmıştım 

Zira; ben o yazıda, Gülen'in ABD'deki evinde bir süre önce gerçekleşen ziyarete, dokuz gazetecinin katıldığını, bunların dördünün Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman olduğunu yazmıştım. Diğer beş gazetecinin isimlerini ise öğrenememiştim!

Bakın kimler varmış? 

Dün gece sohbet ettiğim Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen bir tanıdığım, "Keşke bana sorsaydın...'' dedi. "Sorsaydın, herkesin bir sır gibi sakladığı isimleri ve sohbeti anlatırdım'' diye de ekledi. Hemen ardından ise, benim eksik bıraktığım isimleri sıraladı: ''Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk...''

Çok sert sözler


Gülen'in daveti üzerine ABD'ye götürülen bu dokuz gazeteci, yaklaşık 15 gün önce gerçekleşen bu ziyarete ilişkin hiçbir şey yazmadı! Belli ki; Fethullah Gülen'in "Türkiye bir diktatörlüğe gidiyor'' tespitini yazmak istemediler... Çünkü; bunu en başta Ekrem Dumanlı'nın istemediği biliniyor.
Hatırlarsanız, bir önceki yazıda, Dumanlı'nın Fethullah Gülen'in yanında, "Bu sözler yazılmasın'' dediğini aktarmıştım. Dumanlı, mevcut statükosunu koruma adına, Gülen'in sözlerini kamuya duyurmamaya ve ''AKP'yle yaşanan çelişkiyi derinleştirmemeye'' çalışıyor.

Gülen'in sözleri kamudan saklanıyor 

Zira; Dumanlı ve çevresi, AKP ile açıktan girilecek bir kavganın, mevcut statükolarını sarsacağını görüyor. Bunun yerine, kendi tabanlarına "Her şey yolunda, AKP güzel şeyler yapıyor, merak etmeyin'' mesajı veriliyor. Gülen'in "barış ve çözüm süreci''ne ilişkin dile getirdiği kaygılar ile çok sert eleştirileri ise ısrarla saklanıyor.
Oysa ki; Fethullah Gülen'in medyadan sır gibi saklanan sözlerine yansıyan öfke, işlerin Zaman Gazetesi ve çevresinin anlattığı gibi gitmediğini gösteriyor. Toplantıya katılan ancak buna ilişkin tek satır bile yazamayan gazeteciler, yakın çevrelerine "Gülen, AKP ile gönül bağını tamamen koparmış'' diyor. Tabii aynı kişilerin, bu gerçeği bilmelerine rağmen, köşelerinde tam tersini yazdıklarını da not düşmek gerekiyor...

Altan'ı dinlerken şaşırmışlar

O toplantıdan dişarıya sızan bilgilere göre, sohbetteki en ateşli ismin Mehmet Altan olduğu görülüyor. İddiaya göre, Mehmet Altan, Gülen'in odasına girerken, "Hocaefendi''nin elini öpüyor! Yıllardan bu yana "Birey, birey, birey'' ve "2. Cumhuriyet...'' deyip başımızın etini yiyen Mehmet Altan'a ilişkin anlatılan bu iddia eğer doğruysa, Altan'ın bundan sonraki sözlerinin hiçbir hükmü kalmıyor...

Gülen'e sesleniyor


Altan'ın ''ateşli'' tavrı, kuşkusuz bununla sınırlı değil... Altan, Fethullah Gülen'e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye'yi anlatırken, "Artık yeter, elinizi masaya vurun'' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi'nin liderinin AKP'ye karşı harekete geçmesini istiyor. Diğer gazeteciler ise hem Altan'ı, hem de Gülen'i sessiz sedasız izliyor. (Geri döndüklerinde tek bir satır dahi yazmadıklarını hatırlatmama gerek yok sanırım...)
Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye'de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye'nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor. Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan, Ardan Zentürk, Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman ise bunları biraz da şaşkınlıkla dinliyor. Ekrem Dumanlı, ''hocaefendi''nin sözlerinin dışarı yansıyacağını anlayınca, "Bunlar yazılmasın'' diyerek müdahale ediyor. Mahmut Övür ise "Tabii ki; zaten aile içi sohbet ediyoruz'' karşılığını veriyor.

