27 Mayıs 2013 Pazartesi

‘Köşe yazarı’ diye meslek mi olur?

Başlığı Akşam gazetesine röpotaj veren Posta gazetesi "köşe yazarı" Candaş Tolga Işık'tan ödünç aldım.

Medyada bir anda yıldızı parlayan isimlerden biri Candaş Tolga Işık. Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil gibi kelime oyunları ile süslü yazı yazanlardan. Belki de Beşiktaş taraftarı olmanın verdiği "muhalif" kimlik ile sokağın/tribünün nabzını tutabilme, onlarla beraber soluk alıp vermenin getirdiği bir durumun birleşmesi Candaş Tolga Işık'ın başarısının sırrı.

Kısa bir süre önce yazılarından derlenmiş bir kitabı çıktı. İthal Edilmiş Korkular Ülkesi ismiyle. Haliyle gazetelerde röportajlar yapılarak kitap okura tanıtılıyor.  

Ben Posta ve Akşam gazetelerindeki röportajları gördüm şimdilik... Eminim başka röportajlar da yapılmıştır/yapılacaktır. 

Akşam'dan Kaan Kavuşan'a konuşan Işık şöyle diyor:  
Peki, ‘moleküler biyoloji’, ‘gen mühendisliği’ derken gazetecilik nasıl karşınıza çıktı?
Kararı ben vermedim, Allah verdi... Bana kalsa ya bilim adamı olacaktım ya da ilaç firmasında yönetici! 2001’de bir yandan ilaç firmasında çalışıyor, bir yandan da hafta sonları radyo programı yapıyordum. Acayip konuklar alıyorum. Bakanlar, belediye başkanları, siyasi parti liderleri, sanatçılar… Herkes Fatih Terim’i arıyor mesela, bir tek ben ulaşıyorum, tekneden programa bağlanıyor. Radyonun genel müdürü İlhan Uzundurukan “Sen gazetecilik yapmalısın” dedi. Beni Rıfat Ababay’a gönderdi. Rıfat Abi önce pek yüz vermedi. Sonra 1 yıl sürekli aradım, hatta taciz ettim: “Şöyle bir haber var; bununla konuştum; şöyle şeyler dedi” diye... Bir gün Rıfat Abi, “Gazeteye gelsene tekrar” dedi. “Programda konuştuğun insanlarla gazeteye röportaj yap.” Başladım. O arada ilaç firmasından kovuldum.

26 Mayıs 2013 Pazar

Elif Şafak'tan Türk medyasında bir ilk! İki gazete tek röportaj

Efsanevi müzik grubu Pink Floyd'un solisti Roger Waters yazar Elif Şafak'a verdiği röportajda dünya medyasının diline düşecek Türkiye itirafında bulundu.

Ünlü yazar Elif Şafak,  Hürriyet gazetesinin medya sponsoru olduğu ve 3 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleşecek 'The Wall' turnesi öncesinde Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters ile görüştü.

24 Mayıs 2013 Cuma

Abdi İpekçi, Ülkücü Ali ve Emin Çölaşan...


Haber,  24 Mayıs 1977 tarihli Milliyet gazetesinden: "Kültür Bakanlığı 'Ülkücü Ali' adında çocuk romanı çıkardı" başlığı aslında tüm olayı açıklıyor.

Haberde Emin Çölaşan'ın imzası var. Spotta şöyle deniliyor: "Romanda, ortaokul öğrencisi "Ülkücü Ali"nin köyünde "ülkücülük" çalışmaları yapıp nasıl örgüt kurduğu anlatılıyor"

Gazetenin genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi'nin Ecevit sempatizanı ve sosyal demokrat bir gazeteci olduğunu biliyoruz. Gazetede o dönem böyle haberlere sık rastlanıyordu. Sonuçta bu haberin üzerinden 2 yıl geçmeden İpekçi'de Ülkücü Gençlik Derneği yöneticisi Abdullah Çatlı ve Oral Çelik yönetimindeki bir ekip ve bir başka "Ülkücü Ali" Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülecekti.


Dönemin Kültür Bakanı Rıfkı Danışman. İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu ve TODAİE mezunu. PTT Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış bir isim 3.(XIV), 4.(XV) ve 5.(XVI) Dönem Erzurum Milletvekilliği ile Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulunmuş.


İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti sırasında yani 1977 seçimlerinden sonra CHP %41 oy almasına rağmen, elde ettiği 213 milletvekili hükümet kurmasına yetmediği için AP Genel Başkanı Süleyman Demirel tarafından AP-MSP-MHP'den oluşan hükümette Kültür Bakanlığı görevini yürütmüş Danışman.

Danışman'ın ismi yıllar sonra bir kez daha gündeme gelmişti. Yanda çocukluk fotoğrafları görünen UNİ-Mar şirketi, kendi yönetim kurulu başkan vekili ve genel müdürü Ahmet Ümit Danışman ve  Enerji Bakanlığı'nın yap-işlet-devret'lerden sorumlu müsteşar yardımcısı  Haldun Atıf Danışman kardeşler yüzünden babalarının adı yine gazete haberlerine çıkmıştı.

Müsteşar Yardımcısı abinin, enerji üreten bir firmanın müdürü olan kardeşinin şirketine bazı avantajlar tanındığı tartışması çıkmıştı.

Danışman'ın oğlulları böyle. Peki ya babası? Baba "Hoca" Sakıp Efendi Erzurum Müftülüğü görevinde bulunmuş bir isim.  Sakıp Danışman'ın ölümünden kısa bir süre önce Fethullah Gülen ile yaşadığı bir problem Gülen tarafından da şöyle anlatılıyor:

Sakıp Efendi, bir zaman kültür bakanlığı yapmış olan Rıfkı Danışman Beyefendi’nin babasıydı. Büyük bir âlimdi. Kendisinden çok az da olsa ders dinlemiştim. Gençliğim sırasında bir defasında Erzurum’da vaaz vermiş ve bir sinemada oynatılmak üzere afişleri asılmış bulunan “İslâmiyet’in Doğuşu” mu, yoksa “Hazreti Ömer’in Adaleti” mi, bir filmin oynatılmasını, “Eşya misliyle temsil edilir, kimse Hazreti Ömer’i, Hazreti Hatice’yi oynayamaz.” diyerek önlemeye çalışmış ve halkı uyarmıştım. Halk da usûlünce o filmin oynatılmasını protesto etmişti.

O zaman Sakıp Efendi Erzurum’da müftü idi. Bu hâdise, oldukça canını sıkmıştı. Daha sonra, askerde iken izinli olarak Erzurum’a geldiğimde yine vaaz etmek istedim. Önceki hâdise dolayısıyla Hocamız izin vermek istemedi. Halk, sokağa döküldü ve bunun üzerine müsaade etmek zorunda kaldı. Daha sonraları, hastalanıp yatağa düşünce, “Gidip bir ziyaret etsem, acaba kabul eder mi?” diye haber gönderdim. Kabul buyurmuşlardı. Ziyaretine vardım ve ölüm döşeğindeki o hasta adam beni kapıda karşıladı, boynuma sarıldı.

Evet, o öylesine kâmil bir insandı. Şark’ın daha başka şehirlerinden de âlim, kâmil zatlar çıkmıştır ama, böylesine mübarek insanlar o zaman en çok, Erzurum ve İstanbul gibi yerlerde bulunuyordu. (24.12.2011)
Küçük bir haber ve internette biraz gezinme bakın nasıl ilişkileri ortaya çıkartıyor. (Yine mi Yalçın Küçük gibi yazdım yoksa?)


23 Mayıs 2013 Perşembe

Hayri Kozakçıoğlu intihar etti

75 yaşındaki eski Olağanüstü Hal (OHAL) Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Sarıyer ilçesindeki evinde ölü bulundu.

Polis kaynakları yanında beylik silahı bulunan Kozakçıoğlu'nun intihar ettiğini açıkladı.  

HAYRİ KOZAKÇIOĞLU KİMDİR?

Hayri Kozakçıoğlu, 1938 yılında Manisa’da dünyaya geldi. 1959 yılında kaymakam adayı olarak göreve başlayan Kozakçıoğlu, Çamlıhemşin, Ardeşen, Delice, Çüngüş, Çınar, Kepsut ve Gökçeada ilçelerinde kaymakamlık yaptı.

Güvenlik hizmetleri ile ilgili olarak bir süre yurt dışında inceleme ve araştırma yaptıktan sonra, 1978 yılında Erzurum Valiliği'ne atandı.

Daha sonra Vali kadrosu ile 1,5 yıl süre ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevini ifa ederek, 12 Eylül 1980'den sonra Adana Valiliği'ne atandı. Üç yıl süre ile Adana Valiliği ve 3,5 yıl Sakarya Valiliği görevlerinden sonra 12 Ocak 1987 tarihinde Diyarbakır Valiliği görevine başladı. Bu görevi yürütürken 19 Temmuz 1987'de Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'ne atandı.

Hayri Kozakçıoğlu, iki dönem milletvekili olarak Meclis'te de bulundu. Hayri Kozakçıoğlu, İpekçi suikastı soruşturmasında polis müdürü olarak görev yapmıştı.

KOZAKÇIOĞLU'NU NASIL HATIRLAYACAĞIZ?

Kozakçıoğlu'nun adı anılınca hatırlanması gereken üç önemli olay var aslında.

Biri, 15 Aralık 1990'da yayınlanan, kamuoyunda "Sansür ve Sürgün Kararnamesi", "SS Kararnamesi" olarak da bilinen olağan üstü hal bölgesi için düzenlenen Kanun Hükmünde Karaname. SS Kararnamesi kitapları, gazeteleri, dergileri, kısaca basılmış her şeyi mahkeme izni olmaksızın deyim yerindeyse "kafasına göre toplatabilme, yayınını durdurabilme gibi" yetkilerin yanı sıra, Olağanüstü Hal Valiliğinin, bölgede yaşayan insanları sürgüne yollayabilme, süresiz ve sınırsız gözaltında sorgulayabilme yetkileri veriyordu.

İkinci önemli olay ise Olağanüstü Hal Bölge Valisi iken Kuzey Irak'tan göç eden Kürtler için gönderilen 2 milyar lirayı kişisel hesabına geçirmek ve İstanbul Valiliğine atanması sonrasında da ödememek ile suçlanmış olması.
Hayri Kozakçıoğlu bu iddia karşısında söz konusu parayı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin onayı ile 12 Ağustos 1991’de kendi hesabına aktardığını ve 18 Ocak 1993’de Bölge Valiliği’nin talebi üzerine geri gönderdiğini öne sürdü.
Ancak Kalemli bu olaydan haberi olmadığını öne sürdü.  O dönemde Kozakçıoğlu'nun Vakıfbank'taki kişisel hesabında 7 milyar lira olduğu ortaya çıktı, İçişleri Bakanı Gazioğlu bu paranın dondurulduğunu açıkladı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Kozakçıoğlu’nu istifaya davet ederken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in “parayı Diyarbakir'dan getirip bankaya yatırdıysa ne olmuş yani? Yemedi ya? Yerinde duruyor... Verdimse ben verdim!” beyanı ile olay sümenaltı edilmişti.

Üçüncü bir olay ise Gazi Mahallesi olayları ile ilgili...  Gazi Mahallesi'nde 1995'teki yaşanan olaylarda göstericileri öldürmekten hüküm giyen ve meslekten ihraç edilen polis Adem Albayrak, operasyonun başında dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu'nun ve dönemin emniyet genel müdürü Mehmet Ağar'ın olduğunu söylemiş, "emri onlar vermişti. ama hapiste yatan biz olduk" demişti.

Emin Çölaşan'ın minik kuşu kim?

Emin Çölaşan bir dönem Türkiye'nin en çok dikkat çeken köşe yazarıydı. Röportajlar yapmayı bırakıp kendisine Hürriyet'te tahsis edilen köşesinde bol küfürlü, ilginç enformasyonlar ile süslü yazıları ile stotükonun güçlü temsilcilerinden biriydi.

Doğru düzgün bir analize ve gazeteciliğe başladığı günden Hürriyet'teki köşesini kaybetmesine kadar geçen dönemin yeni baştan yorumlanmaya ihtiyacı var (Yalçın Küçük gibi yazdım farkındayım...)

Çölaşan'ın "minik kuş" adıyla andığı bilgi kaynağının kimliği her zaman merak konusu olmuştur. Benim şahsi görüşüm, onun bir kişi olmadığı, başlangıçta tek bir kişiyse de sonrasında gelen bilgi ve dezenformasyonların tamamının "minik kuş" adıyla tek bir güce maledildiğini tahmin ediyorum.

Türkiye'de internetin gücünü en önce tespit eden isimlerden Mehmet Eymür'ün son günlerde atin.org yerine yazdığı bir site var: "son.tv".

MİT eski yöneticisi Eymür, son.tv'de yazı yazıyor, yorum yapıyor. Bir de tıpkı atin.org gibi bu siteyi de mücadelesinde bir silah olarak kullanıyor.

Son günlerde kendisine bir internet sitesinden yöneltilen eleştirilere kızmış o eleştirilerin yazarı Ünal İnanç hakkında bir dosya açmış bugün.

Benim ilgimi çeken, eski (!) bir gazeteci hakkında yaptığı ithamlardan çok, (ne de olsa Eymür bir istihbaratçı, bir şeyi yazıyorsa altında bir neden olduğu için yazıyordur. Verdiği bilgiler kadar vermedikleri, gizledikleri, çarpıttıkları da olabilir. Yazdıklarını o perspektiften okumak lazım) Ünal İnanç hakkında sarfettiği "Emin Çölaşan'ın minik kuşu" tanımı...

Yazının tamamı burada. Kaybolmasın dijital çöplükte diye buraya bir kopyasını ekliyorum:

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Taraf'ın Demirören haberinde üçüncü perde


Taraf’ın Erdoğan Demirören haberleri bugün de devam ediyor. Gazete bir yandan da merkez medyanın suskun kalmasını sosyal medyadaki eleştirileri yayınlayarak yerden yere vurdu.

Mehmet Baransu imzası ile sürmanşetten yayınlanan üçüncü haberde şöyle denildi:

Servetteki soru işaretleri - MEHMET BARANSU - 22.05.2013

 
Mahkeme kayıtlarına göre Arşimidis servetine göz dikiliyor. Ardından sahipleri şüpheli şekilde ölüyor. Servet el değiştiriyor



İşadamı Erdoğan Demirören ile ilgili belgeyi ilk aldığımda, Taraf olarak ne kadar büyük bir işe parmak basacağımızın farkındaydık. Belge iki sayfadan oluşuyordu ancak Cumhuriyet tarihinin sermayeyle, siyasetle kısacası derin devletle olan geçmişini de özetliyordu. Askerî vesayetin yanı sıra sermaye vesayetinin de bu ülkede nasıl oluştuğunun işareti gibiydi belgeye yansıyanlar. MİT ve Genelkurmay belgelerine göre, kendi evlatlarının yanı sıra gayrımüslimlere baskı, şantaj, tehditler yapılmış, sonuçta işlenen cinayetlerle, sermaye el değiştirmişti.

Servetteki soru işaretleri
Bu kirliliğe maruz kalan, mücadele etmek isteyenlerin “Sizi Milli Güvenlik Konseyi’ne şikayet ederiz” cümlelerine bile “Hiç önemli değil. Konsey bu yazıhanede kuruldu” cevabı verilmişti. Yunan mitolojisinde “insanlığın tüm günahlarını barındırdığı düşünülen ve Pandora’ya armağan edilen büyük testide” olduğu gibi bu haberle, Pandora’nın Kutusu’nun açılacağını biliyorduk. Ve o kutu açıldı...

Kız kardeşlerini de mağdur etti

İki gündür aldığım telefon ve maillerin sayısını hatırlamıyorum. Taraf ’a getirilen belgeler, anlatılanlar korkunç. Hikâyeleri dinledikçe, belgelere baktıkça bu ülkede yaşadığıma bir kez daha üzüldüğüm. Demirören’in en yakınlarının anlattıkları, paylaştıkları bilgiler bile insanın tüylerini ürpertiyordu. İddialara göre, sadece gayrımüslimlerin canı yakılmamıştı. Kız kardeşlerini dahi sahte belgelerle mağdur eden bir kişi vardı karşımızda. Mağduriyet ve el konulan servetler.

Lafı uzatmayayım. İki gündür bu ülkenin en önemli kurumlarının raporlarını sizlerle paylaşıyoruz. İşlenen suçları görmemezlikten gelen, kapatan, belgeleri yok eden bir devletin, sanki kendi eliyle büyüttüğü, kullandığı bir “imparatorluğun” hikâyesini satırlara yansıtıyoruz.

Belgeler herkesi susturdu

Gelin görün ki bu ülkenin hükümeti, bürokratik kurumları, medyası, belgelere yansıyanlar karşısında sessizliğe gömülmüş durumda. Üç maymun oynanıyor ortalıkta. Bu oyuna inat, Taraf olarak ilk gün sizlere verdiğimiz “Bu ülkede yazılamayanları yazacağız” sözünün arkasında aynı kararlılıkla duruyoruz. Ve durmaya da devam edeceğiz. Bugün elimizdeki dosyadan Arşimidis şirketinin sahte belgelerle nasıl el değiştirdiğinin kısa hikâyesini sizlerle paylaşacağız. Mahkeme kayıtlarına göre, hikâye Arşimidis servetine göz dikmekle başlıyor. 6- 7 Eylül olaylarının etkisiyle de firma sahipleri Yorgi ve Afroditi Papadopulos’a baskı yapılıyor. Önce adlarına noterden sahte belge düzenleniyor. Belgeye göre bu isimlerden birinin ölmesi durumunda hisseler öteki kişiye geçiyor ve her türlü satış yetkisi de devrediliyor. Yorgi Papadopulos’un ölümün ardından Necdet Çobanlı ve ortağı Erdoğan Demirören, o ölmeden önce hisselerini Çobanlı’ya devretmiş gibi sahte belge düzenliyorlar. Ardından da Yorgi’nin eşi Afroditi ortalıktan kayboluyor. Yunanistan’a gittiği söylense de bu hiçbir zaman doğrulanamıyor. Üçüncü ortak Papadopulos’ların yeğeni ise tehdit ve şantajların ardından hisselerini devretmek zorunda kalıyor. O da kayıplara karışıyor.

İşlem tamam

Mahkemedeki bilirkişi raporuna göre, ortada herhangi bir hissedar ve vasi kalmayınca sahte belgelerle hem şirket hem de tüm mal varlıkları önce Necdet Çobanlı’ya ardından da ortak anlaşmayla Erdoğan Demirören’e kalıyor. Demirören şirketler grubunun halen kullandıkları holding binası, İstiklal Caddesi’ndeki alışveriş merkezi dahil onlarca taşınmaz, sahte tapu kayıtları ve belgelerle Arşimidis’ten Demirören’e geçiyor.

Ölümlerle birlikte sahte belge ve imzalarla her şey halloldu diye düşünülürken, Mersin’den Hüseyin Aslan isimli bir kişinin çocukları ortaya çıkıyor. Babalarının Yorgi’nin kardeşi olduğunu söyleyip, isim değiştirdiğini iddia ediyorlar. Bu iddialarını da mahkemede belgeliyorlar. Bu gerçeğin ortaya çıkmasıyla miras davası mahkemeye taşınıyor.

Mahkeme yaptığı incelemede, Yorgi’nin ölümünden önce ve sonrasında yapılan birçok usulsüzlük ve sahtekarlığı ortaya çıkarıyor. Sahte belgeler, imzalar, noter kayıtları bilirkişi raporuna yansıyor. Öyle ki emniyetten sahte parmak izleri raporları bile alınıyor. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasıyla bildiğimiz oyun devreye konuyor. Mahkeme üyeleri, savcılar, bilirkişiler değiştirilip, gerçekler kapatılıyor.


Merkez medya susuyor ama... - BÜLENT ONUR ŞAHİN  
 

MERKEZ medya her ne kadar Taraf’ın Erdoğan Demirören haberlerini görmese de sosyal medya cinayete kurban giden Arşimidis’in sahibini konuşmaya devam etti

MERKEZ medya her ne kadar Taraf’ın Erdoğan Demirören haberlerini görmese de sosyal medya cinayete kurban giden Arşimidis’in sahibini konuşmaya devam etti. Twitter kullanıcıları medyanın bu haberleri görmemesinden şikayetçi.

@necatiugur Sabah gazeteleri okudum aynı öldürülen Ceylan da olduğu gibi Demirören’den bahseden tek gazete yok. Gerçek gazeteciler ortaya çıkıyor


@halilberkay1 Taraf haberi patlattı dün: Erdoğan Demirören ve bir cinayet ve el konulan mallar. Bugün: mit raporuyla kanıtlandı haber! Susacak mısınız?


@sersgr “Demirören” haberi başka demokratik herhangi bir ülkede olsa; gündeme tsunami etkisi yapardı; Türkiye medyası kulaklarını tıkamış.


@barbarosaltug Başak burcu erkeği Erdoğan Demirören’in bugünkü astroloji durumu: “Nakit durumunuzu etkileyecek beklenmedik gelişmeler söz konusu”


@KMLTAYYAR Anlaşılan Taraf geri dönmüş. Demirören haberine birileri üç maymunu oynuyor. Ama yetmez, elleri arkada dördüncü maymuna ihtiyaçları olacak.


@lebal23 Taraf’ta neler oluyor sorusu Taraf’ı durdurmaya yetmiyor, iki gündür çok çarpıcı haberler Taraf’ta.


@Raspberrylike Taraf’in yayımladığı belgelere karşı Erdoğan Demiroren’in avukatlarıyla verdiği cevaplar sanki bir kaç yıl öncesinin TSK’sını hatırlatıyor.


@ekomanhunt2009 Bu ülkede koca koca servetler nasıl elde ediliyor hep merak etmişimdir, Demirören olayıyla anladım. Boşuna çok mal haramsız olmaz dememişler


@ilhanzeynep Acaba bu ülkede kaç tane Arşimidis olayı var? Ya da emlaki metrukeye konmadan zengin olan var mı etrafta? Herkes bir baksın tapu kayıtlarına.


@Erdal_Dogan_ E.Demirören’in kent mimari kültürünü yok sayan cüret ve gücünü; İstiklalde yaptırdığı AVM ile dün&bugünkü Taraf’ın haberlerinde görmek mümkün.


@MelikDuvakli Taraf’ın 2 gündür bize kanıtladığı şey: “Hukuk, büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı örümcek ağıdır.”

AK Parti iktidarları iftiharla sunar Yaslıada Alışveriş Merkezi

Gerçekten de geçmişin çizgisini sürdürmek istemeyen bir toplumun ‘unutma-hatırlama’ ikiliğinden ‘hatırlama’ yönünde hareket etmesi gerektiği açık. Peki hatırlayalım da, neyi hatırlayalım?

Bugün bu konuda çalışan bilim adamlarının ezici bir çoğunluğu, esas olarak geçmişteki haksızlıkların, mağduriyetlerin hatırlanmasına ağırlık verilmesinden yana. Çünkü, Adorno’nun dediği gibi geçmişi bastırmak ve hatırlamayı engellemek, kurbanları ikinci kez kurban etmek demek. İşte bu yaklaşım, insanlık tarihinde çok yeni bir durum, çünkü bugüne dek toplumsal/ulusal hafızanın kurgulanması, ya kahramanca bir geçmişi referans alarak, ya da bizzat faillerin kurban-mağdur rolünü benimseyerek yapılırdı. Halbuki günümüzün ‘geçmişle hesaplaşma’ politikalarının esasını, bir ulusun kendini kabahatleri üzerinden tanımlaması oluşturuyor.
Ayşe Hür, Taraf gazetesindeki köşesinde 05.10.2008 tarihli yazısında böyle diyor, Hatırlamak ve Unutmak üzerine...

Adnan Menderes, idam edilen bir Başbakan olarak Türkiye'nin geçmişindeki en "hatırlanır" siyasi aktör aslında. (Sağcı) Siyasetçiler yıllarca, onun idam edilmesinin ekmeğini yedi bile denilebilir. Hatta sırf soyadı Menderes olduğu için siyasete atılan iki oğlu olduğunu hatırlamak bile yeterli. (Uzun uzun yazmayalım ama es de  geçmeyelim, benzer bir durum İnönü soyadı için de geçerli)