Taraf birdenbire karıştı


Bu görüşmenin hemen ardından, Taraf Gazetesi'nde ilginç gelişmeler yaşanıyor. TV Net'teki Muhalif programında da anlattığım üzere, ''Taraf Gazetesi'ndeki operasyonun, Mehmet Altan tarafından gerçekleştirildiği'' söyleniyor. Altan'ın gazetenin yeni yayın çizgisini belirlediği ve yeni dönemde kimlerin yazacağına karar verdiği iddia ediliyor. Cemaate yakın bir isim, bana bu gelişmeyi değerlendirirken, "Taraf'ın yeni misyonu, AKP'yi yerel seçimler öncesi terbiye etmek'' sözlerini sarf ediyor. Görüşmeye katılan Amberin Zaman'ın Taraf'a yazar olması, Mehmet Altan'ın demeçlerinin birinci sayfaya taşınması, ilginç gelişmeler olarak değerlendiriliyor.

ABD'deki görüşmelere tekrar dönersek...


Ayrıntılarına dün ulaşabildiğim bu görüşme ve sohbet, AKP'ci ve cemaatçi yazarların, hem kendi tabanlarına, hem de kamuya doğru bilgi vermediklerini gösteriyor. Bunun medyadaki karşılığı, ''karartma''dır. Ekrem Dumanlı, bu tavrıyla, hiç kimseye medya etiği dersi veremeyeceğini bir kez daha gösteriyor! Zira; Ekrem Dumanlı haberi saklıyor ve kamuya karşı olan görevini yerine getirmiyor. Aynı tespit, diğer yazarlar için de geçerli...
Gazetecinin görevinin kamuya doğru bilgi vermek olduğunu hatırlatmaya gerek duymak çok acı... Dokuz gazetecinin bulunduğu bir ortamda, haberin saklanması ve gerçeğin üzerinin örtülmesi, medyamızın içine düşürüldüğü durumu göstermesi açısından net bir tablo olarak karşımızda duruyor...

Fethullah Gülen kime 'küstahlaşıyor' dedi?


Neyse ki; ben pazar günü bu görüşmenin bir kısmını yazdıktan 24 saat sonra internet sitesine bir video yükleyen Fethullah Gülen, düşüncelerini artık içinde saklamayacağını ilan ediyor.
Fethullah Gülen, benim önceki yazımda yer alan ifadeleri doğrularcasına, "Küstahlaşma ve edindiği güç yüzünden kendini kaybetme'' üzerine esaslı bir vaaz veriyor. Gülen'in sözlerinin hedefinin kim olduğu çok açık... Egemen Bağış bu yüzden, Gülen'in ismini vermeden, Başbakan'ı koruyan bazı tweetler atmak zorunda kalıyor. Mehmet Baransu ise Bağış'ın sözlerinin yer aldığı tweetlerin, Fethullah Gülen'e karşı yazıldığı tespitini yapıyor. Baransu, tweetinde bunu açıkça söylüyor.
Bu meseleye; gerek duyarsak önümüzdeki günlerde yeniden devam ederiz...

Uğur Dündar'ın yeni kanalı "muhalif" mi olacak?


Altan Ertürk'ün sahibi  Tuncay Mollaveisoğlu’nun CEO'su olduğu ve Haber Dairesi Başkanlığı’nı Uğur Dündar’ın yürüttüğü Artı 1 TV ( ya da +1 TV) kısa süre önce yayına başladı. 

YENİ KANALDA KİMLER VAR?

Ceo: Tuncay Mollavesioğlu Haber Dairesi Başkanı: Uğur Dündar
Haber Danışmanı: Prof.Dr. Haluk Şahin
Haber Genel Yayın Yönetmeni: Mustafa Sağlamer
Haber Müdürleri: Tamer Durak ve Sedat Bakıcı
Programlar Müdürü: Uğur Tutçuoğlu
Program Koordinatörü: Murat Gürman
Sabah Haberleri: Turgut Erat
Sabah Haberleri Editörü: Şenol Konukçu
Hafta sonu Haberleri: Özlem Gürses
Canlı Yayın Muhabirleri: Salvo Kohen, Onur Aksoy, Başak Tuncer
Muhabirler: Yavuz Karakoç ve Gökmen Ulu
Program yapacak isimler: Banu Güven, Ece Temelkuran, Ayşe Önal, Bilge Egemen, Barbaros Şansal

PATRON "MUHALİF MİSİNİZ" SORUSUNA NE DİYOR?

Ekran yüzleri ve farklı içeriğiyle uzun zamandır gündemde olan +1 TV, önümüzdeki günlerde yayın hayatına başlıyor. +1 TV’yi ‘haberleriyle öne çıkan eğlence kanalı’ olarak tanımlayan yönetim kurulu başkanı Altan Ertürk kanalın içeriği ve yayın politikasını MediaCat dergisine anlattı. Ertürk: ‘Medyadaki boşluğu dolduracağız’ diyor. Ancak röportajdaki "muhalif" vurgusuna da ısrarla karşı çıkıyor.

Ne tür bir içerik sunacaksınız?

Sadece bir haber kanalı değiliz. Haberleriyle öne çıkan bir eğlence kanalıyız. Ancak bütün eğlence programlarımız birbirinden iddialı. Formatlarımız ve ekran yüzlerimiz de öyle. Kadına ve gençliğe yönelik içeriklerimiz de var. Tartışma programlarının en iyisini sunacağız. Bilgiye, bilime inanan; çatışmayı değil, uzlaşma kültürünü topluma vermeye çalışan programlar yapacağız. İnsanlar en kaliteli, entelektüel seviyesi en yüksek tartışma programlarını burada izleyecek.

Ana akım medya tarafından muhalif görüşleri nedeniyle dışarıda bırakılan isimleri buluşturan bir kanaldan bahsediyoruz. Sizi bu kanalı kurmaya iten, medyadaki muhalif sesin eksikliği miydi?

Kesinlikle hayır. Muhalefet amaçlı kurulan bir kanal değiliz. Bu ticari olarak başarılı olacağına inandığımız bir proje. Evrensel basın yayın ilişkileri çerçevesinde, tarafsız ve ilkeli yayıncılığı amaç edinen bir proje. Bazı muhalif isimlerin ya da öyle adlandırılan bazı isimlerin kanalda bulunması aslında konjonktürel olarak bizim avantajımız. Bu insanların hiçbiri gazetecilik ya da televizyonculuk mesleklerini kötü yaptıkları için işsiz kalmadılar. Konjonktürel olarak maalesef işsiz kaldılar. Bu insanların işsiz kalmalarını gerektirecek bir durum yoktu. İşlerini iyi yapıyorlardı ve burada da bunu gösterecekler. Fakat medyada durumdan vazife çıkartan, ‘bu insanlara iş vermezsek iktidara daha sevimli görünürüz’ diyecek olan yöneticiler, patronlar olabilir. Bu yüzden işsiz kalma konusunda yalnızca iktidar baskısını göstermek yanlış olur. Ben bu noktada kabahatin çoğunu medyada, medya yönetici ve patronlarında buluyorum. Biz burada ‘doğru yayıncılık nasıl yapılır’ bunu göstereceğiz. Türkiye’nin ve hatta iktidarın böyle bir şeye ihtiyacı var. İnsanların doğru habere ulaşma hakkını, medyanın doğru haber verme özgürlüğünü kullanarak sağlayabilirsiniz.


7 Mayıs 2013 Salı

İBDA-C, Salih Mirzabeyoğlu ve silahlı hareket...

İzzet Salih Erdiş! Ya da herkesin daha iyi bildiği ismiyle Salih Mirzabeyoğlu.

Bolu F Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede yatmakta olan ve 15 yıldır cezaevinde bulunan Mirzabeyoğlu, Türkiye'deki İslami hareketin kendine has isimlerinin başında geliyor. 28 şubat döneminde medyaya en çok yansıyan isimlerden biriydi Mirzabeyoğlu. AK Parti'nin ve Başbakan Erdoğan'ın sık sıkandığı Necip Fazıl'ın tezlerinden yola çıkan ve farklı bir noktaya ulaşan bir isim kendisi...

İslami hareketler ile en ilgili isimlerden biri olan Ruşen Çakır, Mirzabeyoğlu için şunları yazıyor: